Derdi nejderimiz? Musabe serimiz ise takva konusuyla devam ediyoruz inşallah. Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'in de Allah indinde en keriminiz yasaklardan en ziyade çekinen kimsenizdir. Azıkların en iyisi günahlardan çekinmektir buyurmuştur. Malumdur ki İslam'da varid olan muttakin, yettekun, ittegu gibi takva kelimesinin müştakatından maksud mana budur. Kuşeri diyor ki takvanın aslı evvela şirkten sakınmak, sonra isyan ve günahlardan, daha sonra da şüpheli şeylerden sakınmaktır. Hazreti Enes radiyallahu anh'ın rivayet ettiği şu hadis-i şerifin manası da budur. Ya Nebiyallah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin en yakını kimdir dediler. O da her müttakinin ceddiyim buyurdu.
Bu güzel huyun ortadan kalkması halinde insanlara savlet edecek fecaatın derecesini öğrenmek isteyenler gitsinler de fuhuşlar, sefahatlar, şenaatler arkasında koşan sefihlerin, sefillerin irtikap ettikleri rezaletlere baksınlar. Görecekler ki manzaraların dehşeti bu hususta bir fikir edinmeleri için kafidir. Kanun bu fenalıkların sadece görünen, bilinen suçlarını cezalandırır. Bizzat iyiliğe teşvik, tergib etmez. Halbuki İslam fazileti bizzat görünen görünmeyen, bilinen bilinmeyen fenalıklardan suçlardan men eder. Vukuundan evvel onlara tehdit ve tebşir yapar. İyiliğe teşvik eder. Doğru yolu gösterir. Emanet. Emanet kendisine verilen her şeyi güzel muhafaza ve yerine göre kullanmaktır. Zıddı hıyanettir. Emanete dair birçok ayet-i celile ve ehadîsi Şerife vardır ki hepsi de İslam nazarında en büyük günah sayılan hıyanet beliyesinden şiddetle nefret ettiriyor.
Sure-i Enfal'de Ey iman edenler sakın bile bile Allah'a ve peygambere hıyanet etmeyiniz. Aranızdaki emanetlere de hıyanet etmeyiniz. Nisa suresinde Allah sizlere emanetleri ehline vermenizi emrediyor. Sure-i Bakara'da kendisine inanılan adam da nezdindeki emaneti sahibine versin. Sure-i Enfal'de Allah asla hainleri sevmez. Sure-i Nisa'da Allah günaha düşkün haini sevmez. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem risalet gelmezden evvel de emanete çok dikkat ve riayet ederdi. Hatta kavmi kendilerine daha çocukluk zamanından beri Muhammedülemin lakabını vermişti. Kuran-ı Kerim müminleri Sure-i Müminunda o müminler ki emanetlerine ve ahitlerine riayetkardırlar ayetiyle tasvir buyuruyor. Sure-i Ahzab'ta Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik. Onu yüklenmekten geri durdular. Ondan ürktüler de insan tuttu, onu sırtına aldı. O şüphe yok ki zalumdur, cehuldur. Ahde vefa.
İslam vade ve ahde vefayı dinin esasatı, erkanı arasına ithal eylemiştir denilebilir. Müminlere bu iki secciyeyi emreden ve aksine harekete katiyen izin vermeyen öyle hadis-i şerifler vardır ki, vaadinde hulfedenler ahdini yerine getirmeyenler için dünyada zilletin, ukbada, aceletin son derecesi amade bulunduğunu ve artık kendilerine saadet ve necat ümidi kalmadığını bildiriyor. İslam vaadinde durmayanları, ahd ve misakı bozanları azap ile korkuttuktan başka onları münafık sayıyor, gaddar diyor. Birçok ayeti kerime ve hadisi nebeviyyede bunların zem olundukları görülür. Ahde vefayı, vadi muhafazayı emreden ayat-ı celilenin bir kısmının mealleri şöyledir. Sure-i Maidede, ey iman edenler, bağlandığınız ahitleri yerine getirin. Sure-i Nahilde Aranızda muahede ettiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin. Bir de Allah'ı kendinize kefil göstererek bağladığınız yeminleri sonradan çözmeyin.