Cinsiyet insanın sıcaklığı yakınlığı, ilgisi, alakası. Tabiatta biz bu ilgi ve alakayı görürüz. Mesela yağmur yağdığı zaman toprağa toprakta öyle bir koku meydana gelir ki bambaşka. Güzel bir koku meydana getirir. İki dostun bir araya gelişindeki zevk gibi neşe gibi yağmurla toprağın buluşması bir mürşittir. Semavatla arzın elbette birbirlerine yakınlığı vardır. Eğer güneş olmasa dünyada hayat namına bir şeyi kalmaz. Diğer yıldızlar neler? İnsanlarla hep münasebet içerisindedir. Kuran azimüşşan'da kelimesi geçer. Bu ayeti celinei cemine'de ülessirin izam efendilerimiz semadaki burçlarla insandaki burçları ünsiyetler birbirleriyle anlaştırır. O burcu insanda sabır, şükür, kanaat, tevekkül, güzel ahlak olarak ele alır. Demek ki insan bu alemden azade değil, bu alemle iç içeyiz. Bunun için iki görüş ortaya koymuşlardır. Bir, mikro alem, birden makro alem demişler.
Mikro dedikleri küçük alem. Şimdi dünyada ne var? Su var, Görüyoruz. Su olmasa hayat biter. Şimdi büyük sıkıntılardan birisi de bu. Su. Konusu. Ondan sonra hava var mı? Var. Ateş var mı? Var. Toprakta var. İnsanda bunların hepsi mevcuttur. Büyüklerimiz derler. Su, hava, ateş, toprak. Zaten insanın, insanın salahı ve bunların birbirleriyle olan insicamıdır. Eğer bunların yapılanmasında bir farklılık meydana gelirse hastalık o zaman zuhur eder. Şimdi baktığımız zaman dünyaya ibretle bakmamız gerekir. Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhiala Aleyhisselam her nereye baksa ibretle bakarlardı, denge bozulur. Mesela Allah korusun hava kesilecek olsa rüzgar kesilse alem kokar. Şimdi insandaki o dört unsura geçtiğimiz zaman insanda ne var? Su var. Tabiatla olan münasebeti hususunda sular taştığı zaman şimdi konuşuyor mesela buzullar eridiğinde ülkeleri bile sayıyorlar.
İşte denizin okyanusun kıyısında bulunan birçok ülkeler değişecek deniyor. Mesela harita farklılaşacak diye sönmüyorlar. Onu biz tsunami olarak gördük. Gördük. Çok şiddetli öyle kuvvetli duvarlar bina ettiler ki yıkılması mümkün değil. Fakat Allah'ımızın gücünün karşısında hiçbir şeyin değeri yok. Olduğu gibi helak oldu. İnsanda da su nedir? Su unsuru onun yaşamını sağlar hem de ruhani. Mesela gönlümüzde imanın suyu olmasa tabii bursu çok önemli suların da kendi arasında derecelendirilmeleri vardır. Çorap su vardır. Ondan sonra o minerallere göre değişir. Tatlı su vardır vesaire. Şimdi bu suyun da iman suyunun da nesi var? Derecelendirilmesi var. Bir taklidi olanı var, bir tahkiki olanı var. Daha da var. Sonra nedir? İman gönlümüzün bir suyudur. Eğer çekilecek olsa Allah muhafaza etsin ebedi helaktir. Mesela Huzzatı İlahiye Allah'ınızdan Celle Celalühü manevi bir coşkunluktur o.
Şimdi arabanın benzini olması yürümüyor. Bizim ruhi hayatımızın gelişimi bu ilahi sulara bakıyor. Manevi yoğurt sularına, varidata bakıyor, tecelliyata bakıyor, tarifi mümkün değil. Hep bunlarla ruhumuz kemale eylerimizin. Bu apaçık dünyada görünüyor. Mesela bir kimse öldüğü zaman bakıyorsun bir tahta gibi, birkaçtan ibaret. Ne ses var ne sada var, ne duyuyor, ne görüyor ama bizim burada mühim olan o cesedin taşımış olduğu ruhtur, ruhun güçlenmesi. Ruhun bu gıdayı alması, su dendiği zaman su her şeyin hayatı sudur. İnsanın gönlünde o ilahi ırmaklar akmasa o bu ırmaklar bu denizler bu deryalar onun yanında bir damla bile kalmaz hiçbir şey ifade etmez. O bölümdeki tecelliyat suları tarifi mümkün değildir onun. Ancak yaşanabilir. Şimdi bu yerine göre su taştığı zaman ne yapıyor? Tehlike meydana getiriyor. Mesela o kadar dikili araziler vesairiler yok olup gidiyor.
Bizim bu vücudumuzdaki su unsuru nefsimizin elinde olursa yakar yakar. Hiç manevi halimizi koymaz. İbadetle taatimizi olduğu gibi götürür. Nefsin elinde olursa taşkınlık yaptığı zaman bizim ilahi hayatımıza çok büyük zararlar meydana getirir. Ruhun elinde olursa hayattır. Ruhun elinde olduğu zaman bizim su vücudumuzdaki su unsuru hayat verir. Bize hayat verir. Gördüğü eşyada esrarı seyreder. Kulakları Allah'ımızın yaratmış olduğu mahlukun eşyanın birikinlerini duymaya başlar. Aynen bunun gibi. Mesela hava rüzgar bazen bu hortumlar neler görüyoruz. Daha gelmeden önce haber veriyor aman tedbir alınsın diye. Evleri de barkları da ağacı da kökünden söküp yok edebiliyor. Bir rüzgar. Daha bunun çok çeşitleri var. Helak ettiği kavimler bile var. Rüzgarda helak olan kavimler bile var. Bizim vücudumuzda da aynı öyle.
Eğer hava unsuru nefsimizin elinde olursa bizim ruhani hayatımızda elbette ki büyük tesirler oluşturacaktır menfi şekilde. Yok eğer ruhun elinde olursa ne olur? Manevi esintiler olur. Manevi esintiler olur. Esinti olduğu zaman bakarsınız bir ağacın meyveleri dökülür. O ilahi esintilerle Allah'ımızın lütfettiği nimetler gönüllere inmeye başlar. Çünkü Rabbimizin nefası buna biz nefes ifade etmekten haya ederiz. Nefha diyeyim anlaşılsın veya anlaşılmasın. Çünkü Rabbi Zülkelalimiz o. Nasıl bir benzetme yapılabilir ki? O kendine mahsus, nefrası yayılır, ona gönlü açık olan kimselerin ruhunda bambaşka güzellikten, istirahatiler meydana getirir. Bu esintilere ne olacak? Kalbimiz açık olacak. Çünkü bu esintiyi alan kimseler de var almayan kimseler de var. Ona kapalıysa nereden alsın? Elbette ki alamayacaktır. Bu bölünün açıklığıyla alakalıdır. Sonra ateş unsuru var.
Bakıyoruz bu ateş yakıp yıkabiliyor. Ormanları biz gördük. Hepimiz müşahede ettik. Bir ateşle memleketin akciğerleri diye tarif edilir, ormanlar yok oluyor, helak oluyor ve büyüyüp sıkıntılar açıyor. Mevsimde bile sıkıntılar açıyor. Yağışlarda bile sıkıntılar açıyor. Bizim de aynen vücudumuzda bulunan ateş unsuru var çünkü ateş yok değil insanda mevcut. Bak sıcaklık var elimizde. Öldüğü zaman donup kalıyor. Bundan bileceğiz. Şimdi nefsimizin elinde olduğu zaman ruhi hayatımızda zararlar meydana getiriyor. Eğer ruhun elinde olursa ateş unsuru gönlü Allah diye yanıyor. Bu Cemil Baba Hazretleri vardı Rahmetullah Ali. Bu bir yere gelmiş. Evinde kaldığı kimseye şunu tembih etmiş. Aman buz ver bana diyormuş. Buz ver. Buz ver. O ilahi aşkla yanmanın neticesi bak ateş ruhun elinde olduğu zaman bu bizim vücudumuzda mevcut olan bir unsurdur.
İlahi aşk olarak kendini gösteriyor, Efendimize muhabbet olarak kendini gösteriyor. O seyranlının Medine'ye olan yolculuğunu okuduğumuzda görürüz. O ilahi ateş kendisini ne hale getirdi? Ahmed Er Rıfai Hazretleri'nin gönlündeki o ateş Efendimizin huzurunda beyitler okuttu. Mübarek yedi saadetine kapanmaya vesile oldu. O ateş aşığı maşukuna kavuşturdu. Mevlasına kavuşuyor. İlahi nimetlere erişiyor. Ateş unsuru eğer ruhumuzda olacak olursa gözünde de yaş olarak meydana geliyor. O bir yaşta deryalar gizli, okyanuslar gizli. Öyle bir gözyaşı ki onda rahmet ve mağfiret mevcuttur. Rahmet ve mağfiret, mevceleri rahmet ve mağfiret denizleri, okyanusları mevcuttur o gözyaşında. Tabii onun akış şekilleri vardır. Kimisi derdinden eleminden sıkıntısından vay başı vay dişim der ağlar. Kimisi bir dostundan uzaklaşmış onun için ağlar, kimisi de ilahi aşkla ağlar, günahından ağlarlar.
Bir de ilahi aşkla gelen bir ağıt var ki o şurura dünyaları verse insan erişemez o nimete. Onu bazı murakabe eğilleride yaşarlar. Onlar öyle bir Cenabı Hak'la münasebetleri var ki o münasebetin neticesi gözlerinden akan yaşın zevki tarif edilemez. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım bak sadece okumakla olmuyor bunlar. Okuduklarımızı amele geçirmedikçe amel, iflas olmadıkça ihlasla muhlasa erişmedikçe mümkün değil. Onun için Yunus Emre okudum bildim deme diyor. Mühim olan marifetullah'ı tahsil edebilmek. Biz okuyabiliriz. Ama o Hace Ubeydullahi Ahrar Hazretleri gibi olursa diyoruz. Elif Lam Mim ra'd, gaz vesaire. Mim. Öyle diyor derya açıldı ben anlatamam diyor. Asıl okuyuş bu. Deryalar diyor gözümün önüne serildi diye ifade ediyor.
Demek ki bu ateş unsuru nefsin elinde olursa bizim ne evimizde hayat kur başta nefsimiz, ne komşularımızla münasebetimiz kalır, ne de insanlarla ne evlatlarımızla hiçbir şeyden münasebeti koymaz. Bir kimse anlatıyor. Benim diyor babamda böyle bir teevvür vardı. Teevvür kasap hali. Çok diyor böyle hitkırıldım bir babaydı diyor. Biz karşısında ne yapacağımızı şaşırırdık diyor. Hepsi ateş unsuru nefsin elinde olursa her şeye kızar, her şeye darılır. Bilim diyor eve geldik Babamızda olan o ateş unsuru nasıl sündüyse diyor sanki İbrahim Aleyhisselam'ın Essayabille halim ya Evvahun halim Yani o ateş unsuru ruhun elinde olursa ediyor. O sular neler kandıramıyor? Bunu biz şiirlerde bile görüyoruz. Deryalarla bile kanmam diyor mesela. Şiirlerden geçer Yunus Emre'nin. Bunu Yaman dede de söyler. Vücudu onun kalbi ilahi aşkla yanmış. Vefat ederken de ateşli bir hastalıkla yürüyor.
Ateşini indiremiyorlar. İlahi aşk ateşi o. Biz buralara değil de mevzuyu toplamaya çalışalım. Demek ki bu ilahi aşk ateşi olduğu zaman şimdi değişti tabii şekilleri biçimleri çalışma tarzları. Eskiden trenler nileri çalıştırırken kömürler de çalıştırırlardı. Bir misal olsun diye söylüyoruz. Mesela bir uçağın dahi bir füzenin dahi çalışması nedir? Ateştedir. O benzin ateşleniyor da o zaman onu yürütüyor. O ilahi aşk ve ateş olmadan yürümek de zor. Eğer Mevlana'mız o hale gelmişse ilahi aşkla meydana gelmiş. Yunus Emre'leri öyle. Sağda Tikrem Efendilerimiz, mürşid-i kamillerimiz Mesela yanı başımızda Kayseri'de Hacı Şaban Efendi Rahmetullah Ali Hazretleri öyle bir ilahi aşkla yanıyor ki bir mendil bir mendil suya batırıldığı zaman nasıl her tarafı su oluyor, şapır şapır su damlıyorsa asıl budur işte. Asıl tahsil de budur. E tahsil yapan da bir kimse medreselerde bitirmiştir.
Bitirmesine gerek mi var? Efendimizle münasebeti her zaman beraber o ilahi aşk ateşi olmasa veli bükülmüş vaziyetteydi. Gözünün ucuyla ihvana baktığı zaman hep Allah diye feryat ediyorlardı. Neden Efendimizi görünce Efendimiz fakülteler mi bitirdi? İlahi fakülteler bitirdi bu. Bahçede çalışan kimseye işiniz olsun dediği zaman adam ağlıyor. İşte bizim camimizde bir ara müezzinlik de yaptı. Hacc Abdüllamacağımıza diyor ki Hacc Abdüllamcan diyor efendimi gördün mü dayanamıyorum alıp geliyor diyor. O ilahi aşktır. İlahi ateştir. Bak camideki cemaatler azarlıyor. Bunu sadece bura değil, buraya dışarıdan geliyorlar zaten. İçeridendir. Allah'ımızın takdir ettikleri. Neden? Gönlünde bir ateş yok. Gözde bir yaşlı yok. Hep bundan oluyor. Bakıyoruz şimdi bahçemizin suyu yok. Ondan sonra diğer görevler de yerine getirilmeyi de koruyor. Onun gibi.
Bu ilahi aşk ateşi suyuyla birlikte zaten o manevi olan su bir ayrıdır. O kabiliyetlere göre gelir. İnsanın istidadına göre gelir. Es'ad-i Erbili Hazretleri'nin kalpte Sallallahü Sırrı huzurunda bir evladı gönül alemi açılıyor ve orada bulunan dirgahtaki ihvanın hallerine şahit oluyor. Bakıyor birilerine deryalar gibi ilahi rahmet geliyor. Birilerine ırmak gibi geliyor. Birilerine çay deriz onun gibi. Birilerine bir arkadan akan su gibi. Bazılarında biz mahalli tabir olarak frezdirler. Ona giren su gibi bazısına damlıyor. Bizim gibi olanlar da siz deyin. Onlara da bir şey yok. Esad El-Bini Hazretleri evladının bu haline şahit olarak buyuruyor ki evladım herkes kabiliyetine göre alıyor. Şurada bu bardağı bu bardak olarak kabul etse ne kadar su aldı bu? Bu hacmine göre aldı. Onun için rabıta dersini tarif ederken mürşid-i kamilimiz ne buyuruyor?
Kalbinizi bu dünyanın genişliğinde farz edin. Ashabı sofrada oturmuş doktorlardan birisi Sami Efendi hazretlerine de yakın. Orada itikafta bulunuyor. Fakat bir nur içine inmiş ilahi bir rahmet mağfiret. Nasıl tarif ederse onu? O nuru ilahi inince kendinden geçmiş. Sağa Yani sağa gitse de rahat edemiyor, sola gitse de yanıyor böyle. Üstadımızla da hemen hemen yaş itibariyle bir sayılır. Efendimizin kemalatını biliyor ama, efendim diyor böyle bir hal aman ha gönlünü çok geniş düşün. Bu dünyaları geç geniş düşün diyor. Bak ilahi rahmet nasıl iniyor. Hamileliklere göre herkes bir olmaz. Öyle olmuş ki Güneydoğu Bağdadi hazretlerine sırrı sakati gönlünü açmış. Halbuki müridi olur. Müridi olmasına rağmen Allah'ın huzuruna o kabiliyeti ihsan etmiş. Muhammed Bahaüddin Hazretleri'ne üstazı diyor ki biz bu ilahi sularla sulanmayı düşüneceğiz. Bak ne nimetler var.
Bir erişebilsek diyor ki evladım diyor üstazı bu bir teşbihtir, bu bir benzetmedir, seni doyuracak benim mememde diyor ilahi feyizler kalmadı öyle bir kabiliyetim var ki emdin tükettin diyor. Kendine başka şeyler arat diyor. Bu binde bir. Bu kaide dışı Allah'ımızın lütfettiği insan ne bir belli olmaz Cenabı hak vermiş, ihsan etmiş. Size bir misal anlatırım vakit geçmesi hemen söyleyeyim. Böyle huzuruna varırsınız şunu söyler. Dervişler dervişler bir araya gelmişler. Bir fırın ekmek yemişler. Daha yok mu demişler? Bunu söylüyor. Sami Bendi Hazretleri'nin seçkin evlatlarından birisi Onunla bir olan bir kimseden diyor ki baba halini bize lütfeder misin? Öyle bir rahmete mazhar ki haydi verdim diyor, üç gün diyor düşümü yerden kaldıramadım ilahi rahmete ne kadar mazharsa diyor. Bak bir fırın ekmek diye bunu konuşuyor.
Şu ilimleri amele ihlasa, ihsane ve takvaya götürürsek o zaman faydalı olur. Yoksa kibir olur benlik olur. Daha bunun misalleri pek çok demiş için suyu, havası, ateşi, toprak. Mesela toprak. Bir bakıyoruz toprak hiç verim alınmıyor topraktan. Nadasa bırakılsa yine güzel. O dinleniyor toprak. Onun içindeki artık biz ancak bu şekilde diyebiliriz. E o vitaminler diyelim biz. E o vitaminler onları temin ediyor. O bileşiklerdir aslında vitamin dediğimiz bileşikler. Onları sağlayınca o zaman biraz ondan fayda hasıl oluyor. Mesela toprağın öylesi var ki emin ol taşı atsan git, neredeyse bitki gibi içecek. Çok verimli bir toprak. O verimli toprak nedendir? Aleyhisselatu Vesselam benim buyuruyorlar ki Allah'ın zikri ile diliniz ıslısı olsun. Kainatta gösteriyor Cenabı Hak. O nemleniyor. Gündüz ateş gibi sıcak, gece ise havanın soğumasıyla nemleniyor. Nemlendiği için o kuru kalmıyor.
Islak hal meydana geldiği için ondan yılda üç defa ürün alınıyor. Allah'ımız kuluna eğer citrullah ile nemlenirsek esane Her zaman ürün veriyor. Mevlana'mız bir lira gelmiş. Diyorlar ki efendim, sizi biz ziyaret diliyoruz. Onun halkın da size bir ihtiyacı var. Size ihtiyacı var. Bizden öyle bazı nasihat etmeyiz diyor. Sadece kürsüye çıkmış. Kavuğunu şöyle bir döndürmiş. Feryadı kanlar başlamış dedemin Esad El birliği Hazretleri ile münasebetinde bir dtiye kutusu var, onu gönderiyor, kalbi zikrediyor. Mevzu uzun. Şimdi eğer toprak unsuru nefsin elinde olursa dal gibi olur. Hiçbir şey yetişmez. Eğer ruhun elinde olursa görünce senede üç defa ürün veren toprak gibi her an ürün veriyor, tecelli ürünü veriyor. İlahi aşk ürünü veriyor. Velayet ürünü veriyor. Nübüvvetten nasip alan ürün o anlatılamıyor işte. Nübüvvetten bir iz bizim gibi kimse değildir o.
0 gönlü hakka aşık olan insanların bir anda kapabileceği ikramdır.