Sünnet nedir? Dinimizin iki ana kaynağı vardır. Kuran ve sünnet. Ne Kuran'sız bir İslam, ne de sünnetsiz bir İslam düşünülemez. Bunlar hiç şüphesiz birbirlerini tamamlarlar. Sünnet kelimesinin lügat manası adet, makbul olsun veya olmasın, takip edilen yol, yüz yahut gözün görünen kısmı, siret, tabiat manalarına gelir. Bu lugavi anlamı, sözlük manası. Bir de ıskilahi anlamı var ki dinimizde, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden bize kadar senetleriyle nakledilmiş bulunan söz, fiil ve takreleridir. Söz mübarek kelamlarıdır. Fiil bizzat yaptıkları tavır ve hareketleridir. Yaparak gösterdikleri tavsiyelerdir. Takdir de huzur-u Muhammedilerin de, sallallahlarcının, yapıldığı zaman men buyurmadıkları. Hiç şüphesiz sünnet Allah'ımızın kitabına dayanır. Sünneti seniyye de Kuran-ı Azimüşşan gibi bağlayıcıdır. Sünnet Kuran'dan sonra İslam'ın ikinci ana kaynağıdır.
Hatta Kuran'la birlikte İslam'ın ana kaynağıdır. Demek daha doğru olur. Çünkü Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bana Kuran'la birlikte onun gibisi sünnet verildi, buyurmuştur. Kuran Kuran-ı Kerim Resulullah'ın bütün sözlerinin hak olduğunu, hatalara karşı korunduğunu belirtir. Necm suresinde o hevasından konuşmaz. Kendi arzusu ile konuşmaz. Onun konuşması kendisine yapılan bir vahiy hiledir. Nitekim biz size ayetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, siz kitabı, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızda bir peygamber gönderdik. Başta İmamı Şafii Yani olmak üzere birçok ulema-i kiram ayette geçen hikmetten muradır. İmamı Şafii Efendimiz Rahmetullah Ali olmak üzere birçok ulema-i kiram ayette geçen hikmetten muradın Resulullah'ın sünneti olduğuna ittifak etmişlerdir.
Sünneti Seniyyenin Kuran Azimüşşan'ı beyan buyurduğu ifade edilir. Efendimizin üç yönü var Sallallahu Aleyhi ve Sellem, tefsir yönü var, tebyin yönü var, teşri yönü var, birkaç şekilde izah buyrulur. Tefsir Kuran Azimüşşan'ı açıklıyorlar. Tebyin anlaşılmayan yönlerini beyan ediyor, anlatıyor. Mesela namaz kılın buyuruluyor ama kaç rekat olduğunu efendimiz bildiriyorlar. Aynı zamanda tebliğ, şimdi ifade edilmiş oldu. Tefsir yönü, Tebliğ, Tebyin, Tebyin yönü, bir de tebliğ Efendimiz kendisine Rabbi Zülcelal'imizin bildirdiği emirleri insanlığa duyurmuştur. Şimdi bu izahlara gidersek, temeli oturtamayız biz, temeli oturtmamız lazım. Kuran-ı Kerim'de Habibim, biz sana da Kuran'ı indirdik. Ta ki insanlara kendilerine ne indirildiğini beyan edilesin ve ki onlar da iyice fikirlerini kullansınlar. Nahl Suresi. Bir başka ayet-i kerimede Kuran'ı açıklamakta bize aittir.
Efendimizin Kuran'ı açıklama yönü var ya onu izah etmiş oluyoruz Kuran Azimüşşan'ı. Sonra onu Kuran'ı açıklamakta bize aittir buyrulmuştur. Müfessirler buradaki açıklamadan murat Peygamberimizin tebliğ ve tefsiridir demişlerdir. Ayete göre Peygamberimizin beyanı yine Allah'a dayanıyor. Dolayısıyla peygamberimizin beyanı, sünnetin Kuran'ı tefsiridir. Nitekim Hazreti Aişe radiyallahu anha'dan gelen bir rivayette peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Cebrail'in kendisine öğrettiğinden başka Kuran'ı tefsir etmezdi buyrulmuştur. Bazı usulcüler Resulullah'ın beyan vazifesini iki kısımda mütalaa etmişlerdir. Birincisi Kuran-ı Kerim'in kapalı olan ayetlerini açıklar. Bu müphem diyoruz ya, kapalı olanı açıklar. İkinci kısım ise Kuran'da olmayan yeni ahkam ve adap getirir. Kuran'da olmayan demişler ve ikna edici izalar getirmişlerdir. Mevzu biraz uzun.
Şimdi Araf Suresi'nde Kuran Azimüşşan'ı verirseniz, yüz elli yedi diye hatırlıyorum, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de helal ve haram olabiliyor. Allah'ımız buna bu imkanı lütf etmiş. Bunu izah ederken yine müfessirini izam buyuruyorlar ki evet yüz elli yedi ve yüz elli sekiz esami. Helal olanları, helal olanları emir buyuruyor ve çirkin olanları pis diyor ve bu kelime uygun düşmüyor. Ne güzel Arapça'da necis. Olanları da yasaklıyor. Mesela ehli merkep etini Efendimiz yasaklarlar, muta nikahını kaldırdılar, bunun gibi. Efendimizin bu yönlerini anlatmamızdan gaye ve sebebi yeri geldikçe söylerim. Şatibi bu konuda şöyledir. Hüküm çıkarırken yalnız Kuran'a bakmak ve onun bir açıklaması olan sünnete bakmamak doğru olmaz. Çünkü Kuran külli hükümleri ihtiva eder. Namaz, zekat, hac, oruç ve benzeri emirleri açıklamak için sünnete bakmak zaruridir.
Kitap çekirdek hükmünde ilkeleri ortaya koyduğundan teşri düzlemde resuller de haram kılıp emretme, vacip kılma yetkisine sahiptirler. Sünnete ittiba aynı zamanda bize Rabbi Zülcelal'imizin de bir emridir. Nasıl ki ahkamında Kuran'a uymak vacipse, sünnete de aynı şekilde uymak vaciptir. Sünnet de Kuran gibi haram eder ve helal eder. Onun da aynı kitap gibi teşri yetkisi vardır. Kuran-ı Kerim'de yani biraz önce dedi zaten teşri yönü deyince, o da helal ve haramları beyan edebilir. Resul size sallallahu aleyhi ve sellem, neyi getirdiyse onu alın, sizi neden nehyettiyse ondan sakının başında okumuş olduğumuz ayeti celle. Onlara tayyipleri helal eder, habis olanları haram eder. Yine okuduğumuz Araf suresindeki ayet-i melekler. Allah ve Rasulü, Allah ve Rasulü bir şeyi de işte hükmettiği zaman mümin erkek ve mümine kadınlar için işlerinden seçme hakkı yoktur.
İşte şunu alırız, şunu almayız diyemez. Ahzab suresi otuz altıncı ayeti celli. Allahü zülcelal, Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem Allah tarafından gönderilen şeyleri nakletmede güvenilir olduğunu ve bu hususta hile yapmasının muhal olduğunu ifade eder. Çok önemli bir Ayet-i celleyi okuyacağım. Kırk dördüncü Ayet-i celîle. Habka suresinde kırk dört ile kırk yedi. Ayet-i celîle. Çok mühim. Eğer Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem kendinden bazı sözler uydurup da bizim söylediğimizi iddia etseydi, elbette onu kuvvetle yakalar, sonra da can damarını keserdik. Hiçbiriniz buna da mani olamazdı. De ki eğer siz Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı mağfiretle örtsün. Allah Gafur'dur ve Rahim'dir. Kim Rasule itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur, buyrulmuştur.
Sünnete müracaatın önemi hususunda da şu ayetler sünnetin bulacağı çözüme gönül hoşluğu ile uyulmasını imanın şartı ilan etmiştir. Şu ayetler sünnetin bulacağı çözüme gönül hoşluğu ile uyulmasını imanın şartı olarak ifade Allah'ın izni ile itaat olunması için gönderdik. Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem, hakem tayin edip sonra sen senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan olduğu gibi kabul etmedikçe inanmış olmazlar. Nisa müracaat olarak ilan etmektedir. Peygambere itaat eden sallallahu aleyhi ve sellem Allah'a itaat etmiş olur. Nisa Suresi ayet seksen. Şu ayet efendimize muhalefet edenlerin, mariz kalacağı, sakat kalacağı fitneyi haber veriyor. Onun buyruğuna aykırı hareket edenler başlarına bir belanın hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar. Nur suresi altmış üç.
Ayet celleler pek çok yalnız ana esaslar üzerinde durmak istiyorum. Bize Kuran yeter denirse eğer, şimdi bunu anlatmaktan maksat şu bize Kuran yeter deniyor ya, şimdi Kuran'da da bazı ayetler çıkartılıyor. Hassasiyetle üzerinde durduğumuz bu, size menkıbeler anlatamadı. Size geçtiğimiz günlerdeki Abdullah bin Mübarek Hazretleri'nin bir çobanla konuşması gibi izahlarda bulunmayışının sebebi bu. Artık Hadis-i Şerifler bitti, Allah'ın kitabında bile eksiltmeye, şu şu ayetler bu zamana ait değil deme gibi çılgınlıklar ortaya çıktığı için böyle konuşuyor. Bir yerde bulunuyordum, böyle konular açıldı. Orada bulunanlara şunu dedim, dedim, siz mesul değilsiniz. Sizin üzerinizde vebal yok. Asıl vebal bizim üzerimizde. Biz bunu anlatmazsak, duyurmazsak asıl mesul biziz. Birinci derecede mesul biziz. Bilen kimselerimizin hususi bu konuda araştırma yapmadan üstün körü geçmeleri.
Mesela biz sufi anlatırken diyoruz ki devrinde en önemli işine ise onu haber veren bunlar artık iyice kokmaya ve etrafı almaya başlıyor. Efendimizi belli bir tarih içerisinde, belli bir çerçeve dahil edip, onun dışına çıkarmama gibi hareketlere karşı mutlak bizim kardeşlerimiz, ulema-yı kiram ehli sünnet olan ulema-yı kiram yürüyecekler. Allah'ı ve peygamberini inkar eden, Allah'a peygamberinin arasını ayırmak isteyen bir kısmına inanır, bir kısmını inkar ederiz diyerek Kuran'dan alınarak kitaplar çıkartılıyor sevgili kardeşlerim. Nisa yüz altmış. Ayet-i Celileyi size bizzat göstermek istiyorum. Yalnız yüz altmış olmasa gerek, bakalım, Ayet-i celile yüz kırk sekiz deme. Itibaren devam ediyor resemle. Müminlere gelince Allah'a ve peygamberlerine iman ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince işte Allah onlara mükafatlarını yakında verecektir.
Allah çok bağışlayıcı ve çok esirgeyici. Mutlak bağışlayıcı mutlak esirgeyicidir. Ebu Davud'da geçen bir rivayete göre haberiniz olsun, bana kitap ve onun benzeri sünnet verilmiştir. Haberiniz olsun koltuğuna kurulmuş karnı tok, birilerinin refah ve keyif ehli olanlar şöyle diyeceği gün yakındır. Size Kuran yeter helal nev'inden, onda ne varsa onları helal bilin, haram nev'inden onda ne varsa onları da haram kabul edin, böyle diyenlerden sakının. Tirmizi'de kaydedilen rivayette şu ziyade vardır. Muhakkak ki Rasulullah'ın haram ettiği sallallahu aleyhi ve sellem tıpkı Allah'ın haram ettiği gibidir. Şu halde bu konuya açıklık getirmek icap ederse Ashab-ı Kiram'dan İman İbn Husayn radiyallahu anh Rasulullah'tan hadis rivayet ederken bir adam atılarak ey Ebu Nuceid bize Kuran'dan anlat der. İman adama şu cevabı ver. Sen ve arkadaşların Kuran okuyorsunuz, bana söyler misiniz?
Namaz ve namazla ilgili hükümler nelerdir? Keza altın, deve, sığır ve diğer çeşit mallara terettüp eden zekat ne miktardadır? Ben Resulullah'ı gördüm sallallahu aleyhi ve sellem, sen görmedin. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize zekatı şöyle şöyle vermenizi emretti. Bu açıklama karşısında ikna olan bu adam bana hayat verdin. Allah Celle Celalüh de de sana hayat versindir. İşte Kuran-ı Azimüşşan'da namaz kılın, zekat verin buyuruyor, haccedin buyuruyor ama bunların kaidelerini, esaslarını biz Efendimizin sünnetinde, ehadisi Rahmetullahi kim Resulullah'ın hadisini reddederse bu kimsenin helak olmasına ramak kalmıştır. Ümeyceye kadar bir zaman kalmıştır. İmam Malik Rahmetullah Ali, sünnetler Nuh'un gemisidir. Kim o gemiye binerse kurtulur, kim binmezse boğulur.
İmamı Şafii Efendimiz Rahmetullah Ali, Resul-i Ekrem'den bir hadis rivayet ettiğim halde o hadisten başka bir hükme varırsan beni hangi gökyüzü gölgelendirir, hangi yeryüzü beni taşır. İmam Ebu Hanife rahmetullah aleyh şöyle demektedir, içlerinde hadisle meşgul olanlar bulunduğu müddetçe insanlar salah içerisindedirler. Ne zaman ilmi hadisin dışında Allah'ın Celle Celalühu dini ile ilgili bir konuda şahsi görüşünüze göre hüküm vermekten sakınınız, sünnete tabi olunuz, kim sünnetten ayrılırsa sapıtır. Şunu çok düşünürdüm, bu adap kitaplarında bunu Sami Ramazanoğlu, Kaddafi Sallallahu ve üstadımızla beyan buyuruyorlar. Başta itikadın tashihi, inancımızın düzgün olması Kuran'a, sünnete, Ashab-ı Kirama ve ehli tahkike, hakikat ehli ulema-yı kirama uygun düşmesi icap eder. İkincisi farz, vacip, sünnet, müstehap bunları öğreneceğiz.
Üçüncü olarak da nefsimizi bununla amel etmekle birlikte, dördüncü olarak da nefsimizi tezkiye, ıslah ve irşad ile meşgul olmak. Ne kadar mühimmiş üzerinde durdukları konu, tabi bu şimdi ortaya çıkmaya başladı. Elimizden geldiği kadar itikadi esaslara riayet gireceğiz.