Değerli Nevcilerimiz, Nevşehirlerimiz, Rasulullah'a ikramen kabak getirilmişti. Rasulullah onu yemeye başladı. Enes der ki: Ben Rasulullah'ın onu yediğini gördüğüm günden beri kabağı sever oldum. Sahih-i Müslim'de Cabir radiyallahu anh, Nebi sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuşlardır: Kim soğan, sarımsak ve pırasa yerse bizim mescidimize yaklaşmasın. Çünkü Ademoğullarının ekserisinin eza duyduğu şeylerden melekler de eza duyarlar. Buhari ve Müslim'in ittifak ettikleri bir hadis-i şerifte ise Cabir radıyallahu anh'dan rivayet olunduğuna göre, Nebi Sallallahü Aleyhi ve Sellem, sarımsak ve soğan yiyen bizden sunulursa onu reddetmemelidir. Çünkü yükü hafif, kokusu güzeldir, koklamalıdır. Yine hadiste varid olduğuna göre kırmızı bir gülü koklayıp da bana salavat getirmeyen bana cefa etmiş olur.
Ebu Musa El-Eş'ari radıyallahu anh'ın Enes bin Malik radıyallahu anh'dan rivayet ettiğine göre: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardır: Kuran okuyan mümin, portakala benzer. Hem kokusu güzeldir hem de tadı güzeldir. Kuran okumayan mümin hurmaya benzer. Kokusu yoktur, tadı güzeldir. Kuran okuyan münafık, fesleğen çiçeği gibidir. Kokusu güzeldir fakat tadı acıdır. Kuran okumayan münafık da Ebu Cehil karpuzu gibidir. Münafık da Ebu Cehil karpuzu gibidir. Hem kokusu yoktur hem de tadı acıdır. Yine hadiste varid olduğuna göre üç şey vücudu ferahlatır ve ferahı artırır: Güzel koku, yumuşak elbise, bal şerbeti. Bir şey içilirken riayet Bunlar tevazua daha elverişlidir. İbn Abbas Radıyallahu Anhuma cam bardaktan içmeyi severdi. Çünkü içindeki dışından görünür. Mümin altın ve gümüş ve sarı kapları kullanmaktan sakınmalıdır. Kabın ağzının örtülü olması sünnettir.
İnsan Kabın kırık yerinden, gedik yerinden içmemelidir. Orası pislik toplanan yerdir, kulpundan da içmemelidir. Akşam olunca kapların üsleri örtülür. Mataraların, testilerin ağzı kapatılır. Kapılar kilitlenir. Vakittir. Su içecek kap bulamayan avcuyla içsin. Kab bulduysa sağ eline alsın. Allah'ın emriyle Allah'ın ismini an anarak bereketle içsin. Ve onu içinde temizlik, hayat ve bereket kılması için Allah'a dua etsin. Suyu üç nefeste nefeste içmelidir. Birincide Allah'ın bu nimetine şükreder. İkinci nefeste, kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınır. Böylece şeytan suya ortak olmaz. Üçüncüde, de onu Allah'ın şifa kılması için dua eder ve her defasında Allah'a hamdeder. Kim suyu böyle içerse, su onun karnında tesbih eder. Ayakta su içmemelidir. Çünkü bu istifrayı istemek demektir. Fakat zemzemin ayakta içilmesinde bir beis yoktur. Aç karnına su içmemelidir. Çünkü bu kuvvetten düşürür.
Suyu az az içmelidir, ağır ağır içmelidir. Hızlı içmemelidir. Çünkü bu karaciğerde ağrı yapar. İçtiği suya solumamalıdır. Soluyacağı vakit bardağı uzaklaştırmalıdır. Suyu bir defada içmemelidir. Bu, dört ayaklıların adetidir. Üç defada ve besmele, istiaze ve hamdele ile içmelidir. Hastalıktan uzak olan, şifa bulunan ve susuzluğu kesen şekli budur. Müslüman, Müslüman kardeşinin artıyla teberrük etmelidir. Hus etmelidir. Hususiyle alimler ve evliyanın büyüklerinin artıklarıyla teberrük edilir. Bir cemaate su dağıtılırken evvela büyüklerine verilir, sonra diğerlerine verilir. Su dağıtan ise en sonra içer. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem hane-i saadetlerinde su dağıttığı vakit en sonra kendisi içeride. Kavmin efendisi onlara hizmet edendir, hadisi şerifini böyle bir vakitte söylemiştir. Su bardağı sağdan başlanarak dolaştırılır. Sağdakinin sağındaki müsaade etmedikçe soldakine verilmez.
Güzel koku reddolunmadığı gibi, zemzem de ikram olunduğu vakit reddolunmaz. Suyu içtikten sonra suyu rahmetiyle tatlı, soğuk ve temiz kılan, günahlarımıza bakıp da tuzlu ve acı kılmayan Allah'a hamd olsun demelidir. Hadiste varid olduğuna göre, kimin günahları çok ise su dağıtsın, Allahu Teala onu rahmet duaları sayesinde affeder, buyrulur. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem zevcesi Aişe radıyallahu anha'dan rivayet olunduğuna göre şöyle anlatır. Dağılırdı. Yine böyle bir durum olduğunda Aişe radiyallahu anha bir kap istedi ve telbine yapılmasını emretti. Sonra tirit yapıldı. Telbine onun üzerine ağır ağır döküldü. Aişe üzerine ağır ağır döküldü. Aişe der ki, bundan yiyiniz. Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden işittim şöyle buyuruyordu: Telbine hastanın gönlünü dinlendirir, teselli eder, hüznünün bir dinlendirir, teselli eder, hüznünün bir kısmını giderir.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Çörek otu ölümden başka her hastalığa şifadır buyurmuşlardır. Ölüm geldiği vakit onun devası yoktur. Soğuktan mütevellit hastalıklara bilhassa iyi gelir. Çünkü tabiatı hararetlidir. Faydaları çoktur çörek otunun. Susuzluktan mütevellit kaynaklanan yanmayı giderir. Karındaki ağrıları giderir. Göze arız arız olan suyu izale eder. Kavrulup mavi bir beze konularak bir müddet koklanırsa nezleye iyi gelir. Baş dönmesine iyi gelir. Boğazdaki pürüzleri giderir, sesi açar. Giderir, sesi açar. Sirke ile yenildiğinde balgamın sebep olduğu hastalıklara iyi gelir. Diş ağrıları için sirke ile gargara yapılırsa ağrıları keser, idrar söktürür. Sütü güzelleştirir, inceltir. Çörek otunun yağı ihtiyarlığı geciktirir. Sakal bitmesini çabuklaştırır. Bir miskal içmek kelebek sokmasına karşı faydalıdır.
Şeyh-i Ekber Muhyiddin bin Arabi Fütuhat-ı Mekkiyye'sinde der ki: Halkın ileri gelenlerinden birisi cüzzam hastalığına tutuldu. Allah'a sığınırız. Bütün tabipler bunu görünce hep birden dediler ki: Bu adamda bu illet yerleşmiş, bunun devasa ne olabilir? Devası yoktur bu hastalığın. Bu hastayı ehli hadisten Said es-Suud denilen bir zat gördü. Bu zatın hadise çok kuvvetli bir bağlılığı ve büyük bir inancı vardı. Ona dedi ki, ey Adem, niçin kendini tedaviye çalışmasın? Adam dedi ki, tabipler bana bu hastalığın devası yoktur, dediler. Saîd, es-Soud dedi ki, tabipler yalan söylemişler. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hepsinden uzmandır. O çörek otu hakkında ölümden başka her hastalığa şifadır, buyurmuştur. Senin bu hastalığın da bu cümledendir. Sen şimdi çörek otunu döverek balla karıştır, başından ayaklarına kadar her tarafına sür. Bir saat kadar bekle, sonra bedenini yıka.
Adam kendisine söylendiği şekilde yaptı. Derisini döktü, altından yeni bir deri bitti. Saçları da aynı şekilde çıktı ve hastalıktan tamamen kurtuldu. Eski haline döndü. Bunu gören doktorlar hayret ettiler. İnsanlar da o zatın, Hadis-i Resulullah'a olan imanının kuvvetine şaşırdılar. Said es-Suud rahimehullah, çörek otunu her hastalık için kullanırdı. Hatta göz ağrısına bile. Gözlerinin dermanı kesildiği vakit onunla sürmelerdi ve o saatte Allah'ın kesildiği vakit onunla sürmelerdi ve o saatte Allah'ın izniyle iyileşirdi. Halid bin Said radıyallahu anh rivayet ediyor. Bir sefere çıkmıştık. Beraberimizde Halid bin Ebcir de vardı. Yolla hastalandı. Medine'ye döndüğümüzde kendisi ziyade hasta idi. İbn-i Atik onu ziyarete geldi ve bizim size tavsiye edeceğimiz şey şu siyah taneciktir, yani çörek otudur. Ondan beş veya yedi tane alınız. Onu kül haline gelinceye kadar dövünüz.
Sonra zeytinyağıyla karıştırarak, burnunun bir bu deliğine, bir öteki deliğine damlatınız. Çünkü bana Aişe radıyallahu anha söylemişti. O da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden işitmiş. Muhakkak ki şu tane çörek otu, Sam'dan başka her derde devadır. Sam nedir ya Rasulallah dedim. Ölümdür diye buyurdu. Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi program mısın bugün de sonuna geldik. Bugün sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Mukaddesallahu Sirrahü'l azizsin, Musahabe isimli eserinden yeme içme adabı konulu sohbetten bir bölüm aktardım. Bir sonraki programımızda bir başka sohbet konusuyla birlikte olabilmek umut ve arzusuyla Allah'a emanet olunuz.