Sükürt noktasında bir de son tül galip demiş. Bu son tül galip ne demektir? Biz dilin sükunu yalandır, gıybettir, iftiradır, dedikodudur, Bundan korunması gerektiği malum. Ama sükut kalpte olması ne demektir? Bir buna bakalım acaba ne buyurmuşlar. Es suntu ala nev'in, sükut iki şekildedir. Suntu laam, o genel, bizim gibi insanların sükutu. Ve hue imsa kul lisen bu dili tutmaktır. Tabii dili tutmak deyince uygunsuz söz söylemekten dili muhafazadır. Kefven anil kiri ve lağibe Yalan söz söylemekten ve gıybetten korumaktır. Bir de suntu'l-hass, böyle veli diye tanıdığımız, Allah'ımızın seçkin kulları, Arifani İlahi, Rabbimizi tanıma bereketine ulaşan. Kişilerdeki sükut nedir? Bunların sükutu öyle bir rabıtası var ki rabıta da adeta demlenmiş. Böyle demlerini görüyoruz. Hemen acele edilecek olursa böyle demini almadığında çayın tadını alır ama demini alırsa o çay çok tatlı olur.
Bunun gibi rabıtalar demimizi almamız gerekiyor. En az yirmi dakika ve istifade ediyor. Bu istifadesinden dolayı kendisine ilahi bir manevi güç geliyor, kuvvet geliyor, ondan dolayı konuşamıyor. İşte gel biraz konuşalım, askerliğin nasıl geçti, okul döneminde neleri gördün, iş ortamında bilmem falan desen konuşamaz. Içindeki o manevi hal onu konuşturmaz. Büyüklerimizdeki sükut budur. Ve velke sunt hue min adebil hadra. Allahu Zülcelal'e olan derin saygısı artık bu hasıl oluyor onda. İstifade ediyor. Rabıtaasında istifade ediyor, murakabesinde istifade ediyor. Bir nefmu ispat, Çok önemli bir vazife. Yeri gelince tarif edilir. Bunlarda yoğunlaşınca onun dış ile iltifatı kalmıyor. Zaruri olarak bir iltifatı var, onun dışında yok. Bundan dolayı diyor, sükut ederler. Hiç şüphesiz sükutta bir selamet olduğu ifade edilir. Hakikatte budur.
Büyüklerimiz katında sükut, assuntu selametü, sükut insana selamet, huzur getirir ama ve hüven nutku aridin konuştuğu zaman belki arada uygunsuz söz olacak. Ne olabilir? Böyle kamil insanda kolay kolay olmaz. Şu olabilir bir kimseyi medih'te, övgü'de belki ileri gidecektir. Yerime noktasında da fazla ileri gitmesinden dolayı sükutu iltizam ediyor. Bazı misaller hatırıma geliyor, onu şöyle anlatayım size. Ön-acasın Efendi, kalpte Sallallahü Hazretleri ile çok rahat konuşan birisi vardı, çok rahat. Onunla dertleşir dedi, dertleşirdi. Hatta manevi makamlardan ona konuşurdu. Allah'ımızın kendisine ilahi iltifatlarını onunla paylaşırdı. Böyle çok konuşan bu kimse sükut etti, konuşmuyordu. Efendimiz neden konuşmuyorsun, dedi. Efendim, dedi, içimdekini al da öyle konuşayım. Sizin o manevi haliniz bana öyle bir tesir etti ki konuşacak halim yok, dedi. Diyor.
Bu manevi heybetten dolayı, ilahi neşe ve huzurdan dolayı diyor sükut ederler. Bizim sükutumuz dil iledir, dilimizi tutarız. Ariflerde bir sükut vardır ki onlar da kalplerinin sükududur. Kalp kelime anlamı olarak dönücü olduğu için kalp, Arapça kelime olarak bunu bilir. Arapça okuyanlarımız galebe fiilinden. Kalp, kalp dönücüdür, dönücüdür. Mesela otururuz şuraya, buraya oturduğumuz andan itibaren gönlümüzden neler geçiyor, kimdi? Yerine göre uygunsuz, hiç arzu etmediğimiz hallerde geçer. Bu ariflerin sükutu kalplerindedir. Kalplerinde yersiz hiçbir duygu ve düşünce geçmez. Böyle en muarzı kendisine muhalif kimse de olursa hiç hatırlamaz onu. Çünkü ilahi bir huzurun içerisinde, o ilahi huzur ona bunu hatırlatmaz bile ve son tül muhibbi, zaten ibadette de en önemli noktalardan birisi budur.
Biz diyoruz ki muhabbetle yapılan taat, muhabbetle yapılan taatin ilk başlangıcı mutmainne sıfatıdır. Daha mutmainne ilk adımdır. Rabbimizin hitabına mazhar olmaktır, ondan sonraki aşamalar devam eder. Onun için derin derin düşünelim, halimizi muhasebe edelim. Ne durumdayız? Şöyle bir misal verirler. Şimdi var mı bilmiyoruz, hamalları yok. Hamal ne kalmadı? O motosikletlerle, nelerle kurye diyoruz ya, bir mektuptur, bir haberdir. Onu bir yerden bir yere bulaştıracak, onun görevi bu. Bu kimseyi siz durdursanız, deseniz ki şöyle bir çay içelim, güzel manzaralı bir yerde mümkün değildir. Bana işverenin vazifelerde bunları mutlak yerine getirmem gerekir, der. Böyle manevi olan görevlerini bilen, Cenabı Hakk'a karşı kulluğunu, kullukta derinleşmeyi, kulda marifetullah dini ve muhabbetullah dini. Bunu düşünen kimsenin bir başkalarıyla alakası olmaz, mümkün değil. Çünkü derdi çok.
Muhabbet eğrilerinin sükutu ise min havatir esrarı, daha bir içteki düşüncelerdir. Nedir bu daha içteki düşünceler? Sadır dendiği zaman sadır bir arsa düşünür, geniş bir arsa. Kalp dendiğinde de bu arsanın içerisine çok güzel yapılmış bir villa. Bir de fuer vardır ki bu gönül demektir. Bu da o villanın içerisinde özeni odasıdır. Açıkçası göz gördüğünü yalanlamadı. Bu Allah'ımızın cemalinin göründüğü bir merkezdir. Bu insanda mevcut. Sükürt dendiği zaman şiaru muakketi mi haka ike masabaka ve cefil Cafer-i Sadık Gattesallahu Sürre Hazretleri hakikat ehillerinin huyu budur, boş konuşmaz. Konuşmaz değil, konuşurlar karşılaştığı zaman. Şer'i ölçüler içerisinde yoksa onlar tamamen ahraz olmuş bir kişi değil. Halimi de sorar, durumumu da sorar, ticaretini de sorar. İşte ticaretini sorarken de helal yoldan kazanalım, helal yerlere harc edelim der.
Bunun dışında la boşsüz olmaz, konuşmazlar ama hakkı konuşurlar. Yol gösterin. Evladınızı sorar sizden. Evladınızı sorarken onun işte bir yaz dönemi geçti, Kuran-ı Kerim öğrenebildim, Aman ha, üzerinde duralım, zamanımızın hali belli. Yavrularımızı nefse, şeytana, şeytan sıfatı insanlara kaptırmayalım. Bunun gibi sözleri bir evliliğe şahit oldum. O da şu evleneceği bir kız çocuğuna öyle bir muamelesi var ki kız çocuğu görüşmek için şer'i usuller içerisinde müracaat ediyor. Fakat şu kadar altın, şu kadar bilezik, işte şöyle bir ev, şöyle bir araba bunları konuşuyorlar. Genç muhakkak itmi'na, huzur ehli bir kimse olmalı ki bunlardan nefret etmiş. Dünyalık hususundaki görüşmelerinden nefret etmiş. Artı da bıkmış, kimle konuşup görüşülecekse dünyalığı Murad ediyor, demiş. Hiç gerek yok, böyle bir işe sükut edip boynunu bıkmış.
Onun halini tanıyanlardan bir tanesi, biliyor arkadaşı, onun hakikate ehli olduğunu da biliyor. Ona bir adres göstermiş, şöyle bir kimse var. O da gitmiş görüşmüşse, o da aynı kapıyı çalmış. Demiş ne kadar para var? Eyvah. İstikamet üzere devam ettiği için Cenabı Hak müstakim olanlara kendisinden korkanlara yol açıyor. Bu bir esastır ama. Birkaç ayet celde var bu hususta. Hadis-i şeriflerde var. Rabbamızın emrine muti olunca, Halık'ımız ona öyle yollar açıyor ki akillar yetmez ona. Diyor ki o parayı zekatını veriyor musun? O zaman huzurlu, diyor. Sonra namazı diyor, öğle namazını kaç dakikada kılıyorsun? İşte diyor yirmi dakika kadar. Kıldığın namazda koşu halin nasıl? Cenab-ı Hakk'a karşı saygın. Böyle hayırlı konuşulduğu zaman Cenabı Hak onun ötesinde ne hayırlar lütfediyor. Şunu kaybetmeyelim. Bu ticarette bir söz söylerler ama bunun hakikat gününde var.
Derler ki ya zengin olacaksın ya zenginin yanında bulunacaksın. Hacı Hasan Efendi Hazretleri'nin çokça okuduğu bir ifade var. Kınma Allah, Allah ile lau. Eğer Allah ile laulamazsan onunla olanlardan ol ki yussilke ilallah. O seni Allah'a vasıf kılsın. Yattığımız rabıtanın anlamı nedir? Bir şeyin hakikatini bilirsek ona dikkatimiz ve riayetimiz müstesna olur.