Nil olan o sözler Ne? Gönüllere yazılan sözler. Bakın şunu söylüyor. İşte orada nasıl vakit geçirdin, kimdi hocaların ne yaptın, hangi eserleri bitirdin ne demiyor. Uzun görüşmüyorlar zaten hepsi kaydediliyor. Malayani boz sözü, mayani bile, mayani gerekli olan sözü bile uzatmıyorlar. Rabiatü'l Adeviyye annemiz misal olarak verilir. İşte kızım diyor hizmetçisine Hasan-ı Basri gibi Rahmetullah Ali büyük insanlar geliyor. Evimizde çıplak şöyle bir kilim alsak anne kilim beyaz mı olsun yoksa siyah mı alalım? Hangi renk olsun anne hangi ebatta hangi ölçüde hangi kalitede deyince parayı ver evladım neden anne almayacak mıyız daha almadan üç beş kelam ettik yahu Böyle hassas onlar. Hayırlı sözlerde bile ne kadar dikkatli. Hayırlı söz derken gerekli olan sözü demek istiyorum. Nebi Ekrem Efendimiz aleyhissalatu vesselam ya hayır söyleye ya sükut et buyuruyor.
Bizim geçenki görüşmemiz sükut hakkındaydı hiçbirini okuyamadı. İslam Efendi hazretlerimizin delil olduğu aman okuyun diye buyurduğu adap Risalesinde anlatamadık. Şunu demek istiyorum buyuruyor ki: Hoca efendi bildiğimizle amel edersek Cenabı Hak bilmediğimizi malum eder. Bakıyorsunuz hiç okumamış tahsini yok. Abdülaziz ed-Debbi Hazretleri tahsini yok. Böyle olan mürşid-i kamillerimiz de var bizim. Ama bakıyorsunuz ili mehirleri onların kapılarına geliyor. Bildiğiniz amel ederseniz Cenabı Hak bilmediğinizi malum kılar. Şahına Nakşibend Hazretleri, Hadisallahu Sırra bir yere halife gönderir. Halife gönderdiği kimseye, tabii seçkin bir kimse diğer insanlara yol gösterecek. Efendim namaza buyurun, estağfurullah der geçmez. Çünkü kıldıracak durumu yok. Diyorlar ki ne kadar mütevazi.
Efendim işte cemaat toplandı şöyle bir güzel kelamlar buyursanız estağfurullah diyor o gelenlerin kalbine demek ki bizi sükut irşad edecek diyorlar. Çünkü konuşacak bir kelam yok. Efendim bir Kuran-ı Kerim'i son artık cemaate ayrılırken siz okusanız yine okumuyor ne kadar mütevazi bir mürşid-i kamilimiz var. Bizi halen değil halen irşad ediyor diyorlar. Sonra elini Cenabıhakk'a öyle bir kaldırıyor ki Muhammed B. Aiddin hazretleri onu boşuna göndermiyor. Ya Rab diyor ama canı gönülden şu içten. Bu insanlar bu günahkara itimat ediyorlar. Allah'ımız Kuran'ı da veriyor. Hadis-i şerifleri de veriyor. Tefsiyelini, Fıkıhını, kelamını her şeyini veriyor. Şeyban-ı Rai hazretleri mezhep imamların kendisine muhabbet ettiği kişi diyorlar neden onun ayağına gidiyorsunuz bir çobandır? Dört mezhebin yerleştiremediği bir konuyu sorun diyor. Mezhep imamlarımızdan biri.
Diyorlar ki efendi bir kimse namaz geçirse ama hangi namazı geçirdiğini bilmese nasıl kaza edecek? Sehvet yani şehvettiği için, unuttuğu için beş vakti de bir deyince kendisinden geçerler. Anlatmakla bitmez. Yani suyu, suyu nereden almalı? Suyu okyanustan almalı. Biz böyle misal veriyoruz ama suyu Efendimiz ' ın ilim suyunu mübarek kalbinden almalı, Allah'ımızın arşından içmeli, kendi ilminden Cenabı hakk'ın talep etmeli, senden seni istiyoruz diyen arifler bunu boşuna dememiştir. Ya Rabbi biz senden seni istiyoruz, Hele bir derviş var hayran kalmamak mümkün değil. Bakın ne diyor o derviş? Şunu söylüyor Allah'ım sen varsın ya yeter diyor. Kuran-ı Azimüşşan'da Cenabı hak, Cenabı hak kuluna yetmez mi buyuruyor. Cenabı hak kuluna yetmez mi buyuruyor. Bakın, Hakikitehilleri bizim Allah'ımız var derler. Bizim Allah'ımız var.
Efendimizin bir muharebede Sallallahu Aleyhi ve Sellem istirahatinden istifade eden bir gayrimüslim hemen müşrik kılıcını alıp benim elimden seni kim kurtaracak? Anında Allah'ımız helak eder. Sonra Efendimiz benim elimden seni kim kurtaracak deyince sen çok şefkatli ve merhametlisin diye yalvarmaya başlar. Allah'ımız bu Celle Celalühü. Efendimiz aleyhissalatu vesselam, Ebu Hüreyre hazretlerine radıyallahu anh hafızasından şikayet edince mübarek elleriyle eteğini aç buyurdu, bir şeyler atar gibi yaptı. Nedir o atması? Velayet ölçüsü içerisinde Adana'da Hacı Hasan efendimizden sonra Adanalı Hasan efendimiz deriz. Akbaş, Allahu alem soy ismi. Ondan sonra bir zat göreve geçti. Hadliyyen, onun şanını lekeleyecek bir söz söyletmesin bize Mevla. Öyle olursa hiçbir şey diyemem. Damadı bize anlattı. Efendim diyor Sami Efendi hazretleri bize görev verince doldum demiş böyle. Her şeyiyle.
Bir hallolmuş, o da bir değişik. Hani Allah'ımız lütfeder, ihsan ederse o gibi kimselerin müsaade buyurduklarında elbette ki bir hayır var, bir bereket var. Hiç unutmadığım bir hatırayı size anlatayım. Bugünkü gibi vasıtalar yok. Biz çok söylüyoruz diyoruz ki artık evlerimiz önünde arabalar ikiyi geçmeye başladı. Neredeyse. Neyse, sahip durmayın. Bugünkü gibi imkanlar yok. Tomarca'ya gönderdi üstadimiz bizi oradaki ihvanlara hizmet için gittik. Fakat döneceğim, nasıl döneceğimi onu düşünüyorum. Onun himmet-i halisi olunca her şey denk geldi. En sonunu söyleyeyim çünkü hususi vasıtaları bilmem filan yok. Otobüse gidiyorsun, ordan minibüse biniyorsun, ordan vesair vasıtalara tam asabiye indik. Akşam böyle bu kararmış vaziyette ortalık. Şimdi otobüste dışarıdan bizi görmeleri çok zor ama pencereye yakınım. Kardeşimizin ismini biliyorum, ruhu şad olsun. Şöyle pencereye vuruyor.
Dedi ki yukarıya gitmek istiyorsan götüreyim. İnşallah ahirette de bizi bırakmasınlar da biz bırakmayalım da onların Kuran Azimüşşan'a bağlılığını, Sünneti Seniyye'ye riayetini, edebini, erkanını gönülden Cenabıhakk'a dönüşlerini bırakmazsa Cenabı hak lütfeder, ihsan eder. Bitmez. Zaten buyuruyor Cenabı Hak Kalem Suresi'nde. Bitmeyen bir nimet ihsan ediyor Cenabı Hak. Onlarda da öyle. Şimdi mürşid-i kamilimiz bir yere girecekler. Çantalarını bize diyor ki: Oğlum şu kitabı koy, buyurun. Şunu da koy. Şimdi çanta kitaplar doluyor. Biliyorum onların hiçbirisini okumayacak. Fakat şunu da koy, şunu da koy varıyor oraya şimdi eseri açıyoruz. Sami Efendi hazretlerimizin kitabından diyelim ki Uhuvvet Risalesi'nden Essame'nin Açtı. Devam et güzelce. Orada muvakkat hadis, seste var.
Abdurrahman Bin Avv hazretlerinin dünyaya meyletmeyip dünyaya meyletmemem sebebiyle kumları avuçlasam altın olurdu diyor hiçbirini okumuyor. Kayseri'yi teşrif buyurdular akşam bulunamadık biz yatılıda kaldığım için İmam Hatip'te sahabe mahallesinde bir araya gelmişler sabah oldu ziyaretinde buyurdular ki oğlum akşam bir ayeti celili okudum Müminler ancak kardeştir bir ledüniyyet doğdu dedi bitiremedik dedim. Allah'tan atmış. Şimdi her şeyi Ondan almamız lazım. Öyle bir dayanalım ki ashable İnsan surullaha'a yansır kurun. Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder her hususta. Yeme içme ne olursa olsun Allah'ımızın yardımı olur. Ağız tadıyla yeriz, huzurla yeriz. Kimin verdiğini bilerek yeriz. Yeter ki ordan gelsin. Üstadımız dedik ya ordan gelir söz bizleridir arada tercümandır bu. Oradan gelir dediği yer öyle bir yüksek ki bitmeyen bir ilim.
Kendisine zaten bu Kozanda oranın belediye reisinin babası Hasan Basri diye herhalde iltihap etmiştir ruhu şad olsun diyor ki ben çok hocaları dinledim sizdeki bu ilim nedir Hasan Efendi diyor. Ben diyor bir türlü anlayamadım okuyorsun bir Hadis-i Şerif bir türlü bitmiyor ben de diyor yerine göre talim görmüş bir kimseyim. Buyuruyor ki biz fişimizi Resulullah'ın prizine takıyoruz. Hiç biter mi? Mümkün Elbette ki bitmeyecektir. Efendimizin Hadis-i Şerifleri anlaşılmış mıdır? Mümkün değil. Esrar dolu. Bakın bu hastalıkta bile Efendimizin hadisi şeriflerini naklettiler. Gayrimüslimler, diyorlar ki bundan işte on dört asrı geçkin bir müddet zarfında bu kadar zaman geçen efendimiz aleyhissalatü vesselamın mübarek sözleri diyor. Şu günde bizim size yapmış olduğumuz tavsiyelerdir diyorlar. Bak iyinizden çıkmayın diyorlar. Evinizden çıkmayın. Ne yapalım, çıkmayalım? Tefekkür ederim en azından.
Bütün kitaplıklar var, kitaplar dolu, açalım okuyalım ve düşünelim. Ben evin içinde bak rahat hareket ediyorum. Mutfağa da girebiliyorum. Kendi evi olarak söylüyorum bir başkasının evi olarak değil. Ondan sonra istirahat yerime de varıyorum, salonda da oturuyorum, balkonu varsa oraya da çıkıyorum ama kabirde ne yapacağım? En azından bunu düşünürsün. Efendimizin o mübarek sözleri geçerli. Bütün ışık tutuyor bize. Bir söylemiş olduğu bu mübarek söz hayran kalmamak mümkün değil efendimiz ' ın sözlerine. Ashab-ı güzinden bir tanesi diyor Ya Rasulallah Tavsiyeler çoğaldı. Artık emirler de çoğaldı. Bana öyle bir söz söyle kiraz olsun ama bütün hayatıma içsin. İman ettim de sonra dosdoğru hareket et. Ulema I Kiram bütün itikat, ibadet, ahlak, muamelat bu hadisi şerifin içerisindedir. Öyle bir söz söylüyor ki, ne demek bu? Mesela o Mucemü'l Kerim Efendimiz kısa cümlelerde çok büyük manalar.
İfade ne demek bu? Yani nedir bu? Nasıl? Bunun açılımı nasıldı? Nasıl izah edeceğiz? Şimdi bu görsel cihazlarda da müşahede edersiniz. Diyelim ki çok büyük bir saray. Biz bunu Selimiye Kışlası diyelim. İşte iki kardeş askerlik yapmış da birbirlerini görememişler. Şimdi daha çok Selimiye kıştaları var. Buraya girmek istiyoruz biz. Odaları binlerce diyelim binlerce. Nasıl gireceğiz? Kapısının anahtarı bizde olacak. Anahtarını vermişlerse o siz gezmekle bitirilemeyecek bağıydı, bahçesiydi, havuzlarıydı neyse artık bütün bunları müşahede edecek göreceksiniz. Efendimizin mübarek hadisi şerifleri böyledir. Ayeti celile tarif edemeyiz. Bu bize hepsi Allah'ımızın bir ayetidir. Ayet demek esrarıdır. O bir ayeti celile ile. Mesela Ömer İbn-i Abdülaziz, Rahmetullah Ali ne diyor? Bu Ayet-i Celile bütün Kuran'ı içerisine alır der. Bak bir anahtar, bir anahtar.
İnşallah bunu alabilirsek, kiminle alacağız? Herkese anahtarını verir mi, evinin anahtarını? En çok itimat ettiği kimse kişi ona evinin anahtarını verir. Der ki altunu var, kıymetli eşya var, her birisi bir değerdir. İnşallah size veriyorum size güvendiğim için siz evimizin muhafazasında bize yardımcı olursunuz. Bak itimat ettiğine. Allah'ımız Kuran-ı Azimüşşan'daki yedi batın, yetmiş batın manalar denizin son damlasına kadar verilse bitmez. Kime veriyor onu? Okuduğumuz elimizde sadat-ı kiramın Arapça bir eser, hayatı geçiyor. Orada mürşitlerimizden biri buyuruyor ki bana diyor huruf-u mukattaa diyoruz ya Esselamle eliflam mim. Bu diyor, bu ayeti celilelerin, bu harçlerin bir sırrı açıldı. Aynen Ebu Hureyre hazretleri gibi Rasulullah'tan iki kalp dolusu ilim aldım. Birini yayıyorum, birini diyecek olsam şu başım gider diyor. Gerçekten öyle söylüyor.
Şu diyor hayatımı yok ederler, benim öyle sırlar açılıyor ki diyor. Bir mesela Mim, ordaki mümin altındaki ilmin esrarı diyor bitecek gibi değil. Şimdi ne yapalım? Bak bir ordan konuştuk, bir burdan konuştuk, ordan getirdik, burdan getirdik. Bunu biz derleyelim, toparlayalım. Nasıl edelim biz? Şöyle yapalım. Bildiğimizle amel edersek Cenabı Hak bilmediğimizi malum eder. Bildiğimizle amel edersek ama ameli kim için yaptığımızı çok iyi bileceğiz. Aynen bize Şahı Nakşibend, Kaddese Allah'ın Resulü hazretlerinin gibi Taharetiniz düzgün olsun bir, ikincisi abdesti çok düzgün alın, üçüncüsü kimin huzuruna durduğunuzu bilin. Yani biz emrolunuyorsak bir vazife ile mesela şimdi yat cezanı okundu. Bu yatsı namazı bize kimin emri? Allah'ımızın emri. Sünnetleri var Rasulullah'ın Sallallahü Teala aleyhi ve sellem Hemen söyleyeyim şimdi teravih namazı hiç böyle sekiz rekat, on rekat yok.
Yirmi rekattır. Öyle yetiştiremiyorum, bilmem filan, yoruluyorum, hastayım yok. Elimizden geldiği kadar dikkat edeceğiz. Hele şu zamanda, her zaman Rabbimizin azameti kibriyasını bilen insanlar çekilip de böyle bir tarafa rahat etmesi mümkün değildir.