Sükutun Gücü ve Dilin Önemi kaydında Gerçek şu ki insanı biz yarattık ve nefsinin ona neler fısıldadığını da şu biliyoruz. Çünkü biz ona iktidarından daha yakınız. Onun sağında ve kaymelik söz ve davranışını yazmaktadır. Ayrıca yanında onu gözetleyip duran ve ağzından çıkan her bir sözü anında bir melek vardır. Hiç şüphesiz insanı yaratan bütün alemi, her şeyi halk eden…
Gerçek şu ki insanı biz yarattık ve nefsinin ona neler fısıldadığını da şu biliyoruz. Çünkü biz ona iktidarından daha yakınız. Onun sağında ve kaymelik söz ve davranışını yazmaktadır. Ayrıca yanında onu gözetleyip duran ve ağzından çıkan her bir sözü anında bir melek vardır. Hiç şüphesiz insanı yaratan bütün alemi, her şeyi halk eden Mevla-yı Zülcelal'dir. İlim ve kudretiyle ona kendi şah damarından daha yakındır, ilim ve kudretiyle. Bu sebeple onun içinden geçen en ince hisleri, her türlü düşünceyi bilebilir. Çünkü İnsanın içinden geçen en ince hisleri ve düşünceyi habi, mutlak haberdardır Ayet-i Celilesi ile ifade gideriz. Bu yakınlığı ifade etmek üzere Mevlana Celaleddin Rumi buyurur. Benimle değil ama bendedir sevgili. Bak ne güzel söylüyorum. Benimle değil ama bendedir sevgili. Bu Yunus Emre de buna münasip, severim ben seni, yandan içer ruh. Yolum vardır, bu erkandan içer ruh.
Süleyman kuş dili bilir dediler. Süleyman var, Süleyman'dan içer o. Beni bende demen, ben bende değilim bir ben vardır. Ben de benden içer o. Bunu izah edelim derseniz, bugünle doğacak olan bir güzelliktir. Günle doğacak olan bir hikmettir ve marifettir. Bunun ifadesini yine biz Necip Fazıl Rahmetullah aleyh'te görürüz. Aç kapıyı haber var. Ötenin ötesinden, dudaklarda şarkılar, kurtuluş bestesinden. Biz geldik bilen bilsin, gönül gönül girilsin, insanlar devşirilsin sonsuzluk destesinden. Çok güzel bir sanatçı kardeşimiz vardı. O bize bu şiirleri okuyordu. Okurken şunu dedi, o kelimeler bir türlü anlaşılmıyordu söylediği kelimeler gerçekten anlaşılacak gibi değildi fakat dedi siz bunu gönül olarak anlıyorsunuz. Öğrencilerine tefsir yapan bir hocamız şunu anlattı, benim dedi öğrencilerim var, takip ederler.
Kuran-ı Kerim'in arasına sahifeler mi konuyor veya tabii Kuran-ı Kerim üzerine yazılmaz mutlaka. Mutlaka bir defterleri vardır, oraya kaydediyorlar. Yalnız dedi benim bir öğrencim daha var, o da yaşlı. O dedi Arapça hiç bilmez ama şunu gördüm ki onun gönlü diğerlerinden daha iyi anlıyor, daha iyi biliyor. Bu gönülle alakalı Esad Erbillah Hazretleri'nin bir meczubu var. Bunu izahta biz zorlanırız. Bu meczup da denir. Müferritun olan zümre de olabilir. Bu müferritunu izah edemezsiniz, izah edilemez. O mürşid-i kamillere yol gösterir. Ancak bu kadar anlatabiliriz. Biz bunu Hadis-i Şeriflerde görüyoruz ilahi aşkla dolan mübarek kimselerdir. Dergahta Kuran-ı Azimüşşan okunur, bazen olmadı diye başını kaldırır. Kuran-ı Azimüşşan bittikten sonra derler ki sen hafız değilsin, nasıl anladın bunu, nasıl bildin deyince ben Levh-i Mahfuz'u görüyorum. Levh-i Mahfuz'da büyük bir aralık hasıl oldu.
Nasıl derler, okumayı da bilmez, yazmayı da bilmez eliyle işaret eder. Sadece bir vav, o unutulmuş, Onu sanki büyük bir dağ gibi biz buna süphan dağı da diyebiliriz, Ağrı dağı da diyebiliriz, Erciyes de diyebiliriz. Böyle dağ gibi bir aralık hasıl oldu diye. Şimdi bir ben var, bende benden içer o derken Cenab-ı Hakk'ın da yakınlığını beyan hususunda bu sadece beden olarak değildir. Zaten o yakınlık gönül olarak bir yakınlıktır hiç şüphesiz. Bu kelam hususunda Hadis-i Şeriflere bakıyoruz, baktım daha çok malayani üzerinde duruluyor, boş sözler. Ebu Hafs Hattadi var, Gaddesallahu Sırra, buna diyorlar ki bak senin yakınında hadis okunan bir medrese var. Neden oraya gelmiyorsun? Der ki ben bir Hadis-i Şerif işittim. Otuz yıldır onunla amel ediyorum. Nedir o Hadis-i Şerif dediklerinde kişinin boş sözleri terk etmesi İslam'ın dininin güzelliğindendir. Ben de otuz senedir bununla amel ediyorum.
Sükutun Gücü ve Dilin Önemi kaydında Gerçek şu ki insanı biz yarattık ve nefsinin ona neler fısıldadığını da şu biliyoruz. Çünkü biz ona iktidarından daha yakınız. Onun sağında ve kaymelik söz ve davranışını yazmaktadır. Ayrıca yanında onu gözetleyip duran ve ağzından çıkan her bir sözü anında bir melek vardır. Hiç şüphesiz insanı yaratan bütün alemi, her şeyi halk eden…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu şunu gerektirmez, mesela demek ki bir Hadis-i Şerif'le yetinmiş o değil. Yüzlerce, binlerce muhakkak Hadis-i Şerifler okuyor, talim ediyor, riayet ediyor, dikkat ediyor ama bu Hadis-i Şerifle amel edemeyişinin ızdırabını beyan ediyor. Burada bize bir yol gösteriyor, hakikati gösteriyor. Yoksa diğer Hadis-i Şerif'leri görmüyor anlamına değildir. Şimdi biz gönül hususunda kelamın malum kelam dille olur. Bir de gönülle olan kelam bunu biz Miraç hadisesinde Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın çok kısa bir zamanda bin bir kelamı kıldı buyrulur ya. Bu kelam dille değildir. Gönül olarak, ehlullah'ta da velayet ölçüsü içerisinde gönülden gönüle haberleşmeler elbette ki olur. Bir tarih bize Sivas'tan bir misafir gelir. Böyle aşıklardan bir kimse onu getirir. Üstadımız hazretlerini takdim etmek isteyince ellerini mübarek ağızlarına götürürler, sıput ettirirler. Sükut eder.
Bir müddet durduktan sonra hiç konuşmadan ve aleyküm selam der ayrılır gider. Bu Uhud Dağı'nın kenarında bir veli, Allah'ın dostlarından. Sami Efendi Hazretleri ihvanı ile beraber bu kimseyi ziyarete gider. İçeri girerler. Sadece der. Ondan sonra hiçbir kelam olmaz. Kırk beş dakika kadar sükut. Fakat orda bulunan İhvan böyle bir aşkın sarhoşu gibi olurlar. Ondan sonra da essenamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatu deyip ayrılırlar. Bu kelam hususunda tabii uzun bir hadisi şerif var aleyhissalatü vesselam efendimizin. Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa, o ya hayır söylesin ya da sükut etsin. Bundan dolayı velilerden biri sabah olduğu zaman önüne kağıt ve kalemi korur. Tabii bir yerde devamlı oturacak değil. İşi var, gücü var fakat bu arada ne konuşursa onu yazar, onu yazar. Akşam olduğu zaman o yazmış olduklarını bir bir mütalaa edilir. Aldır.
Ne Yazdır ve der ki halini anlatmak istiyorum. Bize büyüklerimiz önümdeki adap risalesi. Önümdeki adap risalesi bak diyoruz. Her gün bir sahife olsun okuyacağız. Muhammed Bin Abdullah Müellif Hazretleri bu. Sonra Sami Efendi Hazretlerinin kitaplarından, üstadımızın kitaplarından biz İstanbul'da bir yere gittik ziyaret maksadıyla. Burada yaşlı da kimselerdi. Böyle raftan kitapları aldılar Said Nursi Hazretlerinin, Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ya demvalardı ya mektubattı hepsi aldı. Orada okudular. Ondan sonra bir Fatiha çektiler. Çok hoşumuza gitti. Bir aidiyetin olması lazım. Şimdi bakıyorum evet diğer kitaplar okunmasın demiyoruz ama öncelikli olarak üstadlarımızın eserleri bir okunsun. Biz bir okumuştuk bir tarih. Sonra dedik ki yeniden bir daha ele alalım. Tek tek tek inceleyelim.
Bu müsabakeler sonra onunla değil ki dört tane halife radiyallahu anhüm ecmain, Ebu Bekir Ömer, Müslüman Ali radiyallahu anhüm. Ondan sonra diğer sahabelere ait var. Bunun yanında Bedir Muharebesi var. Uhud Ceng'i var, Baharda var. Bunları okumayacak mıyız? Orda bize çok dersler vermiş. Mesela Bakara suresinin tefsiri. Yani şunda çok hayret ediyorum. Yani bizim bak burada elimizde kitap. Size göstereceğim. Bunu göndermişler. Kitabın ismi şu. Bu bizim sıddık-ı Azam'dan itibaren devam eden mürşidi kamillerimizin hayatını ele alıyor. İnan biz hayran kalıyoruz. Daha biz üstadlarımızı öğrenmemişiz. Onları, onları biz daha talim etmemişiz. Onların mübarek sözlerini. Gerçekten burada Hz. Ubeytullahi Ahrar Hazretleri olacak. Biz hayran kalıyoruz. Şu anda açtığım Abdulhalik-i Vojdevani Hazretleri'nin bu bizim mürsedi kamilimiz, Hızır Aleyhisselam'dan aldığı ne var? On bir esas var.
Bu bize yaşamamız için Allah'ımız Kuran-ı Kerim'inde esamiler. Kuran-ı Kerim, Kuran-ı Kerim bize sadece bir cenaze için değil, Allah'ımızın kitabı bize ne için? Okuyorum, esrarı. Dili olanları uyarsın ve kafirler cezayı hak etsinler diye. Bize hayat kitabı, üstadlarımızın buyurduğu buradaki on bir esas, on bir esas nazar ber kadem diye başlar. O nazar ber kadem öyle manaları içerir ki bizim bizim etrafla değil de gönül alemimizle meşgul olmamız gerektiğini beyan eder. Eğer biz gönül alemine girecek olursak, çıkmamız mümkün değil çünkü oradan açılır melakut alemi, ceberut alemi, lağut alemi. Bak bunların birisinde biz, siz için demiyorum, nefsim için diyorum. Bak daha biz bilmiyoruz bunu. Bize mürşid-i kamillerimiz bir söz diyeceğim size. Bir gün Üstadımız hazretleri herhalde daralmış olacak ki böyle bir yerlere gidiliyor, girilsin.
Zaten kendisi böyle meşay-ı izanla münasebetini çok güzel tutan ama kişi bağlandığı yere tam bağlanacak. Buna çatal kazık buyururlardı. Çatal kazık yere geçmez diye. Böyle bir o kapı, bir bu kapı değil de kapımızı bileceğiz diğer kapılara da saygı duyacağız. Bir yerlere gidiliyor bizi çağırdı. Dedi ki eğer bilirsen sen, ben sana yeterim dedi. Zamanın kutlu. Eğer bilirsek biz Sıddıy-ı Azam'dan beri gelen mürşilik kamillerimizi bir okuyalım. Onların hayatlarına bakalım sadece adap Risalesinde değil. Bunun dışında onların hayatlarından haber veren eserler mevcut. İşte bir nazar, berkadem çok üzülüyorum. Mesela tefsir okuyalım, okumayalım değil. Bizim Elhamdülillah kitaplarımız hiç Türkçe değil. Bütün Arapça kitaplarımız bir kardeşimiz geldi, kütüphanemize baktı. Bunu övünmek maksadıyla demiyorum. La fakla. La fharu. Dedi ki efendim okudun mu bunları? Okumak bir şey değil.
Amel etmek mühim olan. Orda mesela BAGARA Suresi tefsiri iyice okuyalım ben. Öğrenelim neler ifade ediyor, neler söylüyor. Bilmiyorum ben daha bunu öğrenmeden İmamı Gazali'yi okuyalım. İmam Şarani Hazretleri okuyalım ama öncelikli sırayı üstadlarımızın eserlerine verelim. Bizim efendilerimizin hepsi alimdir. Bakmayın siz üstadımızın bir gün mektebim yok dediğine. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin mektebi mi vardı? Bir mektebe oldu ki müdavim Allah idi zatına muallim. Direk Rabbımızdan alan mübarek bir kimse o. Bir gün mektebi yok da elli sene vavuzu nasihati nasıl yaptı? Bir gün mektebi yok da Ulema-i Kiram'ın içerisinde, fetva kurulunun içerisinde rabıta-i şerifeyi nasıl anlattı? Bir gün mektebi yok da biri müftü, biri vaiz, diğerleri de ilim ehli insanların içerisinde öyle bir konuşma yapıyorlar ki kırk beş dakika biz bulunamadık dev elde.
Bunun yanında İbrahim Beken hocamız müstesna bir ilim ehli. Bak Hoca Efendi seni şu noktada yıkıyorum dediğini biliyorum. Çok latifeli bir şekilde. Tahir hocamız hayran kalmış bir defasında. Demiş Hasan Efendi hiç okumadım diyorsun. Bu ilimle. Burada bir cenaze zuhur etmiş. İşte erken kılın daha şöyle oldu kerahatti konuşuluyor. Bir kıymetli hocamızdı fetva verirdi. Efendimiz deliller sundu. Efendim daha ne diyeceksin dedi. Daha ne deliller sunacaksın. Şeriliğin ölçüleri veriyorsun. Böyle bizim kıymetli efendilerimiz elhamdülillah. Sonsuz hamdolsun Rabbimize. Onun için eserlerinde gevşeklik yapılmasın, okuyalım, talim edelim. Böyle işaretleyelim. İşaretleyelim. Çok önemli hususlar var. İnan okuduk tekrar okuyasımız geliyor veya aldığımız notlara bakmak suretiyle diğerlerini okumayalım demiyoruz. Evet.
Muhyiddin Arabi hazretleri, Kaddafi Sallallahu ve sırra kendimizi muhasebeye çekiyoruz ya, önümde diyorum bak adap Risalesi. Burada bir mürid diyor nefsini günde üç defa hesaba çeker. Biri sabah biri öğle biri de yatacağı zaman. Muhyiddin-i Arabi hazretleri kendisini gönlünden geçen duygulardan dolayı muhasebeye çekiyor. Esamle. İster açığa çıkarın, ister çıkarmayın gönlünüzden geçenlerden de hesaba çekileceksiniz buyuruyor. Şimdi bu Ayet-i Celile'yi ele alırken, Ayet-i Celile'de, Ayet-i Celile'de içten geçen hazmetmedikçe mesela uygunsuz bir düşünce geçiyor. O düşünceyi yapacağım fikrine kapılmadıkça yazılmaz. Çünkü esamne, insan takatinin üstünden mesul değil. Gönlümüzden geçiyor diyelim. Çünkü mutmainne sıfatı hiçbirimizde yok demeyin olanlar müstesna. Mutmainne sıfatı olacak da olacak. O kimselerin gönlü nur zaten. Hadmiyen kötü bir düşünce onların yarı yakınından da geçmez.
Bakın insanlar üç sınıftır. Bir, kötülüğü defetmeye çalışır, işlememeye çalışır. İkinci sınıf, kalbine gelen düşünceyi reddetmeye gayret eder. Bir üçüncüsü, öyle ki gönlünden bile kötü duygu geçmez onu. İşte bu derdimiz, kendimizin diyoruz ya ben nasılım? Acaba ne haldeyim? Bir içime baksanız, gönlüme baksanız, içe gönle bakacak hiçbir şey yok. Her şey ortada. Kalbimizden geçen duygular. Mesela ne duygular geçiyor? Bir tanesi üstadımız hazretlerine demiş ki efendim demiş ben şu fakir kimseleri duyuyorum. Onları hep hacca götüreyim istiyorum. Bak ne güzel duygular geçiyor. Buna mümasi, güzel duygular geçiyor. Bunlardan dolayı diyor ben kendimi muhasebelerim, Muhyiddin Arabi hazretleri. Ayet celleyi tam oturtmamız lazım. İçimizden geçen düşüncelerden hesaba çekilmenin anlamı şu. Kötü bir duygu var. Onu da gerçekleştirmeye kastetmiş isek. Bak ona niyetlenmişse olur bu. Bu.
Yoksa Allah'ım çok mahcubum huzurunda ne olurum istemiyorum ama gönlümden geçiyor bu ay. Ama o geçeni tatbik durumuna gidecek olursa azmilerse, kastederse bütün tefsirlerde azmen ifadesini görürsünüz. Medine'de bir kimse gördüm. Böyle müezzinliğin alt kısmında dikkatimizi çekiyorum. Böyle tanışmak arzu ettim. Yaptığı hareketi unutmak mümkün değil. Elini ağzına götürdü parmağını, şehadet parmağını. Oradan kaldırdı Beytullah'ı işaret etti. Bize diyeceği yiyordu, yapacağı nasihati yaptı. Bak dedi nerede bulunuyoruz demek istedi. Sükut edelim çünkü Beytullah, Allah'ın huzurundayız dedi. Bak Beytullah'tayız. Allah'ımız gıybet gibi ne gibi sözleri bize konuşturmasın. Buraya daha mevzuya girmeden size bir hadiseyi nakletmek isterim Rabbimizin lütuf ve keremiyle. Efendim Hacazen efendi nasıl geçiniyor?
Hacazen efendi, Allah demenin Celle Celalühu yasak olduğu zaman da levhalar yazarak Allah ismini, Efendimizin ismini, dört kulafanın ismini, Aşere-i Mübeşşere-i Tevhid'i bununla da tebliğini yaparak dişleri dökülecek hale geldi. Rızkını nereden temin etti? Elinin emeğiyle temin etti. Adana'da yine levha yazmakla meşgul. Yazarken kendisi tabii önünde işleri var, etrafında konuşuyorlar. Onların ne konuştuğundan pek haberi de yok. Meşgul olduğu için gece o yanında bulunan kimseleri görür. Biraz dertli gibi konuşuyorsun derseniz, siz nasıl üstadınızı seviyorsanız biz de canımızdan fazla seviyoruz onu. Üstatlarımızı ondan dolayı. Haydi geç git deseniz bile insanın yaralandığı noktalar buluyor. İnsan kendisini olsa aldırış etmiyor ama insanın mürşid-i kamiline olan söz tahammül edemiyorsun. Zor geliyor. Çünkü canından fazla söylüyorsun. Onun bir nefes alması yeter.
Alemin, alemin, arzın sükutu onların hayatıyla. Kuran-ı Kerim'de geçer ya Rabbimiz bize buyuruyor. Habibim sen onların içlerinde olduğun sürece, sen onların içlerinde olduğun sürece, Rabbimiz istiğfar da gittikleri müddetçe onlara azab eder olmadı buyruluyor. Bundan dolayı Ashabı Güzin derilermiş. Bizim iki tane emanımız var. Nedir? Birisi derilermiş bizim emanımız, Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bir diğeri de, bir diğeri de bize eman olan birisi Allah'ın Rasulü, bir diğeri de istiğfar. Efendimiz ahirete göçünce Ashabı Güzin diyorlar ki bir istiğfar kaldı bize Esselam'e. Halbuki sen içlerindeyken Allah onlara Celle Celalü azap verecek değildi. Af isteyecekleri durumda da Allah onlara azap edecek değildi, buyuruyor. Evliyaullah'ın da velayet içerisinde dünyada bulunması arzın kurtuluşu demek. Bela ve musibetten onların yüzü suyu hürmetine.
Oradan rüyasında gıybet eden kimselere gıybet ettiği kimselerin ölü eti getiriliyor Esselamne. Buyuruyor ya, Yani siz ölü kardeşinizin etini yemeyi ister misiniz? Bak bundan ikrah ettiniz buyuruyor. Üstadımızın önüne de bir tavuk eti getirirler helal. Onlara ise gıybet ettiği insanların ölü eti getirilir. Fakat onların o haline tahammül edemedim buyururdu. Halbuki duymamış. Duyulsa ne olur? Mani olmaya çalışılır. Yoksa o meclisten kalkınır. Çokça duyarsınız, kelamın fızza ise sükutun olsun zeheb, kemal ehli kemalatı sükut ile buldular hep. Gönülden konuşma hususunu artık başka zamana koruruz Rabbimizin lütfuyla. O çok önemli çünkü eşya ile konuşma var. Eşya ile konuşulur mu? O ehlince malum olan bir husustur. Susmak, sükutden istifade etmektir. Talib-i hakikat, zaruret olmaksızın konuşmamalıdır. Arkadaşı veya tanımadığı bir kimse ona bir şey sorduğu zaman kifayet miktarı cevap verir.
Dilin afetleri çoktur. Kardeşinin arkasından onun gıyabında, o duyduğu zaman hoşuna gitmeyecek sözler söylemesi. Nemime, iki kişi arasında laf getirip götürmek. Bir de hemz, fesat çıkaracak söz söylemek. Bir de lemz, ayıplamak, gözüyle kaşıyla işaret edip birinin aleyhinde fısıldamak. Kil yalan. İstihsa insanları alaya almak. Beyyb bin Münebbih der ki, hükema hikmetin başının sukuhtulduğunda ittifak etmişlerdir. Fudayl bin İyaz demiştir ki, hacca gitmek, savaş ve cihada çıkmak dili tutmaktan daha zor değildir. Biz Hadis-i Şeriflere geçelim. Büyüklerimizin çok sözleri var bu hususta. Mesela en son kısmında geçiyor, dilin yırtıcı hayvan gibidir. Allah korusun. Eğer ona sahip olmazsan senin en ezeli düşmanın olur. Mürid her bir nefesini kibrit-i ammerden daha kıymetli bilmeli. Kibrit-i ammer de kırmızı kibrit çok az bulunurmuş. Onun için her bir nefesi nereye kullandığından kişi mesuldür.
İbni Mesud radiyallahu anh der ki, dilden daha fazla hapsedilmeye layık hiçbir şey yoktur. Zünnun-i Mısri hazretlerine kendisine en fazla sahip olan acaba kimdir diye sordular. Diline en fazla sahip olandır buyurdu. Hadis-i Şeriflerde Kenzü'l-hirfan, bak üstadımızın. Esadı Erbili Hazretleri'ni Kenzü'l-hirfan bin bir Hadis-i Şerif var içerisinde. Efendim zayıf hadis, zayıf hadisin kaynağı da var. Mevzu hadisin ravileri de var. Selametini isteyen kimse, subd ve sükutu iltizam etsin. Selametini arzu edenler lisanlarını hıfz eylesinler. Men samete nece, mala yaniden sükut eden zat, mehalik-i dareyinden. Hem dünyada hem de ahiretteki sıkıntılardan necat buldu demektir. Sükut, ahlak-ı hamidenin başıdır. Nutka lüzumu şer'i olmazsa yani konuşmaya insan şer'an lüzum hissetmezse sükut ulemayı tezyin eder. Sükut alimler için ilahi bir süstür, güzelliktir ve Cühhela'nın cahillerinde ayıbını örter.
Bir şey duydum çok oldu daha çocuktum o zaman. Bu Sami Efendimize gidilirken Yeşilhisar'da herhalde otobüs oradan mı geçiyordu nasılsa. Bir evde misafir yani mola verildi. Orda bir tanesi dedi ki efendim dedi Allah'ımızın gönlü kalır dedi. Tabii bilen üstadımız dedi ki Cenabı Hak için bir gönül isnadı yapılmaz. Neyse kemislihi şeyhun. Allah hiçbir şeye benzemez. Efendim dedi, Allah'ın dedi gönlü kalır. Yok, böyle söylemeyin dedi. Bunun gibi demek ki cahil sükut ederse, sükut onun için hatalarının örtülmesinde çok iyi bir amildir. Mala yani neden sükut, ibadetlerin efdalidir. Muharrem'dan içtinabiden, haramlardan