Işte, ne kadar önemli. İlmin dilidir Arapça şükranı. Eşeku, çokça şükreden demek. Bak şükrü öyle anlatıyor ki çokça Allah'a şükreden kimse buyuruyor. Yeter nerede? Desin. Şükründen kimse elinde ne varsa ona hamd etti. Hamd bir ahiri olsun. Öyle anlıyoruz çünkü biz Türkçeden. Nesi var? İri var, bargola, ailesi, çocuğun, çoluğu yiyeceği, içeceğe belki bir maaşı vardır. Geçinecek, ne varsa elinden bulunan ona şükretmektir. Çokça şükreden, gerçekten şükreden diyelim biz ona. O, elinde olmayana da şükreder. Çok zengin. Vardım diyor, Hal hatırını sonunda, yokluktan anlattı diyor. Dedim ki diyor, çok zengin anlar, yardım edeyim mi dedim diyor. Fayda veriliyor kendisinde bir fayda hasıl oluyor. Fayda olan bir şeyde, bir nimete kavuştuğunda diyelim şükrediyor. Gerçekten şükreleri ve Şimdi şüpheler bir ikramda bulunuyor. Bunlar teşekkürler bulunuyor.
O gün nimet mesela ne diyelim, nasıl bir şey anlatalım ki? Yiyecek, içeceği, eline geçen neyse arabasıdır vesairedir. Bunlar diyor O kimse diyor nimeti görmez. İşte buna mazhar oldum, işte bu ev bana nasip oldu demez onu. O nimeti lütfedenlik ölür diyor. Hiçbir şeye layık değildik ama Allah'ımız lütfetti diye. Diye. Biz bunu üstadımızı mübarek dilinden duyduk. Hakikat ehlinden duyduk. Allah'ın beşerimiz ya duydu, ya duymadı. Hakiki şükreden kim gerçekten? Kullardan üçtür nasıldır? Bunun üzerinde çok durmuş ulema-i kiramımız, meşah-ı nizam. Bu tabiini unutmayınız inşallah. Şükürden aciz olduğunu bilmek. Yani hakkıyla şükredemiyoruz, demek. Eşiyettir. Şükreden böyle bolluk içerisinde hiçbir sıkıntısı yok. Şükrede diyor, Elamulillah diyor her şey. Kardeşim bir kimseye bir şey diyorum. Bu onunla alakalı. Bu o kimseyi rencide etmekti mi? Buna özel söylüyorum.
Bir gün efendimiz cemaat içerisinde biliyorum Sanayi camide birini çağırdı. Ona ait söyledi. Adam gitti tekrar geldi. Meğer efendim şunu dememiş. Olur kolum yeme demek istemiş. Hatırlıyorum onu da gittin, giydin, çıktı, geldim. Böyle insanların güzel halleri olur. Rahatsız etmemek lazım değil mi Allah'ım, özel olsun. Biz kendimiz için nasıl arzu ediyorsak, nasıl ummasını, onun için de bir isteyeceğiz. Kamil müminin işareti de bu. Eşeğe gelir. Şimdi hakikaten şükredeni şöyle anlattı. Mesela biz bir nimete mazhar oldunuz. Nimete mazhar olunca ne yapardı o kimse? En hamdü lillahi daha delse henüz. Bulamadığında da aynen o şekilde sevinecek diyor. Mesela o nimet eline geçmedi. Sevinci bulan kimse gibi olacak diyor. Tabii ki hadis serdir. İnşallah bunun üzerinde kafa yoracağız. Şu söz üzerinde. Şimdi biz neye şükrediyoruz?
Evimize giren çıkan artık evimizdeki nimetler, evimizdeki Allah'ımızın insanıyla seyrediyoruz. Ama bu çok önemli. Vallahi de Meymen'im. Bulun bu azeri. Yazarsanız yazın. Demem böyle bir şey var diye diye diye siz bilirsiniz. Şu sözü bulamayız. Bu sıçrama yeri. Bunu kafamıza taktığımız zaman istediğimiz gibi hayat sürmeyiz. Rabbimizin istediği gibi hayat sürmeye çalışırız. Kalbinin ilahi nimetlere mazhar olmasının şükrüdür. Yeni görüştüğüm bir kimse bak, daha yeni bir görsün. Bir söz söyledi aynen buyurdu. Dedi ki Allah'ımız gönlümüzün kendinden mahrum etmesin. Bu işte. Ya da hep bitirmiş. Çünkü Rabbimizin o dediğimiz tecellileri hep kalbi olur. Günde gelir. Mesela ben buyuruyor, ne sema, ne yer, kamil müminin kalbi aldım buyuruyor. Bundan büyük gıda mı? Allah'ımızın korkusu kalpte olur. Ona olan saygı, buna haşret edilen kalpte olur. Bu ben bu gıdasıdır bunlar.