Büyük bir huzurdur. Güzar-ı sufiyye diye bir eser yazılmış müellifini demiyorum. Sami Efendi Hazretleri buyuruyor ki bu eser okunmasın. Bu eser huzursuz yazılmış buyuruyor. Kendileri abdestsiz bir kağıt ve kalemi ellerine almıyorlar.
Onun için kardeşlerimize özellikle söylüyorum siz de söyleyin eserlerini mütalaa içsinler hoca kardeşlerimiz bile mütalaa içsin çok güzel Bugün biz şu anda belki bulurum veya bulamam Bagara suresinin tefsirinde İnfak konusunu işlerken hayran kalmamak mümkün değil Biz de bakıyoruz tefsirlere vesaire eserlere ama üstadımız Hazretleri ne güzel derlemiş ne güzel toparlamış bunu gerçekten Alim olan İbrahim mekan hocamız üstadımıza söylemiş demiş ki benim böyle derli toplu bir eser görmedik diye nasıl giydirmiş mevzuları nasıl alakalandırmış Bir de kendinden hiçbir ifade yok hep nakillerle mesela Beydavi diyor vesair Ruhu'l beyan diyor bu gibi yerlerden almış fakat alması oradan bir parça diğer yerden bir parça şeklinde olmuyor birbirleriyle çok alakalı bir şekilde konuyu işlemiş hayran kalıyoruz biz Kutbul aktabtır kendisi Bir bitirdiği okul ideal değil mi acaba o zaman da bir lise muadili gibi bir okul olacak rüştiye gibi ne gibi oraları bitirmiş Darülfünun hukuk fakültesinde okumuş kendisinin böyle bir medrese tahsilini bilemiyoruz yalnız duyduğum kadarıyla Es'adi Erbili Hazretleri medresede okunup bitirildikten sonra şehadetnamesinin verildiği bugünkü mana ile diplomasının o kitaplardan biraz göstermiş bir parça bir parça göstermiş ama siz de okuduğunuzda göreceksiniz bir ilim ehlinin eseridir kendisinin müsved de bu eserleri hazırlarken müsved de el yazısıyla hazırlamış olduğu bir defteri var.
İyilim ehli diye düşündüğümüz bir kimseye gösterdiğim zaman dedi ki bu gerçekten müstesna bir ilim ehlinin eseri olsa gerek dedi.
Bu ifadelere bakınca dedi ben öyle gördüm diye bir de Evliyaullahın kelamlarında şu ortaya çıkıyor Mesela burada üstadımız bir cümle kullanıyor ledünni olduğu için Cenabı Hak tarafından mesela bir gün mektebim yok diyor ama söylediği kelamların altından ledünniyet büyük nurlar deryalar taşıyor sanki mesela okuyayım oradan bir tanesini kardeşlik hakkında hasta olanlara bakın zinciri halkaya takın aradan varlığı yakın burnunu kaldırdın neden işte hastalara bakın sittü'l mümini akıl-müslim Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı var buyuruyor onlardan bir tanesinde hastaları ziyaret etmek zinciri halkaya takın bir vagon düşünelim biz vagonu böyle kendi gücümüzle iteliyoruz ne kadar iteleyebilirsek o kadar gider ama bir lokomotife bağlanacak olursa bir halkayı lokomotife taktığı zaman o gittiği yere kadar götürür onu burada gönül bağımızın ehlullah ile kurulmasına işaret ediyor zaten Ehlullah ile gönül bağı Kuran insanın fahri kainatla da elbet münasebeti vardır Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Cenabı Hakk'a doğru gider hiç şüphesiz onun ilahi yardım halkasına onun yardım halkasına dahil olmak hiç şüphesiz başarının en yükseğidir aradan varlığı yakın mesela varlık şeytanın sıfatı en akayrum min kalaktenim miner ve kalaktenim mintin bir benlik kendisinde gördüğü için helak olmuştur Neyse uzar durur Hadis-i Şerif'e geçecek olursak ve galen Nebi'yi sallallahu teala aleyhi ve sellem Bir de mutlak siz de bunu görüyorsunuz, aleyhisselatu vesselam efendimizin kelamları mucize.
Öyle bir fesat, öyle bir belagat var ki hayran kalmamak mümkün değil. Sonra Mucemül Kelim, az bir kelimelerle çok büyük manaları ifade ediyor.
Bakıyoruz, kelamı Muhammedilerin de Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir insicam var bir güzellik var mesela biz Fatiha-ı Şerife'yi her namazda ne yapıyoruz okuyoruz her namazda zaten fatihasız namaz olmaz bunu idrak edenlerimiz dediler ki Fatiha zaten Kuran-ı Azimüşşan'ın hepsini içerisine alan sure-i celile-i cemiledir orada Besmele onu da içerisine alır Fatiha'yı Fatiha'yı da içerisine alan oradaki besmelenin altındaki bağdır ki bayi İshak denir ona bu yapışma manasına gelir zaten Cenabı Hak ile kul arasında kurulan bağdır o ki bizim hiçbir zaman Cenabı Hak'tan bağımızı kesmememiz icap eder burada hidayet konusunu işleyen Sami Efendi Hazretleri buna değinmiş mesela avamın hidayeti diyor has insanların hidayeti hasul hasıl olan insanların hidayeti, kalbi yönde güçlü olanların ruh yönünde sır yönünde hidayetini anlatırken orada bir noktaya işaret buyuruyorlar.
Diyorlar ki kalbimiz murakabe ile her zaman Cenabı Hak ile alakalı olsun gerçekten öyle devre bakıyoruz zamana bakıyoruz Esad er birliği zamanında yirmi beş istiğfar vermişler bakıyoruz Sam Efendi Hazretleri yüz on bir istiğfar veriyor üstadlarımız Hacasen Efendi Kaddafi Allah'ın sırra üstadımız aman ha sohbetsiz zaman geçirme burada işlemişler fırsat kuşunu uçurma aldığın dersi kaçırma kıymetini bilmen neden her zaman alakalı olmamıza işaret eden bir kelam söylüyor sohbetsiz zaman geçirme sohbet dindiği zaman karşılıklı bir konuşma da değil kalbi bir iletişimdir bu gönlün bir alakasıdır öyle sohbet yaparlar ki hatta hiç konuşmaya gerek kalmaz mübarek gözlerini yumduğu zaman Allah'ımızın lütfuyla alacağı büyük nimeti büyük bir ikramı ihsanı o anda Rabbimiz lütf eder ihsan eder onun tarifi yok Bu hakka dair çok sözler var. Bir misal verebilir miyim diye düşündüm.
Allame I Taftazani ile Seyyidi-i Efzanî hatırıma geldi. İkisi de kelam alimidir. Allamei Taftazani hocasıdır. Şehiti efsane bir meşayihle buluşurlar. Bunlar irşad için mübarek üstadlarımız yola çıkarlar. Yolda bir tanesi hemen karşılarına gelir der ki hoca efendiler nereye gidiyorsunuz durumu ifade edince dört tarafı inşikak ettidirler istinşak etti kokladı. Sizi bu fakirden başkası irşad edemez değil de biz gösteriliyoruz der irşad için.
Allah'ımız öyle ayarlamış ki orada rabıta noktasında allame-i Taftazani Hazretleri biraz durmuş, evradını almış ama seyyid-i efsane tam manasıyla teslim olmuş ona mübarek gözlerini yumup bir teveccühte bulunmuş daha sonra Hoca Efendi nasıl bir şey hissettin deyince aynen bacanın kurumunun döküldüğü gibi böyle derinin kılının, kılçığının temizlendiği gibi gönlümden bazı noktaların, bazı kirlerin gittiğini gördüm deyince, ilmin gurur ve kibirlere gitti Hoca Efendi buyuruyor. Sonra Seyyid Efsanevi Hazretleri konuşurken Allamei Taftazani diyor ki Rahmetullah Ali bir gün Şehit ben seni okuttum ama bu ilim nereden diyor. Efendim siz rabıtaya pek gönül vermediniz, biz ise tamamen inandık, o anda mübarek gözlerini yumup kalbime teveccüh buyurdular, ne olduysa o anda oldu derim ki sohbet dindiği zaman asıl sohbet de budur zaten.
Uzayacak söz hatırladığım çok uzar var Sami Efendi Hazretlerini ziyarete gitmiştik biz dört kişiydik fakat içimizde gayri ihtiyari bir muhabbet hazır oldu böyle yanıyoruz sanki yanıyoruz konuştuğumuzda beraber yolcu olduğumuz arkadaşlarla diyoruz ki bu muhabbetin eseri ömürden infak olmaz dediler ömrümüzü veriyoruz biz diyoruz ki ben diyorum ömrümü veririm Efendime diyorum böyle muhabbetler sevgiler sonra görüşme yasak dendi bir sıkıntı olmuş nasıl olduysa görüşmeyi yasaklamışlar o anda biz mescitten ya da secdeye kapandık Rabbim bizi görüştür zamanın kutbul aktabıyla diye bir türlü müsaade olmadı yalnız orada yakınlarından birisi Hacı Mehmet Öztürk diye dedi ki bizim için sen dedi hediyeleri götürme bahanesiyle izin al dedi Bal götürmüştük iki çerçeve, onu aldım, kapının ziline bastım huzurlu bir şekilde, inşallah öyle olur.
İçeriden ses geldi, dedim Hasan Efendi'nin evladıyım hediyeleri getirdim buyurun dediler içeri girdim yalnız dedim efendim bizimle gelenler de var biz oturunca ben aşağıya oturdum, o da aşağıya oturuyor. Üstadımız da demişti bizi sorunca aman dergah edebilirdir, kalk mübarek ellerinden öp diye, mübarek ellerini öptüm, böyle bir coşmaya başladı ama ilk girişi çok başkaydı, öyle bir tebessümle girdi ki çok müstesna. Böyle biraz konuşuyor gibi hissettim konuşarak ama çok tebessümlü girdi. Önümüzde kandil geceleri var, Regaip gecesi var, Miraç Kandili var, beraat gecesi var, Kadir geceleri var, başladı, coşuyor böyle, coşuyor, Sonra diyeceğim ama şimdi diyeyim, meğer burada üstadımız hep kontrol ediyormuş biiznillahi teala.
Sonra Hızır Aleyhisselam'la münasebet kurmuş, buyurmuş ki evlatlarımı görüştür efendim demiş görüştürün ondan böyle bir heyecan hali zuhur etmiş dedim bizimle gelenler var bizi görmüşler mi dedi gördüklerini biliyorum Fatih gönlümden dedim ki sizi kim görebilir Fatih o anlıyor hani bu sözleri söylerken gönlümden geçen düşünce sizi kimse göremez hakkıyla demek istiyorum gerçekten öyle onların mana alemi Hadis-i Kudsi'de de bildirildiği üzere la yarifuhum gayri benden başkası bilmez buyuruyor ama şeklini biliyoruz şemalini biliyoruz ismini biliyoruz cismini biliyoruz ama ruhani yönlerini bilemiyoruz oraya Cenabı Hak ile kendi aralarında her an onlar bir terakkinin içerisindedir hiç şüphesiz Mesela bizim bu kasaba yıllar olur bir türlü nüfus artmaz ama bakarsınız İstanbul'a Samsun kadar büyür bir senede neden büyüklüğüne göre onlar Kemalatına göre Kemal kazanıyorlar bunun tarifi yok bu Cenabı hak ile kendileri arasında sonra onlar da geldiler konuştular ama okudukları Ayet celleyi biiznna-i Teala hatırlıyorum böyle ayet ice ırmak gibi ırmak gibi akıyor yalnız nasıl oldu bilmiyorum sandalyedeyim aşağıya iniyorum tekrar yukarıya oturuyorum kendimden geçtim zaten sonra üstadımızla buluşunca buraya geldiğimde oğlum size teveccüh etmiş dedi yani halimiz başkalaştı zaten değişti Ankara'ya geldim görüşmeyi müteakip dua ediyorum dua da Allah deyip bağırıyorlar diyenler size bir şeyler olmuş ne olmuş araba ref defa olmuş gönüllerimiz onların Elhamdülillah Cenabı Hak'tan gelen esma tecellisi, sıfatlarının tecellisi, zatı sıfatlarının tecellisi, varidatı ilahi ki tarifi yok.
Denizler onun yanında damla bile kalmaz. Verdikleri zaman buyruluyor ya sel tuta habibim iste verilecek buyuruluyor. İslam'la vela sevfe yuhtike rabbüke fetarda, rabbin sana verecek, sen de razı olacaksın buyuruyor. Hani verildiği zaman onların vermesi bizim vermemize benzemez. Bakın Saha hali olur, sahih olur insan, cömert, sahih olur.
Bunun yanında bir de Cut vardır Cevvad bu cömertliktir bunun ötesinde bir ikram daha vardır ki buna isar derler mesela bu isarı biz kurbanda göreceğiz onlar kurbanda hiçbir şey almazlar bizi o doğrultuda görmeyin de bir şey diyeceğim yani o seviyede görür ne yaparsanız razı olmam Allah'ımızın en aciz bir kuluyum o zaman anlattığımda boşa gider Allah korusun üstadımız diyor ya burnunu kaldırdın neden diyor biz Allah muhafaza etsin dedim ki bir tanesine sadece böbrek ve ciğerlerini alırım ama senin kestireceğim kurbandan alırım kendiminki zaten gidiyor bu isardır işte burada Rabbimizle münasebet bağ-i ilsak diyoruz ya Besmendenin altındaki bağ Rabbimizle kurulan münasebettir şimdi düşünün ticarettedirler ki ya zengin olacaksın ya da zenginin yanında bulunacaksın hangi zenginin yanında bulunacağız gani yun anil alemin olan Mevla'nın muhabbetiyle olabilmek Siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir Celle Celalühü bu beraberliğin meydana getirmiş olduğu lütuf kadar İhsan kadar ikram kadar ne olabilir işte buna erdiği için Ehlullah dünya gözlerinde bir hardal tanesi kadar da değil bir buğday tanesi kadar da değil hep zamanını bekler dururlar biz nereden nereye geçtik sohbetten oraya geçtik sohbet ve galen nebiyyu sallallahu teala aleyhi ve sellem sıdk ve salah ile mevsuf olanlardan ahbabı çoğaltınız zira onlar şefaat eder, sıdku salah, doğru ve salahen, bu sıdku salah dindiği zaman sadece bir Ayet-i celleye okuyacağım layık olmayarak Esselamü'l-Arabî burada neher kelimesine baktığımız zaman tefsirlerde şunu göreceksiniz Muhammed suresindeki on dördüncü ayeti celileyi göreceğiz, on dördüncü ayeti celileyi göreceğiz.
Orada sütten, baldan, baldan, sudan, şarapta neler var ırmaklar var yalnız bu ırmaklar ilmel yakini aynel yakini hakkal yakini ifade eden ırmaklardır marifetullahı temsil eden ırmaklardır Mesela biz yine görürüz İbrahim Aleyhisselam'ın yıldızı, ayı, güneşi görmesi burada İbrahim Aleyhisselam zaten imanda ikana eren müstesna bir peygamberimizdir burada Yıldızı görmüş de bu benim Rabbim olamaz bize yol gösteriyor Çünkü Ayet-i Cellenin başında ve kederike nuri İbrahime melekutes semavatı ve la ard li yekune minel mugi'nin ayeti celilesinde beyan buyrulur imanda ikana kesin bir inan semavat ve arzın esrarı görülüyor. Burada zaten İbrahim Aleyhisselam bunların içerisinde onu müşahede eden bir peygamberdir.
Bize yol göstermek için ifade ediliyor buradaki sıdk sadakat peygamberliğe yakın bir noktadır katiyen bu peygamber dinlemez itikaden zaten yanlış olur onlar masumdurlar Yalnız özellikleri var velayet ölçüsü içerisinde buradaki sıddıkıyyet koltuğundadırlar onlar peygamberliğe yakın bir makamdır. Sıdkı salah ile mevsuf olanlardan ahbabı çoğaltınız Zira onlar şefaat ederler diye buyuruyor Yoksa öyle şu bu Ahmet'tir Mehmet'tir Veli'dir bununla değil Evet olur da bu evsafı haiz olan kimselerle dostluğu temin ediniz ki onlar birbirine şefaat eder diye buyruluyor. Mesela Sami Efendi Hazretlerinin etrafı bütün cemaatiyle dolu. Onların içerisinde bir tanesini seçiyor. Allah'ın izniyle onu da Rabbimin lütfuyla biliyorum konuştuğu için diyorum bize şunu anlattı çok istiyorlar Sami Efendi Hazretleri Ahmet Efendi gelsin görüşeceğim buyuruyor, Ahmet Efendi gelsin.
Diğer kimseler demişler ki dersin yok, evrak yok, ezkar yok, sen Sami Efendi hazretlerinden böyle bir inabe almış da değilsin nedir bu kadar sizin aranızdaki alaka diyenler başlamış hani öyle kimseler olur ki mesela Hz Selman Radiyallahu anh Hz Bilal Radiyallahu anh Suheyb-i Rumi Radiyallahu anh Efendimiz bizzat ehli beytim diye buyuruyor Yani bu sırdır. Ashabı güzün içerisinde Hazreti Selman'la geceleri müsabet eyliyor. Cenabı Huzeyfe radıyallahu anh Hazreti Ömer'e vermediği radıyallahu anh sırrı ona veriyor yani bu kendi aralarında çok değişik ahbap ve yaranı fazladır değişiktir Mesela ben dostum Sıddık buyuruyor. Radiyallahu Anh, benim dünya ve ahiret yoldaşımdır diye buyuruyor. Sıddık'ın cebi benim cebimdir buyuruyor. Radiyallahu Anh.
Demek ki değişik şekillerde olanlar var onlar tecelliye mazhar olanlar sonra biz bunu ölçüp biçemeyiz Allah'ın resulü bunu ayarlıyor burada Sami Efendi Hazretleri diyor ki Ahmet bizi tanımıyorlar diyor derdini ona açıyor Hatta rahatsızlığında Medine-i Münevvere'de diyor bu zatı bulun bu zatı bulun bana bir okusun bu zatı bulun diyor inanın öyle dostları var kapımı onlara açık tutun geldiği zaman hiçbir engel koymayın. Bunlardan birisi Hacı Hasan Efendi Kaddesallahu sırra vekaleten değil asaleten onun halifesidir bizzat Resulullah'ın mührüyle sallallahu teala aleyhi ve sellem. Onun işaretiyle gelmiştir.
Onlardan bir tanesi ricalü'l Gayb'den sarı emmi diye mübarek bir insan bir buçuk saat görüşüyor sohbetin illa dille değil gönülle olduğuna misal olarak da aynen diyor bir büyük bir boru o öyle tarif ediyor bir deryaya atılmış benim kalbime diyor onun teveccühüyle akıyordu diyor zaten kendinden geçmiş o anda Orada hizmetinde bulunanlar diyorlar ki biz çok Konya'ya gidip geliyoruz ama sizi hiç görmedik. O da diyor ki bizi diyor öyle yüze alıp işte bu da bizim sohbetimizde bulunsun, işte ikramımızda bulunsun diye bizi kabul etmezler diyor. Allah'ın Resulü buyuruyor sallallahu teala aleyhi ve sellem hadisi kutsidir.
Allah'ın öyle kulları vardır ki tumreyni diye geçer, elbiseleri böyle sökülmüş bir vaziyette eski, saç çakal birbirine karışmış, kapılardan onları def ederler ama Allah'ımızdan bir talepte bulunduğu zaman Cenabı Hak onların taleplerini geri çevirmez çünkü Cenabı hak gönüllere nazar ediyor Demek ki sadık dostlar, sıdk-u salahine mevsuh olanlardan ahbabı çoğaldınız, zira onlar şefaat ederler diye buyuruyor. Cenabı Hak onlara tam canı gönülden teslim olmayı bize nasip buyursun, onların sözlerinin üzerine bir söz ifade edilemez, ne diyorsa odur, çünkü sonunda belli olur o sözlerinin hakikati Cenabı hak daim ve kaim eylesin Elhamdülillahi rabbil alemin El-Fatiha