Sohbet Ve Rabıta: Manevi Yolculukta Kamil… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Sohbet Ve Rabıta: Manevi Yolculukta Kamil Müşirle İletişim
Sohbet Ve Rabıta: Manevi Yolculukta Kamil Müşirle İletişim kaydında Sohbet ve rabıta. Salikin müşir-i kamil ile sohbeti, en güçlü, en kuvvetli bir yoldur. Füyuzatı ilahiyeye nail olmak için, sohbette iki esasa dikkat etmek diyecekler. Biri sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine kemal-i ittiba tam manasıyla teslim olmak, diğeri de şeyana muhabbettir. Zaten bunlar birbirini getirir. Sorulur,…
Sohbet ve rabıta. Salikin müşir-i kamil ile sohbeti, en güçlü, en kuvvetli bir yoldur. Füyuzatı ilahiyeye nail olmak için, sohbette iki esasa dikkat etmek diyecekler. Biri sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine kemal-i ittiba tam manasıyla teslim olmak, diğeri de şeyana muhabbettir. Zaten bunlar birbirini getirir. Sorulur, şeyhe'dan muhabbet ama nasıl hasıl olacak? Onu zaten bir önceki madde de ifade etti. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme, kemal ittiba tam manasıyladir. Seyyid Muhammed Nur Bevani Hazretleri var. O sultanımız bizim Seyyid Muhammed Nur Bevani Hazretleri, yanında nereye giderse gitsin efendimizin hayatını, onun hareketlerini ifade ile kitap taşırmış. Çok büyük bir şeyiyle muhabbet var. Bir gün nasılsa def-i hacete girerken sağ ayakla veya çıkarken sağ ayakla veya sol ayakla girerken sol ayakla, çıkarken sağ ayakla.
Bunda bir hata gidince iki gün göz yaşlıyormuş. Neden ben bu hatayı yaptım, sünnet seneye muhalafet ettin diye Allah bilir. İki gün. Bir gün şeyhini bölmüş. Varmış kabrini ziyaret etmeye mübarek sultanımızın kabrini ziyaret etmeye varmış. Kabrini ziyarette bakmış ki nur gibi hiç öyle kefeninde, vücudu, ahalde bozukluk diye bir şey yok. Yalnız ayak ucunda şöyle, ayak parmaklarına doğru Bir bozulma dönmüş, hafifçe alt kısmında toprak tesir etmiş ve üstadına sormuş. Efendim demiş kefeniniz bozulmamış. Üçüncü adiizle terütaze neden böyle dediğinde buyurmuş ki sahibinden izinsiz, O geldiği zaman geri dönmek niyetiyle bir taş alıp abdest aldığım yere koydum. Abdest alırken o taşın üzerine bastım. Ayaklarında ördüğün toprağın tesiri budur. Cenabı Hak muhafaza buyursun, son derece dikkat etmeye bizi muvaffak kılsın. Öyle bir mürşid-i kamilimiz ki kendisine mesela emanete bir kitap verildi.
Hemen işte bize bir kitap geldi, ne yazıyor bir bakalım müellifin hayatı nedir, sonra kitabın içeriğinde ne vardır denilir. O kitabı bir yere koy, üç gün bekletildi. Verdiği kimseden kitap üzerine sirayet eden acaba bir gaflet hali var mı? Bir huzursuzluk var mı diye, onun geçmesini bekler, varsa böyle bir hal, ondan sonra okurdu. Kendisine bazı yiyecekler getiriyorlar, hediyelerde bulunuyorlar. Birisi önüne yiyecek getirince, bu yiyecekte bir huzursuzluk görüyoruz buyurdu. Lütfen araştırınız. Dediler ki efendim bu yiyecekte öyle bir şüphe yok. Hele bir taamdır. Fakat iyice araştırmalarını söyleyince, bu yiyeceğin üsteliş miliyeti ile hazırladığını hazırlandığını anladılar. Tabunu bile görülür bir milyar tane, Nurun Bincinfeldi ve sonra çok murakabe ehli. Şimdi en tatlı yiyeceklerden birisi baldır. Bazen bal arkası olanlar var yemek iste önüne korursunuz.
Dörtte biri, üçte biri diyeceğim de dörtte birini yemeden tamam der. Bak işte arzu ettim, yem onu, yemem. Tamam kafir ama bu murakeme de Cenabı Hakk'ın Azameti ilahiyesini yüce kudretini seyrettiği için doyması mümkün değil. Dahi yok mu? Der. Bir Ayet celle var da, Kaf suresinde Cehennem diyor ki Onun için, daha lokumunun neticesi vuslattır, vasıl olmak. Bundan dolayı, Ehlullah, dualarında dünyayı değil, Uhra'yla değil, Mevla'yı istediler. Mesela ellerini namazda tek bir için kaldırırken, iki elin kalkmasını şu şekilde izah görürler, esanı. Yan Musa, sen, Tuva Vadisi'ndesin, ayakkabılarını çıkar. Cenabı Hak'la bölüşeceksin Celle Celalühü. Bu Ayet-i Celileyi, şu şekilde izah ediyorlar. Ehli İrfan, biri dünya. Hiçbir arzusunu koymuyorlar ama biz dünyanın içindeyiz bak. Elbisemiz var, gömleğimiz var. Sonra yiyoruz, içiyoruz. Bu dünyada gezip dolaşıyoruz. Hep bunlara geçici gözüyle bakarlar.
Sohbet Ve Rabıta: Manevi Yolculukta Kamil Müşirle İletişim ne anlatıyor?
Sohbet Ve Rabıta: Manevi Yolculukta Kamil Müşirle İletişim kaydında Sohbet ve rabıta. Salikin müşir-i kamil ile sohbeti, en güçlü, en kuvvetli bir yoldur. Füyuzatı ilahiyeye nail olmak için, sohbette iki esasa dikkat etmek diyecekler. Biri sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine kemal-i ittiba tam manasıyla teslim olmak, diğeri de şeyana muhabbettir. Zaten bunlar birbirini getirir. Sorulur,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu bitecek. Bununla Allah'ımızı Celle Celalühu, bulmayı düşünüyorlar. Uhrayı da, oradaki nimetleri de sırf meblağ isterler. Zaten ona ulaşınca, dünya da peşlerinden gelir, ahiret de peşlerinden gelir. Hiç böyle, gölgesinde kovalayıp da ona hiç şey ölmemiş. Yahu arkamda benim bölgem var. Şu bölgeyi ilk o kadar mümkün değil. Ama sırtını bölgeye dönerse, istikametin febile diye, ilçeye doğru dönüyor. Gönlüm tabi eder. Dünya aynen budur. Ama öyle olmuyor. Dünyaya çalışıyor nelere malik olmuyor diye. Sayılamayacak kadar fabrikası oluyor. O, onu terk ediyor. Ölür ölmez terk ediyor. Ama sırf dönenlere, o bütün dünya varlığı her şeyiyle yine yanında. Neden? Müzemmi suresinde en son gayet tehlikeli, önden mesela öyle bir dünyaya mal iki, zekatını beliriyor. Onun yanında, sadaka, fakir, yoksul hepsini gözetiyor ve yolunda sarf ediyor. O zaman, o harcamış olduğu dünya malları, onun hemen önünde.
Nedir bunlar deyince, bunlar işte senin hak yolunda sarf ettiklerindendir. Bak, dünya kendisini takip ediyor. Ama yine Tevbe suresinde geçer, Dünyalıklara mal diyor. Fakat, bir fakir geliyor. Şimdi, yüzünü bir tarafa çeviriyor. Gönlünü çeviriyor. İşte Allah için bir yerden ya elin ayağın tutar, çalış, dönüyor başka tarafa. Daha da ötesi isteyince sırt geliyor. Allah'ımız Tevbe Suresi'nde Celle Celalü, o fakirden yüz çevirdiği için çünkü Allah yolunda harcama Rabbimizin bize Kuran-ı Azimüşşan'da emrin tavsiyelerinden birisidir. Yönünü çevirdi ya, aynen Kuran-ı Azimüşşan'da geçelim. Allah'ımız sol tarafını çevirmişse, o bilmediği dünya malları ateşte ısıtılıp ısıtılıp ne ısıtılması kızartılıp o sol böğrüne bulunur. Diğer tarafımı çevirdim, o tarafını sırtına alıp. Ama yolunda sarf ettiğinde, onu önünden bölündü. Bölünüyor. Bu şekilde.
Namazda da ellerimizi kaldırırken bunlar bunu hal olarak yapmıyor. Mesela bir coşkunluğa ayırıyor. Ne güzel bir sohbet, ne güzel bir zikir, ne güzel bir andı, onu bir ele geçirsem öyle diyeyim mi? O her zaman eline geçmiş. O artık ziyadesiyle devam ediyor. Artarak devam ediyor. Çünkü o haline hamd edip, şükretince, Rabbi Zülcelal'in daha ötesini de laf ediyor, onu. İhsan. O da ellerini kaldırırken, bu artık onda tamamen yerleşmiş. Dik mi inanmıyoruz buna? Son eliyle dünyayı, sağ eliyle ukbayı bütün haliyle Cenabı Hakk'a yöneliyor. Artık onun dediler ya keyfine diyecek yok denir ama bu ifadelere hoş gelmiyor bize. Onun o güzelliğini tarif etmek mümkün değildir o yaşardı. Yaşayarak doyamazlar. Zaten hepsinin bu ibadet ve taatin kendisinde toplandığı ibadet nedir? Namazdır. O namazda her şeyi elde ediyor zaten. Şöyle düşünelim biz, bir çocuk anasından istifade ediyor, süt.
En iyi sütte, bu yavrunun gelişimi için gözünün gücü kuvveti görmesi, kulağının duyması, beyninin gelişimi, eli ve ayağı, bütün uzunun tamamlanması, ne ile oluyor o süt? O bir süt halidir. Onu emliyorum. Emdiği süt onun vücudunun bütün organlarında gelişmeyi teminiyor. O öyle bir taat yapıyor ki O taatinde, o taatinde ruhani gelişimin hepsini elde ediyordu. Mesela gözü ibretle bakıyor. Tatindeki ilahiniz de kulağında öyle bir gelişim meydana geliyor ki eşyanın zikrini duyacak hale geliyor. Bütün diğer azanlar böyle, hayatında da o şekilde. Nimet bu. Allah'ımız, Celle Celalü'nün, ilahi olan vazifeleri, görevleri nimet olarak ifade buyuruyor zaten. Nimet verdiği kimseler, onların yolunda kıl. Nimet tabii biz hatırlarız, fırına varır, ekmek alırız, kasaba varır et alırız. Sonra neye varırız? Pazara varırız, birbirimizin ihtiyaçlarını görürüz. Manava varırız, niye alırız?
Artık birbirimizin ihtiyacı olan kendimizin ihtiyacı olan meyveleri alırız. Ne varsa artık bunlar da Mevla-yı Zülcelal'in pazarında öyle bir alışveriş var ki, İslami Hatta bunu Cafer-i zat-ı Kuddise Allahüm sırrı Hazretleri'ni Cemalullah olarak ifade eder. Bu nimetlere konmuştur taatlerini bulur. Her türlü nimete, eş kanunları zikredediğimiz zaman, onu öyle bir hale getirir ki, Allah'ın der de başka bir şey demez. Seni tanıyamadık Ya Rabbi der. Öyle olmasaydı aleyhisselatu vesselam Efendimiz, Biz seni hakkıyla tanıyamadık. Dedik. Sana hakkıyla saatte bulunamadık. İşte Seyyid Muhammed Nur Belvani Hazretleri böyle birisidir. Bu nimeti takmış olmalı ki Allahutaala'dan başka her şeyi unutmuştur. Rabbimize yönelerek çok ibadet yaptığından, eli bükülmüş vaziyetteydi. O kadar yaşlı da değil. Fakat o öyle bir zevk kumunda, onu zevk olarak yapmaz mı?
İşte ben bunu yapayım da Aşkı ilahi pigmenten din mesela Rıza'yı ilahi için yapar mı zaten kendisine bir edilir. O. Çünkü Rabbimizle olan münasebetini çok iyi kurmuş. Çok iyi kurmuş. Onunla münasebeti güzel olduğu için maddi nimetler de yağını, manevi nimetler de yağını, demesine gerek yok. Sünneti Seniyye son derece bir ayet görür. Veriyor. Bütün hallerinde efendimize uymaya çalışıyor. Öyle ki, bu hale nasıl gerildi denirse, bazen böyle menakıb kitaplarında geçiyor. Diyorlar ki büyüklerden zat, zat'a Şeyh Şikiy Hazretleri olur. Sami Bendi Hazretleri olur. Haccasim Bendi Hazretleri olur. Esani Elbili Hazretleri olur. Hepsinde ortak olan mesela Muhammed Bahaüddin Şaban'a, ben dikkatli Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Sıddık azam odur zaten sordular da sen bu hale nasıl eriştin diye.
Sorursa, diyorlarse size nasıl eriştiniz efendim dediklerinde, o gelişmeleri öyle bir kendilerini yoğun bakıma almış ki nefsini öyle bir dizginlemiş, zerre kadar su kaçınır. Öyle bir depo ki su kaçınır. Şimdi, su işlerinde ne var? Hususi bir kurum var. Sudaki kaçaklara rağmen. Mesela elektrikteki kaçaklara rağmen. Bildiğiniz gibi değil elektrikteki kaçakları. Yapılan yanlışlıklar söylemek istemiyorum bunları. Sıkıntı şart. Halbuki kazandığım zannediyoruz, o kazandığım dediğimiz aleyhissalatu vesselam efendimizin siz habbeten habbeten, siz tane tane yanlışlık yaparsınız, haksızlık yaparsınız, hutbeten, hutbeten, hutbet kimdir? Hupbe, hupbe ederim. Onun için bizim kazancımız ne olacak? Takva olacak. Takva oldu mu, o az nimete Allah öyle bir bereket verir mi? Tarifi yok. Şimdi, böyle bir ikimize bu nimetleri bu saydığımız hakkın dostları celle celalühü nasıl elde etmiş?
Onlardan bir tanesi mevzuyu, Seyyid Nur Muhammed Bedvani hazretlerinden açtığımız için söylüyoruz. Seyyid Muhammed nur dinmesi, alnının ortasında bir nur var. O bildiğimiz Zahiri şıklara hiç benzemez. O nuru gören Gayri Müslimler de Allah'ımız hidayet mühletmişse iman ediyorlar. Onu gördükleri zaman. Öyle bir nurun sahibi. Buna nasıl verilmiş? İyice ekmeğini, ununu helalden tedarik ediyor. Hamurunu kendi yoğuruyor, pişirir ve iyice acıkınca azar kadar yerdi. Bizi davet ettim sadece bu çorbayla olmaz demezdi. İlahi aşk ile kendinden geçmiş bir haldeydi. On beş sene bu hal üzere yaşadı. Müşahedeyi cemal ile vardı. Bunun hale göre dereceleri vardır. Tecevilerde, isimlerin bir tecellisi vardır, sıfatların bir tecellisi, bir de zati tecelli vardır, buna ilişmiş. Sohbetine akın akın gelmiyor. Teveccühüyle şöyle bir nazar ettiği zaman, Hazretleri bir zikre geçiriliyor. Öyle bir ruh.
Çok kamil insanlarla yetiştirmiştir. İlmini ve teyzini İmamı Rabbani hazretlerinin torunu, büyük alim Mürşid-i Kamil Muhammed Seyrüd Dini Farukuki den alınmıştır. Dayanmış ilahi bir güce, dayanmış. Böyle vazifelerini devam ettirilirler. Bununla beraber şeyhinin efalinden bir filme zahirenin ve batını itiraz ve inkar cihetine gitmez. İşte duyduğumuz zaten insanı gördüğünü nakletmesi günah olarak yeter bu yönüyle. Bak çok insanlarımızın arası bundan bozuktur. Demiş, bana bunu yemiş, boş. O boşluk, hayatımızı boş kesilmeleri olur. Bazen insanın döndüğünde daralma olur. O daralmaların tek sebebi Allah'ımıza taatteki boşluklardan gelir. İbadetteki hasletten gelir değil. İbadet gitmemek, ibadet ederken, Cenabı Hak'tan gafil olmanın neticesi, o boşluklar insanda sıkıntılar meydana getirir. Ola ki bir hikmet tahtında ve imtihan maksadıyla olabilir demelidir. Şimdi kolaylaşmış.
Bunu biliyorsun ta seksenli yıllarda biz bunu görüyorduk. Dev adımlarda teknoloji geldi şimdi. Mesela sözün bir kısmına ne, diğerinin Bilgeden alınıyor, bir kelime, diğerinin başka kelime, dostluk olduğu kimseye, canı gibi sevdiği kimseye düşmanlık ifade eden sözleri hemen yayına verebiliyor. Bu gönlün düzelmesi gerekir. Bozuk olursa o şekle gider zaten. Şeyhin huzurunda kendi nefsinin arzusuna tabi olmamak gerektir. Bir müri sa'd'ın ihlas ile sohbet, şeytan, müdavim bunlara, Önemli olur ki, olgu'i o ruhani, manevi güzellik ona akseder. Ama bunu alabilecek hal gerekiyor. Vericiler var, verici çok. Alıcı olmayınca ondan bir fayda hazır olmuyor biz. Alıcı olmamız gerekiyor. Mesela rabıta denilir ama rabıta iki kişi arasında yapılan bir ameliyattir. Şimdi, o iki kimse dediğimiz bir kere efendimiz aleyhissalatu vesselamın tasdik buyurduğu kimseler ve icazet edilmiş olan noktaları.
Bak, alıcı önemli. Onu alabilmek önemli. Mesela Muhammed Vahid'in hazretlerine, Üstad'ın diyor ki: Oğlum Vahid'di, Seni doyuracak mememde bir süt kalınmadı benim. Gidip kendine başka kimseler bul diyor. Yani büyük bir faaliyet var ki, üstazı bile ben size yeterli değilim diyorum. Hadis-i Şerif'te, Risale-i Faydalanır, istifatlar dediği, Allah'ımızın feyizi ilahisi. Manevi coşkunluk ve müteahhit mümkün değil ki. Çünkü biraz aklı yetebilse de, dense ki anandan emdiğin sütün, tadını bir anlar anlatamaz. Yani insan böyle yemiş olduğu tahammül ne kadar tatlı olursa, bu tatlıdır geçerlidirdir. Füyuzati ilahiye de odur. O, onu yaşar artık. Mevlana'mıza demişler ya, efendim aşk nedir? Dediğim gibi olunca anlarsınız demiş. Şu anda biz belki anlayamayacağız. Ama anladığımızda da Eyvah diyeceğiz.
Müridin ihlas ve hıfz-ı yedebel yayıt ve istidadına göre tefelliuzundaki sürat ve betaattir, tehallüf eder. Yani bizim kabiliyetimize göre, Aynı şekilde, Ali Şaman Efendi, Rahmetullah Ali gelmiş bir tanesi, oturmuş huzuruna, böyle şu yuzade ki ilahiyenin coştuğu bir an. Bir kimse de, o hali, birinden müşahede ediyor. Ben vardım diyor, anlatan kişi biliyor. Bize anlattı. Önüne diyor, Şaban Efendi'nin gönlünde geliyor. İlahi koğuğun içine alıyor ki diyor, çok acayip. Gözlerinle görünüyor, gönül gözleriyle görünüyor zaten. Evli kabiliyet var, çıkıyor diyor. Onun için Mürşid-i Kamiller bazı evlatlarda diyorlar, İstiğdan fitilini biraz diyorlar tahrik edin. Şu gabilik yatırımı fazlalaştırır. Şurada bir bardak olsa, bardağın alacağın su, hacmine göredir. Ama bir delyayı düşünenin bir okyanus aslında okyanus ne kadara alır? Hacmine böyle alır. Tarifi mi bunun?
Hatta bu evliya dediğimiz, onların böllüğünden ilk namına kadar bile kılmaz. Bu kaviziyetlerine göre, Müridin ihras ve hıfz-i edebiyat riayetiyle elde edilir. Şeyh mizan olup gibidir. El Memku, me'menehhab ve hadisi şerifi muktezasınca, şeyin ahval ve evsafından mürikte hal zuhuruna başlar. Yalnız, şeyin, dedim ki, efendimizden müsaadeli olması gerekiyor Sa'dır teala aleyhi ve sellem. O tamamen beşeriyetten çıkmış. Onda rahmaniyet var. Öyle nefsaniyet diye hiçbir şey yok. Ölürsa zaten müridanda bozulmalar başlar. Allah korusun. Tamamen Rabbimize Rabtimdur. Onun haliyle allenmeye başlar. Onun hali zaten ölen gözü içten kulağı kavralayan eli bürüyen ayağı olurum. Bunu temin etmiş bir kimseden ne meydana gelir? Halk meydana gelir. Eğer müritte sekir ve gaire tayin olursa rabıtayı terk ile kendi halinde müteveccih olur.
Örnek ki o rabıta halinde kendisi mevcut olduğu halde vücudu ortadan kalkar. Olgun düşmez diye çekiniyorum diyeceğim bunu niye söyledi, denecek. Yani doydukça doymadığın anlar diyemiyorum. Söyle, çünkü acayip bir devrin içindesin. Sadece o cümleyi alıp işte bak bunu bil mürşidi kamil biz katiyen köle de değil, nasıl söyler diye başarmıyor. Doydukça doyamadığındandır. Doyamıyorlardır. Bu heybet hali kendisinden geçme hali zuhur edince, ne yapar? O hale yönelir. Artık Rabbımızdan dilek almaya başlamış. Zaten o mastalarını almak da Rabbımızdan alıştı. İnkar edebilir miyiz biz? Şimdi mutfakta olsun, vesaire geride olsun, çeşmelerden su alıp içiyoruz. Ya bursu farklı. Gözünden içseydik, böyle olmazdı. Dinmesin de Tabii. Ayırmasın.
O zaman Nihal'ya vasıta gibi tahammül etmez de onun için İrfan'da da, Kebandan gelen cereyan trafo olmayınca patlar da onun için bizim elektronik aletlerimiz veriyor patlar. Onun için araya dinliyoruz ya işte trafolar vasıtasıyla o memleketin ihtiyacına göre verir. Nitekim makama, Atinaçı bendiyeden mefholmuştur ki sufiyeden biri mecliste rabıta ile meşgul iken anda gıybet eseri zuhur etti, bilip o gayrete istifade etmedi. Ol vakit hacen Nakşibend beni bırak da, oğul gıybete müteveccih ol buyurdu. Yirmi Mürü, eğer Cenabı Hak'tan istifazeye kadir olursa, o müridin rabıtayı terk etmesi hakim olur. Şunun gibi, üniversitede okuyan bir öğrencinin eline çantasını, kitabını almış, ilkokula gitti. Ona göre artık rabıtayla, letaizlerin hepsi bir karar içerisinde onun güzellikleri var, o ayrı bir konu.
Onlar yerine getirilmiş nefvi ispat en güzel şekilde yapılıyor tevhidi okurken, Onun sadece davasında bu bile itecek. Yetmez de la hayır ötüyor. Allah'ın dışında celle celaluhu her şeye la hayır ötüyor. Bunlar gerçekleşince rabıta yapmaz sorulur zaten. O zaman, Şeyhi kamil ortadan çekilir. Aleyhisselam efendimizin Miraç hadisesinde, Cebrail Aleyhisselam size imdaya gelince, hemen geri durdu. Gel deyince, bir parmak öte varsam ya Muhammed yanardı. O orayı kadar. Ondan sonra lazım değil mi? Elbette lazım. Çünkü Merbunu öyle oyunları var ki marifetullah da yedi yüzüncü dereceye kadar adım atıyor bozmak için. Her oyunu bilir oğlum. Ehlullah'ı nasıl şaşırtacak? Onun oyunlarını bilir. Onun için muhtaç bir soru gösterdiler. Bu takdirde rabıta ile iştigal, terakkiden tenezzüle dönüşür. Hicab mertebesinin tercih demek olur. Bu ise Cenabı Hak'ta diraz demek, ayrılmak demektir.
Artık faydalanmaya başlamışsa, o halini bırakmaz. İmamı Rabbani Kudse sirruh buyurmuş ki tarikımız, hazeratının tarikıdır. Bu tarikta şeyi, kemali marifet ile müteahakkik olursa ihya ile emval, müsavi olur ve istifadede şeyhler ile sıbyan, beraber olurlar, İnsan Kamil miratı haktır. Allah'ın ayinesidir. Her kim, insani kamilin ruhaniyetine basiret gözüyle bakarsa, ruhaniyetinde Cenabı hakk'ın tecellisini görür ve sıfatının zuhurunu görür. Rabıta sebebiyle şeyler sıbyan, kamilden feyiz alırlar. Deriler de yüzmila, mevtanın ruhaniyetinden feyz alırlar. Velinin velayetinde veliliğinde ilmi şart değildir. Rabıtai muhabbetle şeyhin teveccühüyle mahsuplarına vasıl olurlar esanirler. Bazı izah edilmesi gereken husus sayma, illa bir müdahalesinin önünde oturup da tek tek kitapları talim edecek değil. O bir methte ve oldu ki müdavim Allah ile zatını muallim.
Mevtadan rabıta ile feyiz almak, müri nefsini bütün dünyevi alakalardan sıyırıyor. Hava-ı tedbirsiz düşüncelerden de geçiyor. O meyitin ruhaniyetini keyfiyat-ı mahsusa da, mücerret bir nur tasavvur eden onun ahirete gücünüz bir müşrik-i kamil'in müsaadetli olan rabıtaya, ilhak dostunun ruhaniyetini nur şeklinde düşünür. Böylece ruhaniyetinden değil alıncaya kadar o nuru kalbinde hıfz eder. Eğer rabıta-i niyetin kabrinin yanında olursa, o kabrin sahibine selam vermek lazımdır. Kabrin sağ ayak tarafını yakın durur. Bir Fatiha, on bin İhlas, bir ayeti kürsüye okuyup, sevabını o vefat eden zatın ruhaniyetine hediye eder, sonra ruhaniyetine dönerek istifade etmeye başlar. Nitekim sallallahu aleyhi ve sellem ve sellem Hazretleri Kim bir şaşkınlığa düşecek olursa, kabirlerine müracaat etsin.
Bir kimse kendini, bir kimse kendi mahallimden Nebi-i Zişan Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretlerinin kabri saadetlerine tevehh ederse biiznillahi teala faydalanır. İmam Şalani Hazretleri, ben Mısır'da bulunurum, elimi kabri saadetin üzerine konuşurum. Bu zor değil onlar için. Zorluk bizde. Kişi bilmediğinin düşmanıdır, denir. Yani bilmediğin için, tanımadığımız için, ne zor değildir? Şu kadar ki kendisinde istifaza galibiyeti olmak şarttır. Müridde rabıtaların istifade hali başlarsa, cinni ahbabde rabıtaya devam ile o hali muhafazaya dikkat eder ve asla rabıtadan ayrılmaz. Şu kadar ki rabıta gidilecek şeyhin fenafillah ve ve kabillah ile müteahakkik olması şarttır. İşte burası, mezaribatdendendir. Yani ayaklarının kaydığı yer kurtaracak olan nedir? İman ve takvadır.
Kendisini rabıta ittirmeye mezun olmadığı halde, kemale erdin diye kendisini rabıta ittirirse rabıta giden deve ittiren deve ittiren de, yaudu billah hüsranda kalır, zarar eder.