Sırr-ı Sakati Haddesallahu Sırrı. Galf, tevekkül, Kendi üs ve kuvvetinden sıyrılmak. Ne demek? Allah'ımızın gücüne, kuvvetine, kudretine kendimizi teslim edip her ne var ise onun dilemesiyle olduğunu üç ve kuvvet sahibi Rabbimiz bulunduğuna canı gönülden teslim olmak. La havle vela kuvvete illa billah zikri gönüllerdeki sıkıntıyla kaldırır ama okuyuşun canı gönülden olması gerekiyor. Bazı dualar ifade edilir. İşte şu dua, şu devde deva, şu dua, şu devde deva Rabbimizin izniyle mesela okuyoruz da olmuyor denirse o zaman bizim dilimizin hatadan salim olması lazım. Ömrümüzün de arı ve duru olması icap eder. Sohbetlerde mürşid-i kamilimizin kapıya doğru otururdum gelen ve girenlerin gözetilmesi noktasında. Notlar da alırdım. Kendisine tabi göstermiyordum. Fakat özlüğe gizli olmaz dediler. Bir ara buyurdular ki o almış olduğu notlara şunu da ekle.
Rabbimizin buyurduğu izniyle böyle ölmek üzere olan bir kimse hasta, ona yirmi bir defa Bismillahirrahmanirrahim desem şifa bulurdu buyurdular. Buyurdu ki Sırr-ı Sakati Hazretleri Erbaun min ahlakil ebdal. Bizim halkımızda da ekseriyetle ebdal dendi mi fırlar diye hatırlanır. Suflar söylenir Allah'ımızın sevgili kulları, Rabbimize kendilerini sevdirmiş makbul kullardan. Bunların dört tane huyu varmış. El vera. Uv vera Saus diye bir korku. Vera helalde bile çekinmek, helalde bile acaba bunda bir haramlık olur mu diye titriyor. Risale-i Uşeyiri de Allahu alem geçer. Annelerimizden bir tanesi yün eyiriyor, küfrün eyir. Yalnız gece vakti bir kervan geçermiş, onlarda da kener var, ışıklar var. O ışıktan istifademiş. Bu hiçbir şey değil aslında. Bak günde bir Allah'ımıza yakın bir anneymiş ki müstesna imiş olmamız. Eğer bu yakınlığı temin ederse Cenab-ı Hak'la olur. Herhalde bile titrer olur.
Büyük bir zata demiş ki Efendim bunda bir hata olur mu? Gelip geçenlerin usulünden istifade ediyorum. Artık düşünelim, geriye anımı düşünelim, hallerimizi rezil edelim, ölçelim. Artık Allah korkusunu galebe çalması bu. Neden oluyor? Rabbimizi tanımadan oluyor. Onu tanıyınca son derece hassas oluyor. Bir tanesi mescitten çıkıyor, çıkarken asasını alıyor. Asasını aldığında bir başkasının asası düşüyor yere, onunla helalleşiyor. Diyor ki ben asamı alırken sana asam düştü, bana hakkını helal et çünkü eğilmene sebep oldu. Şimdi ticari yanlışlıkları düşünelim. Komşumuzun komşuya olan tavrını düşünelim. Hele hele, hususu göz önüne getirelim. Artık emek hırsızlığından tutun, iş hırsızlığında vesair görevlerimizdeki yanlışlığımızdan, mesela bir iş aldık diyelim, o işi gayri meşru bir halle halledebilmek. Mesela ihaleler alınıyor.
Şu yol yapımında diyor ihaleyi kazanıyor ama onun kumunda, çakımunda, çimentosunda artık onun için ne kullanılıyorsa zifttir vesairedir, asfalttır. Bunlarda ileriye çok hususlar var. Böyle anlaşılması noktasında diyorum. Mesela toptancılık yapıyor. Aldığı malı, aldığı malı, kusurunu belli etmeden, kusurunu belli etmeden o sağlam malların içerisine sakat malları karıştırılıyor. Şimdi yağın içerisine bile patates konacak olursa düşünelim. Bu yolda girerken o kervanın lambasından istifade ettiğinin sorumluluğunu, umbarek zat ile muhasebeci, konuşuyor, görüşüyor. Boşuna ebdalliğinden olur mu ki Cenab-ı Hakk'ın sevdiği kırklardan. Öyle ki bu kırklardan dediğimiz kimselerin Cenab-ı Hak ile münasebetindeki o tatlılığı ifade edemeyecek. Öyle bir ilahi zevkin içerisindeki onu alıp zımdana açsa, bura ona cennet gelir. Çünkü Cenabı Hak ile, celle celaluhu gibi münasebetin içerisinde.
Rabbimiz bunları seviyor ve bu da sevdiği amelleri yaptığı için gönlüne bambaşka ilahi güzellikler zuhur ediyor. E tashihu'l irade, iradesinde çok sağlam. Ben emri ilahiye uyacağım diyor mesela. Öyle bir uyuyor ki, ve selametü sadr lilkalp, insanlar hususunda da gönlünde böyle bir kin, kibir, hasetlik diye bir şey yok. Ben kendim için ne arzu ediyorsam, din kardeşim için de onu arzu etmeliyim, diyor. Ve sonra insanlara da nasihat ediyor. Böyle kurtulsunlar Rabbimizin kulu, Efendimizin nimeti Senlullah Teala Aleyhisselam diyerek ölüyor ki Kul lutdünya fodoulun dünyada şunlar hep fazlalıktır. İlle hamsi-hi salin şu beş husus müstesna, hobzün geşbau, kendini doyuracak bir koru etmek ve maun yerrih susuzluğunu giderecek bir su ve sebbün Yestruhu vücudunu örtecek bir elbise ve Beytun ve bir de kafasını sokacağıhanesi ve amel edebilecek kadar ilim, İlmin sonu yok yani.
Şu dört husus insanı kemale götürür. El-Allim malumat sahibi olmak şer'i konularımızı öğrenmek. Mesela bir ticaret akdini öğrenmek. Bir dükkan açıyorum, iş yeri açıyorum. İş yeri açarken ticaret hukuku var şerhi, bunu da bilecek. Vel edev, vel emane emanete riayet etmek. Vel'l ezfe, bu iffet çok önemli. Beynin de iffeti var, beynimizi yanlış düşüncelere götürmemek. Bu çok önemli ama içte bir güzelim olmayınca dışta olmaz. Mesela hastalıklar vücutta beliriyor. Onu nemlerle nemlerle tedaviye çalışıyoruz ama ciğerden geliyor. O ciğerden tedavi etmedikçe bedendeki hastalık geçmez. Ne yapacağız biz? Tevbe ve istiğfarı dil ile değil, gönülden okuyacağız. Rabbimize dönüşü kalpten yapacağız, tamamıyla. Bağlandı bendim, gidemem gayriye diyeceğiz. Öyle bir adım atacağız ki o adımımızdan katiyen şaşmayacağız. Bir an nedametini ondan sonra dönmeyeceğiz. O nedameti devamlı ileriye götüreceğiz.
Cenabıhakk'a yönelişi belli bir zaman ve vakte ayarlamayacağız. Mesela Ramazan-ı Şerif geliyor. Ramazan-ı Şerif'e ait programlar var. O Kuran bizim hayatımızın her anında olacak. İşte Ramazan geliyor, ben bir cüz Kuran-ı Kerim okuyacağım. Sırf o aya mahsus değil, o ayın dışında da okuyacağım. İşte Ramazan-ı Şerif'te ben artık onu saymak istemiyorum. Kötülükleri, işte alışkın tanımı yapan, alıştığı kötülükleri terk ettim, bıraktım. Ondan sonra da bayram sabahında tekrar başlamamalı, azmedip ölünceye kadar çünkü ňl-vabu, rabbaka hatta i't yekelebin Sana ölüm gelinceye kadar ibadet. İfret denildiği zaman düşüncelerimizde de salim olmak, kötü düşüncelere dalmamak. Kuran-ı Kerim'de Ashabler. İster açığa vuralım, isterse gizleyelim, Allah'ımız ondan bizi hesaba çekiyor. Ashab-ı Kiram çok kaygılandı, kederlendi. Ya Resulallah dışımıza sahip oluyoruz ama içimizi ne yapacağız?
Naiffellikullahu nefsen illaüsaha. Takatinizin üstünden mesul değilsiniz ama burada ulema-i kiram buyuruyor ki kötü düşünce geliyor ama istemiyor. Allah'ım beni diyor bu düşünceden korkar, ben istemiyorum. Bu beynime, benim kafama, gönlüme nereden geliyor, diyor. Böyle çıkılıyor ama secdelere yatıyor. Ağlıyorum. Allah'ın razı olmayacağın bu hali kaldır çünkü sen gönülden geçen en gizli düşüncelere bile şahitsin. Ünlünün gizlediği bütün düşüncelerden haberdar. Allahu habiirunbi me'tan'dan. Ne yapacaksın? Hatta bu Mülk Suresi'nde geçer. İster açığa vurun, ister gizleyin. Gönlümüzün en gizli yerinde bile olsa o en gizli düşüncelere vakıf Cenab-ı Hak Allah'ımız çekiliyor, böyle bir çaba için döneceğiz. O zaman Allah'ımız kulunun sadakatini görünce dinleniyoruz. Yani biz sadakatimizden de dinleniyoruz. Cenab-ı Hak dinliyor. Acaba kulum sadık mı? Tevbe ediyor ama tövbesinde duruyor mu?
Gönlümüzün de iffeti bütün cümlelerden tabi kaynağı kalpte. Kalp düzeliyorsa kime azat düzeliyor. O bozuk bozulursa bütün azaver bozuyor. Elimizin de iffeti haksızlığa gitmemiz. Gözümüzün iffeti, Allah korusun, onu açmak istemiyorum, razı olmadığı görüntülere takılmaması. Elimizdeki bu eserde gördüm. Tabakatü's sufiyye Süremi. Bu acayip gelmesin bize, arifani ilahi dişi hayvana bile bakmaktan çekinmiş. Bu kader hadsaftaydı. O hassasiyetinin neticesi de ve ibadurrahman olmuş Allah'ın seçtiği kullardan oluyor. Rabbimiz Kitabı Kerim'in de seçtiği kullarda var. Seçmiş Cenabı Hak nasıl diyeceksiniz, kısaca. Elhamdülillah Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına, selam olsun. Acaba bu seçilen kullar kimdir, denirse bu hususta Ashab-ı Kiram efendilerimiz Ashab-ı Güzin diyorlar. Bir kısmı da diyorlar ki onlar ibadetiyle seçkin olmuştur ama ibadeti Rabbimizi görür gibi yapıyor Celle Celalüh.
Nefsinin arzularına takılmamış, dünyaya hiç meyletmemiş, tamamen de Cenabı Hak'ta tamamen yönelmiş. Böyle yarım yamalak değil. Tamamen rabt oluruz. Rabıtası güzel, evradı güzel, ezkarı güzel, nefv-ü ispatı güzel, murakabatı güzel. Artık oradan gıdalanmaya başlayınca nefsani gıdalar kokuyor. Mevlamızı arzu ediyor. Üstadımızın bir evladı beraber Konya'ya yolculuk yapmışlar. Sohbetlerde bayılıyorlar abi. Efendimiz bir gence buyurmuş ki bunu al da biraz bu sohbetlerde kendinden geçecek, biraz Konya'yı dolaşın, o pazarlardan diyor, biraz soğusun diyor. O götüren kimseye görmüş ki Bu nedir? Cami. Hadi iki rekat namaz. Oradan geçiyor. Bu ne? Türbe. O türbede biraz oturalım. O kimse de ıslahına vesile olur. Yani gönül Cenab-ı Hakk'a dövdü mü? Başka yere dönmüyor. İstemem diyor, istemem. Ben Rabbimden başka bir şey istemem diyor. Diyor. Böyle olabilir mi, tamamen buna binaen. Korkunçumuz bu.
Allah'ımızın selam ettiği kullar tamamen ona dönüyor. Daha Rabbi Zülcelal'imizin ikramda bulunduğu kullar, Mimarifetihi, kendini tanıyan kullar. Bunu şuna tanır, kalp tanır. Ne kadar müstesna kimseler? Ezaninde zaten Cenabı Hak onu seçmiş. Biliyor kulunun ne yapacağını Rabbimiz Celle Celalü, Onun için ezanı de seçmiş bu. Bu selam hususu acilen de olur, acilen de olur. Acilen dünyada olur. Dünyada olan nedir? Es-salimile? Selamun ala ibadihillezine safa. Selam olsun, seçkin kıldığı kullarına buyuruyor. Seçilmesi tabi Rabbimize olan muhabbetiyle seçilmiş. İleride olan selam ise Essaidibilne, Rabbi Rahimimizden O'na selam oluyor ahirette. Rabb-ı Zülcelal'imiz ileride şefaatlerine mazhar kılsın. Böyle temiz, böyle ses diyeyim, Allah'ımızın nurlu kulları, ne diyelim, nasıl tarif edelim? Nurlu kulları. Evet, salih olan kulların yarın afetteki tahiyyeleri, selamlaşmaları.
Tabii bu ifade ile selam diye. Onların duaları da Her nereye baksa ilahi nimetler görüyor. Bundan dolayı Elhamdülillahi rabbil alemin, yaptığımız bir şey yoktu ama Rabbimiz ikram etti diyor. Nereyi görse her yerde bir nimet var. Elhamdülillahi rabbil alemin diyor El-Fatiha.