Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Şunu hiç unutmuyorum, mübarek bir gündü. Üstadımıza yakın bir yerde bulunuyordum. Zikir esnasında en çok tekrar ettiği bu ayeti celile idi. Hadid suresi dördüncü ayeti celile esaydıü billah ve hüve ve o Rabbi zülcelalimiz makum eyne makuntüm siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir bu yemek yerken su içerken hiç haram lokma ağzına girdirebilir mi? Sıddiki azamen radıyallahu anh bir süt ikram edildiğinde bunu ne ile elde ettin deyince hizmetçisine kehanetten kazanmış olduğum kahinlikten kazanmış olduğum onlardan kazanmış olduğum parayla aldım deyince parmağını boğazına götürür olduğu gibi çıkarır ve sonra da der ki Ya Rab eğer kanıma karışmış ise beni affet bağışla diye yalvarır Allah'ımızın gördüğünü bilen kimse. Her türlü tavrında insanlar ile alakasında yanlış bir muamelede bulunmaz.
İçinde düşmanlığı gizlemez. Amelde doğruluk yaptığı işlerde Allahu Teala'nın gördüğünü bilmektir. Üçüncüsü halde doğruluk zahirde itiraza yol açmadan batında yanlışlıkları def etmektir, ihlaslı olmaktır, samimi olmaktır. Sıdk ehlinin doğru hareket edenlerin dereceleri ve makamları bir, zühüd dünyaya zerre kadar meyletmezler çünkü geçicidir. İkincisi havfi ilahi Allah korkusudur. Üçüncüsü sıdk ehlinin derecelerinden Allah için muhabbet asıl sıd da doğruluk da budur demişlerdir. Sıdkın temeli nedir denirse Ebul Hasan ı Şazeli, Kadı sallallahü sırra tazim, ilahi emirlere büyük bir saygı ve sevgi içerisinde secdelerinde öyle, rükularında öyle, kıyamında öyle, yapmış olduğu evradında, ezkarında öyle ayaklarını uzatarak, sandalyeler üzerinde, yatağın içinde değil, seccadenin üzerinde Rabbim beni görüyor diye gözyaşlarıyla Allah'ımızın emirlerine büyük bir ta'zimdir.
Her hususta muhabbet Allahu Teala'ya ve habibine sevdiklerine muhabbettir, Sıdkın temeli doğruluğun üçüncüsü hayadır, utanmaktır. Dördüncüsü heybet, Rabbimizin azametinden titremektir. İmamı Gazali rahmetullahali hazretleri doğruluk altı yerdedir buyurmuştur. Birincisi sözde konuşurken doğru konuşuyor, sözün doğrusunu konuşuyor, niyet ve iradede niyeti düzgün. Nedir niyeti? İnsanlığa faydalı olmak. Nedir niyeti? Ailesini Hatice anamız gibi yetiştirmek bir ilim erbabı haline getirip insanlığa hizmet için onlara bilgiler vermek yetiştirmek çocukların da öyle, üçüncüsü azim ve gayrettedir, dördüncüsü azimde vefalı olmaktır, beşinci olarak İmamı Gazali doğruluğu ifade ederken rahmetullah Ali ameldedir, Altıncısı dinde makamların hepsinde doğruluğun gerçekleşmesidir.
Abdülkadir Geylani İhlas, Tevhid ve Allahü Teala'ya tevekküldür der doğruluğu anlatırken ihlas, samimi olmak, tevhid şartlarını yerine getirerek hükmü Allah'a vererek Cenabı Hakk'a tevekküldür, bağlılıktır. Muhammed El Meczup kalpte sallallahü sırra açıkta yapılanla gizli olanın bir olmasıdır demiştir. Açıkta yaptığı yine gizlinin aynı olmasıdır. İmamı Gazali Hazretleri rahmetullahi ihlasın kemalidir doğruluk buyurur. İmamı Kuşeyli rahmetullahi halde şevk yani karışıklık halinde bir karışıklık, bulanıklık, itikatta bir şüphe amelde ayıbın riya gibi kibir gibi ucub gibi benlik gibi kusurların bulunmaması demiştir. Öyle bir özetlemiş ki doğruluğu İmamı Kuşeyri Hazretleri, halinde bulanıklık yok hali düzgün. Böyle bir süt gibi tertemiz hiç içerisine şüphe karışmayan bir halin sahibi. Hal ehli.
Gördüğü eşyanın sırrını çözebilecek şekilde hali insanların durumlarına göre muamele, herkesi haline göre durumuna göre yetiştirebilme güzellikleri artık her şeyiyle doğru olduğu için ondan zuhur eden her şey de güzeldir. Bakarsa baktığını unutmayacağınız bir şekil meydana gelir. Yıllar geçer dersiniz ki o bakış neydi benim gönlüme işliyordu? O dil neydi o söz benim kalbimde öyle güzellikler meydana getirdi ki istikamet buldum. Her haliyle güzelliği ortaya çıkar. İzahını çok zaman aldığı için ancak bu kadar yapabiliyorum. Halinde bulanıklık, itikadında zerre kadar şüphe yok. Öyle bir inancı var ki kemiklerine kadar iman işlemiştir, amelinde kusur diye hiçbir şey yok, dürüst bir amel arz ettiğim gibi riyadan uzak. İbn-i Ataül edemi kudsesirru ariflerin makamıdır doğruluk demiştir. Ebu Yakup en nehir curi kalpte sallallahu aleyhi ve sırra gizli ve açıkta Hakk'a uygun olmaktır Celle Celalü.
Yine Amr Bin Osman El Mekki hazretleri, katdesallahu sure adet adalet ve ölçülü olmaktır. Adalet ve ölçülü olmaktır. Severse adalet ve ölçü içerisinde sevdiğine çok aşırı bir şekle girmiyor ki Allah korusun arada bir sıkıntı olduğunda utanacak bir hal zuhur etmesin. Düşman olduğunda da eletdülhisam denir. Çok aşırı gitmiyor ki belki dost olabilir, onda da mahcup düşmesin. Her halinde ölçülü, yavrusunu severken de ölçün. Allah'ımızın muhabbetini kaybetmeden, hanımına olan ilgisinde de ölçülü, bu Allah'ımın bana bir nimetidir, namusumu korumak için verilmiştir, bir emanettir. O bana gençliğinde hizmetlerini yapmıştır. Şimdi ise kendi elinde olmayan rahatsızlıklarıyla bu hale gelmiştir. Benim hizmet etmem gerekir deyip bu gözle bakıp ölçülü davranmaktır. Dünya işimizde de öyle, uhrevi işlerimizde de öyle. Malum üç tane sahabe.
Onlar hiç uyumayacağız, hep namaz kılacağız, bir tanesi iftar etmeyip oruç tutacağız, bir tanesi evlenmeyeceğiz deyince Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem vermiş veriyor. Peygamber olduğum halde hem yiyorum hem oruç tutuyorum hem namaz kılıyorum hem istirahat ediyorum hem de zevcelerim var buyurmuştur. İmam-ı Ali Rahmetullah Radıyallahu Anh sıdk doğruluk her nerede olursa olsun onunla verilen hüküm arz ve semada Allahü Teala'nın bir kılıcıdır demiştir. Rabbımızda bize kitabı Kerim'inde eszaidi billah Ey iman şerefiyle şereflenen müminler. Allah'tan hakkıyla korkun sözünde, fiilinde, kalbinde, her şeyinde doğru olanlarla beraber bulunun. Böyle olan bir kimse ile Medine'yi Münevvere'de bir araya gelmeyi Cenabı Hak nasip buyurdu.
Sadece sadece bir musafaha ve onun da akşam yemeğimizde kalmaz mısınız ifadesi sadece bu kadar ama işinde sözün de kalbin de doğru belli bir makama gelmiş mübarek bir insanla az bir görüşmenin neticesi insanın hali ve hayatı değişiyor. Bize gelenler olurdu. Üstadımız hazretlerini görünce derlerdi ki sadıklardan ya ha da veli ha da veli derler ve yapmış olduğumuz yanlış hareketlerden dolayı pişmanız üzülüyoruz derlerdi. Dokuz yüz otuz dörtte Sami Ramazanoğlu Kuddisallahu sırra üstazımız teşrif buyurunca memleketimize hocalardan bir tane söyle söyler huzurunda kendimi kendimi haya ediyorum bir başka mahlukun ismini anarak söyler. Der ki onun gibi gördüm huzurunda. Dedem Rahmetullah Ali Hazretlerine söyleyince bunu o da Sami Efendi hazretlerine söyler, buyururlar ki ne mütevazi bir kimseymiş.
Böyle ultrasyon oluyor ya, eskiden ayna derlerdi, rotgene çekiliyordu, Aynen onun gibi ilahi bir röntgen çekiyor ve insan kendisini görüyor ve mahcup oluyor. Allah'ım neden böyle yaptın? Hiç konuşmalarına gerek yok. Onları görmek bile yetiyor, sadık insanları görmek bizim hayatımızı değiştiriyor ve olumsuz bütün düşüncelerimizden vazgeçmeye çalışıyor ve nedamet ediyoruz, ben neden böyle yanlış yaptım, neden hata ettim diye. Bir ziyarete gelmiştik, kendilerine üstadımıza müsaade alınacaktı. Bu düşünceyle bizi gönderdiler bu niyetle. Damatları bir mübarek elini pus edin öpün babanızın görüşmesini ayarlarız dedi.
Mübarek ellerini öptüm merdivenden çıktık kendilerinin bulunduğu yer itibariyle gereği görmesi gelenlerin geride kalanlarını mümkün değildi çünkü merdivenden çıkınıyor buyurdular ki bir kişi kaldı, Nevşehir'den Hadid isminde birisiydi buyurdular ki bir kişi kaldı zahirde görmesi mümkün değildi o da elini öptü O anda birisi bir soru sordu, dedi ki efendim benim tayinim çıkıyor, Ankara'ya mı olsun, İstanbul'a mı? Ben bu işlerini bilmem buyurdu. Onun çok şefkatli ve merhametli olduğunu biliyoruz, bununla bırakmaz diyorum içimden. Sonra buyurdular ki Cenabı hak hakkımızda ne hayırlı ise onu lütfetsin, ihsan etsin buyurdular. Sonra ayrıldım. Müstahazalimizin huzuruna gelince oğlum şu gözün, yüzün, şeklin, şemailin, biçimin efendimle görüştüm diyor. Demek ki sadık insanlarla bir araya gelmek nasıl değiştiriyor? Beytullah'a gidiyor.
Eğer gözlerimiz gönderiyi derler o değilse hayvanları böyle derisini yüzerler ya bıçak kaçığından dolayı göz gibi bir açıklık meydana gelir. Böyle değil de hakkı görebiliyorsak şeklinden şemailinden bilirler sen Beytullah'ı görmüşsün diye. Meczubinden bir zat idi. Meczubinden bir zat idi. Bir kimseye dedi ki alnına, şu yüzüne senin Beytullah'ın resmi aynen çizilmiştir dedi ve ayrıldı. Yanımda bir zat. Baktı ona dedi senin şu şekline alnına Beytullah'ın resmi çekilmiştir, o nakşedilmiştir dedi. Yani biz mahlukatta bile görüyoruz. Bazı ağaçların karşısına şekiller bırakılıyor, o şekli resmediyor. Bu bir ağaçtır. Onlar nedir? Cenabı hakk'ın mükerrem olarak halk etmiş olduğu kimselerdir. Onların gönüllerindeki nur hiç aksetmez mi? Şimdi bilgisayarları neleri konuşuyoruz? Münasebet elbette kurulmakla birlikte çok uzaklardan çok sık uzaklardan etkilenmek suretiyle istifade ediliyor.
Yani bunu anlatmakla bitiremeyiz biz. Binlerce kilometre uzaklıkta olmasına rağmen bir eşyayı etkileyebiliyor. Alıcı diye bir kuş var bu kuş semadan bir böceği eğer avlamak istiyorsa elde etmek istiyorsa semadan gözüyle etkiliyor ve uyuşturuyor O böcek orada olduğu gibi kalıyor, hareket edemiyor ve onu elde ediyor. Bu bir hayvandır. Evliyaullah'ın gözü, kulum bana nafilelerle yaklaşır gören gözü olurum buyuruyor. Allah'ın Böyle bir nur ihsan etmiş olduğu göz hiç etkilemez mi kabiliyetli olan kimseleri? Tabii bu alıcı ile verici bunun temin edilmesi lazım verici çok güçlü ve kuvvetli Allah'ın izniyle. Çünkü istifadesi Rabbımızdan istifade ediyor. Halikımızdan alıyor. Mevlamız onun gönlüne indiriyor. İhsan ediyor Nuri ilahisini. Eğer biz alıcı durumunda olursak Mevla'mız neler ihsan etmez ki? Şu telefonlardan düşünelim.
Ya biz gönlümüzü onur ile doldurmak istiyoruz ama bir türlü faydalanamıyoruz. Çok yanında olmamıza rağmen faydalanamıyoruz. Bu şuna benzer diyelim ki bir çeşmeden su akıyor Biz ne yapıyoruz destimizi yanına koymuşuz ama onun ağzına getirmemişiz Nedir onun ağzına getirmek desteği teslimiyettir. Bir kere gönlümüz inanarak, canı gönülden bağlanarak, hedef olarak kendisine Kuran'ı ve sünneti seçen insanlara, adımımızın biri Kuran ve bir diğeri sünnet diyen insanlara, teslimiyet de biz teslimiyet desteğimizin ağzını o suyun altına koymadıkça da olmaz. Çünkü itiraz içerisindeyiz. Koymadıkça da olmaz. Çünkü itiraz içerisindeyiz değiliz Elhamdülillah. Böyle olmayınca Cenabı Hak gönüllerimizde dolduracaktır.
Bir kardeşimizdi zamanın Kutbul aktabını ziyaret ettiler ayrıldıktan sonra yakınlarından birisi ne oldu size her şeyiniz değişmiş sanki bir sünger gibi üstazı alimizin gönlünü çekmişsiniz diyordu. Bunu Muhammed Bahaüddin Hazretleri bir evladı için söylüyor, evladın öyle bir hal zuhur etti ki benim şu memelerim, kalp memelerim seni doyurmak için korudu, başka kendine doyuracak kimseler bul dediği kişiler olmuştur. Allah'ımız ihsan ederse böyle bu kabiliyetle, şimdi bir bardak ne kadar alacak hacmine göre alacak bir kazan o da hacmine göre alacaktır gönüllerimizi rabıta-ı Şerife de bu dünyanın yarı genişliğinde bütün genişliğinde düşünerek oturun denmesinin anlamı gayesi maksadı budur. Çünkü onlardaki nur bizim tasvir edeceğimiz tarif edeceğimiz gibi değil ki. Vermiş Cenabı Hak. Rabbi Zülcelal'imiz verecek ve sen de razı olacaksın.
Velayet ölçüsü içerisinde Allah'ımız onların gönüllerine indirmiştir. Üstaz-ı Alimiz çok sevdiği bir kardeşi ile asker dönüşü Sami Efendi Hazretlerinin huzuruna geldiklerinde iki tane minder bırakır karşılarına oturur dizlerini mübarek dizlerini dizlerine dayar o anda üstadımızın ifadesi şu bir velinin teveccühü böyle olur da Resulullah'ın teveccühü nasıl olur Fenafişeyhtan fenafir resul haline biiznillahi Teala getirirler. Resulullah'ın teveccühü böyle olur da Allah'ın cemali, didarı nasıldır demeye başlar. Eğer gönül kabımız geniş olacak olursa itikadımız, inancımız ve düşüncemizle onlar doludur.
Abdülkadir Geylani, KaddeSallallahu Sırrı Efendimiz ne kadar alıcıysanız o kadar vereceğiz buyurmuşlardır bir gün bir vaazlarını dinlemiştim müstahazımızın diyor ki teyp de dinliyorum içinizde diyor öyle müşteriler var ki benim mağazada benim mağazada verecek kumaş kalmadı öyle istiyor ki ben de diyor inemiyorum onların her hep istedikleri kabiliyetli kişilerdir Efendim işte beş sene önce altı sene önce çok başka idi ama şimdi öyle değil diyoruz bazı kimseler için yahu o zaman çok başkaydı şimdi öyle değil bunu Üstadımız hazretlerine sordular Efendim bazen öyle oluyor ki biz Kutbul Aktab'ın sohbetinde oturuyoruz hep uykumuz geliyor bir de oluyor ki yanıyor tütüyoruz buyurdular ki o gelene göre değişir gelenin durumuna göre değişir bir gün üstadımıza kıymetli emanetler Rabbimiz lütfetmiş ihsan etmişti o günlerde sohbet ettiler yanında oturuyoruz ağlamamak mümkün değil gözlüğünü kaldırıp bir tarafa atıyoruz Elimizi yüzümüze kapayıp ağlıyoruz.
Hüngür hüngür ağlıyoruz. Cemaat ağlıyor bir gün iki gün öyle. Kuran oku diyor. Oku dediği kimse Euzu billahi minneşşeytanirracim diyor ileri gidemiyor. Üçüncü gün yine bekliyoruz böyle bir aşk ve muhabbetle görüşmeyi. Öyle oldu ki o yağan ilahi rahmetten hiçbir damla yok. Sonra kendileri buyurdu ki birinci gün konuştum yanıyorduk. İkinci gün bugün ne oldu buyurdu, kim girdi içinize diye.
Aleyhissalatu Vesselam benim Medine-i Münevvere'de içinizde ecnebi var mı buyuruyor gönülleri yabancı olan var mı inancı olmayan risaletimizi tasdik etmeyen kabul etmeyen kimse var mı diye Tabii bu gözlerle bakılınca şüpheli gözlerle bakılınca ona göre ne kadar alıcıysanız o kadar vericiyiz onları Cenabı Hak doldurmuştur O bizlere göstermez ki gıyabende teveccühlerini yaparlar onlar yeter ki bizde bir kabiliyet olsun şimdi ne kadar cebimizde paramız varsa o kadar alışveriş yapıyor çok büyük mağazalara giriyoruz bir arabanın dahi pazarlandığı mağazalar var bir ayakkabı bile bakıyorsunuz dokuz on kat bütün bir ayakkabıya hasredilmiş her şeyiyle nimetlerin dolduğu alışveriş merkezleri var içeri giriyor adam dönüyor dolaşıyor çok basit böyle evin böyle zibillerini tozunu almak için bir gırgır makinesi bu kadar alıyor. İstiyor ki halı yıkayan makinalar alabileyim parası yok yazsın.
Onların gönlünde füyuzat-ı ilahiye var, varidatı ilahiye var, sıfatların tecellisi var, ef'ali ilahiyenin tecellisi var, esma-i ilahiyenin tecellisi var, ilmel yakin var, aynel yakin var, hakkal yakin var, şer'i şerife riayet var, şer'i şerifi ihsan ölçüsü içerisinde yaşam hakkı var, onların içerisinde marifet var, hakikat nurları var, sayamayacağımız ilahi ihsanlar var ama bizde alacak kabiliyetin, teslimiyetin, muhabbetin ve rabıtanın değerlerinin bulunması icap ediyor. Aksi halde hiçbir şey alamayız. Sıddıkı Azam aldı da neden Ebu Cehil almadı? Sıddıkı Azam onu bir peygamber olarak, bir Nebi olarak, bir Resul olarak, bir Makam-ı Mahmud sahibi olarak gördü. Ebu Cehil Abdullah'ın yetimi dedi baktı Velid bin Muğire niye alamadı Hz. Ömer aldı da Velid bin Muğire o neden alamadı işte onlar da ya biz nasıl inanacağız parası yok pulu yok fakir yoksul dediler.
Bakıyorsunuz Hz Osman alıyor radıyallahu anh bir Ebu Leheb alamıyor. Neden alamıyor? Hatta eline taş alıp sen nasıl atalarımızdan devraldığımız dine batıl diyorsun diye hücum ediyor. Sebebi ne? O da onu yoksul görüyor, fakir görüyor, semadan inecek bir melek olmalıydı diyor, vesair sözler söyleyip duruyor. Yani batıl gözlerle bakıyor, kirli gözlerle bakıyor.
Hazreti Ali radıyallahu anh tanıyor, ashabı kiram tanıyor, ta Habeşistan'dan gelmiş Bilal-i Habeşi Rum diyarından gelmiş Suheyb-i Rumi, İran'dan gelmiş Selman-ı Farisi vesairileri hep tanıyor bakıyoruz günümüzde küfür beldesinden gönlüne inan nur ile onlar tanıyor ama bir başkasına geldiği zaman bak geldiği zaman bakıyorsun, katiyen kabul etmem diyor akıllı bir insandı ama gelecekse bunlar ancak Ben-i İsrail'den gelmeliydi deyip hangi gözlüğü taktığı için göremiyor, onlar kibir gözünü takıyor, hasetlik gözünü takıyor, kibir gözüyle bakıyor, hasetlik gözüyle bakıyor ve görmesi mümkün değildir ve göremeyeceklerdir. Onun için bu gözlüğü değişeceğiz, kalbimizdeki gözlük imanı kamil gözlüğü olacak, gözümüzdeki ibret olacak, Kulağımızdaki hakkı duyma olacak. Lağı boşsüzlerden uzak olacağız. Onları takarsak biz hakkı duyamayız. İnşallah duyan gören kimselerden oluruz.
Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın, doğrulardan ayırmasın. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.