Sıdk Ve Niyetin Gücü ve İmanın Temeli kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Bir müftümüz çok güzel vaaz etmişti. O vaazında insanların niyetleri üzerinde duruyordu. İki kişi alışverişe giriyorlar, meslekleri icabı dükkanlarına, bakkallarına, memuriyetine, amiriyetine gidiyor. Giderken bir tanesi rızkım helal olsun düşüncesiyle gidiyor. Bak aynısı da, diğeri de yapıyor. O ecir ve mükafat…
Bismillahirrahmanirrahim. Bir müftümüz çok güzel vaaz etmişti. O vaazında insanların niyetleri üzerinde duruyordu. İki kişi alışverişe giriyorlar, meslekleri icabı dükkanlarına, bakkallarına, memuriyetine, amiriyetine gidiyor. Giderken bir tanesi rızkım helal olsun düşüncesiyle gidiyor. Bak aynısı da, diğeri de yapıyor. O ecir ve mükafat kazanıyor, İmamı Rabbani Hazretlerinin zikri daimi devamlı zikri, dünyevi işlerimizi de emri ilahiye uygun yapmamız zikri daimi. Bu hatırımıza gelmiyor. Muamelat, bizim şahsi taatlerimiz yüzde yirmi beştir. Muamelat ise yüzde yetmiş beştir. Asıl kazandıkları bu. Sıddık-ı Azam neden kazandı radiyallahu anh? En çok ümmetin işi hususunda koşmasından, gece yarıları evine geliyor. Çünkü ümmetin sıkıntılı olanların dertlerini halletmeye gayret edecek. Asıl budur. İbadetten nasip almak da olur. Biz burada Allah'ımız nasip ederse cuma namazını kılacağız.
Bakın ne buyuruyor ashabına. Bakalım. Bizi sadece mescide hapsetmiyor. Esselamu. Namazımızı bütün şartlarına uygun şekilde ihlasla, ihsanla, takva ile yaptıktan sonra camide hapis kalma. Camide hapis kalanları Hazreti Ömer radiyallahu anh soruyor. Diyor ki ne yapıyorsunuz? Biz tevekkül ehliyiz. Ya Ömer biz burada Allah'ımıza teslimiyetimizi gösteriyoruz. Hazreti Ömer radiyallahu anh böyle ilahi bir gayretle kırbaçlamaya başlıyor. Çıkın diyor. Siz tevekkül değil, tevekkül ehli yiyicilersiniz. Çünkü Cenabı Hak tenteşiropil ar namazınızı kıldıktan sonra Allah'ımızın fazlından, ikramından, lütfundan, evinizin, kendinizin, etrafınızın bütün insanlığın faydasına çalışmalarınızı yapın buyuruyor. Ne kadar müstesna bir dinimiz var bizim. Bazen sufileri tanımlarken bu yönlerini ihmal ederek tanımlamak, Allah korusun çok büyük yanlışlığa gitmek demektir. Her şeyde dinimizde esas biz bakmak dedik.
Bakarken de Rabbimizin yaratma sıfatını görerek. Yoksa insan seyretmiyor mu? Bazen arabaları görüyoruz. Biz iyi niyetle düşünüyoruz. Hatta bakacak yerler olur bu Bolu'dan. Neden? Çok güzel manzaralar hoş. O boğazı ney demiyor? Orada bakınıyor. Ama bakarken bu Rabbim'ın bir nimetidir. Nasıl lütfetmiş, ihsan etmiş deyip dersler çıkarabilmek. İşte o bir kimse alışveriş için, çünkü evinizde ve aşığı ruhun ne bil ma'ru, en güzel şekilde geçinin diye buyuruyor. Bir liste veriyor. Hanımefendi liste veriyor. O liste ile alışveriş yapıyor. O bakkal diyor ki işte bakışı ilahi olunca böyle düşünüyor. Benden aldın bir diğer komşundan da. O komşusu onun kapısına kamera koymaya gerek yok, bekçi koymaya gerek yok, o bizzat onun muhafızı durumunda oluyor. Çünkü diyor o beni gördü gözetti. Bende onu görüp gözetmem lazım. Belki kendinden daha ziyade onu düşünüyor.
Sıdk Ve Niyetin Gücü ve İmanın Temeli ne anlatıyor?
Sıdk Ve Niyetin Gücü ve İmanın Temeli kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Bir müftümüz çok güzel vaaz etmişti. O vaazında insanların niyetleri üzerinde duruyordu. İki kişi alışverişe giriyorlar, meslekleri icabı dükkanlarına, bakkallarına, memuriyetine, amiriyetine gidiyor. Giderken bir tanesi rızkım helal olsun düşüncesiyle gidiyor. Bak aynısı da, diğeri de yapıyor. O ecir ve mükafat…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 6 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Demek ki İslam'ın emirlerine yapıştığımız zaman her yönde rahatız. Ekonomide de rahatız. Biz savunma sanayinde de rahatız. Enerjide de rahatız, her şeyde rahatız. Şimdi enerji üretirken memleketimiz ne deniyor? Eğer iyi dinliyorsak diyorlar ki bu vasıta ile komşu olan devletlere de yardım ederiz. Şu ifadedeki güzelliğe bak. O zaman komşu bir devlete kötülük düşünemez. İyilik düşünür. Ben dedir işte sular hususunda neden bunlara barajdan artan suları ikram olarak gönderin der. İşte bunun gibi. Daha neler neler. İyiliğin karşılığı iyiliktir, buyruluyor. Sıdk nedir? Sıdk, bir kere sevgide Rabbımızı görebilmektir. Yani severken ölçülü sevip, böyle ifadeler var. Orada burada haya ederim. Allah'ın veli kulundan başta Rabbımızdan haya ederim o kullanılan kelimeleri. Hayat kelimesi, can kelimesi, kurban kelimesi. Bak yerini demiyorum, devamını getirmiyorum. Kurban olunacak Cenabı Hak'tır.
Bu Rabbimize dokunur, sevilecek olan O'dur. Hakiki sevginin kaynağı O zaten. Ve münacatü'l-Rab, doğrulup Rabbımızla adeta bir dille, dilleşmektir celle ve ala. Ve muvafakatü sırrı vel alaya maasıt lillahçe. Böyle konuşuyoruz birbirlerimizle hal hatır soruluyor. Bazı işleri soruluyor. Yardımcı olmak istiyoruz. Bu gibi konuşmalarımıza neden? Konuştuğumuz sözün gönülümüze uygun düşmesi. Kalbimizle dilimiz aynı olacak. Dil konuşurken kalp başka düşüncelerde değil, aynı doğrultuda olması icap eder. Doğruluk nedir? Doğruluk öyle bir güzel huydur ki, bu işlerin temelidir, esasıdır. Böyle bir yalanla, bir dolanla işi çevirdim derse, öyle bir ayağını takar ki gün gelir tepe takla gider. Ben ya bitmeyecek bir işti, bir yalan attın, işi kurtardın. O anda kurtarmış gibi görünür ama sonu çok az olur. Başta itimat edilmez. İnanılamaz. Bazı ticari iş yerleri var. Pahalı da satıyor. Pahalı.
Mesela süt üretiyor ve sütle alakalı yağdır, yoğurttur, peynirdir vesaireler. Bunları yapıyor. Bir diğer firmalardan neden? İş yerlerinden pahalı ama düzgün yapıyor. Bu düzgünlüğü nereden alıyor? Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz işini düzgün ve sağlam yapanı Allah sever buyuruyor. Hakikaten tercih ediliyor. İsterse pahalı olsun, eğer bir baharatsa içine süpürge otundan da ezmek, süzmek suretiyle süzülmez de ondan katmadığını bilirse daha çok alışveriş ondan yapıyor. Yağın içerisine patates karıştırmamışsa, o zaman daha çok tercih ediliyor. Bak doğrulup insanı hem dünyada hem ahirette huzura kavuşturuyor ve sonra doğruluk nübüvvet derecesi der de, nübüvvet derecesine derken, ona yakın, Doğru neymiş? Sözünde, fiiliyatında, davranışlarında, her türlü hareketinde düzgün. Mesela bir memurdur, patrondur veya işveren neyse amiridir, o yok.
Yahu onun yokluğundan istifade ederek birkaç saat erken girebilirim. Bu iş hırsızlığıdır, emek hırsızlığıdır. Bir hak vardır bunda. Ne yaparız? O zaman bizde sadakat diye bir şey kalmaz ve inanç yönü olmaz. Güvenemez. Eğer amiri de düzgün, memuru da düzgün olursa, o iş yerleri, mesela çok boykota giden yerler neler var, o iş yerinde boykot olmaz. Bize altın ticareti yapan bir kimse şunu anlattı. Dedi birçok işyerlerinde o kurtlar neler başladı, işçiler isyan etti. Benim iş yerimde olmalı dedi. Ben dedi bir kere o işçileri, altınların üzerine ayakkabılarınızı çıkarın, basın dedim dedi. Basın. İçlerindeki o altına gümüşe, paraya, pula arzu ve isteklerini diyor, arzu ve isteklerini ben bir kere yok ettim ve onları hak ve hukuk neyse hepsini gözettim. Birine ne kadar veriyorsam, diğerine de o kadar verdim. Öyle oldu ki saat beşte çıkacak olan sekize kadar çalışmaya başladı.
Size bir şeyler anlatırım ama bu bir yere bize söyledi denir diye ifade edemiyorum ama çok güzeldi, çok güzeldi, geçiyorum. Ey Habibim bir toprağa minnet miğledin dediği gibi hiç gerek yok. Vebali Ahmed bin Hazraviye, memerade in yekunellahü teala mahu ne kadar önemli. Kim Allah ile olmak isterse celle celalü lillahü, pelyezzim, ona gereken nedir? Essı, doğruluktur. Çünkü Cenabı Hak, essaimne, ya yüellezine hemen müttekullah ve künu maassadiki, Bakın iman edenlere hitap bu. Buradaki ya nidası bizim gibi gafilleri uyandırmak için. Buradaki ya ifadesi uyananların bilmel yakin, aynel yakin, hakkal yakine kavuşmaları için. Allah'ımızın hitabında bambaşka güzellikler var, eğer içine dalacak olursa. O ya denince, o nida, onda öyle bir hareket meydana getiriyor ki gönlünde, Rabbimize bambaşka bir muhabbet hasıl oluyor. Acaba ne buyuracak Cenabı hak diye.
Bu konularda ele alınmış, ehlullah indinde, ey iman edenler Cenabı hak'tan hakkıyla korkun ve sadıklarla beraber olun. Es-sıdgu doğruluk nedir? Hakkı konuşmaktır. Tehlikeye de gidecek olsa, çokça bildiğimiz bir husustur, bunu diğerlerine kıyas ederiz. İşte Haramilerin yol kesip oradaki yolcuların kafilede bulunanların malını mülküne hep alırlar. İşte bildiğimiz bir husus. Abdulkadir Geylani Hazretleri çocuktur diye, ona itibar etmezler. İşte bir soralım bakalım dediklerinde, annemdir koltuğumun altına, on altı tane altın yerleştirdi. Bir keseyle onu dikti. İnanamazlar. Sonra bunu görünce, neden böyle yapıyorsun dediklerinde, Allah'ımız bize doğru konuşmamızı emrediyor demesi, hepsinin kelime-i şehadeti okumasına sebep olur. Biz şimdi aileden sıkıntı görüyor muyuz? Bir kısmımız görüyor. Çocuklarından görüyor mu? Görüyor. Etrafından hiç şunu düşünüyor muyuz? Şu bana şunu yetti.
Bu bana bunu yetti. Ben ona ne ettim diye bunu hiç hatıramıza getirebiliyor muyuz? Şimdi bahaneler üretme oluyor. Bir kısım insanlarımızda. Çekmediğim diyoruz, bu hanımdan diyoruz, bu komşudan diyoruz. Acaba o komşuya karşı biz görevimizi yerine getirebiliyor muyuz? Bir insan olsun burada vereyim de, Üstadımız bir, ah Yahya'lı olmaz, sen öyle anlatırım. İşte sözü anlarlar, bir yere getirirler mi diye korkuyorum. Müsaade alacağım, anlat dersen anlatacağım. Başüstüne üstadımız bir yere çadırını kurdu. Herkes hizmete geldi. Bir tanesi ise istemiyor zaten oraya gelmesin. Çok da yakın. Üstadımızın sohbetleri güzel olduğu gibi, vaazları güzel olduğu gibi, sofra düzeni de güzel, bir çay teşkilatı da güzel. Ona büyük bardakla bir çay gönderdi. Ne dedi o? Sen bana hakaret ettin, ben sana on katını yaparım demedi.
Yaptığı şu, aslında üstadımıza bu mübarek yola kir getiren, öyle derler, dostlarımızdır, derler, muamelemizin düzgün olmayışından dolayı. Sonra bal ile ya oldu, velhasıl. Efendim es-Sıd, sözde hakkı söylemek, helaka gidecek olsak bile, sıdk nedir? Şimdi konuştuğumuzun içimize uygunluğudur. Sonra sıdk nedir? Sözümüzde dikkatli olmak ve Allah'ımıza olan ahdimizde vefalı bulunmaktır. Sıdgın altı tane şartı var. Söz, niyet, azim, vefa, amel şeklinde izah buyrulmuş. Elhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.