Sıddık-ı Azam'ın Hayatı ve İmani Derinliği | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Sıddık-ı Azam'ın Hayatı ve İmani Derinliği
Sıddık-ı Azam'ın Hayatı ve İmani Derinliği kaydında Çok önemli bir konu, hiçbir şey zaten ilahi olan ne varsa hepsi önemlidir. Kurak bir tarlanın, kurak bir arazinin nasıl suya ihtiyacı varsa, bizim de ilahi ve nurani nimetlere ihtiyacımız var. İtikadımız su istiyor. Öyle bir su ki peygamberlerin başta Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, ashab-ı müziğin ve gerçek alimlerin o güzel…
Çok önemli bir konu, hiçbir şey zaten ilahi olan ne varsa hepsi önemlidir. Kurak bir tarlanın, kurak bir arazinin nasıl suya ihtiyacı varsa, bizim de ilahi ve nurani nimetlere ihtiyacımız var. İtikadımız su istiyor. Öyle bir su ki peygamberlerin başta Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, ashab-ı müziğin ve gerçek alimlerin o güzel düşüncelerini Kuran ve sünnetten mülhem olan sözleriyle bir sulanmak istiyoruz itikaden yanlış bir düşünceye dalmamak için. İbadet olarak yine mezhep imamlarımızın görüşlerine uygun düşüncelerle sulanmak istiyoruz. Ahlaken Allah'ın sevgili dostlarının hikmet olan kalplerinde hikmet olan, elim olan, irfan olan o nurun dillerinden atan o güzel, diye buyrulur. O tatlı kelamlarla bizim ihya olmamız gerekiyor. Bir eserde geçiyordu Evliyaullah'ın diyor hayatından günde dokuz sahife okumalı, eğer okunursa gönül ihya olur diye. Bu bizim hal ve durumlarımıza göre değişir.
Kimi insanlar Kuran-ı Azimüşşan'dan çok zevk duyarlar, onu okurlar. İsterseniz şöyle bir girişle başlayalım. Daha ilk bu yola intisab etmiş mübitedi diyoruz başlayan kimseler, menkıbeleri çok sever. Mesela bir Sıddık-ı Azam'dan anlatıldığı zaman onun Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam ile dostluğunu, ona olan yakınlığını, sadakatini, bir mağarada nasıl kaldığını, Efendimize Sallallahu Aleyhi ve Sellem eza ve cefa olmasın diye bütün akrep, yılan ve haşeratın deliklerini hep kapattığını, yerine göre hiçbir şey bulamadığında elbisesini parçalayıp o delikleri Rasul-ü Ekrem Aleyhisselam Efendimiz'e sıkıntı olmasın diye kapattıklarını, bir deliğe de mübarek ayağını, dökkesini dayadığını anlattıkları zaman, zil duyarız. Hepimiz zevk duyarız. Bunun yanında fena bir resul olacak olursa, durumunda daha çok mentibelere döner. Şöyle anlaşılmasın sadece mentibeler diye geçmez.
Bakıyoruz biz ehli küfrün yerine göre Yahudi ve hıristiyanlardan, onlara göre çok ileri olan kimselerin hayatlarından bahsediliyor. Biz neden Muhyiddin-i Arabi hazretlerinden anlatmayalım? Niye İbrahim Hakkı Erzurumi hazretlerinden anlatmayalım? Neden biz Sıddık-ı Azam Radıyallahu anh ve Şahı Nakşibend kalpte Sallallahü Sırrı Es'ad-i Elbili, Sami Efendi Hazretleri ve Hacı Hasan Efendimizden neden bahsetmeyelim, neden konuşmayalım? Hayatları Kuran-ı Azimüşşan olan bu kimselerden anlatmakla gönüllerimiz elbette yeşerecektir. Fenafil resul olan kimseler ise daha ziyade diyorum, daha ziyade Efendimizin sünneti seniyyesinden, e Hadis-i Muhammediyyesinden zevk duyarlar. Hadis-i şeriflere çok düşkün bir hal arz eder. Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam'ın mübarek sözlerini Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir, kim için diye devam eden. Bunlardan zevk duyar.
Sıddık-ı Azam'ın Hayatı ve İmani Derinliği ne anlatıyor?
Sıddık-ı Azam'ın Hayatı ve İmani Derinliği kaydında Çok önemli bir konu, hiçbir şey zaten ilahi olan ne varsa hepsi önemlidir. Kurak bir tarlanın, kurak bir arazinin nasıl suya ihtiyacı varsa, bizim de ilahi ve nurani nimetlere ihtiyacımız var. İtikadımız su istiyor. Öyle bir su ki peygamberlerin başta Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, ashab-ı müziğin ve gerçek alimlerin o güzel…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Fenafillah durumuna geldiği zaman Kuran-ı Azimüşşan'dan şunu çok görürdüm, mürşid-i kamilimiz gelen kimselere hafızlar olursa onu bu karaya oturttururdu. Sami Efendi Hazretleri de aynen öyle. Emsali hak dostlarında da onu müşahede edersiniz. Hep Kuran-ı Kerim okuttururlardı. Sohbetin başlangıcında yerine göre mutlak sonunda Kuran-ı Azimüşşan'dan okunur. Mesela diyoruz ya Sami Efendi Hazretleri'nin bir teravih namazını hatırlıyorum. Kendi hanelerinin hemen yanı başında olan bir hanede Hacı Mehmet Öztürk diye kıymetli bir evladım. Onun odası biraz genişti. Salon diyelim biz geniş. Cemaat olarak bir yaz günüydü, oturuldu. Tabi kendisi bekleniyor. Ön taraftan girdiğinin bile o özelliğini anlatsam konu da biter, her şey biter. O yürüyüşte gördüğüm sanki bir cisim değildi o. Bir nur, nur öyle bir dürtüdü, normal bir kimsenin yürümesi var. Hiç ona benzemiyor.
Onu Zihni Paşa Camii'nde, Erenköy'de de gördüm, hayran hakkım. Demek ki Allah'ın sevgili kullarının yürüyüşü bile irşada yetiyor. Değil ki sözleri bakması yerine göre yetiyor. Niye? Gören göz, ben onların gören gözü işiten kulağı, kavralayan eli, yürüyen ayağıyım, nur bahşederim öyle yürürler, öyle bakar, öyle görürler. Buyurulunca öyle olmaz mı? Seni altmışta dönmüştüm. Daha çocuk elimden tutup gezdiriyorlardı, Yeşilhisar içmecesinin üst kısmında diyor ki Hasan Efendi biz kardeşlerimizi arabadan, şimdi biz selamlarız. Üstazımızda efendim, evlatlarınız sizin mübarek boyunuzu görmek de ister. Çocuk olduğumu şuradan anlayın, beyaz bir kuş gelecek diye düşünüyorum havada. Sonra teşrif buyurdular. Geldiklerinde bizim mahalleden amcanın birisi Allah deyip feryat ediyor. Neden böyle bu coşkunluk nereden geliyor deyince bir nur-u ilahi indi arştan diyor.
Biz arş diyoruz ve ehrince malum olan mekandan iniyoruz onu. Sonra bizzat hemen ölümü bir ay ile güneş semadan indi, bu sözümle iftihar etme, nasıl velileri koruyorlar, muhafaza ediyorlar. Hafiyiz zaten. Biz üstadımızın emri beşteki Adana Tepebam Şeyhoğlu Camii'nde de vaaz ederken, zaten yürürken diyorlardı, ağlıyordu cemaat. Yürürken ağlanır, biz de yürüyoruz. Dolu kimseler yürüyor ama o yürüyünce ağlıyordu. Böyle kürsüye çıkıyor, vaizunutlarına şukkalirli onu bir tarafa kurdum, şöyle on dakika kadar cemaat avlardı diye. Biz bunu istiyoruz. Hepimiz doymak istiyoruz. Öyle değil mi? Doymak istiyor insan, manen ıslanmak istiyoruz biz. O ilahi yağmurun altında ıslanmak istiyoruz ve orada bir kimse gelirdi kimse görmezdi ama ben görürdüm buyururlardı. Aman ha, iftihar etme, öyle benlik ve kibre düşmeyin diye hep koruyor, muavalırdı. O Zihni Paşa Camii'ne girdiğinde de öyleydi.
Teravih Namazına yakın bir zamanda içeride tabii cemaat var, yürüdüler. O yürüyüşlerin dedim ya anlatamam. Sonra o zaman Haseki'de muallim olan güzel bir kıraat hocası başında bir takkeydi ve böyle bir bir parçası diyemem ona Bir sarık, tamamen diyoruz ya, sarmış vaziyetteydi. Öyle fes şeklinde değildi ve hatimle teravih namazını kıldırdı. Doyamıyorlar namaza. O Şam-ı Şerif'teki iki rekatta kim bana Kuran-ı Azimüşşan'ı hatmi edecek dedikleri bir ayet. İrtihal anında da kendisinde bir ağıt meydana geliyor. Valide Sultan soruyor. Efendim bu ağıt nedir? Annemize diyor ki geleni görmedim mi? Efendim siz görürsünüz. Hilal-i Habeşi geldi, Radıyallahu Anh bizi davet ediyor Resulullah'ın huzuruna diyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve son ana doğru zaten bir ağlama, bir hıçkırık hıçkırık hali zarur ediyor. Kuran dinlemek istiyorum böyle diyor.
Hemen keyfe açıyorlar, ona razı olmuyor ki Kuran dinlemek istiyorum. Hemen bir hafız buluyorlar. Fenafillah halinde Kuran-ı Azimüşşan'a daha çok düşkün oluyorlar. Muhammed Bakibillah Hazretleri var da gece Kuran-ı Azimüşşan'a hakmediyor güneş doğuncaya kadar yirmi bir Yasin-i Şerif, sonra ellerini kaldırıyor Ya Rab geceler ne tez geçiyor, Ya Rab geceler ne tez geçiyor. Bu zevke bağlı. Bu gönlümüzdeki imanın güç ve kuvvetine bağlıdır. Yani biz sulanmak istiyoruz. Onun için istiğfarla sulanacağız gönül arsamızı. Allah'ımızın rahmet ve mağfiret sularıyla çünkü Estağfurullahi azim diyoruz, tevhidle sulanacağız. La ilahe illallah el melikul hakkul mübin sonra salatü selamlarda ölüm tefekkür ve rabıta. Şimdi hiç alınmayalım. Allah'ımız taklidimizi tahkike eriştirsin, taklidimizi tahkike. Eğer hakikatine erersek öyle bir menba ki onun sonu yoktur. Marifetullah'ta sonu yok.
Onun için Marifetullah'ın izahında acziyettir demişler, cehalettir demişler. Marifetullah ne deyince Cenabı Hakk'ı tanımak cehalet. Çünkü tanıdıkça tanımadığı ortaya çıkacaktır. Sadakat çok önemli. Şimdi her sahada bir ölçü var. İnanın bu ölçü bildiğiniz gibi değil, o hassas ölçüler var teraziler olur hassas. Şimdi sanayindeki sanayide pek bulunmaz da, sanayide gördüğüm için bu kırsal yerlerde olur bu. Odunları, kömürleri tartarken herhalde sarraf terazisi ile tartılmaz o. Bakkalın terazisi ile bile tartılmaz. O kantarla tartılır. Yani bölgelere göre değişir. O pancarlardı vesairdi, patateslerdi, ne yapılır? O kantarlardı ama bir altunun tartılması en hassas terazilerdi. Bunun yanında tartılamayan var mı bir de buna girersek biz Bismillahirrahmanirrahim Teala çıkamayız. Ehlullah'tan bir tanesi bir dua okuyor. Bir dua okuyor, buna mümasil bir dualar okuyor. Arafat'ta okumuş o duayı.
Melekler diyorlar ki Ya Rabbi biz daha geçen sene Arafat'ta okuduğu duanın ecir ve mükafatını yazmakla meşgulüz, bitmedi. Bu yine aynı duayı okuyoruz. Sadece o duada değil, bak taklidimizin tahkik oluşu ne olur? Bu ilmel yakine dayanır, aynel yakine dayanır, hakkal yakine dayanır, şeriat olur, her şeyi takva ölçüsü içerisinde yaşamanın adı olan tarikat olur, sonra Rabbımızdan gayrı her şeyi terk etme olan marifet olur, her şeyiyle bütün halimiz de Cenabı Hakk'a dönüş olur, hakikat olur. La muzen, tartılan dilimizle ifade ettiğimiz bire on, gönülle yaptığımız bire yedi yüz ama muhabbetle yaptığımız bunu söylerken sonunda çok mahcup olduğumu anlayın, anlayalım. Çünkü gerçek olarak veremediğimizden dolayı çok güzel. Yok, tam olarak beyan edilemiyor. Nasıl olacak ya? Yaşayacağız ki olabilsin. Yaşamadıktan sonra sadece biz balın tarifini yapıyoruz.
İşte şöyle olur, böyle olur, suyun tarifini yapıyoruz vesaire, vesaire. Tariflerde bulunuyoruz ama mellemyalut lem yarif tarifini bir türlü uygulayamıyoruz. Tadacağız ki olabilsin, yoksa olmaz. Bak sarraflar dedik biz. Sarraflarda en kıymetli olan mücevveri buna benzer takıları, keşke bulunabilse şimdi taklidi vardır, ümitlerin neleri Yakup vesaire. Onu herhalde herkesin göreceği yere bırakmaz. O şifreli kasalarda neden muhafaza eder? Ehline ancak gösterebilir. Onun alıcısını bulur ve ona söz. Bakıyoruz Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Cenabı Hak'tan Rabbımızdan üç ilim aldım. Birini ancak ben taşırım risalet ilmi, birisini yaydım şeriat ilmi, bir diğerini ehline ancak verebiliyor Sıddıy-ı Azam gibi Radıyallahu Anh, Ali Kerim aleyhi ve Celle Efendimiz. Bu nimetler bize sunulmuştur. Hem de altın tepsilerle alın, yiyin diye sunulmuştur.
Bunun için İbrahim bin Ethem, kalpte Sallallahü Sırrı, insanlar dünyadan hiçbir şey tatmadan çıkıp gidiyor demesinin sebebi bu. Yani biz istifade etmek istiyoruz, faydalanmak istiyoruz ama bu faydalanacağımız hususlar olduğu gibi önümüze bizim serilmiş diyoruz. E yapıyoruz, tabii bizim gibi yapılırsa, yüzünden geçilirse o kadar olur. Derinlemesine inmiyor ki, tabana inecek. Yani ölüm tefekkürü öyle olacak ki gözlerimizden yaşlar, Esad Hebbili Hazretleri'nin buyurduğu gibi Şam'ı Seher, ağlar isen tez bulunur, bulman sana. Kuru kuruye, kuru kuruye, bu kuru kuruye olmasının sebebi azalarımızı muhafaza edemeyişten oluyor. Yani biz keseyi deldiğimizden olun. Kabı deldiğimizden olun. Gönül kabımızın delikleri nedir? Azalarımız, Evimiz bir hırsızlığa gidecek olsa deliniyor ve hiçbir şey kalmıyor. Gözümüz bir şehvetle baksa yine kalmıyor. Bir kurtaramıyoruz kendimizi.
Bunun için cehd u gayret istiyor. Bakın yüz otuz altı veya yüz otuz yedi Mektubat'ta Esad-i Elbidi Hazretleri'nin Sami Efendi Hazretlerine yazmış olduğu mektubu okuyalım. Bakın ne diyor, gençlik yillarında şevkuşa taratını gördüm diyor, gayretini, çabasını gördüm. Yani tuttuğu zaman bırakmıyor. Bak yıllar geçti halimize bakın, kendimiz söylüyorum. Bir ömür geçiyor. Bu ömürde her yıl bir letaifi geçsek murakabenin zirvelerindeydik. Neyi düşünüyoruz onu da bilmiyoruz. Kafamıza, gönlümüze girdirdiğimiz nedir acaba? Yani bizim asıl düşüneceğimiz, şimdi buyuruluyor ya sana Bunlar dünya hayatını tercih ediyorlar, bu gibi. Bundan oluyor işte. Bize dünyayı terk et demiyor Cenabı Hak. Dünyadan da nasibini ara. Zenginliği, malı, mülkü hayır olarak Maara suresinde Cenabı Hak ifade buyuruyor. Yani neden düşünemiyorum diye kendime yakınlıyorum şimdi.
Halbuki bize üstadlarımız buyuruyor ki el karda gönül yarda yeter bize. Çalışın çabalayın ama kalbinizi Rabbimize verin. Bir kimseymiş eski paralar işte onlar nasıl bir paraysa böyle sayıyormuş, sayarken eli siyahlaşmış. Üstadı demiş ki evladım daha eline deyince siyahlaştı, kalbine girse ne olacaksın? Hani diyorlar ki kalbinize girdirmeyin, şu dünyayı cennet kabul etmeyin geçici. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz aynen ana karnı gibi haber veriyor. Yani ana karnındaki çocuk orada hapis olmuyor. Belli bir zamandan sonra çıkıyor. Inne ecelallahi laad bitecek, biçilen bir kaftan var bizim için, bir zaman var, taktik var, bitecek bu. Ebedi olan hayat, bu akilla alakalı. Neden aklımız var? Düşünemiyoruz, akilla kalbim yolunu ayırdık da onun için. Her sahada ölçü aletleri vardır. İnşaatta, inşaat sektöründe en çok kullanılan el aletleri olan su terazisi ve şerit metreler kullanılır.
Mastarlar normal olarak sınır ölçülerini oluşturan ölçü ve şekilleri temsil eder. Bunlar ölçü mastarı, sınırlandırılmış ölçü mastarı ve şekil mastarı olmak üzere kendi aralarında bunlar sınıflara ayrılır. Terazilerde ve de dediğimiz gibi, şimdi mastar düzgün olursa ve ülkü aleti de düzgün olursa yanlış tartmaz, hassas teraziler diyor. Şimdi bizim Hazreti Sıd deyip dedik, radıyallahu anh ondan nasip olursa anlatmaya çalışacağız Rabbimizin izniyle. Şimdi Sıdliyip oluşu mastarı düz, ölçü düz. Yani ölçüde yağmurluk ne yok, düzgün. Çilli diyoruz ya, Çillifi biz bir diyelim ki ev yapılacak, evin sınırlarını belirlerken ne yapıyoruz? Bir hazır çakılıyor, ipi çekiyoruz bir diğer yere kadar. O düzgün olursa ne oluyor? O zaman yapacağımız duvar da düzgün oluyor. Şimdi bizim ölçümüz nedir, tartımız nedir? Allah'ımızın kitabı ve Resulünün sünnetidir. Başka ne olacak?
Buna göre tartsak biz düğünlerimiz Rabbimiz'ın istemediği şekilde olur mu? Buna göre ölçsek ve tartsak bizim mirastaki halimiz böyle olur mu? Bu ölçülerle Kuran ve sünnet ölçülerine göre yapsak biz bir haksızlık yapar mıyız? Gözümüzde haince bir bakış, dilimizde yalan, gözümüzde arz ettim çünkü en çok hataya düştüğümüz noktalardır. Bilhassa yememizde, içmemizde ve ticaretimizde bir yanlışa düşmeyiz. Hani bunun şunu söyleyeyim size, bir kere biz daha dünyaya gelmeden önce enestü bir Rabbikum hitabında halu bela dedik ya, evet Rabbimizsin. Evrak ve ezkarı çekmenin manası budur. O verdiğimiz sözü hatırlayabilmek ve canlı tutmak. Kafamızda, gönlümüzde, hayatımızda canlı tutmak bu. Allah'ımızdan haya ederiz, korkarız, şuahede düşmekte. Allah'ımızı unutmuş, Allah da ona celle celalühü kendilerine, kendilerini unutturduğu kimse gibi olmaktan ona sığınırız.
Bakın diyoruz ki tarikat-ı aliyede olmak bizi kurtarmaz. Bunu çok söylüyor. Layık olmayarak size karşı yanlış söylerim diye hicap ediyorum ama hakikat bu. Yağ Fatıma Rasulullah'ın kızıyım diye iftihar etme, kendini emniyette bırakma, ya Aişe Rasulullah'ın zevcesiyim diye, ben o ifadeyi kullanamıyorum çünkü hepsi azizdir, muhteremdir, annelerimizdir, sizi hatırlayamayacağım zamanlar olacak yafatıma, secdelerle bana yardımcı ol dedikten sonra bizim nasıl davranmamız gerektiğini tefekkür edeceğiz. Canlı tutacağız. O verdiğimiz sözü galu bela evet Rabbimizsın demek hayatımızın her anına hitap eden ilahi kelamdır o. Bunları canlı tutacağız, bunu unutuyoruz. O zaman ne yapalım? Biz bak bu kadar konuşuluyor, dinliyoruz, büyüklerimiz biz değil mi? Ehlullahı dinliyoruz, hep bunları bize diyorlar. Yani onları şöyle bir yüzlerini güldürecek, memnun edecek bir halimiz olsa.
Mesela Sıddık-ı Azam dedik Radiyallahu anh, Efendimizin kanlı ve kederli anları oluyor. Hazreti Sıddık-ı Radiyallahu anh ne zaman görse neşeleniyor. Yani bize büyüklerimiz hani onlar el an hayattadır, onları sevindirecek bir halimiz olmalı. Yani evladım demeli. Rasul-ü Ekrem ve sellem sallallahu teala aleyhi ve sellem ümmetim demeli, Rabbimizle kulum demeli. Yani bu ne güzel bir hal. Buna koysak, böyle utanıyorum ama leşlere konmasak da güllere konsak, nefsani arzular leşten de kötüdür. Şeytanın ivası ondan da daha beterdi. Dünyayı zaten leş olarak Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz haber veriyor. Cife olarak haber veriyor. Bakın bir hayvanın ölüsünün yanından dahi geçerken burunlarımızı tutuyor. Nasıl fena kokuyor? Acaba bizim ahlakı seyyiemiz nasıldır? Tefekkür edeceğiz, Düşüneceğiz. Allah'ımız peygamberlerini bile, sıddık diye haber veriyor.
Mesela Yusuf aleyhisselam, esselamü ey luha sıddık deyip zindana gelerek, Yusuf ey özü sözü doğru arkadaş diyor. Bak zindandaki kimseler doğru diye haber veriyor Kuran-ı Azimüşşan'ın diliyle. Mesela İbrahim Aleyhisselam, es-selamü et. Bu kitapta İbrahim'i de okuyup an kuşkusuz o, gözü, sözü doğru bir insan, bir peygamber buldu. Mesela İdris aleyhisselam sadece birkaç misal veriyor. Esanı, Kitapta İdris'i de aleyhisselam okuyarak an hakikaten o pek doğru bir insandı ve bir peygamberdi buyur. Meryem validemiz için, esrarı Gerçek şu ki, sıhkılle azim, gerçek şu ki, Meryem oğlu Mesih la ilahe illa. Hazreti İsa aleyhisselam yalnızca bir Allah'ın Rasulüdür. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir, onun annesi dosdoğru bir müminedir, buyuruyor. Hazreti Ebu Bekir'in sıfatı olarak sıkça zikredilir. Hazreti Ebubekir Miraç hadisesinde biliyorsunuz, müşriklerin şirk kafalarına bir türlü oturmadı.
Dediler bu nasıl olur yani bir aylık Mekke'den kutsi şerife kadar mesafe dönecek, bir ay daha sema katlarını geçecek. Bu olacak bir iş değil. Zaten gaybe iman da budur. Hemen söyleyeyim gaybe iman İmam-ı Rabbani, kalpte Sallallahü Sırrı Hazretlerinin ifadesi ile nedir? Gaybe iman görünmeyenlerin görünür hale gelmez. İşte kafayı buralara yorarsak inşallah aklımızla Allah'ımızın vermiş olduğu bu nimetin de şükrü içerisinde olmuş oluruz. Yoksa ne büyük bir nimet, akıl. Burada sıddıy kelimesi üzerinde durulurken Abdülkadir Geylani efendimiz, kalpte sallallahü sırra bir ifade onun üzerine konuşuyorlar. Suduru sıddıyiki, sadıkların sadırı diye guburu esrari rabbil alemin. O öyle bir sadır ki aleminin Rabbının sırlarının mahzenidir. O bizim altınların, gümüşlerin, paraların doldurulduğu değil ha. Onların hepsi bu nimetin yanında bir zerresine erişemez.
Bu yönden varlık sahibi olan kimseler, parmakla sayılan kimseler hiçbir şey götürememiştir kabrine. Bizim sımsıkı sarıldığımız o dünya var ya bu işte, hepsini terk edeceğiz. Terk etmediğimiz ancak dinin kıvamı beş şeyledir. Birisi de zenginlerinin, zenginlerin cömertliği. Cimri kimseyi Allah da sevmez, Rasulu de sevmez. Ben duyardım, Mürşid-i Kamilimiz, cimriyi hiç sevmem diyor. Diyor. Çünkü mana gasasad-u minma Hele cimri birisi karşısına geldi mi, o şeyi anlatırdı Efendimiz, Hatem-i Tay'ı anlatırdı Müslüman olmadığı halde, Allah'ımız onu ateşte yapmıyor. Yine ateşte ama böyle bir hamam gibi sıcaklığın içerisinde, onu anlatırdı. Söyledi, kendisi sakiydi çünkü. Çünkü cennet sakilerin yurdu diye buyurdu. Burası çok üzülürdüm, böyle karşısına böyle bir cimrilik kimse kondu, dedim yine üzülecek, yine mi üzülecek Allah'ım dedim.
Çok uğraşırdı, açmaya çalışırdı ama içte olmazsa ne yapsın, gözde olacak. Mesela bu mübarek yolda istifade edenler gönlünde nur olan kişilerdir. Onlar öyle bir tohum atıyorlar ki İmamı Gazali buna Rahmetullah Ali mişkat-ı nübüvvet nuru diyor, nübüvvet nuru. Şimdi o tohum atılır da yabani otları var, nefsimizin arzu ve istekleri tamamen kapatır, büyütmez onu. Biz kendimiz çalışacağız. Allah'ımız hidayet etmedikçe Habibim buyuruyor Kasas suresinde, sen hidayet edemezsin. İçimizde olacak bu, gönlümüzde olacak. Mesela bir fidandır, aşı yapılacak, yapılması için bir öz olacak. O zaman takılan kalemler gelişsin. Onlar bize rabıta ve zikir kalemini takıyorlar, onu büyütmek bize ait taktı. Tabandan artık yandan fideler neler meydana gelmiş, büyütmüyor tabii. Onların alınması lazım ki onun gübresidir, sulamasıdır, ilaçlamasıdır, biz çalışacağız.
Cehht u gayret göstereceğiz ancak bilgi olacak, yoksa olmaz. Yolu göstermişler onlara, hedefi göstermiş. Bakın şiirlerinde bile Gülşid-i Kamil'imiz hedefini gözetmek lazım. Bu ezel bezminde vermiş olduğumuz söz bir hedeftir. Allah'ımızın kitabı, ne diyelim, altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye, ne büyük bir nimet. Habibullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cenabı Hak kalbru kıymetini bilmeyi bizlere nasip buyursun. Buyuruyor ki alemlerin Rabbının esrar küpüdür. Evliyaullah'ın sadrı bütün esrar ile dolu. Anlat bize dersen ben nasıl anlatayım? Allah'ımız dua buyurun, yaşamayı nasip buyursun. Zünnun-i Mısri Hazretleri ne dediler efendim esrardan haber ver, en iyi dedi kimseleri seçin, yüzkiyi seçdiler. Haber veremem, seçin. Yirmiye sonra dörde indiler. Böyle gizli bir yere aldı, bir odaya aldı kafiyle kilitledi.
O sırlardan size ben haber versem ilk zındık damgasını siz vurursunuz bana dedi. Aydın dedi. Ehli olmayana verilmez. Efendimizin hadis-i şerifleri var Sallallahu Aleyhi Vesselam, ehli olmayana ilim ve irfanın talimi hınzırın boğazına aynen böyle hadis-i şerif. Hınzırın boğazına takılan inci gibi buyrulur. Tövbe ediyoruz. İstiğbar ediyoruz. Her zaman diyorlar bize, yine istiğfar ediyoruz, yine istiğfar ediyoruz. İnşallah onların seveceği bir hale gelmek için hayatlarını okuyalım. Hadis-i şeriflere bakalım. Kuran-ı Kerim, bizim değerimiz zaten Cenabı Hak Kuran-ı Azimüşşan'da ne kadar ayeti celile'ye vurduysak o kadar. Mesela Kuran-ı Kerim'de esamne. Onlar bollukta ve darlıkta infak ederler buyuruyor, düşüneceğiz, halimiz. Çiha nücumul alim, o sadırda bulunan Allah'ımızın esrarı, bu yıldız diyor ama bu ilmel yakin aynel hakkal yakine işaret ediyor.
İlmin manevi artık yıldızları ve şümusul arif, arifin gönlündeki ilahi ışık. Bunu deyin de size bir şey anlatacağım inşallah. Ve haziil envar testadıu'l melaike bu öğüne bir sır ki diyor ariflerin gönlündeki, semavat da melaike diyorlar, melekler de ondan istifade eder aydınlanır. Bir hadis-i kudside bunu değişik şekilleri var. Şu, Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz abi Cenabı Hak buyuruyor, şimdi onların vücutları çok zayıf buyuruyor, nahiv denir, o hafif. Sonra renkleri atmış vaziyette, gecelerini gündüz etmişler adeta. Yine istirahat ederler, onların istirahatleri öyle bir ibadet ki alimin uykusu cahilin ibadetinden vadetinden daha müstesna, onlar müstesna bir istisnai durumları var. Sonra buyruluyor ki kalplerindeki nur öyle bir pencere açarım. O pencereden Cenabı Hak'la münasebetleri var.
Nasıl ki yıldız, ay ve güneş yeryüzünü aydınlatırsa onların kalplerindeki nur da semavatı aydınlatır. İşte bu. Bize gösterdikleri rabıtayla bu, muratebeyle bu. Onun arkadaşlığında da oturup, halk olmasında da, yaşantısında da, sözlerinde de sadakat içerisinde doğrudur. Sözü doğrudur. Yaşantısı da doğru ve arkadaşlığı da müstesna. Ali bin Nebi Talib, Kerremallahu veche, yakul es Sıddık, men arafallahu bilddal, gönülleri Cenabı Hak'ı tanıyan kimselerdir. Biz Hazreti Sıddık'ı inşallah radiyallahu anh anlatmaya gayret göstereceğiz. Ne kadar bilebilirsek, es-Sıddiku Sehl bin Abdullah Ettüsteri Hazretleri, Dillerinden öyle sevilmeyecek, Allah'ımızın razı olmadığı sözlerine yok, tesbihattır, Allah'ımızı anmaktır, takdistir. Daha ziyade sübhanallahi ve bihamdihi ve daha birçok dualarıdır.
Rabbimiz gönüllerine indirmiştir ve hafiyegul cevher ve vel havez, vel havez, böyle düşünceleri bile, azalarını koruyor, muhafaza ediyor düşünceleri bile. Yani ne yapalım elimizde değil gönlümüzden geçiyor. Tabii rabıtamız olmazsa, aldığımız rabıtayı çok az bir zaman yaparsak, murakabemizde durmazsak, hayatımızı çok iyi bir şekilde kitabı kerime uygun bir hale getirmezsek, ehadisi Muhammediye ve evliyullahın arzularını, tabii ki kötü düşünceler çıkmaz. Buyuruyor ki efendi hazretleri, Sami Efendi Hazretleri'ni söylüyorum, günün yarısından fazlası ibadet ve taatle geçecek ki kurtulabilelim. Yoksa şeytan nefis bir adım attırmaz o. Onun devamlı atılması gerekir. Yani diyoruz ya düşüncemizde oluyor yapmıyoruz ama işte bu dikkat etmeyişimizden. Onur girecek olsa, tabii ki şeytanın da nefsin de dünyanın da, nefsin heva, arzu ve isteklerinin de hiçbir gölgesi kalmaz. Yani kir nerede olur?
Kir karanlık yerlerde olur. Kir paslı olan, temiz olmayan yerlerde olur. Gönlümüz arı ve duru olduğu zaman orada katliam barınamaz zaten. Hadis-i şerifler de var. İltegam'a galiba Allah'ı zikredersek mel'ul oradan defire oluyor, yoksa istila ediyor. Sözleri ve davranışları doğrudur ve sa're zahiruhum ve batinium sıtkan, içleri de doğru, dişleri da doğru, ve sareduhuluhum fil eşe ve hurucu man habis sıd, her şeyde, yaptığı her harekette doğrudur ve merciuhum ile makadi sıdkın, big ademi sıdkın, Bununla tamamlayalım. Yani iktidar sahibi, her şeye gücü yeten, her şeyin maliki ve sahibi olan Cenabı hakk'ın katında sıddıklar koltuğundadırlar. Velhamdülillahi rabbil alemin el-Facih.