Sevgi ve İlahi Muhabbetin Yolları ve Mertebeleri kaydında Dünyanın temeline baktığımız zaman Hadis-i Kudsi'de bildirildiği üzere Mevla-yı Zülcelal'imiz ben gizli bir hazineydim, Tanınmak istedim. Halkı yarattım. İnsanları halk ettim. Burada istediğim kelimesi ahbettü, sevdim diye geçmektedir. Bundan anlıyoruz ki dünyanın temelinde sevgi var. Nasıl bir sevgi var? Cenabı hak habibini sevdi ve…
Dünyanın temeline baktığımız zaman Hadis-i Kudsi'de bildirildiği üzere Mevla-yı Zülcelal'imiz ben gizli bir hazineydim, Tanınmak istedim. Halkı yarattım. İnsanları halk ettim. Burada istediğim kelimesi ahbettü, sevdim diye geçmektedir. Bundan anlıyoruz ki dünyanın temelinde sevgi var. Nasıl bir sevgi var? Cenabı hak habibini sevdi ve dünyayı, kainatı halk etti. Levlake levlak, lema halabtü'l eflak. Sen olmasaydın, sen olmasaydın alemleri yaratmazdı. Bizim yaratılışımız efendimiz aleyhüssalatü Vesselam'ın hürmetinedir. Onun için onu sevmek bizim için bir hayat borcudur. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'i sevmek. Yunus Emre'nin bu usta çok güzel bir sözü var. Birkaçın olsun zikretmek istiyorum. Benim bunda kararım yok. Ben bunda gitmeye geldim. Bezirganem metağım çok alana satmaya geldi. Ne diyor Yunus Emre? Biz bu dünyayı cennet gören kimseler değiliz.
Bu dünyadan cenneti ve Cemalullah'ı kazanmak için geldik. Bezirganem metağım çok, alana satmaya geldim. Büyüklerimiz de böyle demez miydi? Ben pazarımı açtım, almak isteyen alsın diyordu. Neden alamadık? Herkes bütçesine göre alır, varlığına göre alır. Bir kalp ancak hacmine göre alır. Eğer gönül kabımız, sadaka ancak fakirler içindir. Gönlümüz Nebiye Ekrem Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem Efendimizin el fakrı fakri, ben kalbi fakirliğimle iftihar ederim. Eğer gönül olarak mütevazi bir hali elde etseydik dolardı bu gönlümüz. Bazen gelenler olurdu, derlerdi ki efendim duyduk bu sene hacda Kabei Muazzama'nın karşısında akşam namazına yakın bir saatte Afganistanlı Meşayı-i Kiram'dan birine teveccühte bulunursunuz. Yine duyduk ki sene dokuz yüz yetmiş dört, siz Pakistanlı Muhammed Zübeyr'e çok efendi bir kimse, çok nurlu, sanki yüzü içinin aynasıydı. Yani içini tamamen dışına yansıtıyordu.
Secde eseri her halinden belliydi. Ona teveccühte bulunmuşsunuz deyince şunu söyler. Buyurdular ki siz varlıkla geliyorsunuz. Çünkü sadaka fakirler içindir. Ben de biliyorum, ben de malumat sahibiyim diyorsunuz ki artık Rabbimizin lütuf ve kereminden sizin kalbinize koyacak bir yer kalmıyor. Unutup bildiğini alim isem nadan ol. Ehlullahın huzurunda ne kadar bilirsen bile bilmez ol, bir acziyet içerisinde ol ki Cenabı hak lütretsin. Ehlullah'ın huzuruna varırken de öyle. Gönül olarak sanki her tarafımız bizim yara ve bere içerisinde kırık ve dökük bir halde tedavi olmak için geldiğimizi gönül olarak ifade edebilmek. Yunus Emre'nin Rahmetullah Ali sözleri ledünni olduğu için anlatmakla bitmiyor. Ben gelmedim dava için, benim işim seri için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim. Mevlana'mız buyururlar, beni kabirlerde aramayın. İşte Konya'da şu semtte kabri var demeyin.
Sevgi ve İlahi Muhabbetin Yolları ve Mertebeleri ne anlatıyor?
Sevgi ve İlahi Muhabbetin Yolları ve Mertebeleri kaydında Dünyanın temeline baktığımız zaman Hadis-i Kudsi'de bildirildiği üzere Mevla-yı Zülcelal'imiz ben gizli bir hazineydim, Tanınmak istedim. Halkı yarattım. İnsanları halk ettim. Burada istediğim kelimesi ahbettü, sevdim diye geçmektedir. Bundan anlıyoruz ki dünyanın temelinde sevgi var. Nasıl bir sevgi var? Cenabı hak habibini sevdi ve…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Evet, ora bir kapıdır. Kabir bir kapıdır. Çünkü oradan Cenabıhakk'a yürümüştür. Es'adi Erbili Hazretleri'nin ruhu alilerine okumak için Kayseri'den bir cemaat gider. İsmini isterseniz söyleyeyim Gazezoğlu İbrahim Efendi kıymetli bir kimse. Ta Esadı Elbili Hazretleri'nin devrinden gelir. Dedem Rahmetullah Ali cezaevinden çıkınca Kayseri'den, bakın ilk gittiği yer neredir? Kişi askerden gelir, cezaevinden çıkar, evine koşar. O ise gönül evlerine koşuyor İbrahim Müten Nuri Hazretlerine. Bu Gazzoğlu İbrahim Efendi anlatıyor diyor ki Şeyh Mustafa Efendi Hazretleri mescide girdiği zaman Şeyh Cami'ne kabri orada bulunuyor. Bir güzel koku yayıldı. Ehlullah'ın ilk ikramı odur zaten. Eğer ruhi bir buluşma nasip olursa o güzel rayihasından belli olur. İlk ziyaretini orada yapar. Bu zatın bize anlattığı çok hususlar var. Kendisi Esad Erbili Hazretleri'ni ziyaret eder. Bir Yasin-i Şerif okurlar.
Böyle nasıl tarif edebiliriz ki böyle süzülerek kuşlar gibi böyle süzülerek gelirler. Buyururlar ki bize okumuş olduğunuz Yasin-i Şerif'in ecir ve mükafatını almak için geldik. Aslında onlar ecir ve mükafat da almaz. Ne yapar? Çünkü Esad El-Bidri Hazretleri ben Rabbimin huzuruna her şeyden ali olarak soyulmuş olarak varacağım. Bütün amalimi Allah'ın dostlarına bahşedeceğim, ben ise rızasını bulduğum bir amelle huzuruna varacağım demiştir. O kabir bir kapıdır. Kabirlerine varıldığı zaman kabirlerine varıldığı zaman nedir? Gönlümüzün istifade edebilmesidir. Çünkü dünyada kılıcın kınında olduğu gibi ahirete göçünce kınından sıyrılan bir kılıç gibidir Allah'ın izni ile. Mevlana'mız buyuruyor, beni kabristanlarda aramayın. Kabristan ilahi aleme göçüşte bir kapı mesabesindedir. Beni aşıkların sadrında arayın demiştir. Biz aşıkların muhabbet ehillerinin gönlündeyiz.
Büyüklerimiz diyelim ki ahirete güçlü, düştüğü zaman insanın iki kaşı arasında ruhaniyeti belirir. Onlar için bir uzaklık yoktur. Medine-i Münevvere'de bir tarih Esali Erbili Hazretleri'nin hizmetinde bulunan Tevfik Baba rahmetullahi Ali üstadımızı görünce der ki benim sırlarım var. Onu kimseye arz edemedim Hasan Efendi ancak size söyleyebilirim. Biz Cennetül Baki'ye gittik. Orada bir kimseyi Ali Efendi isminde kıymetli bir kimsenin kabrini arıyorduk. Gösterdiler. Şimdi Cennetü'l Bakiye'deki kabirleri bulabilmek mümkün değildir. Çünkü küçük taşlar başında öyle bir haber taşı üstünde ismi yazınacak, işte doğum tarihi, ölüm tarihi, böyle bir şey yok, bulamazsınız. Arıyor cemaat, halbuki diyor Ali Efendi benimle beraber kol kolaydı ve gülüyordu. Bak Tevfik Efendi, benim kabrimi arıyorlar bulamıyorlar diye. Aşık öldü deyü sala verirler, ölen hayvan imiş aşıklar ölmez.
Onları biz böyle bildiğimiz belli alanda kabrin içinde mi zannediyoruz ruhları elbette ki ulvi alemdedir. Üstadzımızdan sonraydı. Bir kardeşimiz bu kelimeyi ifadede çok zorlanıyordu. Bize anlattığında demek istediği şu idi. Cennetül müşahede ama çok zorlandı bunu ifadede. Dedi ki üstadımızı dedi cennetül Müşahede de olduğunu dedi Allah'ın izniyle gördüm diye. Bu. Aklı bu akıl onu çekemez, zor. Ancak ruhani gönülle hissedilebilecek bir husustur. Yine Yunus Emre'ye geleceğiz. Bilirler hop haber vermezler. Mesela siz dinlemek istersiniz, dersiniz ki efendim biraz anlatsanız şöyle Ehlullah'tan söyleseniz bize anlatmaz. Şu belli olan, bilinen akillarımız ölçüsü içerisinde birkaç hususu beyan ilerlerler. Bu Konya'da ricalullah'tan olduğunu da duyardım. Sami Efendi Hazretleri, Hadisallahu Sırra, onunla saatlerce görüşür. Görüşmeler öyle kelam olarak değil, gönül olarak görüşüyorlar.
Şeyh Mustafa efendimize rahmetullah Ali bu memlekete bir kimse gelir der ki Mustafa Efendi her gün sizinle yarım saat görüşelim. O yarım saat görüşmesi telefon değil. Bugünkü hiç iletişim vasıtaları değil. Gönül olarak görüşmek istiyor. Habibullah'ın Cenabı Hak'la mütalemesi şu dil mi olarak zannediyoruz? Yine Hak dostlarının divan heyetinde görüşmeleri gönüldür. Belki çok kısa bir zamanda senelere sığmayacak ilmi alabilirler. Gönüldür. Mühim olan o. Zaten insan kalbiyledir. Kalıbıyla değildir. Kalbiyle. Biz Rabbimizin huzuruna kalıbımızla değil kalbimizle varacağız. Buyuruyor. Ol günde ne mal ne de evlat fayda vermez ancak selim olan kalp buyuruluyor. Tevfik Baba, anlatır üstadımıza, böyle kabri aranıyor, kabri aranan zat bizimle beraberdir diyor. Buraya bir nokta koyup size bir hususu anlatmak istiyorum.
Konya'da Tahir hocamız Rahmetullah Ali, Keyif suresinde Hızır Aleyhisselam anlatılır. İşte uzundur hadise, Kehf Suresi'nde Cenabı hak Musa Aleyhisselam'a kendi tarafından ilim verdiği Hızır Aleyhisselam'la buluşmasını tavsiye buyurur. Buluşurlar, o hadiseyi anlatır. İşte vurup çocuğun ahirete göçmesini, geminin yaralanmasını, sonra kendilerini misafir almazlar, misafir almazlar. O duvarı düzeltmesini bunlardan bahis duyulur. Burada belki zor gelebilir bir hususu ifade etmek istiyorum. Çünkü diyeceksiniz hani o gemiyi niye de yaralıyor? Ondan sonra o çocuğu neden öldürüyor? Bu katillik değil mi? Bakın ne buyuruyor, Risale-i Nur. Ben diyor hiçbirini kendi görüşümden yapmadım.
Zira Aleyhisselam ben kendi görüşümden yapmadım, belki akillara gelebilir, bu nasıl olabilir, Rabbimizin men ettiği bir kriter gerçekleştirilebilir denirse ve işte senin sabredemediğin şeylerin tevili izahı budur buyuruyor. Bunu anlatır tatlı tatlı tabi ifadeleri güzel. Anlatır, yedilerden Naditli Ahmet babamız ve Hızır Aleyhisselam kol koladır. Birbirlerine bakarak tebessüm ederler. Hızır Aleyhisselam der ki bizi nasıl da anlattı Kuran-ı Kerim'de. Efendim onlar için dünya ile ahiretin farkı yoktur. Asıl dert bizdedir. Nefsimizin heva, arzu ve isteklerindedir. Daha sonra Tevfik Baba neyi anlatır? Şunu der, Hasan Efendi Sami Efendi Hazretleri Haremei'nin putbudur. Hem Mekke hem de Medine, her şeyimizle tamam. Biz büyüklerimiz hakkında şudur budur, o bizim lügatımızda yok ehlullahında. Katiyen. Şimdi derler ya şu kulağımdan girdi, diğer kulağımdan çıktı. Bizim kulağımıza da girmez.
Çünkü ona kulak vermeyiz ki biz. Bir tarih buraya Tahir hocamız geldi. Üstadımız sohbet ediyoruz Sami Efendi Hazretleri'nin memleketimizi de Şeyh Mustafa Efendimizi ziyaret için gelişini ve Tahir hocamız bir yerde de ağlıyorlar zaten. Bunları anlattıktan sonra üstadımız dediler ki Tahir Efendi fitne çoğaldı çünkü son zamanda mutaaf bir şekilde artarak devam edecek. Hiç astı astarı olmayan sözlerden. Dedi ki böyle bir hallolursa dir demez. Dedi Hasan efendi belki Ashab-ı Güzi'nin arasına girmiştir Ama Sıddıkı Azam'la Resulullah'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem arasına girememiştir. Bizim aramıza girmek için bel kemiğinin kırılması gerekir dedi. İşte dostluk budur. Yunus Emre'nin ifadesi bu. Benim bunda kararım yok, ben bunda gitmeye geldim. Bezirganem, metağım çok alana, sapmağa geldim. Ben gelmedim dava için. Şu olacağım, bu olacağım, belli bir makama geleceğim.
Bir kimsenin dediği gibi sabaha kadar diyor sabaha kadar diyor gözyaşı döktüm ricalullah'tan olmak için. Buraya da bir izah büyüklerimizden girmeye çalışalım. Benim işim Sevi için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim. Yani ben dava için gelmedim diyor. İşte ellerim büküsün ayağa kalkılsın hürmetler, saygılar, sevgiler, ikramlar, ihsanlar. Sonra belli bir yerdeymiş makamdaymış şu halde bu durumda diye gelmedim diyor. Risale-i Kuşeyrî'de Allahu alem böyle Ehlullah'tan birisi dağlarda dolaşıyor. Dolaşırken bir mağaraya denk gelir. Mağarada birkaç kimsenin ibadetle meşgul olduğunu görür. Onlara sorar ne yapıyorsunuz? Veli olmak için çalışıyoruz. O hakkın dostu kemal ehli kimse der ki ey yok hayatınızı mahvetmişsiniz. Sır Mevla için taat yapılır der ve niyetlerini değiştirdikleri anda demek ki samimi kimselermiş ki derhal arzu ve isteklerine kavuşurlar.
Ol hocamdır ben kuluyum, dost bahçesi bülbülüyüm. Ol hocamın bahçesinde şad olup ötmeye geldim. Bunda biliş olan canlar anda bilişirlermiş. Bil bilişirlermiş. Bilişi ben hocamla halim arz etmeye geldim. Yunus Emre aşık olmuş, maşuka derdinden ölmüş, gerçek erin kapısında canım arz etmeye geldim. Sevmek, muhabbet etmek anlamındaki vedud kökünden türemiş, mübalağa bildirilen bir sıfat olan Vedud çok 7, çok sevilen demektir. Esma-i Hüsna'dan biri olarak salih kullarını çok 7 ve onlar tarafından çok sevilen manasına gelir. Bazen bize sorarlar. Demek ki bir eczanedeki işçi soruyorlar işte. İlacın yerlerini belki bilebildiği için yoksa anladığından neden değil tabii. Kendim işçisiyim. Diyorlar bu vavis kim, kutup kim, Kutbu Azam, Kutbul Aktab kim bunlar? Üçler yediler ricalühu'l-Vahip işte şurada. Esselamü.
Araf suresinde yüz doksan altıncı ayet celle, O Rabbi Zülcelal'imiz hep iyilik eden kullarına dost olur. Bu Ayet cellîle'dir sır. Rabbi Zülcelal'imiz hayırda olan Ebrar sınıfında müttaki, aynı zamanda mukarreb bir kul onlara dost olur Mevla Zülcelal. Budur. Bütün sırrı bu ayet çıktı. Salih kullarını çok 7 ve onlar tarafından çok sevilen manasına gelir. Sır gibi seversen eğer muradım gerçekleşir. Çünkü tohum toprağa gizlenirse yeşerir. Yoksa ben şuyum, ben buyum, şöyle görüyorum, şöyle ediyorum demekle olmaz o. Zaten onlar bunu ifade etmez. Gerçek aşkı bilen kalp bir damla suya bile hürmetle bakar. Gerçek aşkı bilen kalp bir damla suya bile hürmetle bakar. Çünkü onların hayatında bir boşluk yoktur. Adım atarken de öyledir, semavata bakarken de öyledir, Her hallerinde her durumlarında ilahi aşk bütün bedenlerini sardığı için Rabbimizin vermiş olduğu nur ile nazar ederler.
Biz Vedud yarattığını 7 manasına gelen bu ifadeyi yine Kuran-ı Kerim'de Hud suresi doksanıncı ayeti celilede essadi billah. Ayeti celile'deki ifadelere baktığımız zaman bakın, Rabbi Zülcelal'den mağfiret dileyin. Özür dileyin Rabbi Zülcelal'imizden. Af talep edin. Yapmış olduğumuz hatalardan dolayı Rabbinizden mağfiret dileyin. Ya Rabbi ben birçok hatalar işledim. Söylenmez edilmez, yani günah olarak tekrar yazılır. Sümme tubu iley, sonra ona tövbe ile rücu edin. Şimdi istiğfarla tövbe farklı olur. İstiğfar günahımızdan dolayı bağışlanma istiyoruz ama tövbe nedir? Tövbe Rabbi Zülcelal'imize dönüştür. Bazen salih hal arz eden kimseler gerçekten, samimi olanlardan şu sözü işitirsiniz. Ben artık kötülüğe veda ettimdir. Adliyen dönemem. Ben zaten onun ızdırabı içerisindeyim, bitti der. Tamam, beni tekrar aynı yere götüremezsiniz. Böyle bir azim.
Çünkü Rabbim çok esirgeyendir, müminleri de çok sevendir. Suresinde geçmektedir. O tövbe eden müminleri çok yarlıgayan dostlarını çok sevendir. Çok önemli bir ayet-i celile bu Meryem suresinde, Esami, son bölümlerini, son kısımlarında geçer. Yani en son sahifenin belki birkaç ayet-i celile öncesinde, eshamü. Kuran-ı Kerim'de bir incelik göreceğiz. Baktığımız zaman şimdi Esma ile müsemma olmak bir ayrı. Esma ile müsemma olmak bu deryalara dalmak demektir. Derya belki onun yanında bir damla gibi kalır. Zaten o deryaların bir damla gibi kaldığı kimseler bunu ifade de edemezler. Diyoruz ki insanın çeyiz sandığı olur, bunun dışında çok kıymetli eşyalarını koymuş olduğu bir işte sandık olur, bir dolap olur şifreli vesaire. En kıymetli eşyasını koru. Ehlullah diyoruz kapalı bir sandık gibi o şifreli en kıymetli eşyanın konduğu sandık gibi koyup gittiler. Hiç öyle değil.
Onlar kapalı bir sandık gibi gitmedi. O sandıklarından ehline ikram ederek gittiler. Şeyi çok düşünürdüm, Cem'ül Cem makamını çok düşünürdüm. Şimdi hala şu memlekette ismini vermem. Neden? O kimse hor görülürdü. Belki bilen olacak, diyecek ki o mu? O nereden buna erecek? Zaten o mu dineni Rabbi Zülcelal'imiz saçı sakalı birbirine karışmış, elbisesi pejmürde tozlu ve topraklı, kapılardan kovulan diye getiriyor. Bir resiva okuduk, Hadis-i Şerif'te. Onlar Cenabıhakk'a el açtığı zaman Rabbimiz red etmiyor. Zaten onlardır. İsmi de anılamıyor bile. O mu diye. Musa Aleyhisselam'a Cenabı hak benim dostlarımdan biri vefat etti diye bir beldeyi işaret buyurur. Musa Aleyhisselam girer, sorduğu zaman çekil be Musa Aleyhisselam sen bir peygambersin, bırak. En azgın bir kimse iltihak etti, biz yıkamadık, defnetmedik. Teçhiz tekvin diye hiçbir şey yok. Onu biz kefene bile sarmadık, biz dereye attık.
Musa Aleyhisselam tabiri Rabbımızdan haber aldığı için mühim olan konumuz da buydu ama biz buna yaklaşamadık bile. Cenabı Hak'tan nasıl haber alınır? Allah'ımız bizim gibi sizi demiyorum, sağırlardan etmesin. Cenabı Hak'tan haber almaktı konumuza. Nasıl haber alınır? Evet efendim, münakaşalı bir konu değil mi? Hiç değil. Ayetlerle ve hadisi şeriflerle. Ne münakaşası? Ne münakaşa edilecek? Çünkü bunu yaşayan belki kelam alimleri mezhepte böyle müçtehid kimselerin dikkat edin. Musa Aleyhisselam onu çıkarır. Artık defin için ne gerekiyorsa yıkanır, temizlenir, kefenlenir ve kabre konur. Dedim bu esrarı hiç verdi mi diye. O kimse bize ta yirmi iki sene Allahu alem hatırladım, sonra geldi. Dedi ki hiç üzülmeyeceksin. Emaneti kime vermişse ondan devam eder bu yol, hadliyen.
Allah'ımız size, Allah'ımız size hazırlayıp hazırlayıp gönderecek katiyen endişe etme ve gönlün de daraltma dedikten sonra Cem'ul Cem makamını, Cem'ul Cem makamını kendisine anlattığını beyan etti. Cem'ul Cem makamı nedir? Mevlana'mızın sözüyle şaşı bakmamaktır. Yunus Emre Rahmetullah aleyh'in ifadesiyle de ikilikten usandım birlik hanına vardım. Bu kadar. Ne kadar anlayabilirsek? Ey iman edip salih işler yapanlar, ayeti celilede görürüz. Birbirlerini izahla bir sonraki kelime bir diğerinin adeta tefsiri mahiyetindedir esamne. Ellezine amenu. Bak iman edenler ama samimi olarak imanda tasdiki elde edenler ve amilus salihat işte o zaman amel salih oluyor. İman hakikate ermedikçe ürkeceğiz. Acaba amelimiz kabul mü değil mi? Demek ki iman kemale erince salih amel insanda hasıl olur. Muhakkak Rahman onlar için bir meveddet bir sevgi verecek, gönüllere sevdirecektir.
Timurtaş hocamız tabii ithal etti, yıllar oldu. Haymana'da o büyük bir camisi var Haymana'nın, oranın imamı veya müezziniydi. O bize bazı hususları anlattı. Dedi ki ben Hasan Efendi Hazretlerini görmedim. Fakat duyduğum zaman dedi bende bir başkalık olurdu. Hani tatlı bir hal arz ederdi. Bu Timurtaş hocamız dediğimiz o da bizim yakın bir beldemizde kimsenin haberi söylediği üzere ben diyor o mübarek zatı görmedim ama hatırladığım zaman benim tepeden tırnağa kadar halim değişiyor. Bu Cidde'de de olmuştur. İsmini çıkaramayacağım. Üstadimiz Medine-i Münevvere'ye gelirler, Mekke'ye gelirler. Cidde'de çok kıymetli bir insan, profesördür. Duyduğu zaman üç gün kendinden geçer bir hal arz ediyor. Bu olan hadiselerdir. Olağanüstü bir şey söylemiyoruz, olanları söylüyor. Çok buna benzer. Bunu ne için söylüyoruz? Şimdi imanda kemali elde etmiş. İmanda hakikate erince ameli de salih oluyor.
Bunu da Cenabı hak nut etmiş, ihsan etmiş. Böyle kimseler için Rabbi Zülcelal'imiz bir sevgi verecek, gönüllere sevdirecektir buyuruyor. Hadisi şeriflere baktığımız zaman Ebu Hüreyre radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu. Allahutaala bir kulu sevdiği zaman Cebrail Aleyhisselam'a Allah falan kulu seviyor, onu sen de sev diye emreder. Cebrail Aleyhisselam da o kulu sever, sonra gök halkına Cenabı hak falanı gerçekten seviyor, onu siz de seviniz diye hitap eder. Göktekiler de o kimseyi severler. Sonra da yeryüzündekilerin gönlünde o kimseye karşı bir sevgi uyanır. Göz yaşının bir görevi varmış. Ardından gelecek gülümseme için temizlik yaparmış. Dilin aşkı yorumlaması güzeldir ama dile gelmeyen aşk daha güzeldir. Ben kimim? Beni söylediklerimde arama. Ben söylemediklerimde gizliyim. Göremediğin koskoca derya gönlümdür.
Gördüğün sahil ise dilim, kıyılarıma vuran dalgalarıma şaşma. Onlar aşktan gelen gel, itin. Sen Mecnun'dan Leyla'dan sorma. Ben yalnız Mevla'dan bir izim. Yağmurların da ıslandığı bir yağmur vardır. Adı aşk, ateşlerin de yanıp külkül olduğu bir ateş vardır. Adı aşk. Kelebekleri intihara sürükleyen, yıldızları da kaydıran aslında aşk. Gölgelerin gölgede gölgede kaldığı bir durumdur. Sırların sır verdiği bir haldir aşk. Necip Fazıl rahmetullah aleyh bir hadiseyi anlatır. Böyle devrin padişahlarından biri ormanda gezer. Gezerken iki kişiye denk gelir. O iki kişi dizlerini dizlerine dayamış, gözleri gözlerine adeta çivilenmiş. Onların bu hali o artık bölgenin mi nerenin ise bu iki kişinin hali çok hoşuna gider ve onlara sürer. Sizin mesleğiniz nedir? Aşk. Ondan sonra Ebu Haşim El Kufi, ilk medreseyi, ilk dergahı kurar. Amellerin en üstünü Allah için sevmektir hadis-i şeriflerden.
Sevdiğini Allah için sevmek, yerdiğini de Allah için yermek imandandır. Benim için birbirini sevenlere, benim için bir araya gelenlere muhabbetim vacip olmuştur buyrulmaktadır. Diğer bir hadisi şerifte Allah için birbirini 7, bu sevgiyle buluşup bu sevgiyle ayrılanlar mahşer gününde Allah'ın özel konukları olarak ağırlanacak yedi zümre içinde gösterilmiştir. Sizden biriniz kendisi için sevip istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş sayılmaz. Malindeki hadis bütün kaynaklarda geçmekte ve ahlakın temel ilkelerinden biri kabul edilmektedir. İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız. Malimdeki hadisi şerifte İslam kardeşliğinin önemini dile getirmektedir. Kulun Allah'a yönelişinde sevgi ibadetin önüne geçmiştir. Kulun Cenabıhakk'a yönelişinde sevgi ibadetin önüne geçmiştir.
Bir mümin Allah'ın gazabından ve cehennem azabından kurtulmak veya cennete girmek için Allah'a ibadet edebilir. Ancak ibadetin en üstünü Cenabıhakk'a sırf Rab ve Mevla olduğu için ibadet etmek ve karşılığında rızasını kazanmaktan başka hiçbir şey beklememektir. Rahmetullahi Aleyha cennet ve oradaki nimetler için Allah'a ibadet etmeyi ücret karşılığında çalışmaya benzetir. Vakıa Suresi'nde Vakıa Suresi'nde yerini göstermek istiyorum. Vakıa Suresi'nde okurken okurken bir Ayet-i Celile'ye denk gelir ashabimle. Orada canınızın çektiği kuş etlerinden ikram olunacaktır. Bu Ayet-i Celileye gelince bu Ayet-i Celileye gelince feryat etmiştir, esalüle. Velahmi, Tahirin mimma yeştehun, cezbeye gelin. Neden? Canınızın istediği kuş etlerinden ikram olunacaktır. O anda der ki ya Rab, ben kuş etlerini değil seni istiyorum.
Marufu kerhi muhabbetin öğretimle elde edilemeyeceğini, bunun hakkın bir lütfu olduğu kanaatindedir. Hep kaynaklarıyla bu arz ettiğim, söyleyeyim mesela Süleymaniye sahife seksen dokuz. Muhasibi rahmetullahi asli muhabbeti iman sevgisi diye tanımlamış, müminler Allah'ı coşkuyla sever ifadesini Eshamne. Bakara Suresi yüz altmış beş. Buna işaret edildiğini belirtmiştir. Ona göre muhabbetin ne olduğu muhabbet ehlinin ahlakından ve hallerinden anlaşılır. Ve bu muhabbet üç türlüdür. İlki halkın muhabbetidir. Sevenin sevdiğini gönlünde tutup ona itaat etmesi bu tür muhabbetin şartıdır. İkincisi hakikat ehli, dürüst müminlerin muhabbetidir. Bu türde muhabbet ehli arzu ve heveslerinden arınarak sevdiğinin iradesine göre hareket etmeyi esas alır. Üçüncüsü sıddıkıklar ve ariflerin muhabbetidir.
Sırf Allah'ın kadim olan sevgisine yönelmekten ve bu konudaki marifetten kaynaklanan Güneydi Bağdadi'nin dediği gibi 7 kendi vasıflarının yerine sevgilisinin vasıflarına bürünür. Muhyiddin Arabi bu sevgiyi Haddi Sallallahu Aleyhi Sırra şu şekilde izah buyurur. Heva, hub, aşk ve züd olmak üzere dörde ayırır. Ayrıca tabii, ruhani ve ilahi sevgiden bahseder. Tabii sevgi hem insanlarda hem hayvanlarda görülür. Canlıların yavrularını sevmeleri böyledir. Ruhani sevgi insana özgüdür. Allah'ın kulunu, kulu Allah'ı, kulun da Allah'ı sevmesi ise ilahi bir sevgidir. Beşeri sevgi ilahi sevgiye ulaşmanın bir aracı olarak görüldüğünden önemlidir kirletmemek şartıyla. Zünnun-i Mısri muhabbet anlayışı ilahi tecellileri temaşadan kaynaklanan zevke dayanır. Bunun için o hak ile kendisi arasındaki perdelerin kalkması için niyazda bulunur.
Zünnun-i Mısri'ye göre, haddesallahühu, hak ile insan arasındaki en kalın perde kişinin benlik tutkusudur. Derler ya sen gidince acaba nasıldır? Sen gidince arada yok. Nefsin kalkınca aradan ancak zahir olur, yaradan. Bunu da bir ifade etmiş olduk. Bu şekilde değildi. Her zaman söylediğim bir söz. Sen çıkınca aradan, kalır seni yaratın. Muhabbet ehli nezdinde cennetin önemi olmadığını söyleyen Bayezid-i Bistami, biri meveddetmeyinden, diğeri muhabbet kadehinden kaynaklanan iki tür sevgiden bahseder. Birincisi nimeti görmekten, ikincisi nimeti vereni temaşadan hasıl olur. Zaten asıl olan da bu. Yani nimeti değil de o nimeti bahçeden Mevla'yı görmek. Sevginin en üstün derecesi Cenabı hakk'ın bütün Rabbimizi kalbiyle sevmek, sevenler kendilerini sevdikleriyle şartlı ve ona bağlı hale getirirler.
Bu sebeple kim Allah'a ihlasla bağlanmışsa artık Cenabı Hak onun kalbinin mahbubu, mabudu ve maksudu olmuş demektir. Sonuç olarak sevgi bütün makamların vardığı son noktadır. Yine Muhyiddin-i Arabi'ye göre maddi ve manevi bütün varlıklar Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellisinden ibarettir ve var olan her şeydeki güzellik onun Cemil isminin bir yansıması, bu güzele yönelik muhabbetle yine onun Vedud isminin tecellileridir. Şu halde hakiki mahbup sadece Mevla'dır. Sevilen diğer güzel şeyler onun güzelliğini yansıttığından bunlara yönelik sevgi de aslında ilahi kaynaklıdır. Mevlana'da rahmetullahi aleyh haddesallahu sırra sevginin acıyı tatlı, bakırı altın, bulanıklığı duru, derdi deva. Dikeni gül, sirkeyi mey, zindanı gülistan, narı nur, üzüntüyü neşe, kahrı lütuf, ölüyü diri, kralı kul haline getiren bir güce sahip bulunduğunu belirtir.
Tevbe suresinde yirmi dördüncü ayeti celile'de kimlere muhabbet edeceğimiz beyan buyrulur? Eskaidebillah. Cenabı hak burada üç sevgiyi beyan buyurmaktadır. O da Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin, Allah öyle fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez. Size Allah ve Resulünden ve onun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise buyurulurken üç sevgi, Allah sevgisi celle celaluhu, Habibullah'ın sevgisi sallallahu teala aleyhi ve sellem. Ondan sonra nedir? Ondan sonra da cihat sevgisidir. Yalnız bu sevgiye biz nasıl ulaşacağız denirse elbette ki yolu tanıyan kimseler öncü olmak suretiyle, şimdi bilmediğimiz bir yoldayız, adres arıyoruz, nasıl bulacağız? Daha evvel o yolu tanıyan, bilen, o yolda yürüyen gaye ve maksadına eren kişiler vasıtasıyla. Bir kere nefsin emmare, levvame, mülheme, mutmainne, Raziye, Merziye bunları geçmek suretiyle bu yolu tanıyor, biliyor.
Onun için bizi, biz nefsimizin tezkiyesi için, gönlümüzün de tasfiyesi için müracaat ediyoruz. Yoksa kendi başımıza olmaz bu. Mesela biz Kuran Azimüşşan'ı okuruz ama kıraati nasıl yapacağız? Mesela aşere, taklit bunu nasıl öğreneceğiz? Tayyipeyi nasıl öğreneceğiz? Bir mualzim vasıtasıyla biz de bu mertebelere Cenabı hakk'ın sevgi ve muhabbetine erişebilmek için bunu daha evvel elde etmiş, bizzat bizzat icazetini de icazetini de bizzat aleyhisselatu vesselam Efendimiz'e almış kimselerde olur bu. Onun işaret ettiği kimseler vasıtasıyla olur. Çünkü onlar yolu tanıyor. Tehlikelerini de bitiyor. Buyurulur, kümme Allah, Allah ile ol, Eğer Allah ile olamazsan onunla olan kimselerle bulun ki ancak o zaman o sevgiye erişebilesin. Cenabı hak yollarında daim ve kaim eylesin.
Aleyhüssalatü vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine, ehline ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı zan bütün geçmişlerimizin ruhları için el Fatiha.