Şeriat ve Dinî Hayatın Temel İlkeleri kaydında Bu kelime anlamıyla ıstilahi manalarını verdikten sonra, şöyle kolayca hazmedebileceğimiz, bileceğimiz noktalara geçeriz. Ama bu esas. Şimdi bir terim olduğu zaman mesela sabır bir terimdir. Şükür kelimesi bir terimdir. Bunların bir sözlük manası olur. Ondan sonra bir de ondan gaye nedir? Şeriat diyoruz ya, bunu ele almamızın sebebi de…
Bu kelime anlamıyla ıstilahi manalarını verdikten sonra, şöyle kolayca hazmedebileceğimiz, bileceğimiz noktalara geçeriz. Ama bu esas. Şimdi bir terim olduğu zaman mesela sabır bir terimdir. Şükür kelimesi bir terimdir. Bunların bir sözlük manası olur. Ondan sonra bir de ondan gaye nedir? Şeriat diyoruz ya, bunu ele almamızın sebebi de şu. Bütün büyüklerimizde şunu görüyoruz. Şeyi anlatıyorlar, böyle tarikatı anlatıyorlar. Hakikati anlatıyorlar. Marifet ve onun içerisinde çok manevi halleri hepsinin temelini şeriata dayandırıyorlar. Eğer şeriat evetlerse, evetlerse o zaman makbul diyorlar. Mesela onlardan bir tanesi Süleyman-ı Darani, Kaddeste Allah'ın sırrı. Ben diyor acayip hallere erişirim diyor ama iki tane de diyor benim iki tane de benim ölçüm var, mizanım var diyor, tartım var. Biri Allah'ımızın Kitabı Kerim'i, bir de Resulü'nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem sünneti.
Şimdi burada bir araştırma nihayet bu sizin gibi bir cemaate bu anlatılır. Kelime anlamı olarak şerun Allah'ımızın koymuş olduğu esastır. Evet, Şimdi şeriat dindiği zaman şeriat Allah'ımızın öğlen inanmamızı inanmamızı inanmamızı emrettiği hususlar amentüreki burada akaid dendiği zaman akaid inanç esasları Emankübillahi ve melaiketi ve kötü bilgiye devam eder ve hükümler. Mesela alışverişte nasıl bir hüküm? Şimdi doğru ticaret yapan kimsemiz var ama düşündüğümüz zaman şeriat ne kadar önemli? E biz ticaret yapıyoruz ama hangi esasa dikkat ederek yapıyoruz? Çünkü en önemli rızık çok mühim ibadetimizle, taatimizle de. Sonra Kuran-ı Kerim de geçer bu Ayet-i Celileler. O da Casiye suresinde on sekizinci Ayet-i Celilede geçiyor. Daha izah ediyorlar.
Bu kelime anlamı üzerinde hakikaten söz sahibi olan dilimde irfamda hakikatten marifette Cafer-i Sadık hazretleri Bütün işlerde şimdi şeriat esastı ya, bu her şeyde ölçüdür. Sadece bir noktada değil, mesela namazda şerhi esaslar değil. Bu olduğu gibi bunun yanında mesela komşuluk hususunda da akrabalık hususunda da nasıl tarif edeyim ki yani? Bir hangi konumdaysak hangi durumdaysak bu bir esastır. Bunun kuvvetli olması lazım. Bunu çok ilgileneceğiz. Şimdi bu tabir Bu tabir yeter bize. Bunun üzerinde kafa yoralım. Bunu kaydettiğimize inanıyorum. Bulunmaz da. Bu kitapta her yerde yok. Şimdi aslı tükenmiş. Önemli. Bizde bir değer olduğunu zannetmeyin. Biz Allah'ımızın en aciz kulu olduğumuzu bilirsek bu bize en büyük bir nimet. Ama esaslar çok önemli. Ne olacak? Şimdi bunu biz şey yapıyoruz ama istiyorum ki kayıp olmasın. Bir daha bulunmaz o.
Bak efendimizin menkıbesini anlatıyorlar ama çok güzel. Bu güzel güzel. Yalnız onun bazı ilmi esasları ifade eden sözleri var. Bunu sor, hep hatırımıza çıkmış. Muhsin Efendi buraya gel. Şimdi, Dereköy'den kardeş biliyorum, Efendimiz'i dinlediler. Hep dinledik. Şunu muhafaza edebildik mi? Bak bir söz söyledi. Dinledik. Kim menfi'ni anlatıyor, yarım yamalak gidiyor bazısı hepsi değil. Bir kısmı. Olsun. Yine de bir evliyaullah'tan bahsediyor diye seviniyoruz biz. Oh diyoruz yine bir evliyanın ismi geçiyor ama anlattığı değil o. İnanın bir dinleseniz anlatılanları, şeriatımızın tamamen dışı. Şöyle, efendimiz buyuruyor ki suyu suya havai havai ateşe ateşe ateşe toprağa toprağa kendimizle Mevla'ya verin. Bunu kimse kaydetmez, etmez. Kaybeden var bilmiyor. Belki vardır. Efendimizden bir sözü bizden almışlar. Yanımızdan iki tane makyajti de bir tas su içemedik dediğimiz çok olur.
Şeriat ve Dinî Hayatın Temel İlkeleri ne anlatıyor?
Şeriat ve Dinî Hayatın Temel İlkeleri kaydında Bu kelime anlamıyla ıstilahi manalarını verdikten sonra, şöyle kolayca hazmedebileceğimiz, bileceğimiz noktalara geçeriz. Ama bu esas. Şimdi bir terim olduğu zaman mesela sabır bir terimdir. Şükür kelimesi bir terimdir. Bunların bir sözlük manası olur. Ondan sonra bir de ondan gaye nedir? Şeriat diyoruz ya, bunu ele almamızın sebebi de…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Öldüğümüze de şükür. Ona da şükür. Ondan sonra yapamasak bile sevdiğimize de şükür. Konya'da bir amca vardı. Çok iyi bir kimseydi. Dedi ki, sevemedik ama düşman bulmadık dedi. Bu. Yalnız insan istiyor ki bir hacaseni, ben de fakülteydi aslında, bir fakülteydi. Bir üniversiteydi. O zaman ne yapalım? Bizim yapacağımız rabıtayı netleştirelim. Rabıtanız güçlü olsun. Bak, birbirinize mesaj çekiyorsunuz bunları çekelim. Mesela bir topluluk olarak yirmi kişiydiniz, bire düşüyor. Bunu tefekkür edelim. Efendimiz bu işte. Bunun derdine düşüyordu. Kaç kişiye vesile olabiliriz diye. Bizim Libyataki Muhammed abi, Ali Efendimiz diyor bana sorduğu gönül ehli, kimseydi. Buyurmuşlar ki kaç kişiye vesile olabildin? Bak ahirete düşmüş. Ta oradan burayla haberdar oluyor. Buyuruyor ki Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimiz kaç kişiye vesile olabildin diye sormuş. Bak şu kadar evrak çekiyorum, esker çekiyorum.
Bak onu da çeksek. Şimdi çok zayıflamalar meydana geldi dikkat edelim. Bizde üzülüyor. Hiç neşemiz yok. Bizi neşelendirecekseniz sohbet gruplarınızı mesafeli bir şekilde oluşturun oluşturalım. Orada efendilerimizin eserleri okunsun. Çok bak bizden Zikrullah'ı görüyorsunuz yaktırdığımız. O şekilde yapalım ama durmayalım. Bir kişi dünyaya bedel kimse olabilir. Niye olmasın? Aşk olması gerekiyor. Böyle bir gayret bir çaba işte. Yazık ben efendimize şey yapmıyorum da bir dil yemeğe bakıyorum. Mesela Gülbaş'ın kardeş gördüm tanıyorum. Orada kavakların arasında saatlerce sohbet etti kavakların arasında. Hadi kimse yok kimse yok değil. Şimdi şimdi biraz kendimize yakın bulduklarımızla hadi bir eve gidelim de bir oturalım. Bilmem ki yolları var. Bak Gölbaşı çok büyümüş. Çok büyümüş. Efendimiz hizmet etti ama çok gayret gösterdi. Hasta yataklara düştü o yüzden. Bunu olsun düşünelim.
Efendim başkaydı. Evet, elbette başkaydı. Şimdi biz kendimize bakalım. Biz ne yapabiliyoruz? Onlar en hamdüiyle yaşadı. Devrim'in de en güzel hizmet neydi onu yaptı. Bir araba kapımızın önünden geçse titrerlerdi acaba evi basıyorlar mı diye. Öyle günler geçirdiler. Şurada mağara var. Şu mağarada zikir yaptılar. Çok gizli bir şekilde gidecektim. Lambası da yok. Bunları düşünelim, Efendimize şöyle mesul edelim büyüklerimiz. Onların bizden istediği bu. Kaç kişiye delil olabiliriz? Aleyhissalatü Vesselam ben ve Sancağı insanların en hayırlısını vereceğim. Herkes kendine ümit ediyor Ali Efendimize veriyor Radıyallahu Anh demek ki istisna onda görüyor beni. Asıl heyecanı asıl huzuru onda görüyor. Cihatı onda görüyor. Hepsinde olmazsa midedi. Ya Ali senin delaletinle bir kimsenin hidayete ilişmesi, dünya ve mafya eden kızıl develeri infak ediyorden ayrı oluyor. Bu devirde düşünelim düşerim hiç.
Diyorum ama hiç yürümüyor ki. Araba bir türlü yedirirler. Götürelim ben, çalışanım Allah için bak gayret gösterelim. Şurada konuşma bir şey değil, konuşulur. Buradaki konuşmadan gaye halimizin değişmesi. Oturduğumuz anla kalktığımızda kalbimizdeki ilahi güzelliklerin çoğalması budur. Tarikat bu. Yoksa sana aç, televizyonu açalım. Orada çok muazzam konuşuyorlar. Dinliyorum. Çok muazzam. Musa Aleyhisselam ile alakalı bu ayeti celileleri öyle bir yerleştiriyor ki, Erhan sevindim, böyle güzel insanlar var. Çok güzel. Verin size bildirir. Yani elinizde zaten telefonlar dünyaya ulaşıyor. Bu değil. Buraya gelmenin maksadı bu değil. Bu nedir? Halimizin güzelleşmesi. Farklı tanıyacağını insan anlıyor. Haliyle anlatamazsın. İnsanın yaşadığı bir durumdur, bu. Yoksa sana git. Cami, Kebire git. Çukur Camii'ne git. Madazi Camii'ne git, şurada Ustalı'ya git vesaire yere git.
Sana hocaları çok güzel anlat. Bir tanesi bu değil. Burada gönül alemimizin Cenabıhakk'a yakınlığı mümküniyet hali. Bu, bunu temin edecek. Yoksa burasına kafamıza bu Temel Karamurbozluydu. Bir şey söyledi. Efendimizin böyle sene-i devriyesi, dedi ki, hacı Hasan efendi dedi, sen kafamızı yarı biçine izin koyacak bir kimse değil dedi. Ondan alacak mısın diyor falan dedi. Çok iyi söyledi. Kafanıza gelmesin, onun yanında ne diye. Hidayetini isteriz. Bizim tarikatımız bu. Tarikatın anlamını daha öğrenmiş değiliz ki kusura bakmayın da başta nefsin. İyilerin daha iyi olmasını, kötülerin kurtulmasına çalışan bir yoldur. Burada bir Muaviye Hazretleri demişiz, adam kafayı bozmuş. Sahabe'nin yüzünden, Sahabe'nin yüzünden. İnşallah çalışalım çoğu her şey üstlenir. Bitdah aslında. Dinmeyen bir şey yok. Bize dinmeyen şeyi tutacağız.
Vaizlerini güzel türlü hutbeden yani bir hatip konuşurken bismillah, Eski hatipler diyeyim size. Dinleüyüp belleüyüp, mucevi muktezasıyla amellere bizi tevfik eyle diyor. Ne güzel. Dinlediğimiz diyor amele dönüştür ya Rabbi diye. Hatipler de diyor. Tevfi ve hidayet Allah'tandır. Ne güzel. Diyecek bir şey bulamıyorum ki. Okuyup bir şey diye hata değiştirirsiniz yani bir kaydet düşüyor. İyice Boran girdim. Şu yakın tarihte bir inançsızım söylediği sözü diyeyim, ismini vermiyorum. Şu camiler elin dostlara bir görseniz diyor, gelecek. Şu camiler elin dostlara da diyor, şu batıl inancı nasıl yayarım diyor ve bizim arkamızda otuz altı tane kadın cihan var. Öyle bir güçlüler ki onlar, ilimde de güçlü, irfanda da güçlü, hakikatle marifette de çok düşünün. Yani rüzgar arkamızdan eserse, önümüz açılır. Arkamızdan eserin rüzgar çok düşünün. Şimdi bir ajansın, bunların ümmetlerine mütevereceğiz.
El an yaparlar yapmaz değiller, yapar. Diyor ya Yunus Emre ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez diyor. Ölen biz bu senei devriyya, bödinde böyle bir şey var mı bilmiyorum ben. Bizim sadece yapmamızın sebebi onların ruhani güzelliğinin aksetmesi. Yoksa onlar her zaman anılıyor. Allah'ımız onları anılıyor zaten. Ölen biziz diyoruz. Ölü çok iyi bir düşünürün ifadesindeymiş size. İnsan ne zaman ölür? Canı çıkınca hayır diyor. İnsan öğrenmeyince ölür. İnsan büyüklerimizden dinlediğimiz usulü amele geçirmediğimiz zaman ölürüz. Çok güzel söylemiş ama. Şeriatın burada Caferin Sadık Hazretlerinin sürüsü kibayeti ediyor. Bu inşallah yani, muavuzedir? Bütün işlerde, bütün işlerde deyince hayatın her alanı gerekir mi? Allah'ımızın koymuş olduğu sınırları korumaktır. Mesela gözle sınır koymuş Cenabı Hak, harama bakmayın buyuruyor Nur suresinde geçer. Kulağa sınır koymuş, Kasas suresinde geçer.
Onlar boş sözleri duydukları zaman oradan ayrılırlar. Mesela ele sınır koymuş, bunların elleri harama uzanmaz. Ayağı sınır koymuş isyana gitmezler. Bunun gibi bütün sınırlar bulmuş zaten esas. Şimdi belki izahında gelecek de şeriatı bak üstadımızın bir tarifi var. Bunu soracağım şimdi. Onu dinleyenlerimiz de var. Ne derdi? Hep unutmuş. Öyle mi? Gerçekten ya. Niye böyle olmuşum görmüşsün? Arkaya otururdum fazlı, en arkaya, kaydederdim. Kimse de görmezdi. Kendi de belki görmezdi. O kaydettiğimi anlamış ki, dedi ki o kaydettiğin yerlere şunları da dedi geç dedi. Allah'tan kaydetmişim. Sevgili Efendi'ye. Şimdi bunu dillere niye verdik? Kitap olarak da çıktı. Şimdi şeriatı tarif ederken bak şuraya tarif etti efendimizi. Kimseden bunu duymazsınız, duyamayız. Çok az. Vardır dinle tabi. İnsan buyurdu, guslediyor ya, gusle derken iğne kadar iğne ucu kadar bir yer kuru kalmayacak.
Böyle tarif değil mi? Tepeden tırnağımıza. Biz tepemizden tırnağımıza kadar şeri atız diyoruz. Nasıl izah etmiş yani şunu. Bir ruhani bir bulmuş bu kitaplardan de geçmez. Bunu güzel tarif etmiş. Bu durduğu senede muhafaza etmek şeyde geçer, Tevbe suresinde sonra onlar hep Allah'ımızın koymuş olduğu sınırı geçmezler. Her şeyde. Şimdi geçerliliğini yok etme düşünceleri var ya oralar hiç meşru olmayın. Olmayalım. Vay işte o zamanmış işte efendimizin diye öyle bir şey yok yani. Bir esasa bakalım. Esas bir öğrensen onlara hiç kulak asmaya gerek kalmaz. Önemli bizim işimiz yok. Bu usta Mevlana'mızın çok güzel bir sözü var. O da ben diyor hastalara ilaç vermekle meşgulüm. Mutezizlere cevap yetiştirmeye değil diyor. Hiç gerek yok. Bulmaz ki o. Bahane bulmaya kalksak yani bir insana dolu bahaneler buluruz. Ama bizim İslam dinimiz öyle bir muazzam ki, araştırmayın diyor. İşe mi attı işte?
Ondan sonra bilmediğiniz meseleyi konuşmayın. Duydum. İnsanın duyduğunu bir başkasına nakletmesi günah olarak kendine yeter işte şeriat at. Üç şeye dikkat edeceğiz. Marifetul Abdi Rabbeu Rabbımızı tanıyacağız. Marifetul Abdi dinimizi öğreneceğiz. Marifetul Abdi Nebiyev Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz. Bak boş o sözlerin ilk manası yok. Abdülhanil Geylani Efendimizin bir şeriatimizi tarifi var. Bu kainatla ilahi alem arasındaki bütün esaslerdir. Bunun açılımı yapılsın kitap yazın. İnsanın ilahi alemle olan münasebetini söylüyor. Allah'ımız bize kendisiyle mesela diyorsun ki keşke biz şimdi Telefonlar telefonlarda kolaylaştı da sevdiğim kimsenin bir sesini duysam diyoruz mesela. Ya çok göresim geldi. Bir sesini duysaydı. Bir görüşseydik, zaman da çok uzadı diyoruz ya, Allah'ımız bu mesafeleri bütün kaldırmış. Onunla dilleşmek mi istiyoruz Kuran-ı Azimüşşan okuyan bir kimse?
Böyle desek deseler ki kimle konuştun? Rabbimizle dese yalan çıkmaz buyuruyor. Sonra insanın gönül alemine kendisiyle alaka kuracağı yerleri lütf etmiş. Bir tanesini deyin. Mesela Allah'ımızın izni ilanı, kendi kafamızın deyin. Mümin müminin aynasıdır. Burada Rabbimizle kurulan en büyük alakadır bu. Müminin kalbi hakkın cemaatine ayinedir demek o. Daha ne olacak? O zaman bu aynayı aldığımız Emir ve Ezkar'da nasıl parlatacağız ona bakacağız. Kimimize, rabıtamızla, bu rakibemizde. Bu işte anne öyle hallolacak. Şeriatü El-Eşeriatü'l mutahhara ki Muhammediye. Nurlanmış Muhammedi yol. Ye ye ye. O nedir? Bir meyvedir. Bu artık gayri munsarif olarak devam ediyor. Bu gayri munsarif değil. Uzak muzabın değil olarak. Ye. Vücut fidanının meyvesidir. Şu tabir çok güzel. Abdülkadir Geylan efendimiz vücudu şeye benzetti, bir fidana benzetti. Bu fidanın elbette ki neleri var? Dalları da var.
El ayak göz kulak gibi. Onların diyor vereceği meyvedir. Göz ibretle bakarsan meyve verilmiş olur. Bunun gibi izah buyurdular. Fahrettin Razi Hazretleri de izah buluyor. Fahrettin Razi Hazretleri malum biliyorsunuz büyük müfessir. Böyle bizim şeriatın zahirinde yer aldı zahirinde yer aldı. Bütün işte azalarımız üç şeyi var burada. Bir azalarımız var temizliği, ikincisi kalbimizin temizliği var, üçüncüsü ruh ve sırrın temizliği var. Azalarımızın tir temiz olması diye hikmet kanundur demiş tekrar Necmettin Kübra Hazretleri. Onun üstlası olur. Fahreddin Razi Hazretleri'nin üstasıdır Necmettin-i Kübra Hazretleri'nin. Bakın bunlar büyük bir ilim sahibi, Fahrettin Razi ama temizlenemiyor. İlim temizlenmiyor. Onun için Necmettin-i Kübra Hazretleri'nin kapısını, eşiğine başını koyuyor. O zaman hakikati anlıyor. İmamı Azam rahmetullah onun ilmine biz ölçü koyamayız.
Ama iki sene olmasaydı İmam Halette idi demesi Cafer-i Sadık hazretleri ve Şeybanür Yani demek ki ilmimiz de neyle bu iş olmuyor? Sadece kendi başımıza yaptığımız taatle olmuyor. Ancak Meşşai İzamla kuracağımız alakalarla hasıl oluyor ancak. Yine şeriatı izah buyuruyorlar. Zahiri hükümleri bilmektir demişler. Sonra yine bu bir kelam alimin alimidir. Faktı yok. E Şerif El Curcani Hazretleri kelam alimidir kendisi. Eşeria, İel İtimerru, bura değilmiş. Burası herhalde. Hiyel itimeru bir iltizemin urbudiye. Hıh, kulluk vazifemizi en güzel şekilde icra etmek, emrolunan görevleri vazifeleri en güzel şekilde yapmaktır ubudiyet kulluk görevlerini. Tekrar ele almış eşeria, hiyet tariku fitdin. Dinimizde nedir? İnce bir yoldur, tarikattır. Kolay anlayacağımız yer dedim ama tariflerinde bu var zaten o geçen müşrikler.
Eşşeri Hazretleri, Hadisullah'tan sonra, her mürid için Sıddîk-ı Azam gibi bir mürşidimiz. Ebu'l Hasan-ı Harakani gibi bir mürşidimiz. Bayezid gibi İslamiler vesairiler onlardır. Çok en güzel şekilde yaşamanın yolunu elde etmişler. Evet efendim. O devamlı olarak böyle bir geçici bir zaman değil de her zaman unluk vazifemize dikkat etmektir. Mesela adam bende bir makama gelmiş, yükselmiş. İşte burada diyor yapamam. İşte asıl orada da yapmaktır. Orada yapmak ne ne demek? Kafasına sarı sarıp cübbeye giyip oturmak değil o. Oradaki görevin de dinimizin emirlerine uygun olarak yerine getirmek. Bir Hazreti Ömer gibi Radıyallahu Anh kendisi için kullandığı mumu, bir de umum için kullandığı ver. Gelene soruyorum. Acaba hangi mesele için geldin? Devlete ait olursa onu söndürmüyor. Yok eğer şahsına ait olursa söndürüyor. Bunun gibi hakka hukuka riayet etmek çok.
Yani kendi yandaşlarını bütün besliyor, diğerlerini terk ediyor, böyle değil. Bak bizim şeri emirlere dikkat etmemiz en yüksek makamda bile mevcut. Procimek bile hata. Her şeyde o var. Şeriatımız var.