Selamın Önemi ve Manevi Terbiye Yolları | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Selamın Önemi ve Manevi Terbiye Yolları
Selamın Önemi ve Manevi Terbiye Yolları kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül Efendimizin mübarek hayatından örnek alacağımız bir kısım hususlar. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem karşılaştıklarına mutlaka selam verirdi. Hem de ilk evvela selam veren kendileri olurdu. Rabbimiz yanında insanların en değerlisi karşılaştıklarında önce selam vermek için…
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül Efendimizin mübarek hayatından örnek alacağımız bir kısım hususlar. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem karşılaştıklarına mutlaka selam verirdi. Hem de ilk evvela selam veren kendileri olurdu. Rabbimiz yanında insanların en değerlisi karşılaştıklarında önce selam vermek için harekete gecendir buyruluyor. Kıyamet alameti olarak, selamın muarefe vasıtası olacağı bildiriliyor. Muarefe, tanışanlar birbirine selam verecek, onun dışında verilmeyecek. Hakikaten bunu biz yolda nelere denk geldiğimizde, insanlarla karşılaştığımızda görüyoruz. Eğer tanımadığın bir insana Esselamü aleyküm desen beni nereden tanıyorsun? Seninle nerede biz konuştuk, görüştük? Bir hemşehri miyiz, neyiz diyorlar artık. Halbuki öğlen değin karşılaşıldığı zaman müminler birbirlerine selam verirler.
Gönüllerin efendisi sallallahu aleyhi ve sellem bir işe başlarken de besmele ile başlardı. Bu konuda besmele ile başlanmayan işin hayrı ve bereketi kesiktir. Böyle meşru olan, çekilmesi caiz olan yerlerde besmele çekilir. Kadının biri her işte besmele çeker. Kocası ise buna hiç razı olmaz, onun besmele çekmesine bir gün bir kese altın verir. Kocasının elinden altunu alırken Bismillahirrahmanirrahimdir, Artık onu koyacağı bir mekana, bir sandığa, onu da açarken besmele, korken besmele gece sen bu besmeleyi bana iddia için yapıyorsun değil mi diye o keseyi alır, bir kuyu içerisine atar. Sabah olur hanımı bir kese altun vermiştim, ne oldu? Bismillahirrahmanirrahim'in yine kafası bozulur, yine çekiyor diye. Açar sandığın içerisinden keseyiverir ama keseden sular damlar, böyle çamurlu sular damlıyor. O zaman inanır ki besmele ile yapılan işte mutlak bir hayır vardır.
Şimdi çocuklarınıza şeytanı ortak etmeyiniz buyruluyor. Nasıl olur bu? Denilecek. Eğer şeytan bir çocuğa ortak olursa, demek ki karı koca bir araya geldiği zaman, euzu billahiimneşşeytanirracim demezse şeytan karışır. Şeytanın karışmasının işareti nedir? İki husustur. Birisi çocuk terbiye, edep, erkan, ahlak diye hiçbir şey bilmez. Babasına annesine der ki baba bir su verir misin? Anne şu ekmeği uzatır mısın? Böyle diyeyim yavaş yavaş. O annen, o baban senin. Otururken annenin yanında ayaklarını uzatır. Babasına baba o senin devrindi geçti canım şimdi öyle değil der. Katiyen edep ve erkan diye hiçbir şey bilmez. Hiç unutmam bir yerde bir kardeşimiz tatlı ikram ediyor. Çocuğuna da tatlı ikram etti. Bir tabak elinde çatal veriyor. Verirken babasına öyle bir bakışla baktı ki daha öyle bakış görmedim, babasını yiyecekti adeta. Babası tebessüm etti geçti.
Halbuki anne ve babanın yüzüne şefkatle bakmak ibadettir, taattir. Bir gün biri dedi ki ya Resulallah ben annemi sırtımda Beytullah'ı tavaf ettirdim, kan terin içerisine girdim. Acaba hakkını ödedim mi deyince, sen onun batnında iken, gövdesinde iken biz haya ederiz, bu karnında ifadesini bile söylemekten çekindiriz. Sen onun batnındayken alıp verdiği bir nefese dahi kafi değildir buyurdu. Bir defasında dedem Şeyh Mustafa Hulusi Hazretlerine Adana tarafından hulahadan birisi gelir, halifelerden birisi gelir, dedem evlatlarıyla, manevi evlatlarıyla beraber oturuyorlar. O esnada Adana'dan gelen halife der ki efendim bu eşek arısı, aman ha sokmasın, sokarsa büyük bir sıkıntı açabilir. Çünkü bazen ölümler de vuku buluyor biiznillahi Teala. O zaman dedemin evlatlarında bir gülme başlar, böyle bir acayip görürler bu hali.
Selamın Önemi ve Manevi Terbiye Yolları ne anlatıyor?
Selamın Önemi ve Manevi Terbiye Yolları kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül Efendimizin mübarek hayatından örnek alacağımız bir kısım hususlar. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem karşılaştıklarına mutlaka selam verirdi. Hem de ilk evvela selam veren kendileri olurdu. Rabbimiz yanında insanların en değerlisi karşılaştıklarında önce selam vermek için…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir tebessüm içerisinde aman efendim bir hata mı ettim deyince, hayır, bizim evlatlarımız eşek değil de merkeptirler. Sonra bir müddet geçer, ondan sonra bir it geçiyor, aman ha cemaate sıkıntı vermesin deyince yine bir tebessümlü hal onun halini garipsercesine bir tavır ortaya konur. O zaman da efendim yine bir hata mı ettim? Hayır, bizim evlatlarımız it demezler de köpektirler dilimizi biraz daha düzgün, kibar bir şekilde kullanalım söylenen söz israf olmasın diye söylüyorlar deyince, efendim, bana halife diyorlar ama ben bu evlatlarınıza layık bir kimse bile değilim diye nedamet gösterir. Bir kere şeytanın ortak olduğu yavrularda edep diye bir şey kalmaz. Konuşması çok acayiptir, iki kelimeden birisi küfürdür. Konuşması çok acayip, bir söz söylenecek olsa onu şehevi ve hayvani duyguları tahrik edecek ifadelerde bulunur. Bir söz söylüyor. Onu demekten hicap ederiz.
O söz derhal onunla şehevi duyguyu tahrik edecek bir mana çıkarıverir. Halbuki bir söz söylüyor. O kadar terbiyesizleşildi. O kadar bu kadar edepsizlerimiz çoğaldı maalesef. Rabbimiz muhafaza buyursun. Her hareketin bakışında öyle, bakışında bu Sivas'ta Şarkışlanın Sofular Mengen diye bir köyü var. Orada Bekir Amca diye kıymetli bir insan, biz öyle hüsnü zannediyoruz. Onu ziyaret ederlerdi kardeşlerimiz, o bize derdi ki Hızır Aleyhisselam'la da görüşen bir kimseydi, şu yakanızı açmayın. Yakanızı fazla açmayın çünkü Hızır Aleyhisselam oralara bile bakıp yanlış düşüncelere, şehevi arzulara kapılanlar var dikkat edin diye. Hızır Aleyhisselam söylüyor bunu. Hatta dar pantolonlu olanların bile hallerine değişik tavırla bakanlar olduğunu, işte edepsizliğin neticesi budur.
Eliyle öyle, gözüyle öyle, gözüyle bir kimseyi alaylı bir tavırla ifade etmeler, göz kaş işaretleri, eliyle işte şu diye bir diğerini küçük görürcesine bir hareket ortaya koyma. Demek ki şeytanın dahil olduğu bir çocuk edepsiz olur. Diyelim ki yolda giriyorsunuz, yaşlı bir insan, ona bir öncelik tanıyayım. Mesela bir kuyruktayız, Arkasında yaşlı, nurani bir zat var. Ona bir öncülük tanıyayım demez. Hatta bu moruk benim arkama nereden düştü der edepsiz olur. Bir yemede içmede de öyle. Onu gözeteyim. O bir büyük insandır demez. Eğer edep olsa nedir? Büyü için benden daha çok ibadet ve taat yapmıştır der, Allah'ın abid kullarından bir kimse olarak görür. Küçüğüne baktığı zaman bu benden daha az hata işlemiştir gözüyle bakar. İkincisi ise zalim olur, ne anneye, ne babaya, ne akrabaya, ne çocuğuna, ne çoluğuna, ne zuafaya fakire, yoksula katiyen acımaz.
Hayvanata bile, hayvanata bile, yine haya ediyorum, iyi bir muamelede bulunmaz. Çünkü hayvanların kulaklarını kesenler, azasını kesenler, onlara ok atmak suretiyle nişan alan kimseler, Allah'ımız muhafaza buyursun, şeytanın ortak olduğu kimselerdir. Ne kadar mühim bir sıfat edep ve haya, edep ve haya. Hatta ehlullahın yüzlerine çok fazla bakmazlar, edeplerinden terler. Haya sahibi kimselerdir. Semavata bile çok bakmazlar çünkü semavatı yaratan Halık-ı Zülcelal'e karşı ben saygılı hareket edemiyorum derler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz acıkmadan yemez. Bugün tıp bunu anlatıyor. Halbuki efendimiz buyuruyor bunları, biz ta asırlar geçiyor, ondan sonra diyoruz ki işte buyuruluyor ki, deniyor ki ilmi araştırmalarda acıkmadan yemek yemeyin çünkü hastalıkların birçoğu yemeden ileri geliyor. Halbuki bunu Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor.
Sahabeye çok yakın bir yere Hristiyanlardan bir doktor geliyor. Diğer kavimlerden hep muayene için müracaat ederken Ashab-ı Kiram'dan bir fert bile gelmiyor. Sonra kuşkulanıyor, diyor ki acaba Sahabe-i Kiram'dan Resulullah'ın arkadaşlarından Sallallahu Aleyhi ve Sellem niye gelmiyorlar diye sorduğunda sizin sahibiniz ne emreder? Hiç diyor siz hastalıktan dolayı gelmiyorsunuz, bizim sahibimiz daha acıkmadan yemeğe oturmayın, karnınız da tıka basa doyurmadan doyurup kalkmayın daha yeme arzulu iken kalkın elbette diyor, böyle yaparsanız siz hasta olmazsınız. Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam acıkmadan yemez, karnı tam doymadan da yemekten kalkardı. Aişe-i Sıddıyka validemiz Radıyallahu Anha ben diyor, ne zaman karnım doysa ağlarım. Çünkü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, arpa ekmeğiyle karnı doymadan kalkmıştır diye.
Biz çok gelirdik Sami Ramazanoğlu, Kaddesallahu Sırrı Hazretlerinin sohbetine hemen hemen, her defasında torunlarının bir düğünü oldu, hem ikindiden sonra yapmış olduğu sohbette, çok seçkin bir halkaydı o görüştükleri, akşam namazından sonraki sohbetlerinde de beş esası saydılar. O beş esastan birincisi helal taam, ondan da karnınız acıkmadan yemeyin, mideyi de tıka basa doldurmayın, hep bundan konuşuyordu. Medine-i Münevvere'de bir kardeşimizle buluştuk. Dedi ki ben öyle bir manevi hal yaşadım ki tarif edilmez. Bana da dindi ki aman ha mideni tıka basa doldurma, tıka basa değil fazla yeme. Aslında sinyal verir, mide sinyal verir. Doyduğu zaman fakat biz daha da canım istiyor, daha da canım istiyor, daha da canım istiyor diye diye diye manevi ve ruhani hayatımızda mahvediyoruz.
Diyor ki ben öyle bir lezzette, öyle bir huzurdaydım ki beraber geldiğim kardeşimiz işte gel seni o firmadan, onların öncülerinden bir kimse seninle lokantada bir balık yiyelim diyor. Biraz kaçırıyor. Fazla yediği zaman dedi ki o halimi kaybettim. Bunu biz Mevla namımızdan duyuyoruz. Şems-i Tebrizi Hazretleri, Üstadım mübarek sözlerinizi kaydedeceğiz deyince, bugün Şems birkaç lokma fazla almışım, gönlüme hikmet nuru damlamıyor der. Karnınız iyice acıkmadan yemeğe oturmayın, tam doymadan da kalkın diyordu ve huzurla yemek. Bir defasında Sami Ramazanoğlu Kaddesallahu Sırri Hazretleri Adana'da yemek yenecek, yiyecek insanlarda bir değişiklik görüyor. Huzur hali müşahede etmiyor ve buyuruyorlar ki bu taamın kim tarafından verildiğini ve nasıl eriteceğimizi tefekkür ederek huzurla yiyelim diyor ve mübarek gözlerini yumuyor. Kalplere teveccüh ediyor.
O zaman üstadımız şunu buyurdular Kalbin daha böyle geniş olduğunu hiç görmedim. Dedem, Mustafa Hulusi Hazretlerinin buyurduğu gibi, yerleri gökleri koysan katiyen doldu demem diyor Evliyaullah'ın kalbi için, kalbin diyor genişliğini o zaman gördüm. Bir yemeği huzursuz bir şekilde tatmayı bile hoş görmüyorlar. Kimin verdiğini düşünerek yiyelim diyor. Güzeller güzeli, Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin insanların çokça bulunduğu yerlere ve mescitlere güzel Yalnız güzel kokular dediğimiz zaman, çok basit kokular almamak lazım, İnsanı ikrah ettirecek kokular, o parfüm o İçi karışmış parfümler onlar Gül esansı En güzeli kullanılacak olan büyüklerimizin arzu ettikleri gül esansıdır. Buna biraz dikkat etmemiz gerekiyor kullanacağımız esanslarda Çünkü Nebi-i Ekrem Efendimiz dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. Birisi de et-tip güzel koku.
Bunu elimizdeki şu gördüğünüz eser El luma diye Efendimiz neden güzel koku kullanılmasını severdi dünyadan üç şey derken hubbibe ileyemin dünyaküm, dünyanızdan üç şey. O diyor, dünya benim neme demiştir, kendisine yar kabul etmemiştir, ancak ibadet ve taat için değerlendirmişlerdir. Bu sebeple dünyanızdan diye buyuruyor güzel koku. Yalnız insanı ikrah ettirecek, nefretle karşılanacak, yerine göre midesini bulandıracak kokuların kullanılmaması gerekir. Çünkü evrad ve ezkarımızda bir namaza dururken ne yaparız? Güzel bir esans kullanılır ve bir cemaatin içerisine girerken güzel kokularla girmek lazım. Efendimiz sahabilerden biri hasta olduğunda onu ziyaret eder, geçmiş olsun dileğinde bulunur ve bir ihtiyacı olup olmadığını sorarlardı.
Şimdi ziyarete gittiğimiz zaman gereken nedir, neyi arzu ediyor, neyi istiyor, onları da takdim etmek edeplendir ve hastaları ziyaret etmek çünkü gönüllerinin kırık olduğu bir zamandır, gelene o kadar memnun olurlar ki tarif edilmez. Bir hasta ziyaretinde kıymetli bir kardeşimiz, ben diyor ziyaret ettim, ayrılırken kapıdan tam çıkacağım zaman tüylerimin tamamen ürperdiğini sanki elbisemden çıkar gibi bir hal müşahede ettim. Ben de hocalarımızdan duyduğuma göre tüyler ürperecek olursa rüzgarlı bir havada bir ağacın sallanıp yaprağının döküldüğü gibi günahların dökülmesidir diye kabul ettim ve bunda hissettim diyor. Bir hasta ziyaret. Burada şunu anlatmadan geçemeyeceğim, Abdurrahman Gürses hocamız Rahmetullah Ali büyük bir hastalık geçirir, kendisi kanserdir. Doktorlar, dediler, hayatının tamam olmasına yarım saat kaldı.
Adana'dan, doktorlardan, Doktor Necmettin Akşan, Sami Efendimiz hazretlerine gelir. Üste azim Abdurrahman Hoca Hafız Efendi rahatsız ziyaret edelim. Derhal hareket ederler. Doktorlar müsaade etmez. Çünkü çok büyük bir ızdırap içerisinde çok az da bir kaldı bizlere göre tıbben. Biraz anlatırlar mübarek bir zat olduğunu, Üstad-ı Ali'mizin kendisiyle ta dergahı Esad'dan tanıştıklarını, Esad-ı Erbili Hazretleri'nin dergahında hafız olarak Kuran tilavet ettiğini gönüllerini görürler ve içeri girer. Sami Efendi Hazretleri, Haddise Allahüu sirra, kulağına eğilir. Der, okurlar kulağına, buyururlar ki daha çok Kuran okuyacaksın, daha çok Kuran okutacaksın. Ondan sonra himmeti veli ile biiznillahi teala yirmi sene daha yaşar. Hasta ziyareti, günlünün kırık olduğu bir zamandır. Ya Musa ben hasta idim, neden ziyaret etmem?
Ya Rab, sen noksan sıfatlardan münezzehsin, sen de böyle bir hal olmaz, kemal sıfatlarınla muktasıfsın deyince, bir hastayı ziyaret içseydin, o kırık gönlü görse idin, benim rızam onun yanında idi, buyuruyor. Hastaları ziyaret etmek, geçmiş olsun dileğinde bulunmak, bir ihtiyacı varsa onu da sormaktır. Onu aslında moral belki de yiyecektir. Allah'ın izniyle ayağa kaldıracaktır. Sizin ona vereceğiniz moral. Vah, böyle hasta mı oldun, nasıl olur bilmeyiz ki, diğer bir kimselerde de vardı, deyip, muradsiz bir hale getirmemek lazım. Allah'ın izniyle iyi olursunuz. Şu yüzünüze baktığımız zaman benim gördüğüm Elhamdülillah yüzünüze bir can gelmiş, dudaklarınız, neleriniz Elhamdülillah bir sıhhatin işaretini gösteriyor dipdiri oluşuyla, canlı oluşuyla, kıpkırmızı oluşuyla elhamdülillah sıhhat ve afiyet bulacaksınız derseniz, o sıhhat ve afiyet bulur. Yoksa adamı yatağa düşürürsünüz.
Bizim okulumuzda, daha imam hatipte üç beş arkadaş bir araya gelmiştir. Bir kimse için hastasın diyelim. Birisi varıyor, biraz rahatsız görünüyorsun. Yok, bir şeyim yok, iyiyim elhamdülillah. Bir diğeri biraz daha mesafeli bir vakitte, aradan vakit geçtikten sonra Mustafa böyle rengini biraz sarı görüyorum bir şey mi var? Sizden önce de birisi daha bir daha bir diğeri de deyince revire düşüyor hasta olarak Halbuki hiçbir şey yok Demek ki hastaya da elhamdülillah sıhhat afiyettesiniz, Rabbamızın izniyle sizden daha çok istifade ederiz, çoluğunuzla çocuğunuzla göl gibi bir hayat yaşarsınız deseniz ona moral olacak ve şifa bulmasına da vesile olacaktır. Mevlana'mızdan geçen bir hadise var, adamın birinin kulağı hiç duymaz. Bir hasta ziyaretine gidecek, Bunu üstadımız bize Sami Ramazanoğlu Kaddesallahu Sırra hazretlerini ziyarette anlattılar.
O zaman otobüsle geliniyor, herhalde rakım farkından mı, nedense yolun şartlarından mübarek kulaklarında biraz ağırlık meydana geldi, duymada zorluk hissediyorlar. Doktor Necmettin Akcan ona dediler ki doktor kulağımı aç biiznillahi teala, o zaman vakum sistemine yok. Böyle bir su dolduruluyor, pompa gibi kulağı sıkılıyor, yaptı. Ondan sonra da buyurdular ki daha da kulağım ağırlaştı doktor dediler biiznillahi teala. Üstadımızın yanına vereceğim Sami Efendi Hazretlerinin konuştuğunu Bu bir müddet devam etti. Devam edince gemiyle giriyoruz, develli bir evladına şunu anlattı. Adam kulakları hiç duymuyor, bir hasta ziyaretine gidecek, ne desem diyor. İşte nasılsın, iyi misin derim, o da elhamdülillah'dır. İşte ne yiyip ne içiyorsun, ya yoğurt diyecek ya süt diyecek, ya cacık diyecek, ya peynir diyecek, ya zeytin diyecek, ya helva diyecek.
Ben de bunlar şifalıdır, devam ettiririm, sonra da sana kim bakıyor, işte Hüseyin Bey mi bakıyor, Mehmet Bey mi bakıyor, doktorlardan Ali Bey mi bakıyor, birisini diyecektir, ben de onun eli şifalıdır, çoğu insanları kurtardı derim biiznillahi Teala. Varıyor, kulağı da duymadığı için kulağı duymayan insan biraz yüksek sesle konuşur Hasta, nasılsın? Ölüyor Ölüyor Elhamdülillah Elhamdülillah deyince hastanın morali bozulur. Ne yiyip ne içiyorsun? Zehirle zıkkım yiyorum, der. Bunlar şifadır, devam ettir. Kim bakıyor deyince iyice artık. Kaşları çatılmış, morali de tam bozulmuş. Azrail Aleyhisselam deyince, onun eli şifalıdır, çok insanları kurtardı, seni de Allah'ın izniyle kurtarır der. Asıl hastaya varınca moral vermek ve memnun etmek, arzu ettiklerinde ikramda bulunmaktır.
Namazları cemaatle kılar ve ashabına namazda cemaati kaçırmamalarını şiddetle Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam tavsiye ederlerdi. Malum yirmi beş, bir rivayette yirmi yedi derece vardır. Bir de biz öyle hüsnü zanda bulunuyoruz, cemaat çoğaldıkça içinde de belki Allah'ın veli kullarından vardır. Birisi kabul edilecek olursa hepsininki kabul olacaktır. Kendi başımıza okuduğumuzda belki okumalarımızda hata olacak ama İmam Sahih okuyacağı için düzgün olacaktır. Bir de cemaatle beraber namaz kılmanın öyle getirileri, öyle faydaları var ki insanlar birbirleri arasında tesanüd meydana gelecek, hastası varsa onu bilecek, ihtiyaç sahibi olan varsa onu öğrenecek, evlenmek üzere olanları bilecek, nikahlananları bilecek, düğünü, nişanı vesaire Haçdan mı geldi, umreden mi geldi, nereden geldi, yoldan mı geldi, artık bir sıkıntısı var. Onun giderilmesi hususunda birbirleriyle dertleşmiş olacaklar.
Sadece cemaat camiyi doldurup Allahu Ekber deyip imam arkasında el bağlamaktan ibaret değildir. Hal ve hatırın sorulması gerekir. Ve yaz artık eğitimleri de başlayacak, Diyanet'in de bu hususta çok güzel çalışmaları var, imam kardeşlerimize büyük görevler düşüyor, tabii onlar yerine getirirler. Aşamalı bir şekilde Kuran'ı öğrenmeyenlere öğretmeye başlıyor Artık öğrenmiş, okuyabiliyor onlara göre Bir diğerlerine ilmihal bilgileri, itikadi, ibadi, ahlaki bilgiler veriliyor, çok dikkat etmemiz gerekir Hanım kardeşlerimizin de talimi için yerler tahsis ediyorlar ve diğer beyleri için de, efendileri için de okuma imkanları mevcut. Yeter ki bizde bir gayret, bir aşk olsun, bir muhabbet olsun. Bunlara dönmemiz gerekir çünkü arkamızdan bizim Fatiha'yı kim okuyacaksın? Şimdi adam emekli olayım diye ölüyor, keşke emekli olsam diyor. Ne olacak?
Ayda maaşı gelecek, rahat, güzelce hayatını devam ettirecek. Öldükten sonra bizim maaşımız nasıl gelecek? İnsan öldüğü zaman her şey biter ama üç kimsenin müstesna bir evveledin salihen yedu leh, kendisine dua ettirecek bir evlat, bir de sadakatin ceriye, devamlı hayır işlenecek bir kurum. Kalıcı hizmetler verelim asıl gerekli olan bu bize. Bir araya geliyor, sohbet ediyor, kitap okuyoruz, konuşuyoruz, görüşüyoruz, insanlar arası muamelenin güzel olması için itikadımız ibadetimiz ahlakımız konusunda çok güzel işliyoruz. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın hayatından okuyoruz, peygamberlerin hayatından okuyoruz, velilerin hayatından okuyoruz bunları yaparken asıl bizim bütün insanlığın kurtuluşunu temin edecek bir çalışma yapmamız gerekir. Tabii ölçüler içerisinde, yasalar içerisinde bir Kuran kursudur, bir kreştir, bir anaokuldur, Bunlar bizi devletin de teşvik ettiği hizmetlerdir.
Yapıldığı zaman şartlarına uygun bir şekilde kabul gören hizmetlerdir. Yani yavrularımız kurtulsun, yavrularımız bilgisiz olmasın. Görüyorsunuz caddeye çıktığınız zaman bir trafikte dahi bir gencin çılgınca tavırlarına şahit oluyorsunuz. O nedir yani süratle gitmeler vesair, hiç kimseyi tanımamalar, önündekinin az bir, bir saniye dahi geç kalma durumunda köpürmeler, kendinden geçmeler, acayip sözler, bunlardan insanlar önlensin, birbirlerine saygılı sevgili ve muhabbetli olsun diye bir eğitimin de mutlak yapılması lazım. Bir hayvan dahi eğitimden geçiyor. Bizim fıkhımıza göre eğitilmeyen bir köpeğin getirmiş olduğu av hususunda bile tereddüt içerisinde kalır, caiz değildirdir. Hayvanlar eğitimi kabul ediyor da mükerrem olarak yaratılan insan eğitilmez mi? Sonra insanlar madenler gibidir, buyruluyor. Onlarda bir değer var.
Hele maden altın olursa, gümüş olursa, yakut olursa, zümrüt olursa daha çok istifade ederiz. Su Mesela bazı sular var, diyoruz ki çok kıymetli bir sudur. Neden? Uğramış olduğu madenler kıymetli olduğu için, bizim manevi suyumuzu içtiğimiz, aldığımız, istifade ettiğimiz kaynaklar nedir? Sıddık-ı Azam'dır. Kimdir? Selman-ı Farisi'dir. Kimdir? Ebul Hasan-ı Harakani'dir. Biraz atlayarak geçiyorum. İmamı Rabbani'dir, Muhammed Masum Hazretleri'dir, Esaadi Erbili Hazretleri'dir, üstadlarımızdır. Hep bunların isimlerini okurken ruhani alanlarına da giderek istifade etmemiz lazım. O zaman bizde bir kıymet, bizde bir değer hasır olur. Ne olur? Gözümüz yaşladılar, kulağımız hep hikmetli sözler dinler, ayağımız insanlığın kurtulacağı vazifeleri yapmaya başlar, Allah'ımızın razı olduğu taatleri işler ve yapmış olduğumuz vazifelerde de çok dikkat etmemiz gerekiyor.
Mesela namaz madenine uğruyoruz oruç, hac, zekat, yat, tebliğ, davet, çocuklarımızı irşad ve ıslah, akrabayı gözetme, emanete riayet etme, tevazu vesaire hep bunlardan, bunlar nasıl ki bir meyveyi yediğimiz zaman tadını alıyoruz, bu çilektir diyoruz, bundan çilek tadını alıyoruz. Bu diyoruz nedir? Bu kirazdır diyoruz ve kirazın tadını alıyoruz. Bu şeftalidir diyoruz, bu elmadır diyoruz, bu armuttur diyoruz. Eğer hormonlu olacak olursa yahu bu aynen şekli şemaili biçimi bir domates ama hiç domates tadı yoktur diyoruz. Bu biber ama hormonlu olmalı ki bunda hiçbir biber tadı yok. Biz kıldığımız namazdan çektiğimiz evrad ezkarın meyvelerden nasıl tadını alıyorsak manevi meyvelerden de tadını alacağız. İstiğfarda Allah'ımızın Gafur ve Rahim tadını alacağız affı ilahiye mazhar olmak için. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.