Birçoklarını öldürdük. Dönelim hepsini kılıçtan geçirelim demişti. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu haber alınca düşmana karşı bir kuvvet göstermek üzere ashabına benimle beraber dünkü muharebede bulunanlar çıksın buyurdu. Altı yüz otuz kişi çıktı. Onların içinde yararlananlar da vardı. Hatta bazılarının yürümeye takati olmayıp birbirine dayanarak gidenler de vurduğu mervîdir. Hayatı nefsine bağlı olanın ruhu gitmesi ile hayatı gider. Fakat hayatı Rabbine bağlı kimse ise o tabii hayattan asli hayata intikal eder. Hayatı hakiki de budur. Seyfi şeriatle katledolunan nasıl hayvolur ve Allah katında rızıklanırlarsa sıdkı hakikat kılıncıyla nefsini öldürenlerin nasıl bir hayata kavuşacaklarını tasavvur etmek gerekir. KŞani der ki Allah yolunda öldürülenler iki sınıftır. Birincisi küçük cihat, öldürülen ki canını Allah'ın rızasını kazanmak uğrunda feda eder.
İkincisi, büyük cihatta öldürülen ki nefsini kırar. Onu muhabbetullah kılıncıyla tepeler ve hevayı terk eder. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bazı gazvelerden dönerken küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz buyurmuşlardır. Her iki cihatta da maktul düşenler Rab'leri katında ölü değil diridirler hem de hayatı hakiki ile. Müminler ölmezler, bir yerden bir yere intikal ederler. Muhyiddin Arabi hazretlerinin vasiyetinden hayatında Rabbini devamlı olarak anan ve ancak öldükten sonra bu zikrinden kesilen kimse ölse bile diridir, daha hayırlı bir hayata intikal etmiştir. Allah yolunda öldürülen bir kimseden daha üstün bir hayat içindedir. Allah yolunda öldürülen bir kimseden daha üstün bir hayat içindedir. Bir şartla ki eğer Allah yolunda öldürülen kimse zakirlerden ise bu takdirde o evvelkinden üstün durumdadır. Zakir ölse bile diridir.
Allah'ı zikretmeyen ise dünyada dirilerden bile addolunsa hakikatte ölüdür. Hayatı hayvani bir hayattan ibarettir. Şehitler Allah'tan nazil olan nimetle beşaret talep ederler ve Allah Teala müminlerin ecrini zayi etmez. Yani şehitler arkada kalan ihvanlarının mertebei şehadeti ihraç etmeleriyle mübeşşer olmalarını istedikleri gibi tarafı ilahiden kendilerine nazil olacak nimet, hazıl ve ihsanla dahi beşaret isterler müjdeye nail olurlar. Tefsiri hacinde anlatıldığı üzere evvelki ayette şehitlerin müjdelenmesi kardeşleri hakkında olup bu ayetteki müjde de kendi haklarındadır. İnsanın kendi halinden evvel kardeşlerinin hallerine mesrur olmak, evla olduğuna işaret için bu iki ayet-i celilede kardeşin haliyle müjdelenmek takdim olunmuştur. Sonra şehitlerin ruhları hakkında denildi ki her ne kadar onların ruhları illiyyinde ise de her cuma devamlı olarak kabirlerini ziyaret ederler.
Bunun için cuma gecesi ve cuma günü kabirleri ziyaret müstehaptır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir kimse dünyada iken tanıdığı bir mümin kardeşinin kabrini ziyaret eder de ona selam verirse o da ona mukabelede bulunur. Karşılıklı, karşılığını verir, buyurmuşlardır. Zat-ı uluhiyete yemin ederim ki Allah yolunda katlolunur veyahut ecelinizle vefat ederseniz Cenabı Allah'tan nail olacağınız mağfireti azime ve rahmet-i ilahiye onların cem edecekleri dünya menfaatinin cümlesinden hayırlıdır. Hangi vesile ölseniz veya katrolunsanız ancak huzur-i ilahide cem olunacaksınız. Fakr-i Razi'nin beyanına nazaran bu ayet-i celile münafıkların ezhani İslamiyeyi teşvik için ortaya attıkları şüpheye cevaptır. Ölüm vakidir, kurtuluş yoktur. Şu halde elbette vaki olacak olunca Allah'u Teala'nın rızasını tahsil yolunda ölmek dünya lezzetinden daha hayırlı değil mi demektir.
Bu ayet-i celilede üç hususa işaret olunmuştur. İnsanın ibadeti Allah'ın azabından korkusunu buna işaret olur ki işaret olunmuştur. Cennete tamah ederek nail olmak için ibadet eder ki ve rahmet lafzıyla işaret olunmuştur. Üçüncüsü, ancak rıza-yı ilahiye nail olmak için ibadet eder ve ibadetinden başka bir maksadı da olmaz. Bu gibi kimselerin ihlası diğerlerinden ziyade olduğundan Cenabı hakk'ın tecelliyatına mazhar olurlar. Bu cihetle de cümlesiyle işaret bulunmuştur. Allah yolunda infak hususunda Hazreti Osman radıyallahu anh'ın bu ahlakı vasfedilmiş ve Osman bin Affan ve Abdurrahman bin Avv radıyallahu anhuma yeryüzünde Allah'ın hazinelerinden birer hazinedir ki devamlı surette Allah yolunda infak ederler. Abbas radiyallahu anh da birçok malını Tebük seferinde getirdi. Talha radiyallahu anh da birçok tasaddukta bulundu. Asım bin Adiy de yüz vesaire hurma tasadduk iğneleri.
Bunlardan gaye İdlib'de vesaire yerlerde sıkıntı çeken kardeşlerimize yardım hususunda. Kadınlar verebilecekleri bütün ziynetlerini Allah yolunda infak ettiler. Ebu Ukayil ensari bir sa' bir tabak kurma getirdi veya Resulallah, bütün gece zevcelerimle iki sağ hurmanın ikisini de tasadduk etmeleri ve ziynetlerinin de bir kısmını tasadduk etmeleri için uğraştım. Birisi bir tabak kurmayı ev için bıraktı, diğeri ise her şeyini Allah'a ikrar eyledi. Onu da işte getirdim, dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun da infaka teşvik edilmesini emir buyurdular. Münafıklar bu hususta Müslümanlara taanü teşni ettiler ve Abdurrahman ve Asım riya ve suma niyetiyle verdiler. Ebu Ukayin de bir sağ ile bir işte ölçek gibi olsa da kendisinin isminin söylenmesi için getirdi. Halbuki bundan daha fazlasını infak edebilirlerdi.
Halbuki Ebu Ukayl'in bir ölçek veya bir tabak hurmasına Allah'ın ihtiyacı yoktur dediler. Allah da bunun üzerine şu ayeti imza eyledi. Münafıklardan bazıları