Kimin niyeti düzgün olursa, Saha ameli de düzgün olur. Burda önemli olan Samimiyettir. Buna biraz denir. Bu da üç şekildedir. Birisi amelimizi kirlerden kurtarmaktır. Artık belli. Kir olan nedir? En başta riya ifade edilir. Riya kadar büyük bir kir olamaz. Kendimizi beğenmek gibi bir kir ucu, bir başkalarına yaptığımız taati düşkün insanlardaki ihlas ise yapmış olduğu amel ve taati insanlar için yapmaz Mevla için yapar. Daha bir seçkin olan kullar ise onlarda onlar da kalplerini gözlerini çevirerek devamlı kalplerini gözetirler. Onların samimi halleri budur. Bunun luvi anlamını şu şekilde vermişler Demişler ki Riya gibi kötü bir meznun sıfattan kurtulmak ve amelimizi salih kılmaktır. Bir başka ifadeye göre de İnsanlar acaba bana ne diyecek? Beğendiler mi? Beğenmediler mi? Düşüncesinden uzak olmaktır diye zikredilmiş. Sonra samimiyet çok önemli. Bunların kaynağı gönüldür.
Gönüllerimizi irşada bağlı bunlar. Kalplerimiz eğer ıslah olursa amellerimiz de düzelir. Hayatımızda düzelir. Çünkü bu ihlas nurun min nurillahi teala Allah'ın nurundan bir nurdur. O samimi olabilmek, her şeyi Allah için yapabilmek Cenab-ı Hakk'ın nurundan bir nurdur. O nuru Cenab-ı Hak sevdiği kullarının kalplerine yerleştirir. Ona sevimli olmamız demek icap ediyor. Eğer Allah'ımızın seveceği kullar olursa ne yapar? Ona iyilik yapmayı ister. Çünkü çok büyük hayırlar görmüştür. Ben de der, buna elimden gelen iyiliği yapmalıyım der. Hayatımızda bu gerçekleşir ki Cenab-ı Hak kulunda razı olacağı halleri gördüğü zaman demek ki kendi tarafından ihsanda bulunuyor. Allah'ımızın ihsanı hiçbir şeye benzemez. Böyle şahısların dediğimiz gibi beğenmeleri, takdir etmeleri bunlar korunmaktır, muhafaza olmaktır ve beynel abd.
Demek ki ihlas samimi olmak öyle bir lütuf, öyle bir ihsan ki kul ile Allah arasında bir sırdır diyor. Biz böyle ihlas samimi olmak diyoruz da bunu dilimizle ifade ediyoruz. Ama yaşandığı zaman ne kadar bir güzellik varsa ne kadar onda bambaşka haller varsa sır olarak haber veriyor Allah ile kul arasında. Demek izahı da yok bunun. Bu demek. Kişi ile o samimi bir kul ile Cenab-ı Hakk arasında bir nimeti ilahidir. Öyle ki buyurmuş Melek bilmez ki, Feyyazetubeu Onu yazsın. Artık sır bulunca böyle ifade buyuruyor. Şeytan da ona muttali olamaz. Onun samimi haline ki şeytan bozamaz. Demek yaklaşamıyor şeytan samimi olan kimselere ilişemiyor. Ve la heva "Yemiyle U " ve la heva desek de daha güzel gelir. Öyle ki böyle nefsani arzu ve isteklerine de katiyyen yönelmez. Bizim derdimiz, sıkıntımız bu zaten. Çünkü böyle mevsimlik iyi olmalarımız, böyle günü birlik, saati birlik, dakikası birlik.
Böyle değil de her zaman iyi olabilmek. De budur. Her zaman aynı hal üzere devam edebilmek. Yani bir coşkunluğun yaşantılarımızda da hayatımızın her anında da devam etmesidir. Sürmesidir. Daha izahlarda bulunmuşlar. Yalnız burada ibn-i Abdullah r. A buyuruyor ki Eyyüş şeyin eşerü ala nefs! İnsanın nefsine en ağır gelen şeyin nedir? Zor gelir nefse. Buyurmuş ki: İhlastır. Çünkü nefsin burda hiçbir nasibi olmaz. Nefis, ben yaptım ben ittim diyemez Allah içindir her şey. İhlas'ın bazı alametleri üzerinde durulmuş en çok. Üzerinde durulan husus da şu. Böyle ölseler de, yerseler de bir değişme yok. Mesela, öğüldüğü zaman daha çok bir gayrete geliyor. Daha çok bir hizmet diyelim. Bunları yerine getiriyoruz. Ama gerildiğimiz zaman da çıkıp gitmek değildir. Ölçülü hareket etmektir. Samimi olmanın gereği budur. Yine buyuruyorlar Ebu Osman El-Maribi Rahimallahu Teala Nefis hiçbir haz duymayacak.
Yapmış olduğu iyilikten dolayı cami yaptırmış. İşte bu camiyi ben yaptırdım diye içinde bir zevk olmamalı. ALLAH için olmamalı. Ve daha birçok yararlılık var. Yapılan hizmetler neler? Bunları Mevla için yapmak. Böyle hiçbir haz yok. Nefsani bir haz duymuyor. Bundan dolayı bir neş yok. Yok. İhlas köyüne ki Devamü'l murakabe Devamlı diyor ki, devamlı Rabbimizin kendisini gözetlediğini bilirse yapamaz zaten. Bizim burada yoğunlaşmamız gereken bu. Bunu çok diyoruz biz. Diyoruz ki bunlar nasıl elde edilecek? Elde edinmenin yolu göstermemiş. Böyle bir tüm olarak herkesin elinde var. Efendimizin sohbetler kitabını bir okusak şöyle hepsi var çok güzel izah etmiş. Yalnız acele ediliyor. Anlattık ya, dört kalemle çalışma. Belki bu bizim gibi insanlara zor olur. Bilhassa eğiticiler için böyle yüksek sınıfta, öğrencilerimiz için mühim. Biz en azından onlardan beynimize güzel düşünceler atabilsek.
Keşke bulsam da o tavsiyelerden birkaç tanesini desem. Hepimiz duyduk bunları. Hepimiz duyduk. Ne güzel sözler söylediler, ne güzel sözler söylediler. Ama kaydetmemişiz. Gerilerde oturduğumda Rabbımıza hamdilerek söylüyorum kaydetmişim. Efendimizin sözlerini mühim bulduğum yerleri hepsi mühim tabi hemen kaydetmişim. Böyle demek ki kaydetseydik unutmazdık onları. Hatırımızda çok azı kalmıyor. Mesela o kaydettiklerimizden biri şu bunu söyleyen bir gün mektebim yok diyen Hacı Hasan Efendi Kuddise Allahü Sırra. O ilahi mekteplerde okuyan gidip de bizim okullarda mı tahsil görecek? Bakın ne diyor Azaları günahlardan korumak şeriattir. Hiçbir kitapta bulunmaz bu. Onların okuduğu ilahi mekteplerdeki almış olduğu ders. Bak bunu bile biz hatırlayabilsek, Keşke kaydedebilseydik. Azaları günahlardan korumak şeriattır. Mesela gözümüzü harama bakmakta, öyle bu kolay bir iş değil.
Misal veririz de tatsız kaçar. İnsan yaşlanır ama bu duygular yaşlanmaz. Bunları öldürebilmek. Şu kadarını diyebilirim biri Hasan'ı Basri olsa Rahmetullah Ali birisi de Rabiaü'l Adeviyye yalnız kaldığı zaman diyorlar kötü düşünceyi şeytan ilka eder. Korunmuşlar, muhafaza etmişler kendilerini. Allah'ın dostlarından biri çok rahatsızmış. Ayağını ovalıyorlar. Bir ara hemen çekmiş. Efendim neden deyince, bir genç eli değdi zannettim demiş. Aslında o duygu yok. O kadar sakınıyor. Yani bizim hepimizin yapacağı iş bu. Bakıyorum Elhamdülillah evimizde var, barkımız da var, yiyeceğimiz var, içeceğimiz var. Her türlü imkanlarımız var ama buna fırsat bulalım biz. Hep yapacağımız bu. Bizim rahatız dediğimiz şu dünya kaç günlük ki ebedi bir alem. Ne güzel söylüyor. Azalarımızı günahlardan korumak şeriattır, esastır. İtikat içinde, ibadet içinde, ahlak içinde, muamelat içinde.
İkincisi hatıra gelen isyanı def etmek tarikattır Gönlüne de gelemeyecek. Hangimizin gönlüne gelmiyor. Bak böyle okuyup geçiyoruz. Böyle sohbette, zikirde, ah sohbetlerimiz böyle yerinde bir sohbet olsa. Ondan sonra diyelim ki hayırlı kimselerle bir araya geldik, çillerimiz düzeliyor, gönüllerimiz düzeliyor. Ama kapıdan dışarı çıkınca fikir değişmemeli, gönlümüz değişmemeli. İşte bir hac yaptım, bir omre yaptım, ne güzel alemler geçti derken her an bunu muhafaza edebilmek, her an korumaktır. Ne güzel söylüyor. Hatıra gelen isyanı def etmek, gönlümüze de gelmeyecek. Bunu yapabilecek insanlar ancak mutmainne sahibi murakebede neden nefsini tamamen ezmiş, bak mürşidimizin not alacaksak Nevşehir'de yapmış olduğu bir sohbet var elhamdülillah not almışız. Orada ismini vermiyorum bir kimsenin evinde sohbet ediyordu. Buyurdu ki Murakabe-i akrabiyette dedi. Allah'ımızın kuluna en yakın olmasın.
Bize bizden yakın. Bize bizden yakın oluşunu tefekkür ile ezmedikçe bu durmaz dedi. Bu nefis durmaz yine bize oyunlarını oynar. Ne güzel söylemiş bunu pek kimsede anlatmaz. Yani bizim mürşidimiz çok şefkatli, merhametli Herkesten duyamazsınız bu sözü. En ince detaylarına kadar haber veriyor. Gönle gelmemesi, hataların kalbimize gelmemesi, hakikattir, diyor.