Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ehlullahın sıfatları hakkında Amellerinde samimiyet vardır. Sırf Mevla için yaparlar. Katıklı bir taatleri yoktur. Nasıl ki yiyeceklerde içecekler katıklar bulunur, uygunsuz maddeler bulunursa, onun geçerliliği olmadığı gibi, tasvip görmediği gibi, bir ihraç mallarında dahi hileler yapılacak olursa, geri çevrildiği gibi, eğer samimiyetsiz olursa, içine ziya gibi, gösteriş gibi, ucub gibi, kendimizi beğenmek gibi, suma gibi bir başkasına duyurmaktan zevk almak gibi, kibir benlik buna benzer, yaramayan sıfatlar bulunacak olursa Cenabı Hak muhafaza buyursun, o saatler yüzlere çarpılır. Büyüklerimizde ise Ehlullah'ta samimiyet vardır, ihlas vardır. Mesela Adana Şeyhoğlu Camii'nde bin dokuz yüz elli beş yılında, Üstad-ı Alimize kadınlar kendi aralarında yardımda bulunmak isterler.
Bunu haber alan üstadımız buyururlar ki o parada yapacakları yardımlarda kocalarının hakları var, evlatlarının hakları var, katiyen bize böyle bir yardımda bulunmasınlar. Üstad-ı Alileri hayatlarında iken, okumuş oldukları ezkarın ve evradın sevaplarını amel defterlerinize, amel defterinize gönderiyoruz deyince, hayır buyurun, bu bizim ihlasımıza, Allah için yaptığımız amele muaf değildir. Biz o zaman evradı ve ezkarı amel defterimize sevaplar, heceliler, mükafatlar yazılsın diye yapmış oluruz, bu uygun düşmez buyururlar. Hiç şüphesiz onların bu hali bizim için bir örnektir. Bu yaşayış, bu hareket, bu tavır bizim de bu güzel yaşantıyı hayatımıza aksettirmemiz içindir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ahlis dinek yek fiike el amelul galil.
Bir Hadis-i Şeriflerinde de işte kura, Kuran okuyor ama övünmek için, bir başkasının övgüsüne materyal için, bir zengin ama cömertliğini sadece gösteriş için, diyelim bir alimdir, ilmini mübahat övünmek için yapacak olursa, Halıkillam yezel siz kim için yapmışsanız, onunla mükafatınızı isteyin. Çünkü bizim için yapmadınız. İşte bir bir başkasının aferin demesini, bir zenginse cömertliğinde yine bir başkasının övgüsü, ilim erbabı ise ne kadar yüksek bir malumat sahibi dinmesi için yaptığınız ve mükafatınızı aldığınız, denilecektir. Bu sebeple Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ahlis dinek, dinini yani ibadet ve taatini Allah için yap. Az bir amel, ihlasla yapılan az bir amel, ihlassız yapılan dağlar gibi amelden çok üstündür. Ölçülemeyecek kadar faziletlidir. Ve ikinci olarak onlarda mühim özelliklerden birisi, temizliktir. Hem dış temizliği hem demiş temizliğidir.
Mesela bugün cumadır. Cuma günü için usul abdesti almak Efendimiz'in sünnetidir Saganallahü Aleyhi ve Sellem'in. Gerek kasık gerek etek temizliği, dişlerin mutlak Efendimiz'in çok önemli bize tavsiye buyurmuş olduğu sünneti seniyyesidir. Çünkü melekler azı dişlerinin üzerinde oturduğu için, eğer kötü bir koku olacak olursa fena bir koku onun helakine dua edermiş. Yok eğer güzel koku olursa ondan da memnun ve mesul olurlar. Hangimiz necaset bulunan yerde oturabilir. Elbette ki temiz mekan seçeriz. Cebrail Aleyhisselam bana öyle bir tavsiyede bulundu ki, meslek hakkında her beş vakit namazda, abdestte farz olacağını zannettim buyurmuşlardır ve ağız temizliği çok önemlidir. Ağız temizliği zikrin yolu, Kuran'ın yolu, emri bil maruf nehy-i anil münkerin yolu olduğu için tertemiz olması gerekir.
Bilhassa soğan, sarımsak, pırasa buna benzer kokusu olan insanları ikrah ettirecek maddeler yenildiği zaman cemaate gelinmemesi bizim fıkıh kitaplarımıza bildirilir ve çok acayip bir haldir. Ne zarar verin ne de zarara girin buyruluyor. Hakikaten insanları rencide etmenin hiçbir manası yok. İnsan muhteremdir. İnsanın birisi de muhteremdir, ölüsü de muhteremdir. Mıpla temizlenir, ağız temizlenir. İnsanın vücudunun sıhhati de ağız temizliğine, dişin temizliğine bakar. Üstaz-ı alimiz saçları sakalları düzgün, elbiseleri pırıl pırıl, onlar da yokluk geçirmiş. O yokluk anında illa elbise kirli olacak değil ya. Bütün evlatlarına emretmiş. İlk evvela onlardan başlamış ve etrafa yayılmış. Haftada bir bugünkü çamaşır makinaları yok.
Büyük kazanlarda neyse artık yıkanmaya mahsus yıkamaya mahsus, onlara da elbiselerinizi kaynatacaksınız buyurmuş ve bu devirlerde burada insanı rahatsız eden bazı sıkıntılar da var. İsmini vermek istemiyorum. Onların da bitmesi için, onların bitmesi temizliğe bakıyor. Haftada bir buyuruyor elbiseler kaynatılacak, sonra memlekette def-i hacet yok. Yok. Öncü olmuş, def-i hacetlerin yapılmasını tavsiye buyurmuş. Kendileri de bizim gibi yaylılara göçüyorlar. Öyle uygunsuz yerlere değil buna mahsus, def-i acete mahsus çadırları mevcuttur. Temizlik çok önemli. Hem dış temizliği hem de iç temizliği. Mesela bugün de memleketimizdeki amirler, memurlar, bazı müessese müdürleri hane-i saadetlerine gelir, bakarlar pırıl pırıl imrenirler ve ayrılırlar. İkramlarına bakarlar, tertemiz. Memur buyurmuş.
O günkü ismiyle Hazın evleri, şimdi mutfak diyoruz, mutfakların temizlenmesini aleyhissalatü vesselam Efendimiz evin, evin bölümleri, içi ve dışı temiz olacak ki melekler gelsin buyruluyor. Evin, içinin ve dışının temiz olmasını tavsiye içinin ve dışının temiz olmasını tavsiye buyuruluyor. Dış temiz olmazsa iş de temiz olmaz. İç temiz olmayınca dış da bunlar birbirini tamamlar. Emir vermişler mutfaklardan çıkan uygunsuz maddeler derelere dökülmüş. Evler, mahalleler şimdiki gibi belediyenin temizlik aletleri yok, çöp tenekeleri yok, Onların uygun yerlere bırakılmasını, hanelerin sabah kalkıldığı zaman süpürülmesini, sulanmasını hep tavsiye buyurmuş. Bunları misal olarak vermiş. Burada bir mahallemizi Mustafa Beyliği örnek olarak vermiş. Buyurmuşlar ki herkes kalktığı zaman hanelerinin önlerini sabah temizliyorlar ve pırıl pırıl oluyor diye buna teşvik etmiş.
Tüm mahallenin temizlenmesini ifade buyurmuştur. Her şeyde yiyeceğimizde içeceğimize sonra guslü anlatmış, guslü saatlerce anlatmış. Anlattığı zaman guslü bazı kadınlar bölümünde bulunan hanımlardan çıkanlar olmuş, güçlü yapamamışız demişler. Bizim yaptığımız bu suyun Efendi Hazretleri'nin haber verdiğine göre tamamen yanlış. Kulaktaki küpelere kadar haber vermiş. Eğer küpeler çıkarılmışsa pamuk ipliklerle bu suyu soracağı için bununla yıkanılması temin edilir buyurmuş. Şu göbeğimizin dahi nasıl temizleneceğini, kulağın tavanlarını, her şeyi haber vermiş. Şimdi gibi sıvı temizlik maddeleri yok. Sabunlarla temizlenmesini hem de kaşıyarak, kaşıyarak temizlenmesi ifade buyurmuşlar. Bilhassa taharet konusunda.
Af buyurun o taharette suların suların ta dizlerimize kadar aşağıya kadar inmesinin ne kadar mahsur olduğunu, su ile iyice bir temizlenmesi gerektiğini, sabunla, sonra temiz bir ifıyorlardı. Üstazarı da aynen o şekildeydi. Son derece dikkat ederlerdi. Temizlik insanı imana götürür, imanın gücüdür, kuvvetidir. Cemaatle namaz buna çok riayet ederler büyüklerimiz cemaatle namaz kılmaya. Mesela son hallerine kadar sıhhatleri, afiyetleri bulunduğu müddetçe cemaatle kıldılar namazlarını. Şimdi bir oturmalar çıktı. İşte misafirimiz geliyor, sonra kılarız. Cemaat halinde, eğer mümkün değilse evde bir cemaat olalım denir, bir utanma meydana gelmiş. Bu utanılacak bir iş değil. Evet otururuz kalkarız, birbirimizi davet ederiz, yenilir, içilir, buranın mahalli bir adet olarak bir aş mı içiliyor güzelce içilir, kimin verdiğini düşünerek içilir eğer düşünebiliyorsak.
Sonra üstüne çay mı içiyorsunuz, onun yağını, tuzunu, biberini gidersin diye çayınızı da içersiniz. Meyve mi yenecek, zaten bunlar arka arkasına yapılmaz da. Bunlar onu da haber verir. Yemeğin üzerine çay içilmez. Bu sıhhate de uygun değildir, vaktin geçmesi gerekir. Meyvede hemen arkasından olmaz. Hacda görüştüğüm kıymetli bir zat iki katı bir arada bulundurmazdı. Portakalı yiyorsa elma yiyemez, elmayı yiyorsa portakalı yemez. Resulullah iki katı bir araya getirmedi diye sallallahu aleyhi ve pırıl pırıl bir insan. Olabilir, yenilir, içilir. Hayırlı konuşmalar yapabiliyorsa en sonunda da ne olur, üstadımızın çok güzel o sohbetler kitabı çok olur. Açıp bir bölüm, uzun da değil. Beş dakika sürmez o. Bir okunsa ne olur, bunun ne zararı var? Bunu duyursak, etrafımızda hep duyursak, zaten bu şekilde riayet eden insan buraya girmiyor.
Bu tavsiyeyi duyarım diye girmiyor o insanlar, kulak vermiyor. Ne olur siz kulak verdirin ona. Sizler söyleyin bak şöyle bir sözler duyduk, kardeşim çok güzel, evet himelerimiz içmelerimiz oluyor, bir de Yeni Dünya Dergisi'nde çok güzel de yazılar var. Bir bölüm okuyalım orada Sami Efendi tavsiyeyle olacak. Bu başka türlü olmaz. Benim sözümü dinlemezler, dinleyecek şekle getirmeye çalışırız. Bir de itibarımızı kaybettik. Sözümüzün tesir etmemesinin mühim sebeplerinden biri bu. Burada bir tanesi diyor ki bana diyor arkadaşlar ben gidip gelmem diyor. Hatta muhalifim ama Hacı Hasan Efendi, Kaddesteallahu's çıkmam diyor. Bu düşmanın gönlünde iz bırakmış. Muhalifinin gönlünde iz bırakmış. Bizim ise adam arkamızdan gülüyor. Niye? Kendimizi hafife aldırmışız. Biz de yaş itibariyle çok küçük olana, evet tevazu olur ama tevazuun aşırısı ve yersiz olanı müstekkehtir, kiriş görülür.
Onlara abi, bilmem filan, ya bir ağırlığın koy. İnsan ilminin ağırlığını kor. Şu güzel yolda bulunmanın bir edebini kor. Burada sobacı hafızdı, Kayseri'ye geldi. Bir oturdu biiznillahi teala görenlerin onun konuşmasına hiç gerek yok. Onun edeple oturuşu, rabıtayla yettiği öğüt ve nasihat olur. Bir edep ister, bir erken ister. Saygınlığımızı korumamız gerekir. Allah'ımız bizi insan olarak halk etmiş ve Müslüman olarak bu nimeti bahşetmiş bize İslam nimeti. Bunun yanında İhsan mektebinin öğrencisi kılmış. Bu mahallede her hocaya kartopu atmışlar. Öyle onları rencide edecek şekilde değil latife olarak. Fakat üstazı alimize ellerini kaldırıp bir top atamamışlar. O hocalardan yaşı çok küçük. Bir tanesi atmış hiç bakmamışlar, vakarını kurmuş. Yani biz insan olmanın, İslam olmanın, bu güzel yolun öğrencisi olmanın vakarını korumak mecburiyetindeyiz.
Tavrımız ve hareketimiz onların tasvip etmediği hareketler yapılacak olursa bizim neyimize mi olacak o? 0? Ben de mi böyle olayım, ben de mi şöyle olayım demelerine imkan vermememiz gerekir. Onun için büyüklerimizin hal ve tavrı bize örnektir. Cenabı Hak cümlemizi yolunda daim kılsın, El Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.