Samimi Kulluk ve İhlasın Önemi kaydında Bir işte samimi olabilmek. Bir gün eve geldim. Bu eski evimiz var, havuzun başında. Burada bir insan gördüm. Böyle bir yapı gibi inşaat gibi orada çalışıyor. Fakat görünüş itibariyle hiç o eve münasip bir kimse değil. Allah Allah diyorum, bu nereden girmiş böyle bir insan? Çünkü gelenleri gördüğüm için hep böyle ibadetli, taatli, nur gibi…
Bir işte samimi olabilmek. Bir gün eve geldim. Bu eski evimiz var, havuzun başında. Burada bir insan gördüm. Böyle bir yapı gibi inşaat gibi orada çalışıyor. Fakat görünüş itibariyle hiç o eve münasip bir kimse değil. Allah Allah diyorum, bu nereden girmiş böyle bir insan? Çünkü gelenleri gördüğüm için hep böyle ibadetli, taatli, nur gibi insanlar. Öyle oldu ki öyle bir samimi işe başladın, çok geçmedi. İnsanın vücudunda mevcut olan detayitler var. Bunların mutlak çalıştırılması lazım. Çünkü Cenab-ı Hakk Kuran-ı Kerim'de zikrediyor, ashabına. Ricalün, letulhim, ticaretatun ve la beyonlara zikrillah. Ricalün Onlar öyle erlerdir ki hem kadın hem erkeğe hitaplı ne bir ticaret ne de bir alışveriş, Allah'ın zikrinden onları alıkoymaz. Ticaretleri ile meşgul olurlar, işleriyle çok da çalışırlar ama kalpleri zikirdi. Diğer bütün detayifler zikirdi.
Bu zikirde olması Esselamü'l-Yukruchun minavulumati ile nur. Allah'ımız Kitabı Kerim'inde, Celle Celalü, Rabbi Zülcelal'imiz onları karanlıklardan nura çıkarır. Karanlık nedir? Küfürdür, şirktir, nifaktır, büyük günahtır, küçük günahtır, Allah'ın dışındaki hallerdir. Bununla artık uyanmış oluyor. Kişi uyanıyor. Samimi tuttu, çok sürmedi. Bütün bu detayifleri, murakabe halleri yaşadı ve çok müstesna bir hal aldı. Biz dağlardan böyle tomruk ne denir? Ağaçlar kesilir, onlar belli bir işlemlerden geçer. Şu gördüğümüz mobilyalar neler? Diyelim bir gürgen ağacı. Gürgen ağacından müstesna bir eser ortaya koyuyorlar. İşte kürsümüz öyle, minber öyle, kapıları öyle, pencereleri öyle. Bir işlemden geçiyor. Hayvanlar hakkında bile var. Bizim dinimizde her avlanan hayvan yenmez, helal olmak şart yine. Köpeğin bile eğitimden geçmesi lazım. Her köpeğin getirdiği av olmaz, o da eğitilmiş.
Bir köpek dahi eğitimden geçer de sorumlu bir varlık değil bu. İşte köpeğin adli işlerdeki yapmış olduğu vazifeler, birçok böyle kaçakçılık diyelim, yanlış işlerde ne de yardımcı olmuş oluyor. İnsan sorumlu bir varlıktır, bizim mutlak bir eğitimden geçmemiz gerekiyor. Bunun için Cenab-ı Hak peygamberler gönderiyor. Bir babamız, atamız bizim peygamberdir Adem Aleyhisselam. Allah'ımız onu öyle eğitti ki esemne ve allema ademe'l esmaa kulla. İsimlerin hepsini öğretiyor. İsimlerin hepsini öğretmek, ona eşyanın hakikatini de bildirmek demektir. Neyin ne olduğunu gösteriyor Cenab-ı Hak. Her şeyin bir görevi olduğunu, bir vazifesi olduğunu, bu varlıkların insanın kulluk vazifesini icra etmesi için halk olunduğunu beyan buyuruyor. Bazen insanlardan duyarız biz. Derler ki ben şu kimseyi unutamam. Neden unutamıyorsun? Benim evlilik durumum vardı, durumum da müsait değildi.
Çok büyük yardımda bulundu ve ben evliliğimi yerine getirdim. Bu hayatı kurdum. Sonra ben çok fakirdim, imkanım da yoktu. Fakat öyle bir yardımda bulundu ki eğer bu ticareti kurmuşsam o kimsenin yardımı ile kurdum, unutamam diyor. O yardım eden insanın gönlüne yardım duygusunu, merhamet duygusunu, şefkat duygusunu veren kimdir? Allah'tır. Bu unutulmadığına göre şu bizim vücut azamız o kadar önemli ki yokluğunda belli olur. Buraya ama bir kimse gelirdi. O kimseyi göremiyorum bu senelerde. Vefat etmişse ruhu şad olsun gelirdi. Bize şunu anlatırdı. Çok merak ettiğim bir şey var, acaba renkler nasıldı? Bir rengi merak ediyor. Ah diyor gözüm olsa da diyor, şu renkler beyaz diyorlar, sarı diyorlar, yeşil diyorlar bir görsen. Allah'ımızın öyle bir ikramı var ki renklere baktığımız zaman tonlarını göreceğiz. Beyaz diye başladı, beyazın bile kendi arasında tonları var.
Samimi Kulluk ve İhlasın Önemi kaydında Bir işte samimi olabilmek. Bir gün eve geldim. Bu eski evimiz var, havuzun başında. Burada bir insan gördüm. Böyle bir yapı gibi inşaat gibi orada çalışıyor. Fakat görünüş itibariyle hiç o eve münasip bir kimse değil. Allah Allah diyorum, bu nereden girmiş böyle bir insan? Çünkü gelenleri gördüğüm için hep böyle ibadetli, taatli, nur gibi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yeşilin var, tonları var kendi arasında. Eğer her şey bir renkte olsaydı ne olurdu? İnsan aklını oynatırdı, Her şey bir renk dosyası. Allah'ımız onun için semavata bakıyoruz, mavi görüyoruz ama hep mavi değil. Bazen de bir bulutlu görüyoruz. Bazen daha değişik görüyoruz. Toprakları farklı görüyoruz. Eşyada birçok renkler tarifin mümkün olmayan görüyoruz. Bu Allah'ımızın büyük bir nimetidir. Daha neler ve neler? Rabbimizin nimeti anlatmakla bitmez, nimetini tadad etmek, saymak Cenab-ı Hak'ta muhabbeti icap ettirdiği için ibadetelerdir. Yani bir kimse sana kırk yıllık kahvenin hatırı var. Bu bir kahve. O kahveyi bile yaratan Allah'tır. Onu ikram eden bile Rabbamızın vermiş olduğu i'ta verme, verme duygusundan dolayı yapın. Her şey ondan. Onun dışında hiçbir şey yok. Ona göre Rabbamıza teslim olacağız.
Hatta eğer biz bu yolda mesafe kaydetmeye çalışır samimi olursak, bunun için de ibadet etmez insan. Muhabbetle yapar, aşkla yapar, sevgiyle yapar. Verdiği için değil. Onun Azamet-i İlahiyesi, Onun gönlümüze girmesin. Bu zat ne oldu? Samimi olarak tuttu inşallah. Çok samimi tuttu ve sonunu da Rabbimizin izniyle getirdi. Çok güzel bir ölümle Cenab-ı Hakk'a kavuştu. Demek ki bir işi böyle yarım tutmamak, tam tutmak. Burada bazen toplayıcılar oluyor. Baktığımız eşyaya ibretle bakarsak çok dersler çıkıyor. Halbuki burada topluyor. Biz de diyoruz, kat iyyen böyle bir toplayıcılara kuruş vermeyin. Çünkü sefihlere mallarınızı harc etmeyin. Bakın ne yapıyor dilenci? Asılıyor. Bir kişi vermek istemiyor. Çünkü durumu fevkalade, hal durmuyor. Sonra ağlamaklı bir hal arz ediyor. Kişi vermeyince daha da asılıyor. Vereyim de başımdan git diyor adam. Asırlıyor ama.
Bu bir kul, yaptığı iş de yanlış zaten. Böyle olduğu halde kişi ikram tabi yanlış yapayım. Rabbi Zülcelal'imize yapmış olduğumuz vazifelerimizde, eğer candan tutacak olsak başarmayacağımız hiçbir şey yok. Bir gün bizim müstaazımız dertlenmiş. Zaten dertsiz bir vakti yok. En çok derdi de biz. Bizim İpek hocamız Rahmetullahi aleyh gelirdi. Bilhassa rahatsızlıklarında neden onun derdine ortak olmak isterdi? Bize dedi ki Hacı Hasan Efendi'nin hiçbir hastalığıyla. Halbuki kendisi sayıyor yillarca diyor romatizmadan oturarak kınıyordum. İşte vesair rahatsızlıklarını sadece hizmette kusur etmemek için vazifemi daha sağlıklı yapayım diye anlatıyor bunu. Yoksa şikayetinden değil, o bilmiyor mu? Cenab-ı Hak, Ey kullarım, ben sizi meleklerime şikayet ediyor muyum ki siz de kalkıp insanlara beni şikayet ediyorsunuz?
Diyordu ki hastalığı sadece bizim yapmış olduğumuz ezalar bize yol gösteriyor, bize hakikati öğretiyor fakat kendi şiirlerinde de geçtiği üzere gayretli bir salik göremez oldum. İşte bundan rahatsız oluyor. Bir gün sohbet odasına girdiler. Orada canlı sanlı böyle her türlü isteği olan bak onlara dur diye hayvani duygularına kapılmayan kimseleri görünce dedi ki Cenabı Hak'tan hayat istiyorum. Bu gibi insanlara hizmet etmek içindir. Demek ki neş'eleri Cenabı Hak'ta hayırlı bir kul hazırlamak için. Allah'ımızın sevdiği kullar da bu şekilde haber verildi. Allah'ın kullarını Cenab-ı Hak'ta sevgili kılanlardır. Daha bunun ötesi size malum vardır. Eğer diyor evlatları sözlerine dikkat eder de hayvaniyetten bu ruhaniyete geçerlerse, çünkü bizde nefis yönüyle hayvaniyet yönü var, ruh yönüyle de rahmaniyet yönü var.
Ruh galip olacak olursa o hayvani yön helak olmuş oluyor, sonra nefisle ıslah olunca ruha arkadaş olur. Eğer bu galebe çalacak olursa, böyle kamil insanlar yetişecek olursa, o zaman mesrur oluyor, o zaman memnun oluyor ve derdi, sıkıntısı hiçbir şeye kalmıyor. Bazen böyle ziraatle meşgul olan insanlar var, tekmiş, dikmiş, varıyor Kuran-ı Kerim'de de geçer. Niye bu kadar okudun derseniz, şöyle bir tarlasına gidiyor, orada ekinlerin başak tuttuğunu, yetiştiğini görünce seviniyor. Bu, sonunda Cenabı Hak buyuruyor zaten çerçöp olacak buyuruyor, hayatı anlatıyor Cenabı Hak. Hak. Bu böyle olunca, onların Abdülkadir Geylani Efendimizin, Kadı Sallallahu Aleyhi Sırra buyurduğu gibi siz diyor, evrad ve ezkar aldığınızda şunu hatırlamıyorsunuz diyor. Aslında gönlünüze marifet fidanları dikiliyor diyor. Şuradan geçerken bir tanesi Bahçeyi Su.
Diyor ki artık diyor kurumaya başlamış, fidanlardan birisi de diyor tamamen hayat kalmamış, bitmiştir. Fakat öyle bir ilaç var ki o kullanılırsa bu ağaç yeniden yeşerir diyor. Bir bahçe bu. Cenabı Hak bahçelerle misal verir, meyvelerle misal verir. Bu gönül bahçemiz, kurutmamız ne kadar yanlış olur? Çünkü Allah'ımızın tecelli mekanı var, var. Nazar kıldığı bir mekan. Bir tanesini mürşid-i kamilimiz gözlerinden öpmüş. Bir evliya benim gözümü öptü, ben harama bakamam dedim diyor. Yani Allah'ımızın nazar edeceği mekandır kalp. Bunlar tefekkürler, düşünecek olursa ne yaparız? Bize bu yön verir. Burada eğer sulamayacak olursa ne yapıyor? Koruyoruz. Bizim her gün aldığımız, aldığımız evrak ve ezkarla sulanacakız, istiğfarda sulanacakız, tevhidle sulanacakız, salatü selamla sulanacakız, ölüm tefekkürü rabıtas, sifullah idi. Bu kalp öyle bağa, bahçeye benzemez. Azami dikkat ister.
Hele bu devirde, şu zamanda azıcık yapmış olduğumuz yanlışlık bizde çok büyük yaralar açar. Bu devir Es'adi El-Bili Hazretleri'nin devri değil, Sami Efendi Hazretleri'nin zamanı da değil, Hacasan Efendi'nin vakti de değil, kalpte Sallallahü Esrarü'l-aliyye. Her türlü kötülüğün neredeyse ayyuka çıktığım zaman. Bak bir hastalık için dünya o ismini söylemek istemiyorum, hep ayakta. Acaba ülkemize girer mi diye. Çünkü salih olan bir hastalık. Birisinde meydana geldiği zaman, diğeri de eğer temasta bulunacak olursa ona da bu hastalık ürkün. Bir mikrop bulaşmasın diye o kadar dikkat ediyorlar ki çünkü alemi yıkıp yok ediyor. İşte başımızdan geçti. Gördünüz, insanları eve hapsetmek kolay mıydı? Daralıyor, bunalıyor, sıkıntılanıyor ama hastalık ürkmesin diye evinde kaldık. Bu maddi olanı, manevi olanı Allah korusun.
Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz zalimlerle göz göze gelmeyin, bakışları zehirle koptur. Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'de essane felahe tapu badelik ramaal kavmial zalimi Zalim bir kavim ile eğer bir iş yapıyorsanız o işinizi yaptıktan sonra fazla meşgul olmayın. Aman ha isyana, kötülüğe gitmeyin diye. Görüntüsü bile insanda çok değişik sıkıntılar meydana getirdi. Yani zalimlerle bulunmanın çok büyük zararları var. Böyle havası güzel, oksijeni bol olan yerler var. Gerçekten oralarda daha çok tatil yapıyorlar. Çünkü çok güzel bir hava ve insanın vücudunun rahatladığı, hatta vücuttaki kanın bile temizlendiği ifade edilir. Bu maddi bir hava. Biz Allah'ımızın sevdiği kullarıyla sadıklarla beraber olun buyuruyor. Onlarla beraber bulunduğumuzdaki havada bizim ruhumuzun nasıl güzelleşeceğini hesap edelim. Ahlakımız nasıl güzelleşecek, hal ve tavrımız nasıl ıslah ve irşad olacak.
Biz bunu belki zahirde bilemeyeceğiz ama batında bu güzellik bizde zuhur edecek. Onun için samimiyet istiyor Mevla-yı Zülcelal bizden. İki şey, birincisi Mevla'mız niyetimizin düzgün olması, ikincisi de samimiyet istiyor. Biz diyoruz ki yalvarıyoruz da olmuyor, yalvarıyoruz da olmuyor. Buyuruluyor ki duada ısrar edin. Fahri Kainat'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem bu mübarek sözü, her sözü müstesna olduğu gibi boşuna değil. Yalvarış ve yakarışınızı tam yapın. Bu vazifemizi yaparken samimi olarak yerine getirmek, Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem İhlas benim sırlarımdan bir sırdır. Sevdiğim kulların kalplerine aktarırım. İkras nedir? Cenabı hak ile beraber niyetin düzgünlüğüdür. El-ihlas, ve'l-ihlas minerriye, riya gösterişten uzak olmasıdır. Veve telpul ameli li ecrinnas. Insanlar beğensin diye amel yapmamaktır. Memine şirk, şirkten. Vehuvel amelu li ecrihim.
Burada riyaya bile şirk tabiri kullanılmıştır. Şirk ikilemek, üflemek demektir. Mesela Cenabı Hakk'ı inkar etmiyorlar fakat Allah'ın dışında hükümlerine ram olduğu kimselerin bulunması tamamen itikadi olarak bizi helaka götürüyor. Riyada da şirk denmesi Cenabı Hakk'a yapılacak olan sır, rıza-i ilahi için amel, insanların da beğenisini istemekten dolayıdır. El-ihlas ve hurucul-halk min muameletir Rab. Rabbamıza yapmış olduğumuz vazife de insanları çıkarmaktır. Yani insanlar için yapmamaktır. Ve gasturu kalbi bil'ameli lillahi taane sır, kalbin Cenabıhakk'a yönelmesi Allah için yapmaktır. Ben nazaru ile sevabillahi taane Allah'tan bir cevap içinde değil, La yuriydu bizeike hubb-u Muhammedihi ve la kerahiye tezem buyuruluyor ki yapmış olduğunuz ameli işte bir cennet ümidi, cehennem korkusuyla da yapmayın. Allah için yapın. Bir izah buyuruyor.
Öyle bir amel yapıyor ki şeytanın dahil olup bozacağı bir amel değil. Melek bile dahil olamıyor, sırf Allah için yapıyor. Duve ifraduhullahi bil'amel. Hepsi hemen hemen aynı manaları ifade ediyor. Sırf Allah için yapmaktır. Aynı zamanda iflas Allah için yapıldığı zaman öyle bir onun getirisi var ki, huvve semaratü'l yakin, kesin inançtır onun meyvesi. Liyenne'l yakine müşahhedetü's-sır. Bu diyor yakin demek artık bir hususun eşyanın daha ziyade demek istediği bu, hakikatine erişebilmek. Bunun anlaşıldığını zannetmiyorum ama hakikatine erişmek, aldığımız bu evrak ve ezkar var ya, bunun devamını getirebilmek. Yani bu yol merasim değil. Ne ilimdir ne de merasimdir. Ne sırf okumakla elde edilen ne de şekille, biçimle değildir. Ahlaktır buyuruyor büyüklerimiz. Burada manalarını aynı şekilde vermişler. Bazı az bir değişiklikler de olsa aynı manayı içeriyorum.
Mesela düğüne gidiyor ameli şekil ve şemailden kurtarmak bulunmuş. Hatışıklık olmaması gerekir diyor. Ve tefrihihu'l kalbi anirikül. Her şeyden kalbini tamamen kurtarmaktır. Ehlullah buyuruyor ya kalbimize Cenabı Hak nazar eder, kendisinden başka bir muhabbet göremez. O zaman işte böyle bir seyir Cenabı Hak'ka yapılan taat tarifi yok. Uçmak bile onun yanında his kalır. Dedik ya hep aynı tasviyetü'l-amel anmülahazatil mahlihuki. Hiç Allah'ın dışında bir kimselerin beğenisini istememek, Sırf Allah için yapmak. Hiç bulanıklık yok. Abdülkadir Geylani efendimizin, kalpte devam edelim. Yaptığımız saatte Kuran-ı Kerim'e aykırı olmaması, yani demek istediği bu zaten. Burada böyle geçmiyor ama arz etmek istediği Abdülkadir Geylani efendimizin, katdes Allah'ın sırrı bu.
Kuran-ı Azimüşşan'da töhmetlenmeyen, hadis-i şeriflerde de öyle ve ilmin de ilmin de arzu etmediği şeklin dışında sırf Allah için yapılan ameldir, diyor. İhlas ve ve nuru laarifine billah. Cenabı Hakk'ı tanıyan, bu nimete eren, Arifani İlahi için bir nurdur, diyor. O gönle doğar, böyle olan kimse zaten onu yaşar ve hüsnü ligayaya, en güzel şekilde şeytanın da isteğini, nefsin de isteğini ve heva, arzu ve isteklerin de nefsin tamamen yok eder, ona hiçbir yol tanımaz. Allah, hiç övülmeyi istemeyecek diyor Abdullah El-Harevi, Gaddesallahu Sırri Hazretleri, böyle bir övülme, ameline bir karşılık bekleme bunu istemeyecek. Öyle ki bunun dereceleri bile var. İhlasın müttakilerin, Cenabı Hak'tan sakınanların, muhabbet ehlinin, dereceetü'l-muhibbîn, muhabbet ehlinin, dereceetü'l-arifin, ariflerin, derecetü'l-faanî, Cenabı Hak'ta yok olan kimselerin ihlası. Benliğini tamamen Cenabı Hak'ta eritmiş.
Bir kere ihlaslı olması için yaptığımız saatin, temelin şer'i şerife uygun olması gerekir, buyuruyorlar. Temel dinimizin esaslarına uygun düşecek ve hakikat edebine uygun bir hale gelecek. Kişinin nefsini tanıması gerekir diyor. Kişinin nefsini tanıması, Nefsimizi tanımak öyle bir hal ki sabah burada mütalaa edildi. Biz bir yerde bıraktık. O da insanın Kuran-ı Azimüşşan'la özdeşleştiği, dışının Kuran-ı Kerim'in zahiri emirleri, içinin de onun nuruyla nurlandığını haber verir. Sırf Kuran-ı Kerim'i okumak değil, okuduğumuzla amel etmek, amelle de yetinilmez, aynı zamanda hikmetiyle kamil olmak, kanaat sahibi olmak, insanların elinde olana meyletmemek, sabırlı olmak ikaz için ve Allah için de mütevazi olmak suretiyle diyor ihlas elde edilir. Halkın görmesini istememek, işte böyle yaparsam halk beğenir duygusunun tamamen aşılması icap eder.
Riyadan kibir ve ucub benlikten de uzak olması gerekir. Devamlı kalbinin gözetlendiğini düşünür Rabbimiz, beni görüyor, biliyor diye düşünür. Dinimizde ihlas samimi olmak Müslümanlar içindir. İmanda ihlas müminler içindir. Davranışlarımızda ihlas müttakiler içindir. Sözlerimizde ihlas muhabbet ehli içindir. Ahlakımızda ihlas arifler için, Rabbimizi tanıyan hayırlı kullar içindir. İhlasta en önemli olan Cenabı Hakk'a saygıdır. İkinci olarak emrine duyduğumuz saygı, diyelim ki biz cihad edeceğiz cihadı emreden Allah'tır diye işe başlamak. Biz, işte cihadı gerçekleştireceğiz diyelim. Nefis ve şeytan, en çok onu zikrederler, ifadederler.
Nefis ve şeytanla cihadımızda verdin düşmanlarına karşı elimizle, dilimizle ve gönlümüzle yaptığımız cihatta bu emir Rabbımızdandır diyebilmek, aynı zamanda ecir ve mükafat beklememek, Allah'ımızın azabından korkarak yapmak, bunu İzzuddin bin Abdü's-selam lilhalasi. Şu dört şeyden müteşekkil ifade ediyor, ihlasın derecelerini. Bir şekli var ki Allah'ımızın vereceği cezadan dolayı. Bir şekli daha vardır ki, ondan mükafat beklemek için bir şekli daha vardır ki bu üstün bir haldir. En nef'alaha hayye en minallah Allah'ımız bizi bütün kainatı kulluğumuz için hizmete vermişken nasıl biz saatte bulunmayız diyebilmek, daha bunun ötesi, asık istenen de odur. Cenabıhakk'a sevgiyle, aşkla ve muhabbetle yapmak, daha bir ilerisi ise ona tavsiyem yapabilmektir. Onun emrine inkıyaden boynumuzu eğerek itaatte bulunmaktır. İhlas aslında buyruluyor, Tevhid'in meyvesidir insanda.
Zaten bu mübarek yolda da gördüğümüz bize dilimiz ile Kelime-i Tevhid'i okumayı öğretiyorlar. Diyorlar ki bunu bilhassa ikindiden sonra, çünkü o vaktin de şerefine, o vaktin de nimetine erişelim diye. Çünkü Es'amü'l-ü ve sebbihu'l-buproten ve'asıyla sabah ve akşam Allah'ı zikredin. Aldığımız evra zaten gece yapılıyor. Onun yanında bir de ikindiden sonra o tevhidi okumak. Bir şekilde daha var ki asıl tevhiddir. Önemli olan üstadımızın beyanı çok güzel. Sadra yazılır silinmez buyuruyor. Bunu geçende okuduğumuz için tekrar etmiyor. Sadrımıza yazılması, bir de murakebelerin neticesinde okunan tevhid. Gerçekte ihlas, Allah'ın dışında her şeyi unutabilmektir. O zaman hiç elimiz, ayağımız işe güce kalkmayacak, bu anlamda değil. Yaptığımız her işi rızayı ilahiye uygun olarak yapabilmek. Niyetimizin düzgün olmasıdır, hakiki ihlas budur. Akıllı olan kimselerdir diyor, kulluğunu yapanlar.
Gerçek Allah için kul olanlar akıllı olandır ve akıllı olmanın neticesi de amellerini yerine getirirler, ibadetlerini yaparlar. İbadetlerini de ihlasla yaparlar, Allah için yaparlar. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.