Sami Efendi Hazretleri ve Ruhani Yolculukların… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Sami Efendi Hazretleri ve Ruhani Yolculukların Sırları
Sami Efendi Hazretleri ve Ruhani Yolculukların Sırları kaydında Efendimiz Aleyhisselam'ın ruh tayyibelerine ehline ashabına peygamber anıza ve piraninizden bütün geçmişlerimizin mümkün mü lüzumatı dağlar başında kalan hatile ihsan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan gün kardeşlerimizin ruhlarına İslam'ın hakimiyetine Kuran'ın hakimiyetine iç ve dışta ülkemizi yok etmek isteyenlerin muvaffak olmamasına,…
Efendimiz Aleyhisselam'ın ruh tayyibelerine ehline ashabına peygamber anıza ve piraninizden bütün geçmişlerimizin mümkün mü lüzumatı dağlar başında kalan hatile ihsan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan gün kardeşlerimizin ruhlarına İslam'ın hakimiyetine Kuran'ın hakimiyetine iç ve dışta ülkemizi yok etmek isteyenlerin muvaffak olmamasına, ehli İslam'ın zaferine, mazlumların zulümden kurtulmasına bir Fatiha bir küfre şerif. Sami Efendi Hazretleri'nin İstanbul'da bugünkü diller Darülkünün hukuk fakültesi. Orayı getirmişler, memleketlerine gelmişler. Bir zata demişler ki okul derslerinden beynim yoruldu. Bana bir kitap verin. Onu mütalaayı bulun. Demek ki vakitlerinde hep kolu geçirmek istiyorlar. O da demiş ki sana ne denir bizde bir kitap var ama kuş dili. O demiş pek anlaşılmaz. Olsun amca demiş ben onu çözmeye çalışırım elimden geldiği kadar çözermiş. Kitabı vermiş.
Bir hafta kadar müsaade etmiş. Demiş bir hafta mütalaa edersiniz. Hafta tamam olunca getirmiş. Demiş ki, bir hafta daha müsaade eder misiniz üzerinde dursam? Olur demiş. Daha sonra da ne anladın evladım demiş. Sami Efendi Hazretleri demiş. Efendim anladığım kadarıyla bir mürşid-i kamile teslim olmayınca vasfı ilallah olmak mümkün değil demiş. Anlaşma yapmışlar. Sami Efendi Hazretleri buyurmuş ki eğer bulursan böyle bir kamil değilmiş. Bak, Eğer ben bulursam ben de sana söyleyeyim. Yalnız yirmi ezeli de insanlar takdir olunmuştur. Mesela bir zamanın mürşidi kamili efendimiz aleyhissalatu vesselamın emriyle yazılan diye bir eser var. Muhammed Nuri diye bir zat bunu yazmıştır. Kendisi Beşiktaş'ta Yahya Efendi Hazretlerinin ayak ucu gibi orada yatmakta. O eserde buyuruluyor ki zamanın müfşir-i kamiline Cenabı hak bir divan verir. İvan bir defter. Evladı olacaklar orada yazılıdır.
Şimdi Sami Efendi Hazretlerinin dergaha gelişi birkaç kavili var. Birisi de diğerini çok anlatıyoruz, şu anlatmadığımız bir yönü var. Kendisi subay, şimdi resmini gönderiyorlar bize. Sami Efendi Hazretlerinin resmiyle uğraşmaya hiç gerek yok. Onun resmi gönüllerdendir. Bize kaç tane geldi? İşte askerdeki resmi resimlerle uğraşmasın. Hakiki delmişler uğraşmaz yani resim. Resim bir şey ifade etmez. Mühim olan gönlümüze resmidebilmek. Muhabbetlerini kalbimize yerleştirmek. Evet bir sevgidir, saygıdır ama Sami Efendi Hazretleri öyle resimle anlaşılacak bir kimse değil. Onu anlayan da çok azdır. Bu Medine'de bir zat vardı. Herkes ona bir isimle söylerlerdi, açmayın hepsini, bir isimle. O isimde değildi Herkes bilir. Türkiye'den ona şu amca bu amca hep bir isimde söylüyordu. Değil, onun ismi o değil.
Maneviyatta ismi ayrıydı Onu biz söyleyince hemen elini kaldırdı, ağzına Alman söylemek kimse bilmiyor demediydi. Ama Sami Efendi Hazretleri onu biliyor. Ona demiş zaman zaman bizi tanımıyorlar demiş. Bizi tanımıyorlar. Evet, sevgi duyuluyor, muhabbet ediliyor ama gönül alemi bilinmez çünkü Evliyiyayı tahteku babı, Nayaadihuun Gayribi'dir. Velilerim aynen sizin gibi yerler içerirler otururlar kalkarlar konuşurlar bölüşürler içler olur güçler olur. Onların da bir aile hayatı var çoluğu çocuğu fakat onlar dünya işleriyle meşgul oldukları halde Mevla'dan bir an gafil değillerdir. Özellikle bizimle otururlar, kalkarlar, işlerini görürler ama onların gönül halleri hep Mevla'yladir. Hiçbir zaman Mevla'dan ayrı kalmazlar. Hani onları meşgul etmez bu. Belli bir seviyeye geldiği için fakat biz ise değişir. Bazen görürüz işte yoldan eder, yeni dikilen fidanlar görürüz. Onu ne yaparlar?
Sami Efendi Hazretleri ve Ruhani Yolculukların Sırları ne anlatıyor?
Sami Efendi Hazretleri ve Ruhani Yolculukların Sırları kaydında Efendimiz Aleyhisselam'ın ruh tayyibelerine ehline ashabına peygamber anıza ve piraninizden bütün geçmişlerimizin mümkün mü lüzumatı dağlar başında kalan hatile ihsan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan gün kardeşlerimizin ruhlarına İslam'ın hakimiyetine Kuran'ın hakimiyetine iç ve dışta ülkemizi yok etmek isteyenlerin muvaffak olmamasına,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Muhafaza ederler. Yanına böyle dilekler dikerler, çevirirler, tellere de çevirirler vesair maddelerine çevirirler. Neden? Rüzgarda neler devrilip de yok olmasın diye, kurumasın diye. Şimdi bizim durumumuz budur. Biz istiğfarla korunacağız, tevhid-i şerifle korunacağız, selatü selamla korunacağız, ölüm tefekkürü korunacağız, rabıtayla korunacağız, murakabeyle korunacağız biz. Bak murakabe vermiyorum. Onunla da bitmez bu iş. Hep muhafaza olacağız, korunacağız. Ta ki mutmainne sıfatı ve daha bir büstü hasıl olmayız. Bak biz çocukları sevmez değiliz, gençleri severiz ama itima gidemezsin. Değişir. Tabii seveceksin. Okayacaksın. Yazık gitsin. O bir sevgi ister. Biz altmış yaşında olsa bile sevgi istiyoruz. Azıcık bir mesela büyüğümüzden ters gibi bir hareket görsek hemen değişiyor ama onlarda değiş olmaz. Mesela büyüklerimiz çok ezalar görmüşler. Kapılardan kovmuşlar.
Muhammed Bahaeddin Hazretleri içeri bile girdirmemişler. Biz bunu hep misal olarak veriyoruz da, bizim üstatlarımızın zamanında da öyle var. Böyle çok yetişkin insanların daha da bir olgunlaşması için, mesela yerine göre konuşmuyor. Yerine göre görüşmüyor. Daha başka hizmetlere veriyorlar. Şimdi ağır gelir diye bunu anlatamıyorum kardeşlerimize. Bu evin yapımıydı. O anda ihvanın en hallli birisini bul dedi biz efendimiz. En hallli olacak ama. Dedi. En hallli birisini bul. Ona verdiği hizmeti hiçbirimiz yapamayız. Bu kadar değil. Çünkü beyinler almaz. O hizmeti yaptı. Mesela Mevlana Halit Hazretleri diyelim. Yana yana geliyor. Altı aylık yolu yürümüş. Kırk gün kalınca şeyhimin kokusu geliyor diye ağlıyor. Öyle olduğu halde Efendi Hazretleri huzuruna kabul yetmiyor. Diyor ki en azından bir görev versin, bir vazife versin, ancak su taşıtıyorlar vesaire hizmetler.
O istemediğinden değil onda bir kabiliyet görüyor. Herkese de yapmaz onu. Tammül edilemez çünkü. O yetiştirebileceği. Günü siz şimdi esas yapacağız değil mi biz gülden? Gülü kokluyoruz. Aman ha incinmesin. Buna bir sıkıntı gelmesin. Nasıl gül olacak? Ondan sonra bizim bağımız bahçemiz var üzümler. O üzümleri aman ha incitme. Bıçağı da kesip ne etme eziyet edersin. Mesela teknelere durduruluyor, ona mahsus topraklar var. Artık diyor artık da onu. Nelerle incit ediyorsun? Dinmez. Yoksa nasıl pekden önce? Onlar halis muklis yerine göre kendi yerini işgal edecek kimse olacağı için belli bir zümre seçilmiş kimseler onlar. Onun için bu işleri bu vazifeleri yaparlar. Yoksa olur mu? O zaman hülasa erecek olursak bu noktayı üç şekildedir bizim yetişmemiz üç şekilde. Birisi aman ha şundan zarar gelmesin diye idare ederler bizi. Bilirler bizim şükürrimizi, nefsimizin ezasını.
Aman şununla bir zarar gelmesin diye saygı istedim. Çünkü değişik bir hal olsa daha azıcık. İkincisi ideal ilerler. İdeal ilerler aman terk edersek daha bir sıkıntı açar, daha bir belaya girer şunu muhafaza edelim, koruyalım dediler. Bir üçüncüsü, yetiştirilen kimse dedim. O bağlandı bendim, giremem, gayri diyen kimseler uygun içmiş kimseler. Efendim böyle olmak mecburiyetindeyiz biz. İşi park edeceğiz, işi bileceğiz, bu idrakle alakalı. Şu beyinle alakalı, beynin çalışmasıyla hem beyin hem gönül. İkisi biz çalışacağız. Beyinle çalışacağız, gönülle çalışacağız. Yani yol akıllı insanların yoludur. Şimdi bir fidan diyelim ne yapıyorlar? Onu muhafaza ediyorlar. Tellerle nelerle çeviriyorlar. Çünkü o az bir rüzgarda bir fırtına olacak. Ne olacak? Uçup kaçıp direcektir, kuruyacaktır kurumasın diye.
Şimdi bizim kurumamamız için arz ettiğim gibi evradımızda ezkarımızda Kuran-ı Azimüşşan tilavetinde evrak ve ezkar ile nefsimize yapacağımız darbelerde yani nefse yapılan darbe istediği gibi bir hayatı yaşatmayacağız. Yani istediğimiz gibi yemeler, istediğimiz gibi giymeler, istediğimiz gibi gezmeler tozmalar olmaz. Bu merak dikkat edin der ki olgunlaşsın bu. Mesela bugün okundu namaza. O ikinci merhaneydi. Birincisi Yusuf suresinde, misalinde Nefsi emmare. Yani nefis ne diyor? Onu yerine getiriyor. Nefsinin esiri ama burada ondan kurtuluşu Cenabı Hak Allah'ımızın merhameti olmasaydı diyor helak olurdu. Yani sığınacağız. Burada emmare diyelim nefsimize uyuyoruz. Mevla'ya sığınmayınca olmuyor geçiş. Sığınmak gerekiyor. Allah'ım bu benim yaptığım taatlerle olacak gibi değil deyip secdelere yatıp gözyaşı dökmemiz gerekiyor. Allah'ım elamanı elaman.
Bak efendimizin dinlediniz, kerametini anlatıyorlar. Efendim kardeşlerim kerametini anlatırken efendimizin onun büyük kerametleri var. Onun büyük kerametleri şeri Şerife bir ayettir takva esasına göre yaşamaktır. Bunu anlat. Biz üzülüyoruz dinlediğimiz zaman. Efendimiz öyle değildi. Efendimiz şer'i Şerife sımsıkı sarılıp bağlıydı ona şer'i Şerife. Asıl bu bu istediği de buydu zaten. Yatacağız efendimiz elamanı elaman ya Rab diyor rüyasında boşuna demiyor mu? Bu bir sığınmadır. Sığınıyor Cenabı Hak'ta. Yatacağız secdelere Allah'ım kurtar beni bu zulümden diye. Görüyoruz ya biz Adem Aleyhisselam Havva annemizi İkisi diyorlar ya Rabbi nefsimize zulmettik. Bizi bağışla ya Rabbi diye. Görüyorum arkadaşlarla kabiliyet yok deyip imreniyoruz. Hepsine imreniyoruz. Ama bu yüzeysel olmasın. Şu iyi çalışalım. Hedefler koyalım önümüze.
Bu Kuran-ı Kerim'de Yusuf suresinde elli üç veya elli dördüncü ayetleri de emmare anlatıyor nefsimize. Ondan sonra bugün okundu işte Kıyame suresinde Levvam Suresi'nde mülheme. Sonra Fecr suresinin son ayetleri orada mutmainne, radıyye, narbiye, nefsi kamile, geçiyor. Hedef koyacağız buralara nasıl ulaşacağız diye. Bir çabamız olacak, bir gayretimiz olacak. Bazen hastalar oluyor görüyoruz. Bir kardeşimizdi hasta oluvermiş, biraz ağır. Hemen yoğun bakım almış. Demişler aman iki gün yoğun bakımda kalacak bu, kalacak. Ondan sonra yukarıya çıkarırız. Yani ayarlarının odası neyse orada müdahale edilir. Kendimizi bir yoğun bakıma almamız gerekiyor. Yoksa bu cemiyette boğulup gideceğiz. Bakıyoruz insanlar kimin yanına varsa ne Allah'ımızdan konuşuyorlar, ne Resulünden konuşuyorlar. Hiç onlardan söz eden yok. Hep nefsani işler. Yani desem utanacağımız işler.
Daha doğmamış çocuğa ne bileyim neler düşünmüyor, neler düşünmüyor. Bizi alakadar etmez. Sizi ilgilendirmeyen meseleleri konuşmayın. Şu niye şöyle oldu? Bu niye böyle oldu? Bizim halimiz ne olacak bakalım? Şu niye söylüyordu? Bu niye böyle oldu derken biz ne olacağız diyeceğiz? Bu yok. O anda çok gizli olarak iblis tat veriyor. O konuşmalara birinin aleyhinde konuşurken tat veriyor. Yahu bu kadar iyi gelir, şöyle oldu derken onu daha çok yoldan çıkarmak için ağzına şeytan bir bal çalıyordu. Tatlandırıyor Biz ne yapacağız? Biz ne olacağız acaba diye. Melum meleklerin hocasıydı. Cebrail Aleyhisselam seksen bin sene ağlıyor. Bu meleklere hocalık yapıyor diyor. Ya Rab. Biz ne olacağız diyor melekler. Bu denklere düşeceğiz. Kendi derdimize düşeceğiz. Zaten biz ıslah olursak etrafımızda olur.
Çok da gayret edeceğiz, çok çaba göstereceğiz Dinimizin inyası için İslam'ın karalçısını çoğaltın diye buyuruyor. Buraya ifade ediyoruz ama İslam toplumunu yetiştiriniz diye. Bak bizim memleketimizin ikinci bir yardımcısı neredeyse yok. Ülkemizin diyoruz şöyle candan sarılacak, çok az. Bak İslam ülkeleri var. Can yok. Halbuki Cenabı Hak en çok böyle ekonomide olsun ne bileyim sanayide olsun yeraltı kaynaklarında yer üstü kaynaklarında İslam ülkeleri çok güçlü ve çok kuvvetli ama istenilen tarzda bir birliklik beraberlik yok. Allah'ımıza yalvarıyoruz Cenabı hak gönülleri Eğrs ve Hazrec kabilesi birbirlerinin kanlarına giriyordu. Çok güzel bu diyanetin takviminin dilinde de var. Müminin hanı da, fiyatı da, namusu da haramdır. Ona dokunmayın, ona in onu incitmeyince çok güzel bir hadisi şerif almışlar. Birisinde bu, bir diğerleri de değişik kardeş verilmiş.
Onun için biz bir araya gelmek, İslam'ın gücünü ve kuvvetini artırmamız gerekir. İslam'ı ibadet ve katı takva boyutunda yürüten kimselerin de bunu düşünmesi icap eder. Bunu düşünmemiz gerekir. Üç dört olsun artık. Bir gayret istiyor. Çok Efendimiz bizim gibi adamları ne kadar ileri görüşülmüş, Efendimiz ne kadar müstesnaaymış. Bizim gibi insanlara sevgili verdin, emeklettim diyor. Bana diyordu şöyle bir değişik kimseler diyordu Efendimiz. Sohbet yetmezdi bazen. Aynı aynı ben ne yapacağım diyordu. Dediğimi şairin. Şöyle daha yeni kimseler diyerek çünkü içinde yüce bir aşk var, böyle bir muhabbet var ki onu aktaracak kimseler arıyor. Bak sohbetini dinlediniz siz. Ne dedi? Pazarımı açtım dedi. O sözleri boşuna söylemedi. Ulvi yerlerle alakalı ol. Çok yüksek makamlarda dünyadaki tek kimselerden biri o.
Aleyhisselatu vesselam efendimizin aman ha muhafaza edin aman ha dikkat edin buyurduğu kimseler. Böyle seviyelere göre insanlara o muhabbet şırında edilecek bizim kalplerimiz anca öyle dirilecek. Ölüyken kalplerimizi dirilttiğimiz buyuruyor Cenabı hak. Şu ölü kalplerimizi nasıl dirilteceğiz ona bakacağız biz. Burada efendim belli bir yere gelmedikçe zor tabii. O zaman ne yapacağız? O zaman yapacağımız hayırlı kimselerle bir araya geleceğiz. Sami Efendi Hazretleri diyor ya işte ben bulursam sana sen bulursan bize göster, kendilerini zaten seçilmiştir o. Seçilmiş şu. Az gibi görünüyor ama nice az topluluklar çok topluluğa galebe çalmıştır buyuruyor. Bir gün Hazreti Ömer radıyallahu anh benden dedi bir şeyler isteyin, işte altındu gümüştü vesairleriydi. Hayır hayır dedi. Ben bir Ebu Ubeyde istiyorum. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bu ümmetin emini Ebu Ubeyde buyuruyor.
Bir fert bekliyorlar. Bu ne demek? Bir kişiyi bekliyor demek değil bu. Böyle ihlaslı, ihsan sahibi, ahlaklı, ahlakı Muhammediye ile ahlaklanmış kamil insanları istiyorlar. Yeter ki biz kurtulalım diye başka çaremiz yok bizim. Yani şu yapı da dahil yapılarda dahi köşebet dediler. İki duvarı tutacak taşlar korlar. Niye? O iki duvarın tutulmasına, onun daha sağlam olmasına vesile olur, sebep olur. Burada köşe taşları istediler. Küfür dedi ki haydi Muhammed'i öldürdük, sanlılmaz dedi. Fakat dedi öyle köşe taşları var ki Ebubekir var dedi. Gömer'i var, Osman'ı var, Alisi var, Radıyallahu Anhüm ecmain güçlüler dedi, kuvvetli. Böyle imanımızı suretten tasdik, ibadetimizi ihlasa, ahlakımızı ahlakı Muhammediyeye getirmekle olur ve hedef tayin etmeden olmaz. Mesela cami mescide geliyoruz. Gelirken acaba Rabbimizin istediği taat yapabilecek miyiz diye onu düşüneceğiz.
Bir derviş, bir mümin ilahi alemde kanatlanmasını söylüyor. Bir kere marifette, marifette şimdi yedi yüz dereceye kadar marifette şeytan görüşü cümledir. Öyle bir hain ki ta marifette bile marifette yedi yüzüncü dereceye kadar yüksek olur, uzabilmek için. Nasıl bunu yoldan çıkarır mı ki? Uğraşırız. Allah'ımızın yardımıyla diyor ancak hasıl olacak bir diştir. Diyoruz ya ona sığınacağız. Bizim ibadet ve taatimizden duyacağımız zevk, zevk. Bu Allah'ımızın ikramıyla, ihsanıyladır ve bir sürü sohbet. Bu sohbet dediğimiz zaman arkadaşları kerih görmüyoruz ama bunda demek mecburiyetinde değil. Sandalyelerde hem de ayet okunuyor, tefsir. Ayaklar ayaklar üstüne atın, böyle bir tefsir dersi olmaz. Allah'ın ayat-ı ilahiyyesi o. Arkadaşlar da bununla çekiniyor demiyor. Söylemek lazım. Ondan sonra hadisi şerif okunacak. Acayip oturuş kalkışlar. Böyle bir sohbet yok.
Böyle eller dizlerimizin üstüne ayakları rahatsız olur. O ayrı. Böyle o meclisin en hakiri olduğumuzu düşünerek istifade maksadıyla yapılır.