Sami Efendi Hazretleri ve Ahir Zamanın select Ashab-ı Kiram
Sami Efendi Hazretleri ve Ahir Zamanın select Ashab-ı Kiram kaydında Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, latif, pak, münevver, mutahar mücella ruhu ulvilerine ehline ashabına peygamberanı zam ve piranı zanın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerif Güzar-ı Sufiye diye bir eser yazılmış. Müellifini demiyorum. Sami Efendi Hazretleri buyuruyor…
Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, latif, pak, münevver, mutahar mücella ruhu ulvilerine ehline ashabına peygamberanı zam ve piranı zanın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerif Güzar-ı Sufiye diye bir eser yazılmış. Müellifini demiyorum. Sami Efendi Hazretleri buyuruyor ki bu eser okunmasın. Bu eser huzursuz yazılmış buyuruyor. Kendileri abdestsiz bir kağıt ve kalemi ellerine almıyorlar. Onun için kardeşlerimize özellikle söylüyorum, siz de söyleyin eserlerini mütalaa etsinler. Koca kardeşlerimiz bile mütalaa içsin. Çok güzel. Bugün biz şu anda belki bulurum veya bulamam. BAGARA suresinin tefsirinde infak konusunu işlerken hayran kalmamak mümkün değil.
E biz de bakıyoruz tefsirlere vesaire eserlere ama üstadımız hazretleri ne güzel der demiş, ne güzel toparlamış, bunu gerçekten alim olan İbrahim Mekan hocamız üstadımızda söylemiş. Demiş ki benim böyle yerli toplu bir eser görmedik diye. Nasıl girdirmiş, mevzuları nasıl alakalandırmış bir de kendinden hiçbir ifade yok. Hep nakillerle. Mesela beydavi diyor. Ruhul beyan diyor. Bu gibi yerlerden almış. Alması oradan bir parça diğer yerden bir parça şeklinde olmuyor. Birbirleriyle çok alakalı bir şekilde konuyu işlemiş hayran kalıyoruz biz. Kutbul aktabtır kendisi. Bitirdiği okul ideal değil mi acaba? O zaman da bir lise muadili gibi bir okul olacak rüştiye gibi ne gibi? Oraları bitirmiş, darülfünun hukuk fakültesinde okumuş. Kendisinin öyle bir medrese tahsilini bilemiyoruz.
Yalnız duyduğum kadarıyla Esad-ı Erbili Hazretleri medresede okunup bitirildikten sonra şehadetnamesinin verildiği bugünkü mana ile diplomasının o kitaplardan biraz göstermiş. Bir parça bir parça göstermiş ama siz de okuduğunuzda göreceksiniz bir ilim ehlinin eseridir. Kendisinin müsved de. Bu eserleri hazır hazırlarken müsved de el yazısıyla hazırlamış olduğu bir defteri var. İ'lem ehli diye düşündüğümüz bir kimseye gösterdiğim zaman dedi ki bu gerçekten müstesna bir ilim ehlinin eseri olsa gerek dedi. Bu ifadelere bakınca dedi ben öyle gördüm diye. Bir de Evliyaullah'ın kelamlarında şu ortaya çıkıyor. Mesela burada üstadımız. Bir cümle kullanıyor ledünni olduğu için Cenabı Hak tarafından mesela bir gün mektebim yok diyor ama söylediği kelamların altından ledünniyet büyük nurlar, deriyalar taşıyor sanki.
Mesela okuyayım oradan bir tanesini kardeşlik hakkında, hasta olanlara bakın, zinciri halkaya takın. Aradan varlığı yakın, burnunu kaldırdın. Neden? İşte al, hastalara bakın sittü'l müminin akul müslim. Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı var buyuruyor. Onlardan bir tanesinde hastaları ziyaret etmek. Zinciri halkaya takın, bir vagon düşünelim. Biz vagonu böyle kendi gücümüzle iteliyoruz. Ne kadar iteleyebilirsek o kadar gider. Ama bir lokomotife bağlanacak olursa, bir halkayı lokomotife taktığı zaman o gittiği yere kadar götürür onu. Burada gönül bağımızın ehlullah ile kurulmasına işaret ediyor. Zaten ehlullah ile gönül bağı kuran insanın fahri kainatla da elbet münasebeti vardır sallallahu aleyhi ve sellem ve Cenabıhakk'a doğru girer hiç şüphesiz. Onun ilahi yardım halkasına, onun yardım halkasına dahil olmak hiç şüphesiz başarının en yükseğidir.
Sami Efendi Hazretleri ve Ahir Zamanın select Ashab-ı Kiram ne anlatıyor?
Sami Efendi Hazretleri ve Ahir Zamanın select Ashab-ı Kiram kaydında Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, latif, pak, münevver, mutahar mücella ruhu ulvilerine ehline ashabına peygamberanı zam ve piranı zanın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerif Güzar-ı Sufiye diye bir eser yazılmış. Müellifini demiyorum. Sami Efendi Hazretleri buyuruyor…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Aradan varlığı yakın, mesela varlık, şeytanın sıfatı Bir benlik kendisinde gördüğü için helak olmuştur. Neyse uzar durur. Hadis-i şerife geçecek olursak ve galanebi yu sallallahu teala aleyhi ve sellem Bir de mutlak siz de bunu görüyorsunuz, aleyhissalatu vesselam efendimizin kelamları mucize. Öyle bir fesahat öyle bir belagat var ki hayran kalmamak mümkün değil. Sonra mucemül kelim az bir kelimelerle çok büyük manaları ifade ediyor. Bakıyoruz kelamı Muhammedilerinde sallallahu teala aleyhi ve sellem bir insicam var, bir güzellik var. Mesela biz Fatiha-i Şerife'yi her namazda okuyoruz. Zaten fatihasız namaz olmaz. Bunu idrak edenlerimiz dediler ki Fatiha zaten Kuran-ı Azimüşşan'ın hepsini içerisine alan sure-i celile-i cemiledir. Orada besmele onu da içerisine alır Fatiha'yı Fatiha'yı da içerisine alan oradaki besmelenin altındaki bağdır ki bayi İshak denir ona.
Bu yapışma manasına gelir zaten. Cenabı hak ile kul arasında kurulan bağdır o ki bizim hiçbir zaman Cenabı Hak'tan bağımızı kesmememiz icap eder. Burada hidayet konusunu işleyen Sami Efendi Hazretleri buna değinmiş. Mesela avamın hidayeti diyor has insanların hidayeti ehasül hasıl olan insanların hidayeti kalbi yönde olanların ruh yönünde, sır yönünde hidayetini anlatırken orada bir noktaya işaret buyuruyorlar. Diyorlar ki kalbimiz murakabe ile her zaman Cenabı hak ile alakalı olsun. Gerçekten öyle. Devre bakıyoruz, zamana bakıyoruz. Es'ade erbili zamanında yirmi beş istiğfar vermişler. Bakıyoruz, Ham Efendi Hazretleri yüz on bir istiğfar veriyor. Üstadlarımız, Casen efendi Hadisallahu sırra üstadımız aman ha sohbetsiz zaman geçirme burada işlemişler, fırsat kuşunu uçurma, aldığın dersi kaçırma, kıymetini bilmen neden? Her zaman alakalı olmamıza işaret eden bir kelam söylüyor.
Sohbetsiz zaman geçirme. Sohbet dindiği zaman karşılıklı bir konuşma da değil. Kalbi bir iletişimdir bu. Gönlün bir alakasıdır. Öyle sohbet yaparlar ki hatta hiç konuşmaya gerek kalmaz. Mübarek gözlerini yumduğu zaman Allah'ımızın lütfuyla alacağı büyük nimeti, büyük bir ikramı, ihsanı o anda Rabbimiz lütfeder, ihsan eder. Onun tarifi yok. Bu hakka dair çok sözler var. Bir misal verebilir miyim diye düşündüm. Allame-i Taftazani ile Seyyid-i Efsanî hatırıma geldi. İkisi de kelam alimidir. Allame I taftazani hocasıdır. Seyyidi nefsani bir meşayihle buluşurlar. Bunlar, mübarek üstadlarımız irşad için yola çıkarlar. Yolda bir tanesi hemen karşılarına gelir. Der ki hoca efendiler nereye gidiyorsunuz durumu ifade edince dört tarafı inşikak ettidirler. İstinşak etti, kokladı. Sizi bu fakirden başkası irşad edemez değil de biz gösteriliyoruz der irşad için.
Allah'ımız öyle ayarlamış ki orada rabıta noktasında allamei Taftazani Hazretleri biraz durmuş. Evradını almış ama seyyid-i efsane tam manasıyla teslim olmuş. Ona mübarek gözlerini yumup bir teveccühte bulunmuş. Daha sonra hoca efendi nasıl bir şey hissettin deyince aynen bacanın kurumunun döküldüğü gibi böyle derinin kılının, kılçığının temizlendiği gibi gönlümden bazı noktaların, bazı kirlerin gittiğini gördüm deyince ilmin gurur ve kibirleri gitti hoca efendi buyuruyor. Sonra Seyyid Efsanî hazretleri konuşurken Allamei Taftazani diyor ki Rahmetullah Ali bir gün, Seyyid ben seni okuttum ama bu ilim nereden diyor. Efendim, siz rabıtaya pek gönül vermediniz. Biz ise tamamen inandık. O anda mübarek gözlerini yumup kalbime teveccüh buyurdular. Ne olduysa o anda oldu, der. Sohbet dindiği zaman asıl sohbet de budur zaten. Uzayacak söz, hatırladığım çok ısrar var.
Sami Efendi Hazretlerini ziyarete gitmiştik. Biz dört kişiydik fakat içimizde gayri iftiharı bir muhabbet hazır oldu. Böyle yanıyoruz sanki, yanıyoruz. Konuştuğumuzda, beraber yolcu olduğumuz arkadaşlarla diyoruz ki bu muhabbetin eseri ömürden infak olmaz dediler. Ömrümüzü veriyoruz biz. Diyoruz ki ben ömrümü veririm efendim'e diyorum. Böyle muhabbetler, sevgiler. Sonra görüşme yasak dendi. Bir sıkıntı olmuş nasıl olduysa görüşmeyi yasaklamışlar. O anda biz mescitlerine de secdeye kapandık. Rabbim bizi görüştür zamanın kutbul aktabıyla diye. Bir türlü müsaade olmadı. Yalnız orada yakınlarından birisi Hacı Mehmet Öztürk diye dedi ki bizim için sen dedi hediyeleri götürme bahanesiyle izin al dedi. Bal götürmüştü iki çerçeve. Onu aldım, kapının ziline bastın huzurlu bir şekilde, inşallah öyle olur. İçeriden ses geldi, dedim Hasan Efendi'nin evladıyım, hediyeleri getirdim, buyurun dediler.
İçeri girdim, yalnız dedim efendim bizimle gelenler de var. Biz oturunca ben aşağıya oturdum, o da aşağıya oturuyor. Üstadımız da demişti bizi sorunca aman dergah edebilir, kalk mübarek ellerinden öp diye. Mübarek ellerini öptüm. Böyle bir coşmaya başladı ama ilk girişi çok başkaydı. Öyle bir tebessümle girdi ki çok müstesna. Böyle biraz konuşuyor gibi hissettim konuşarak ama çok tebessümlü girdi. Önümüzde kandil geceleri var, Regaip gecesi var, Miraç kandili var, beraat gecesi var, Kadir geceleri var, başladı, coşuyor böyle, coşuyor. Sonra diyeceğim ama şimdi diyeyim, meğer burada üstadımız hep kontrol ediyormuş biiznillahi teala. Sonra Hızır aleyhisselam ile münasebet kurmuş. Buyurmuş ki evlatlarımı görüştür efendim demiş. Görüştürün. Ondan böyle bir heyecan hali zuhur etmiş. Dedim bizimle gelenler var. Bizi görmüşler mi dedi. Gördüklerini biliyorum.
Part gönlümden dedim ki sizi kim görebilir? Pat o anlıyor. Hani bu sözleri söylerken gönlümden geçen düşünce sizi kimse göremez hakkıyla demek istiyorum. Gerçekten öyle. Onların mana alemi Hadis-i Kutsi'de de bildirildiği üzere la yarifuhum gayri benden başkası bilmez buyuruyor. Ama şeklini biliyoruz, şemalini biliyoruz, ismini biliyoruz, cismini biliyoruz ama ruhani yönlerini bilemiyoruz. Cenabı hak ile kendi aralarında her an onlar bir terakkinin içerisindedir hiç şüphesiz. Mesela bizim bu kasaba yıllar olur bir türlü nüfus atmaz. Ama bakarsınız İstanbul'a Samsun kadar büyür bir senede. Neden? Büyüklüğüne göre. Onlar kemalatına göre Kemal kazanıyorlar. Bunun tarifi yok. Bu Cenabı Hak'le kendileri arasında. Sonra onlar da geldiler. Konuştular ama okudukları Ayet celleye biz nayiteala hatırlıyorum. Böyle ayet ice ırmak gibi bakıyor. Yalnız nasıl oldu bilmiyorum.
Sandalyedeyim, aşağıya iniyorum, tekrar yukarıya oturuyorum. Kendimden geçtim zaten. Sonra üstadımızla buluşunca buraya geldiğimde, oğlum size teveccüh etmiş dedi. Halimiz başkalaştı zaten değişti. Ankara'ya geldim. Görüşmeyi müteakip dua ediyorum dua da Allah deyip bağırıyorlar diyenler size bir şeyler olmuş Ne olmuş? Araba reftefe olmuş Gönüllerimiz onların Elhamdülillah Cenabı Hak'tan gelen esma tecellisi, sıfatlarının tecellisi, zati sıfatlarının tecellisi, varidatı ilahi ki tarifi yok. Denizler onun yanında damla bile kalmaz. Verdikleri zaman buyruluyor ya verilecek buyuruluyor. İslam'la. Rabbin sana verecek, sen de razı olacaksın buyuruyor. Hani verildiği zaman onların vermesi bizim vermemize benzemez. Bakın, sehha hali olur, sahih olur insan. Cömert, sahih olur. Bunun yanında bir de cud vardır, cevvad. Bu cömertliktir. Bunun ötesinde bir ikram daha vardır ki buna isar derler.
Mesela bu isarı biz kurbanda göreceğiz. Onlar kurbanda hiçbir şey almazlar. Bizi o doğrultuda görmeyin de bir şey diyeceğim. Yani o seviyede görüp ne yaparsanız razı olmam. Allah'ımızın en aciz bir kuluyum. O zaman anlattığımda boşa gider Allah korusun. Üsteazımız diyor ya burnunu kaldırdın neden diyor biz Allah muhafaza etsin. Dedim ki bir tanesine sadece böbrek ve ciğerlerini alırım ama senin kestireceğim kurbandan alırım. Kendiminki zaten gidiyor. Bu ihardır. İşte burada Rabbimizle münasebet bağ-i ilsak diyoruz ya, besmendenin altındaki bağ Rabbimizle kurulan münasebettir. Şimdi düşünün. Ticarettedirler ki ya zengin olacaksın ya da zenginin yanında bulunacaksın. Hangi zenginin yanında bulunacağız? Olan Mevla'nın muhabbetiyle dolabilmek. Eshabü ve makul eynemema küntüüm olabilmek.
Siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir Celle Celalühü bu beraberliğin meydana getirmiş olduğu lütuf kadar, ihsan kadar, ikram kadar ne olabilir? İşte buna erdiği için ehlullah dünya gözlerinde bir hardal tanesi kadar da değil. Bir buğday tanesi kadar da değil. Hep zamanını bekler dururlar. Biz nereden nereye geçtik? Sohbetten oraya geçtik. Sohbet sıdk ve salah ile mevsuf olanlardan ahbabı çoğaltınız. Zira onlar şefaat eder. Sıdk u salah. Doğru ve salahen. Bu sıdgu salah dendiği zaman sadece bir ayet-i celleye okuyacağım layık olmayarak. Esselamü. Burada neher kelimesine baktığımız zaman tefsirlerde şunu göreceksiniz. Muhammed suresindeki on dördüncü ayeti celileyi göreceğiz. On dördüncü ayeti celileyi göreceğiz. Orada sütten, baldan, sudan, şaraptan neler var? Irmaklar var. Yalnız bu ırmaklar ilmel yakini, aynel yakini, hakkal yakini ifade eden ırmaklardır.
Marifetullahı temsil eden ırmaklardır. Mesela biz yine görürüz İbrahim Aleyhisselam'ın yıldızı, ayı, güneşi görmesi burada İbrahim Aleyhisselam zaten imanda ikana eren müstesna bir peygamberimizdir. Burada yıldızı görmüş de bu benim Rabbim olamaz, bize yol gösteriyor. Çünkü Ayet celallenin başında ayeti celilesinde beyan buyurulur. İmanda ikane kesin bir inanç semavat ve arzın esrarı görülüyor. Burada zaten İbrahim Aleyhisselam bunların içerisinde onu müşahede eden bir peygamberdir. Bize yol göstermek için ifade ediliyor. Buradaki sıdk, sadakat peygamberliğe yakın bir noktadır. Katiyen bu peygamber dinlemez, itikaden zaten yanlış olur, onlar masumdurlar. Yalnız özellikleri var. Velayet ölçüsü içerisinde buradaki sıddıkıyyet koltuğundadırlar onlar, peygamberliğe yakın bir makamdır. Sıdkı salah ile mevsuf olanlardan ahbabı çoğaltınız. Zira onlar şefaat ederler diye buyuruyor.
Yoksa öyle Ahmet'tir, Mehmet'tir, Veli'dir, bununla değil. Evet olur da bu evsafı haiz olan kimselerle dostluğu temin ediniz ki onlar birbirine şefaat eder diye buyuruluyor. Mesela Sami Efendi Hazretlerinin etrafı bütün cemaatiyle dolu. Pat onların içerisinde bir tanesini seçiyor. Allah'ın izniyle onu da Rabbimin lütfuyla biliyorum. Konuştuğu için diyorum. Bize şunu anlattı. Çok istiyorlar Sami Efendi Hazretleri Ahmet efendi gelsin görüşeceğim buyuruyor, Ahmet efendi gelsin diğer kimseler demişler ki dersin yok, evrak yok, ezkar yok Sen Sami Efendi hazretlerinden böyle bir inabe almış da değilsin. Nedir bu kadar sizin aranızdaki alaka diyenler başlamış. Hani öyle kimseler olur ki mesela Hazreti Selman, Hazreti Bilal Suheyb-i Rumi efendimiz bizzat ehli beytim diye buyuruyor. Yani bu sırdır. Ashabı güzün içerisinde Hazreti Selman'la geceleri müsabet eyliyor.
Cenabı Huzeyfe radiyallahu anh'a Hazreti Ömer'e vermediği. Sırrı ona veriyor. Yani bu kendi aralarında çok değişik. Ahbap ve yaranı fazladır, değişiktir. Mesela ben dostum Sıddık buyuruyor radiyallahu anh. Benim dünya ve ahiret yoldaşımdır diye buyuruyor. Sıddık'ın cebi benim cebimdir buyuruyor Radıyallahu Anh. Demek ki değişik şekillerde olanlar var, bunlar tecelliye mazhar olanlar. Sonra biz bunu ölçüp biçemeyiz, Allah'ın resulü bunu ayarlıyor. Burada Sami Efendi Hazretleri diyor ki, Ahmet bizi tanımıyorlar, diyor. Derdini ona açıyor. Hatta rahatsızlığında Medine-i Münevvere'de diyor, bu zatı bulun, bu zatı bulun, bana bir okusun, İnanın öyle dostları var. Kapımı onlara açık tutun. Geldiği zaman hiçbir engel koymayın. Bunlardan birisi Hacı Hasan Efendi Kaddesallahu Sırra. Vekaleten değil asaleten onun halifesidir bizzat Resulullah'ın mührüyle. Onun işaretiyle gelmiştir.
Onlardan bir tanesi Ricalü'l Gayb'dan sarı emmi diye mübarek bir insan. Bir buçuk saat görüşüyor. Sohbetin illa dille değil, gönülle olduğuna misal olarak da aynen diyor bir büyük bir boru, o öyle tarif ediyor. Bir deryaya atılmış, benim kalbime diyor onun teveccühüyle akıyordu diyor. Zaten kendinden geçmiş o anda. Orada hizmetinde bulunanlar diyorlar ki biz çok Konya'ya girip geliyoruz ama sizi hiç görmedik. O da diyor ki bizi diyor, öyle yüze alıp işte bu da bizim sohbetimizde bulunsun, işte ikramımızda bulunsun diye bizi kabul etmezler diyor. Allah'ın resulü buyuruyor sallallahu teala aleyhi ve sellem, hadisi kutsidir. Allah'ın öyle kulları vardır ki diye geçer. Elbiseleri böyle sökülmüş bir vaziyette eski, saç çakal birbirine karışmış, kapılardan onları def ederler ama Allah'ımızdan bir talepte bulunduğu zaman Cenabı hak onların taleplerini geri çevirmez.
Çünkü Cenabı hak gönüllere nazar ediyor. Demek ki sadık dostlar sıdk-u salah ile mevsuh olanlardan ahbabı çoğaldınız. Zira onlar şefaat ederler diye buyuruyor. Cenab-ı Hak onlara tam canı gönülden teslim olmayı bize nasip buyursun. Onların sözlerinin üzerine bir söz ifade edilemez. Ne diyorsa odur. Çünkü sonunda belli olur o sözlerinin hakikati. Cenab-ı Hak daim ve kaim eylesin.
Kaynak: Genel
Sami Efendi Hazretleri ve Ahir Zamanın select… | Mihmandar