Salih Amel ve Ruh Arınması kaydında Buyuruluyor. Salih amel. Ne demektir? Buna bakalım. Namazda da geçti. Cenabı hak, buyuruyor. Halıkımız celle celalühü muttakilerden kendisinden, hakkıyla korkanlardan kabul ediyor. Bir şeye niyet ederek yapılan taattir. Amel lübbü la ilmi. İlmin beyni, özüdür denmiş. Amel, ilmin beynidir. Amel. Hareketul cismi bil mücehede, gayret…
Buyuruluyor. Salih amel. Ne demektir? Buna bakalım. Namazda da geçti. Cenabı hak, buyuruyor. Halıkımız celle celalühü muttakilerden kendisinden, hakkıyla korkanlardan kabul ediyor. Bir şeye niyet ederek yapılan taattir. Amel lübbü la ilmi. İlmin beyni, özüdür denmiş. Amel, ilmin beynidir. Amel. Hareketul cismi bil mücehede, gayret göstererek cismin yapmış olduğu faaliyettir. Biz buraya gelmek için ne yaptık? Yerine göre mücadele de ettik. Belki gece kısa dedi bize şeytan aldatmak için. Evde de kılabilirsin dedi. Bugün haftalık tatilindir. Istirahat etmen lazım, çoluğunla çocuğunla olman gerekir diyerek çeşitli bahaneler buldu. Ama biz ne yaptık? Mücadele ettik, Dedik ki cemaatle namaz kılmak bize aleyhisselatu vesselam efendimizin emridir dedik geldik. Nefis, şeytanın vermiş olduğu kuruntuları yerine getirir. Onunla mücadele ederek geldik.
Cismin yapmış olduğu faaliyet bir mücadele ile işte nefis ve şeytan ve dünya ile mücadele ederek yapılan vazifedir. Yalnız ameller yapılırken üç kısımdır. Bir, şeriat, ikincisi tarikat, üçüncüsü de hakikattir. Hepimiz isteriz elbisemiz en güzel kumaşlanırsın. Ayakkabımız en iyisinden ölsün. Evimiz de öyle, arabamızın da çok iyi olmasını isteriz. Kullandığımız eşya en güzelinden olsun arzu eder insan. Bu en güzelinden olsun dediğimiz bu dünyada kalacak. Bunlar bizimle gitmeyecek. Sebebi ölenlerden görüyoruz. Üzerindeki elbiseyi hep olduğu gibi çıkarıyorlar. O güzel evi midir, barkı mıdır, arabası mıdır, onlar durduğu gibi kalıyor. Ama bunlar bizimle gidecek. Gidecek ama yapmış olduğumuz taat kabule şayan olacak mı? Düşüneceğimiz bu. Şeriat ameli nedir? Bir de şu şekilde düşünebiliriz. Amelül İslam, İslam'ın bize vermiş olduğu görevler. Dediler ya, İslam'ın şartı kaçtır?
Beş tanedir sayarız. Kelime-i şehadet, namaz, oruç, harp, zekat. Fakat biz böyle saymıyoruz. Namaz, oruç, harp, zekat. Kelime-i şehadet başta. Onu okumadan kişi Müslüman olmaz zaten. İmandır ve ihsandır. Bir de ameller yapılırken istenen şartlar var. Bir ticaret malında da öyle. Bir ülkeye mal pazarlıyorsa o ülke bize diyor ki benim alacağım mal şu özendikleri haiz olacak. Ben alırım ama bu dediğim şartlarda olursa kabul ederim diyor. Bu Rabbimiz celle celaluhu. Amelül ibadet. Bir üçüncüsünü demeden şunu söyleyeyim. Abdülkadir hazretleri buyuruyor ki, amelinizi yaparken adet kabilinde yapmayın. İşte dediği bu. Adet, babamız da, geçmişlerimizde camiyi terk etmezlerdi, kılarlardı. Diğer dini vazifeleri de icra ederlerdi. Bu şekilde değil de, Rabbimizin istediği şekilde. Halite çok önemli. Ne diyoruz? Aman ha. Ucuz mal alacak kadar zengin değilim diyoruz.
Birinci kalite, birinci sınıf aman kullanacağımız mal birinci sınıf olsun. Eğer birinci sınıf olmazsa kapıyı da değişir. Pencereyle değişir. Ve diğer evin aksamı neyse onlar da değişir. Kimi çürür. Kimisi bozulur. Kimisi başka bir hal alır. Bak birinci sınıf olursa o dayanıklı olur. Evimizde bu. Gönül evimizde de birinci sınıf. Sınavlarda zaten. İslam, iman, ihsan dedi. Burada da sıra biliyor. İbadet, ubudiyet, ubudiyet. Demek ki ibadetin de bir kalitesi var. İbadet nedir? Adet kabilelerini okumuşuz. Bize öğretilmiş. Ona göre yapıyoruz. Ubudiyette ise değişiyor. Niyeti değişiyor. Ameller de niyetlere göre değer kazanıyor. O benim Rabbimdır. Ben onun aciz bir kuluyum. İbadet benim boynumun borcudur. Ubudet de onun sırrıdır. İbadetin sırrıdır. Neydi sırrı? Sabah namazını kıldı. Cenabı hak kabul buyursun. Sırrı haşyetti. Kalbimizde Cenabı hak'ta büyük bir saygı.
Salih Amel ve Ruh Arınması kaydında Buyuruluyor. Salih amel. Ne demektir? Buna bakalım. Namazda da geçti. Cenabı hak, buyuruyor. Halıkımız celle celalühü muttakilerden kendisinden, hakkıyla korkanlardan kabul ediyor. Bir şeye niyet ederek yapılan taattir. Amel lübbü la ilmi. İlmin beyni, özüdür denmiş. Amel, ilmin beynidir. Amel. Hareketul cismi bil mücehede, gayret…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Daha da bir amelin özü, esası, güzelliği, en güzel olanı anlatılıyor. Bu nasıl olacak dersek, bu bizim kalbimizdeki hale göre değişir. Mal nasıl fabrikaya göre değişiyorsa, taatlerimiz de gönlümüzdeki ilahi nura göre değişiyor. Eğer içinde hiçbir nur yoksa ne işleniyoruz, ne duygulanıyoruz, tesir etmiyor. Ona göre. Bidai başlangıç halinde. Artık bir mürid yol almış. Detayifleriyle yol almış. Güzel ahlakıyla almış. İtikat düşüncesindeki sağlam bir itikatıyla almış. İbadetine dikkati ile almış. Ahlakını güzelleştirmek suretiyle yol almış gayret gösteriyor. O zamana kadar ömrüm boşa geçti, bundan sonrakinde, fununda, bunununda ben boşa harcayamam diyor. Artık beynini toplamış. Yanlış muamelede olanları görünce diyor ki arkadaş sen ölmeyeceksen bu halini devam ettir. Ben öleceğim. Allah'ımızın da huzuruna varacağım. Acaba nasıl varacağım? Ben senin gibi konuşamam.
Allah'ımız tek tek soracağım. Diyelim bir kimse hakkında konuşuluyor. Fakat o konuşulan sözler hiç muvafık değil. Onun yapmadığı bir hal. Fark yaptı diyor. İspatı nasıl olacak bunun? Elbette zorlanır. Onun bilmediğimiz hakkında sizi ilgilendirmeyen konulara kafa takmayın buyuruyor Cenabı Hak. Çünkü kulağınızda, gözünüzle, kalbinizle yaptığından mesul olacak. Amellerimiz, Bir amel var ki bedenen yapıyoruz. Diyelim cihat ediyoruz Allah yolunda. Fakat o cihadın ruh yönü yok. Allah için yapma ciheti yok. İhlası yok. Takvası yok. Yok. Yapın beni beden olarak. Ama ruh ciheti yok. Ruh ciheti Mevla için yapmak. Sır Allah için. Tevhidden nasip yapıyor. Amellerin mertebeleri hususunda durulmuş. Ve amelin en üstün olanı tefekkür ve vera ile yapılan düşünerek. Ben bu vazifeyi yapıyorum ama bu vazifeyi yaparken beni gören var. Beni bilen var. İç halime vakıf olan Rabbimiz var. Düşünüyorum.
Bir de vera, Allahü Zülcelal'in korkusu içine o kadar işlemiş ki helal olanda bile titriyor. Acaba bir yanlışlığımız var mı diye. Ameller üzerinde durdu. Şu kısmı nasıl gerçekleştireceğiz? Girdiğimiz bu okulda, bu ihsan mektebinde Allah'ımızı görür gibi, taat yapma mektebinde gayretli olacak. Aldığımız evlat ve asker bunları gerçekleştirecek. Müşahede dediği için burada durdum. Müşahede, her şeyi apaçık görmek. Eşyanın hakikati buyrulur. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'in de dualarında var. Gerçeğe ulaşmak. Gerçeğe ulaşmanın yollarından birisi helal rızık. İkincisi azalarımıza sahip olmak. Kaybettiğimiz noktalar buralar oluyor ve kimin gözetiminde olduğumuzu da unutmayacağız üç tane. Diyoruz ya ibadet ve taatimizden zevk duyamıyoruz. Zevk alamayışımız bundan olur. Rızkımız helal olursa, o zaman amel salih olur, düzgün olur. Bir de azalarımız.
Bunlar düzgün olduğu zaman, ibadet ve taatimizde kıymet kazanır, değer kazanır. Biz de kimin gözetiminde olduğumuzu unutmayacağız. Yaptığımız vazifeyi sünneti Muhammediyeye uygun yapmaya gayret edeceğiz. Efdalül amel, akilgari, amellerinin nüsünü muhalefetun nefsi vel heva. Nefsin ve onun isteklerine karşı çıkmaktır. Çünkü ıslah olmadığı için her türlü kötülüğü yakın. Ona kapı açmayacağız. Ve devam teveccütühiallahi teala. Bunun öyle bir zevki var ki, ulaşabilirsek Cenabıhakk'a tam yönelmek. Bu bedenin değil, kalbin tam yönelmesin. Cenabı hakk'ın dışında ne varsa onu da terk etmek. Bu dil ile olmuyor. Bu bizzat çalışmakla olacak. Zor mu? Hiç zorluğu yok. Kolay. Diyeceğiz ki biz bu dünyaya rahat etmek için gelmedik. Bunu desek yine iter. Bu dünya amel yeridir, ibadet yeridir, çalışacağız. İş yeri olan bir kimse istirahate çekilir mi? İstirahate çekilse zaten kazancını temin edemez.
Mutlak çalışacak ki, evinde de, barkında da rahat edebilsin. İşte bunun gibi, bu bir bize örnek. Diyelim ki bizim bir iş yerimiz var. Marangoz da olur. Bunun dışında bir tuhafiyede olur. Herhangi bir iş. Fakat varıyor iş yerine, hiç çalışmıyor. Dükkanını yerine göre kilitliyor, istediği yerde geziyor. Terk ediyor. Ne olur? Kazancını temin edilmiş. Bunun gibi işte. Bu dünya bir iş yeridir. Amel yeridir. Allah'ımız azıklarınızı alın buyuruyor. Kuran-ı Kerim'de Bakara suresinde. Azıkların en hayırlısı takvadır buyuruyor. Allah'ımıza yönelmek deyince öyle söyleyiverip geçmekle olmuyor bu. Kalbin yönelmesindeki zevk müstesnadır. Biz zevk arıyoruz, aramıyor değiliz. Arıyoruz ama asıl zevk bu. Buna ulaşamadığımız için bizim gönüllerimiz başka sevdalarda. Kafamız da öyle. Beynimizi bir toparlayamıyoruz. Kalbimizi de toparlayamıyoruz. İçimizde bir huzur da yok. Tek sebebi bu uzun.
Tam yönelebilmek. Amellerin en üstünü, EFTalülame, magarenel edeb. Edeple yapılan taadtir. Bu gayret gösterildiği zaman ortaya çıkar. İfade edilemiyor. Yaşanan bir hususu anlatmak çok zor olur. Amellerin eftali şu şekilde beyan buyrulur. Bu bize öğrettikleri, sohbetlerinde, kitaplarında, haber verdikleri bu işte. Cenabı hakk'ın muhabbeti. Maide suresindeki elli dördüncü ayeti celile. Cenabı hakk'ın kulunu sevmesi. Kulun da Rabb'ımıza muhabbet etmesi, bunları elde etmek. Hep tatsızlığımız buradan zaten. Bunları yaşayacak. Onlar gönül olarak bizi bırakmaz, hayattadırlar, onu bilelim aman ha. Çekip gittiler diye düşünülemez. O sen ve ben değiliz. Onlar kılıcın kınından sıyrıldığı gibi daha güçlü, daha kuvvetli. Ah, onlar olsaydı, onlar hayatta. Biz hayatı bitirdik. Ölüm sadece cesedin ölmesi değil. Sami Efendi Hazretleri buna işaret etmiş. Onu bunu deyiverip geçeceğim.
Nasıl bir hayat sunmuş bize? Hani biz görmedik ki. Okurken dikkatli okuyup altlarını çize çize, haytlar ala ala, not defterlerimize geçe geç olacak. Azim istiyor, gayret istiyor. Muhabbetullah, Rıza-yı ilahi dünyaya sevgi duymamak Cenabıhakk'a tam tevekkül. Efendimiz Hazretlerinin çok güzel ifadesi var. Büyükler demişlerdir ki, Bakara suresinin tefsirinde işliyor. Sami Efendi Hazretleri, Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyiniz. Biz bunu hep duyuyoruz. Yayınlarda da duyuyoruz. Konuşmalarda da işitiyoruz. Allah yolunda ölenlere ölü demeyiz. Duyuyoruz. Ayet-i celilesinde işaret vardır ki cihadı ekber yolunda, cihadı ekber nefsimizle yapmış olduğumuz mücadele. Diğeri, düşmanla yapılan küçük cihat. Nefsimizle yapmış olduğumuz mücadele büyük cihattır. Allah'ın Celal kılıncı ile katrolunup, Allah'ta fani olanları ölüler sanmayınız. Allah'ta yok olmuş. Hiç kendinden eser yok.
Beşeriyet diye hiçbir şey yok. Hep rahmaniyet var. Onların zahiri evsafı fani olmuşsa bile, ruhları çıkmışsa bile bedenlerinden, onlar mabutlarını müşahede ile her an diridirler. Çokça bildiğimiz, kitaplarda da gördüğümüz bize malumat sahiplerinin de haber verdiği Cüneyd-i Bağdadi hazretleri. Vefatında yıkayıcı gözünü açmak isteyince Allah tarafından bir ses gelir. O bizi görmeyince gözünü açmaz diye. Buna erişir diyor. Buna ölü denir mi? Onlar mabutlarını müşahede ile her an diridirler. Biz öldü zannediyoruz. Yunus Emre'dir ya. Ölen tendir canlar ölesi değildir. Fenası Allah'ta olanların bekası Allah iledir. Onları celal sıfatlarının satvetiyle gah ifna eder. Gah cemalinin lütfuyla ihya eder. Onların cemal bahçelerinde ne türlü cevelan ettiklerini onların halini bilmeyenler anlayamazlar. Deriz ya, bu bezde tarağı yok. O bezde tarağımız olmazsa onu anlayamayız. Bölüm sıradanlaşır.
İşte onlar da bizim gibi bir insandı. Vaktini tamamladı gitti. Bu bizim için. Onlar için ruhani hayat ile hayatta olduklarını aşağıda da söyleyecek. Cüneydi Bağdadi hazretleri demiştir ki, bu hususa söz söyleyen ancak onların alanlarına giren kimseler. Hayatı nefsiyle olanların nefis hakim. Eğer ifade edilecek olursa, acaba ne yiyeceğiz? Bugün nerede geçecek vaktimiz? Hangi soğuk suların başında geçecek? Nerede tatlı tatlı yemekler yiyeceğiz? Bu nefsimizle alakalıdır. Bulunmay, bulunmaz mıyız öyle yerlerde? En güzelinde bile bulunabiliriz ama ilahi düşüncenin hakimiyetiyle olursa, nefis değil de ruh hakim olursa, aklımızı nefsimizin esaretinde kılmazsak, hayatı nefsi ile olanların, hayatı ruhu çıkmakla nihayet bulur. Bir nefes. Çıktı mı hayat bitti. Hayatı Rabb'ıyla olan ise Mevla'ya muhabbetle geçiyor vakti. Aleyhissalatü Vesselam efendimize muhabbetle geçiyor. İçinde bir ateş var.
Nasıl irşad olurum, nasıl ıslah olurum? Çünkü açıp bakıyor. Efendilerimizin eserlerine bakıyor. Sohbetlerine bakıyoruz. Dün okudu, burayı söyleyeyim, bulabilirsem onu da okuyabilirsem okurum. Hayatı Rabbiyle olan ise, şu tabii hayattan asli ve hakiki hayata intikal eder. Asıl hayatı budur. İşte diri onlardır. O cisim, bak ruhları çok ulvi alemlerde olur. Biz hayran kaldık. Hac hakkında ilahilerinde bizlere selam var mı diye, o dörtlüklerin içerisine öyle hakikatleri girdirmiş ki, hayran kaldık biz. Ne o derseniz, şehri rasule girdiniz. Hac yapanlarımıza diyoruz ki çok sevdiğimiz bir kardeşimiz hikemi atayiye nasıl yanınızda bulunuyorsa Mevlana'nın eseri bulunuyorsa ve diye aman ha diyor konuşmasında. Hacı Hasan Efendi'nin, Dergahtan Dürdane'leri diye eserinde bırakmayın diyor. Ne görmüşse artık. Bir dörtlüğünü okudu. Sohbetini onunla bitirdi.
O dörtlüğünü okuyup saatlerce konuşmasının sebebi nedir? Çünkü Hacı Hasan Efendi'nin konuştuğu sözler ilmi ledün, Allah tarafından olan bir ilim. Ondan dolayı bitmez. Şehri resule girdiniz. Salatı selam verdiniz. Ruhu resulü gördünüz bizlere selamı var mı? Peygamberimizi açıktan gören var mı? Mı? Buna işaret ediyor. Ruhu, resulü gördünüz diyor. Vardır öyle bir kalabalıktı ki namaz kılacak yer kalamaz. Yanımda birisi vardı. Onunla konuştuk. Şu ülkedenmiş. Evet, bunlar kötü değil, güzel. Bak gerçek olan bir kimse için anlatılmıştı. O anlattı. Bunu bize efendimizin üvey ama candan kardeşi Abdullah efendi anlattı. Yeğenim dedi, orada bir direği yakalayabilirsin. Demek ki ruhu Muhammedi ile alakası var. Zev, uzep dedi bize. Meğer orada Ravzai Paki Nebi'nin sallallahu aleyhi ve sellem direklerinin, imanın arkasında ruhen alaka kurmaya çalışıyor. Çocuk gibi sohbetlerde ağlıyor. Neden?
Ruhu resul ile alaka kurunca temizleniyor. Arınıyor. Niçin o onu, bunun gitsin. Meşgul bile olmaz. Bizi bile korudu. Böyle bir düğündü. İki sınıf oldu insanlar. Biz çok genciz. Yaşlılar bir tarafa geçti. Gençler kendisine göre eğlenecek. Hemen bizi tuttu. Dedi ki yeğenim, dedi sen bu gençlerin yanında onlara uygun değilsin dedi. Geçen bizimle geldin. Bak bizi orada korudu. Onların için dostsaydık çal oynasın, vur patlasın olacaktı. Geldi sen bizimle beraber. Ruhu resulle alaka vurunca öyle olur. Yoksa ağız bir türlü, göz bir türlü, konuştuğu bir acayip. Şuna dikkat edeceğiz ve unutmayacağız bunu. Bir, konuştuğumuz sözü iki tane melek var yanımızda. Bir sağda, bir sonda. Acaba yaptığımız hareketi sağdaki melek yazıyor mu? Bunu düşüneceğiz. İkincisi gören bizi her zaman Rabbimiz huzuruna vardığımızda mahcup olacak bir işimi yapıyoruz, yoksa onu razı edecek bir işimi yapıyoruz?
Bu iki hususu kaybetmeyeceğiz. Hiç unutmayacağız. O kadar güzel söylüyor ki. Dört, halifeyi söylüyor. Ondan sonra üstadlerimizi söylüyor. Hayran kaldı. Dolmuş aşkullah'la sadır, sadır düş. Allah korusun düş. Hannanı da taşır, Hannnası da. Hannan Allah'ımızdır. Gönül onu da taşır sadır. Hannnaz şeytanın kötü düşüncelerini de taşır. Dolmuş aşkullah'la sadır. Eşi bulunmaz çok nadir. Avsi Azam Abdülkadir, bizlere selamı var. Nasıl giydirmiş içine. Mevlasına kalbi yandı. Hikmetinden çok naskandı, himmetinden. Kutbulakta Nakşibendi bizlere selamı var. Elhamdülilillahi rabbil alemin. El Fatiha.