Salih Amel ve İbadet Sırları kaydında Halık-ı Zülcelal, kitabı kerimimizde estaizübillah innellezine amenu ve amilus salihat buyuruluyor. Salih amel ne demektir buna bakalım. Namazda da geçti, Cenabı Hak buyuruluyor. Halıkımız Celle Celalühü, muttakilerden kendisinden, hakkıyla korkanlardan kabul ediyor. Amel, bir şeye niyet ederek yapılan taattir. Amel, lübbü'l la ilmi ilmin…
Halık-ı Zülcelal, kitabı kerimimizde estaizübillah innellezine amenu ve amilus salihat buyuruluyor. Salih amel ne demektir buna bakalım. Namazda da geçti, Cenabı Hak buyuruluyor. Halıkımız Celle Celalühü, muttakilerden kendisinden, hakkıyla korkanlardan kabul ediyor. Amel, bir şeye niyet ederek yapılan taattir. Amel, lübbü'l la ilmi ilmin beyni, özüdür, demiş. Amel, ilmin beynidir. Amel, Hareketü'l cismi bil mücahede de gayret göstererek cismin yapmış olduğu faaliyettir. Biz buraya gelmek için ne yaptık, yerine göre mücadele de ettik. Belki gece kısa dedi bize şeytan, aldatmak için, evde de kılabilirsin dedi. Bugün haftalık tatilindir, istirahat etmen lazım, çoluğunla çocuğunla olman gerekir diyerek çeşitli bahaneler buldu. Ama biz ne yaptık? Mücadele ettik, Dedik ki cemaatle namaz kılmak bize aleyhisselatu vesselam efendimizin emridir dedik geldik.
Nefis, şeytanın vermiş olduğu kuruntuları yerine getirir. Onunla mücadele ederek geldik. Cismin yapmış olduğu faaliyet, bir mücadele ile yine nefis ve şeytan ve dünya ile mücadele ederek yapılan vazifedir. Yalnız ameller yapılırken üç kısımdır. Bir şeriat, ikincisi tarikat, üçüncüsü de hakikattir. Hepimiz isteriz elbisemiz en güzel kumaştan üstün. Ayakkabımız en iyisinden üstün. Evimiz de öyle, arabamızın da çok iyi olmasını isteriz. Kullandığımız eşya en güzelinden olsun arzu eder inşallah. Bu en güzelinden olsun dediğimiz bu dünyada kalacak. Bunlar bizimle gitmeyecek. Sebebi ölenlerden görüyoruz üzerindeki elbiseyi hep olduğu gibi çıkarıyorlar. O güzel evi midir, barkı mıdır, arabası mıdır, onlar durduğu gibi kalıyor. Ama bunlar bizimle gidecek. Gidecek ama yapmış olduğumuz taat kabule şayan olacak mı? Düşüneceğimiz bu. Şeriat ameli nedir?
Bir de şu şekilde düşünebiliriz, Amelül İslam İslam'ın bize vermiş olduğu görevler. Derler ya İslam'ın şartı kaçtır? Beş tanedir sayarız. Kelime-i şehadet, namaz, oruç, had, zekat. Fakat biz böyle saymıyoruz, namaz, oruç, had, zekat. Kelime-i şehadet başta. Onu okumadan kişi Müslüman olmaz zaten. Ve amelu limen imandır ve ihsandır. Bir de ameller yapılırken istenen şartlar var. Bir ticaret malında da öyle bir ülkeye mal pazarlıyorsak, o ülke bize diyor ki benim alacağım mal şu özellikleri haiz olacak. Ben alırım ama bu dediğim şartlarda olursa kabul ederim diyor. Bu Rabbimiz celle celalü. Amelü'l-i ibade ve amelü'l-ebudelye. Bir üçüncüsünü demeden şunu söyleyeyim, Abdülkadir Geylani Gaddesallahu Sirr hazretleri buyuruyor ki amelinizi yaparken adet kabilinde yapmayın. İşte dediği bu. Adet babamızdı, geçmişlerimizde, camiyi terk etmezlerdi, kılarlardı.
Diğer dini vazifeleri de icra ederlerdi. Bu şekilde değil de Rabbimizin istediği şekilde. Halite çok önemli. Ne diyoruz? Aman ha, ucuz mal alacak kadar zengin değilim, diyoruz. Birinci kalite, birinci sınıf, aman kullanacağımız mal birinci sınıf olsun. Eğer birinci sınıf olmazsa kapı ile değişir, pencere ile değişir ve diğer evin aksamı ne ise onlar da değişir. Kimi çürür, kimisi bozulur, kimisi başka bir hal alır. Bak birinci sınıf olursa o dayanıklı olur. Evimizde bu. Gönül evimizde de birinci sınıf. Sıralarda zaten. İslam, iman, ihsan dedi. Burada da sıralıyor. İbadet, ubudiyet, ubudiyet. Demek ki ibadetin de bir kalitesi var. İbadet nedir? Adet kabileden okumuşuz, bize öğretilmiş, ona göre yapıyoruz. Ubudiyette ise değişiyor, niyeti değişiyor. Ameller de niyetlere göre değer kazanıyor. O benim Rabbimdır, ben onun aciz bir kuluyum, ibadet benim boynumun borcudur.
Salih Amel ve İbadet Sırları kaydında Halık-ı Zülcelal, kitabı kerimimizde estaizübillah innellezine amenu ve amilus salihat buyuruluyor. Salih amel ne demektir buna bakalım. Namazda da geçti, Cenabı Hak buyuruluyor. Halıkımız Celle Celalühü, muttakilerden kendisinden, hakkıyla korkanlardan kabul ediyor. Amel, bir şeye niyet ederek yapılan taattir. Amel, lübbü'l la ilmi ilmin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ubudette onun sırrıdır, ibadetin sırrıdır. E, neydi sırrı? Sabah namazını kıl dedi. Cenab-ı Hak kabul buyursun, sırrı haşyetti. Kalbimizde Cenab-ı Hakk'a büyük bir saygı. Daha da bir amelin özü, esası, güzeli, en güzel olanı anlatılıyor. Bu nasıl olacak dersek, bu bizim kalbimizdeki hale göre değişir. Mal nasıl fabrikaya göre değişiyorsa, taatlerimiz de gönlümüzdeki ilahi nura göre değişiyor. Eğer içinde hiçbir nur yoksa ne hiçleniyoruz, ne duygulanıyoruz, tesir etmiyor. Ona göre, bidai başlangıç halinde artık bir mürid yol almış, letaifleriyle yol almış, güzel ahlakı da almış, itikat düşüncesindeki sağlam bir itikadı ile almış, ibadetine dikkati ile almış, ahlakını güzelleştirmek suretiyle yol almış, gayret gösteriyor. O zamana kadar ömrüm boşa geçti, bundan sonrakinde funun da bunun da ben boşa harcayamam diyor. Artık beynini toplamış.
Yanlış muamelede olanları görünce diyor ki arkadaş sen ölmeyeceksen bu haline devam ettir. Ben öleceğim. Allah'ımızın da huzuruna varacağım. Acaba nasıl varacağım? Ben senin gibi konuşamam. Allah'ımız tek tek soracak. Diyelim bir kimse hakkında konuşuluyor. Fakat o konuşulan sözler hiç muvafık değil. Onun yapmadığı bir hal. Fark yaptı diyor. İspatı nasıl olacak bunun? Elbette zuhur. Onlar bilmediğimiz hakkında, Sizi ilgilendirmeyen konulara kafa takmayın, buyuruyor Cenab-ı Hak. Çünkü kulağınızda, gözünüzle, kalbinizle yaptığından mesul olacak. Amellerimiz, bir amel var ki bedenen yapıyoruz. Diyelim cihat ediyoruz Allah yolunda. Fakat o cihadın ruh yönü yok. Allah için yapma ciheti yok. İhlası yok. Takvası yok. Yapılır mı beden olarak? Ama ruh ciheti yok. Ruh ciheti Mevla için yapmak. Sır, Allah için. .Tevhidden nasip yok.
Amellerin, mertebeleri hususunda durulmuş ve amelin en üstün olanı tefekkür ve vera ile yapılan düşünerek, ben bu vazifeyi yapıyorum ama bu vazifeyi yaparken beni gören var, beni bilen var, iç halime vakıf olan Rabbimiz var, düşünüyorum. Bir de vera, Allahu Zülcelal'in korkusu içine o kadar işlemiş ki helal olanda bile titriyor. Acaba bir yanlışlığımız var mı diye ameller üzerinde duruluyor. Şu kısmı nasıl gerçekleştireceğiz? Girdiğimiz bu okulda, bu ihsan mektebinde Allah'ımızı görür gibi taat yapma mektebinde gayretli olacak. Aldığımız evlat ve esker bunları gerçekleştirecek. Müşahede dediği için burada durdum. Müşahede her şeyi apaçık görmek. Eşyanın hakikati, buyrulur. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin de dualarında var. Gerçeğe ulaşmak. Gerçeğe ulaşmanın yollarından birisi helal rızık. İkincisi, azalarımıza sahip olmak.
Kaybettiğimiz noktalar buralar oluyor ve kimin gözetiminde olduğumuzu da unutmayacağız, üç tane. Görüce, ibadet ve taatimizden zevk duyamıyoruz. Zevk alamaışımız bundan olur. Rızkımız helal olursa o zaman amel salih olur, düzgün olur. Bir de azalarımız, bunlar düzgün olduğu zaman ibadet ve taatimizde kıymet kazanır, değer kazanır. Bir de kimin gözetiminde olduğumuzu unutmayacağız. Yaptığımız vazifeyi sünneti Muhammediyeye uygun yapmaya gayret edeceğiz. Efsanul amel, akil-galir Geylani ben Müs Kadedesullahi ve amellerinin nüsünü muhalefetün nefsi velheva. Nefsin ve onun isteklerine karşı çıkmaktır. Çünkü ıslah olmadığı için her türlü kötülüğü yakın. Ona kapı açmayacağız. Ve devam teveccühe ilallahi teala. Bunun öyle bir zevki var ki, ulaşabilirsek Cenabıhakk'a tam yönelmek, Bu bedenin değil, halbin tam yönelmesi. Mal yarazi amma siva. Cenabı hakk'ın dışında ne varsa onu da terk etmek.
Bu dil ile olmuyor. Bu bizzat çalışmakla olacak. Zor mu? Hiç zorluğu yok. Kolay. Diyeceğiz ki biz bu dünyaya rahat etmek için gelmedik. Bunu desek yine iter. Bu dünya amel yeridir, ibadet yeridir, çalışacağız. İş yeri olan bir kimse istirahate çekilir mi? İstirahate çekilir zaten kazancım temin edemez. Mutlak çalışacak ki evinde de barkında da rahat edebilsin. İşte bunun gibi bu bir bize ölmek. Diyelim ki bizim bir iş yerimiz var, marangoz da olur, bunun dışında bir tuhafiyede olur, herhangi bir iş. Fakat var diyor iş yerine hiç çalışmıyor. Dükkanını yerine göre kilitliyor, istediği yeri de geziyor, terk ediyor. Ne olur kazancını temin edilmesi, bunun gibi işte. Bu dünya bir iş yeridir, amel yeridir. Allah'ımız azıklarınızı alın buyuruyor. Kuran-ı Kerim'de, Bakara suresinde, azıkların en hayırlısı takvadır buyuruyor. Allah'ımıza yönelmek deyince öyle söyleyiverip geçmekle olmuyor bu.
Kalbin yönelmesindeki zevk müstesnadır. Biz zevk arıyoruz, aramıyor değiliz. Arıyoruz ama asıl zevk bu. Buna ulaşamadığımız için bizim gönüllerimiz başka sevdalarda. Kafamızdı yine. Beynimizi bir toparlayamıyoruz. Kalbimizle toparlayamıyoruz. İçimizde bir huzur da yok. Tek sebebi bu. Tam yönelebilmek. Amellerin en üstünü eftalülam'a magarenel edeb. Edeple yapılan taattir. Bu gayret gösterildiği zaman ortaya çıkar, ifade edilemiyor. Yaşanan bir hususu anlatmak çok zor olur. Amellerin eftali şu şekilde beyan buyrulmuştur. Bu bize öğrettikleri, sohbetlerinde, kitaplarında, haber verdikleri bu işte. Cenabı hakk'ın muhabbeti. Maide suresindeki elli dördüncü ayeti celile. Cenabı hakk'ın kulunu sevmesi, kulun da Rabb'ımıza muhabbet etmesi, bunları elde etmek. Hep tatsızlığımız buradan zaten. Bunları yaşanacak, onlar gönül olarak bizi bırakmaz, hayattadırlar, hayattadırlar. Onu bilelim, aman ha!
Çekip gittiler diye düşünülemez. O, sen ve ben değiliz. Onlar kılıcın kınından sıyrıldığı gibi daha güçlü, daha kuvvetli. Ah, onlar olsaydı, onlar hayatta biz hayatı bitirdik. Ölüm sadece cesedin ölmesi değil. Sami Efendi Hazretleri buna işaret etmiş, Onu, bunu deyiverip geçeceğim. Nasıl bir hayat sunmuş bize? Hani, biz görmedik ki. Okurken, dikkatli okuyup altlarını çize çize, haytlar ala ala, not defterlerimize geçe geç olacak. Azim istiyor, gayret istiyor. Muhabbetullah, rıza-yı ilahi dünyaya sevgi duymamak, Cenabı Hakk'a tam tereddüt. Efendimiz Hazretlerinin çok güzel ifadesi var. Büyükler demişlerdir ki, Bakara suresinin tefsirinde işliyor. Sami Efendi Hazretleri, Gaddisallahu Sırra. Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyiniz. Biz bunu hep duyuyoruz. Yayınlarda da duyuyoruz. Konuşmalarda da işitiyoruz. Allah yolunda ölenlere ölü demeyiz, duyuyoruz.
Ayet-i celilesinde işaret vardır ki cihadı ekber yolunda, cihadı ekber nefsimizle yapmış olduğumuz mücadele. Diğeri, düşmanla yapılan küçük cihat. Nefsimizle yapmış olduğumuz mücadele büyük cihattır. Allah'ın Celal kılıncı ile katrulunup Allah'ta fani olanları ölüler sanmayınız, Allah'ta yok olmuş. Hiç kendinden eser yok. Beşeriyet diye hiçbir şey yok. Hep rahmaniyet var. Onların zahiri evsafı fani olmuşsa bile, ruhları çıkmışsa bile bedenlerinden, onlar mabutlarını müşahede ile her an diridirler. Çokça bildiğimiz, kitaplarda da gördüğümüz, bize malumat sahiplerinin de haber verdiği Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri, vefatında yıkayıcı gözünü açmak isteyince Allah tarafından bir ses gelir. O bizi görmeyince gözünü açmaz diye. Buna erişir, diyor. Buna ölü denir mi? Onlar mabudlarını müşahede ile her an diridirler. Biz öldü zannediyoruz. Yunus Emre'dir ya, ölen tendir canlar ölesi değildir.
Fenası Allah'ta olanların, bekası Allah iledir. Onları celal sıfatlarının satvetiyle, gah ifna eder. Ya, cemalinin lütfuyla ihya eder. Onların cemal bahçelerinde ne türlü cevelan ettiklerini onların halini bilmeyenler anlayamazlar. Deriz ya bu bezde tarağı yok. O bezle tarağımız olmazsa onu anlayamayız. Ölüm sıradanlaşır. İşte onlar da bizim gibi bir insandı. Vaktini tamamladı gitti. Bu bizim için. Onlar için ruhani hayat ile hayatta olduklarını aşağıda da söyleyecek. Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri demiştir ki bu hususa söz söyleyen ancak onların alanlarına giren kimseler, hayatı nefsiyle olanların nefis hakim. Eğer ifade edilecek olursa, acaba ne yiyeceğiz? Bugün nerede geçecek vaktimiz? Hangi soğuk suların başında geçecek? Nerede tatlı tatlı yemekler yiyeceğiz? Bu, nefsimizle alakalıdır. Bulunmaz mıyız öyle yerlerde?
En güzelinde bile bulunabiliriz ama ilahi düşüncenin hakimiyetiyle olursa, nefis değil de ruh hakim olursa, aklımızı nefsimizin esaretinde kılmazsak, hayatı nefsiyle olanların, hayatı ruhu çıkmakla nihayet budur. Bir nefes, çıktığında hayat bitti. Hayatı Rabb'ıyla olan ise Mevla'ya muhabbetle geçiyor vakti. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'e muhabbetle geçiyor. İçinde bir ateş var. Nasıl irşad olurum, nasıl ıslah olurum? Çünkü açık bakıyor. Efendilerimizin eserlerine bakıyor, sohbetlerine bakıyoruz. Dün okuduk, burayı söyleyeyim, bulabilirsem onu da okuyabilirsem okurum. Hayatı Rabbi ile olan ise, şu tabii hayattan asli ve hakiki hayata intikal eder. Asıl hayatı budur. İşte, biri onlardır. O cisim, ruhları çok ulvi alemlerde olur. Biz hayran kaldık. Hac hakkında ilahilerinde bizlere selamı var mı diye o dürttüklerin içerisine öyle hakikatleri girdirmiş ki hayran kaldık biz.
Ne o derseniz, şehri rasule girdiniz hac yapanlarımıza diyoruz ki, çok sevdiğimiz bir kardeşimiz hikem-i atayiye nasıl yanınızda bulunuyorsa, Mevlana'nın eseri bulunuyorsa ve diye aman ha diyor konuşmasında, Hacı Hasan Efendi'nin dergahtan Dürdane'leri diye eserini de bırakmayın. Ne bölümümüz artık. Bir dörtlüğünü okudu, sohbetini onunla bitirdi. O dürtlüğünü okuyup saatlerce konuşmasının sebebi nedir? Çünkü Hacı Hasan Efendi'nin konuştuğu sözler ilmi ledün, Allah tarafından olan bir ilim. Ondan dolayı bitmez. Şehri rasule girdiniz, salatü selam verdiniz, ruhu resulü gördünüz, bizlere selamı var mı? Peygamberimizi açıktan gören var mı? Mı? Buna işaret ediyor. Ruhu, resulü gördünüz, diyor. Vardı öyle bir kalabalıktı ki namaz kılacak yer bulamaz. Yanımda birisi vardı, Onunla konuştuk. Şu ülkedenmiş. Evet, bunlar kötü değil, güzel. Bak gerçek olan bir kimse için anlatılmıştı. O anlattı.
Bunu bize efendimizin, üvey ama candan kardeşi Abdullah efendi anlattı. Yeğenim dedi, orada bir direği yakalayabilirsin. Demek ki, ruhu Muhammedi ile alakası var. Zevk-uzeb dedi bize. Meğer orada Ravzai Pakî Nebinin sallallahu teala aleyhi ve sellem direklerinin imamın arkasında ruhen alaka kurmaya çalışıyor. Çocuk gibi sohbetlerde ağlıyor. Neden? Ruh-u Rasul ile alaka kurunca temizleniyor, arınıyor. Nicksin o onu bunu gitsin. Meşgul bile olmaz. Bizi bile korudu. Böyle bir düğündü. İki sınıf oldu insanlar. Biz çok genciz. Yaşlılar bir tarafa geçti. Gençler kendisine göre eğlenecek. Hemen bizi tuttu, dedi ki yeğenim dedi, sen bu gençlerin yanında onlara uygun değilsin dedi. Geçen bizimle geldin. Bizi orada korudu. Onların için dostsaydık çal oynasın, vur patlasın olacaktı. Geldi, sen bizimle beraber. Ruhu resulle alaka kurunca öyle olur.
Yoksa ağız bir türlü, göz bir türlü, konuştu, bir acayip. Şuna dikkat edeceğiz ve unutmayacağız bunu. Bir, konuştuğumuz sözü iki tane melek var yanımızda. Bir sağda bir sonda. Acaba yaptığımız hareketi sağdaki melek yazıyor mu? Bunu düşüneceğiz. İkincisi gören bizi her zaman Rabbimiz huzuruna vardığımızda mahkum olacak bir işimi yapıyoruz, yoksa onu razı edecek bir işimi yapıyoruz? Bu iki hususu kaybetmeyeceğiz. Hiç unutmayacağız. O kadar güzel söylüyor ki, dört, halifeyi söylüyor, ondan sonra üstadlarımızı söylüyor, hayran kaldı. Dolmuş aşkullah'la sadır, sadır, düş. Allah korusun, düş, Hannanı da taşır, Hannnası da. Hannna, Allah'ımızdır. Gönül, onu da taşır, sadır. Hannnaz, şeytanın kötü düşüncelerini de taşır. Dolmuş aşkullah'la sadır, eşi bulunmaz çok nadir. Vavsi azam Abdülkadir, bizlere selamı var, nasıl giydirmiş içine? Mevlasına kalbi yandı.
Hikmetinden çok naskandı, himmetinden. Hutbullak'ta Nakşibendi, bizlere selamı var. Elhamdülillahi rabbil alemin, El Fatiha.