Salih Alimlerle Sohbet ve İhsan Mektebi kaydında Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin…
Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gadde Sallallahü Sirrahü'l azizin sohbetlerini, onun eserlerini sizlere aktarmaya, sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. Bir İhsan Mektebi programımızda sevgili dinle İşler. İnşallah bugün bir önceki programımızda kaldığımız yerden altıncı kitabın Salih Alimlerle Sohbet başlıklı konusunu sohbet edip paylaşmaya devam ediyoruz. Hadis-i şerifte Alim-i amilin yüzüne bakmak yani bildikleriyle amel eden alimin yüzüne bakmak ibadet makamına kaimdir. Haram olan şeylerden sakın ki insanların en abidi olasın buyurulmuştur.
Binaenaleyh bir Alim-i amil ve mürşid huzurunda üç cihetten ibadet vardır. Birincisi, alimin yüzüne bakmak ibadettir. İkincisi, orada ikametle mansiyet etmemeye sebat ve kefvi meharim yani haramdan el çekmek vardır. Bu da bir ibadettir. Üçüncüsü, Rızaullah maksadıyla gelip zikir ve fikir hizmetinde bulunmakta bir nevi ibadettir. Şah-ı Nakşibend Hazretleri tarik-ı mader sohbetest. Bizim tarihimiz sohbetledir buyurmuştur ki Ebu Bekir Sıddık Radıyallahu Anh tarikıdır. Gerek Hazreti Sıddık ve gerekse bilcümle Ashab-ı Kiram Radıyallahu Anhum sohbeti ile istifaza eylemişlerdir. Sohbetin terakki ve tasfiye hususunda pek çok faydaları vardır. Sahabe-i Kiram'ın cümlesi alimdi fakat hepsi süluk ve teslik bilmezlerdi. Kendileri muhabbet-i nebeviye ve teveccüh-i Hazreti Peygamberi ile Cenab-ı Hakk'a vasıl olurlardı, bu kafi gelirdi. Feyz göze görünmez.
Mesela incir ve üzüm gibi meyve büyür ve güneşten istifade ederse de kemale gelinceye kadar güneşten gıda aldığını bilmez. Bir salik feyz alır, terakki eder. Fakat aldığı feyz ve terakkisini bilemez. Çünkü feyz göze görünmez. Dünya seriuz zeval ve fanidir. Yani gidişi, kayboluşu çok hızlıdır. Ukba'da eccüssevap ise ebedidir. Hadis-i şerifte hayra delalet eden o hayrı işleyen gibidir buyurulmuştur. Bir kimse bu Hadis-i Şerifin sırrına masadaki olarak yüz kişiyi hayra delalet etse, onların her birerlerine bir sevap verilmiş ise delil olana yüz sevap verilmiş olur. İşte irşada memur olanlar da bu noktada terakki ediyorlar. Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri bilcümle ihvanı dinimizin Medine-i vücutlarını mai hayatı şeriatla iska ve kalplerine de Zülal-i feyzi tarikatla ihya buyursun.
Evet, Feyyaz-ı Mutlak Cenab-ı Hak Hazretleri tüm din kardeşlerimizin vücut şehirlerini şeriatın hayat suyuyla sulasın ve kalplerine de tarikat feyzini ihsan buyursun, tarikat feyziyle diriltsin duasıyla devam ediyoruz. Nitekim bir kimse hamamda sıcağı hisseder fakat sıcaklık göze görülmez lakin eseri zahirdir. Mesela bir salik eğer namaza ve diğer ibadetlere başladığında kendisinde muhabbetullah, takva ve bir hafiflik hissederse bu onun feyz aldığına işarettir. İşte bu yüzden sohbette pek büyük istifadeler vardır. Şahı Nakşibend bir şiirinde gökteki meleklerin yeryüzünde Cenabı Hakk'ın rızasını kazanmak için yaranı tarikatın içtima ve muhabbetlerine gıpta ettiklerini beyan ile Musahabe-i cismaniyenin ulviyet ve meziyetini takdir ve izah ediyor.
Salih Alimlerle Sohbet ve İhsan Mektebi ne anlatıyor?
Salih Alimlerle Sohbet ve İhsan Mektebi kaydında Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 7 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sahabe-i Kiram hazeratının her birisi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin huzur-u lamin nurunda velev bir saat bile olsa şerefi sohbetlerine nail olduklarından, Tabiinin Kaffesinden, tamamından efdaldirler. Hatta haydut tabiin olduğuna dair hadis-i Nebevi varid olmuş olan ve mukarrabinin sertacı bulunan Üvey-i Sikarni Hazretleri de efdaliyette onlara denk olamaz. Tabiin ise tebeut tabiin olan İmam-ı Azam vesair müçtehidinden efdaldir. Çünkü hadis-i şerifte buyurulmuştur ki: En hayırlı asır benim içinde bulunduğum asr-ı saadettir. Sonra onu takip edenler, sonra onu takip edenler. Üvey Sikarne Hazretleri'nin İmam-ı Azam Hazretleri'nden efdaliyetinden üç şey istidlal olunur. İlmi ledünni ulum-i zahiriyeden efdaldir. Zira ilmi ledünni vehbidir. İkincisi, sahabeler tabiinden, tabiin tebei tabiinden efdaldir.
Üvey-i Karni hazretlerinin gıyaben ahsi feyz etmiş olmaları, feyz almış olmaları gıyaben istifaza feyiz alınacağına bir delildir. Üveysi Karne Hazretleri belki bir sahabiden daha fazla ibadet ve taatte bulunmuş olabilir. Fakat sahabiden asla efdal değildir. Hazreti Ömer radıyallahu anh, Üveysi Karni Hazretleri'nden dua istemiştir. Fakat bu karninin ondan efdal olduğunu göstermez. Zira Rasulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri de sahabeden bir zattan dua talep buyurmuştur. Müminlerden biri kendisinden dua talebi halinde estağfurullah, ya ben kim oluyorum ki diye bir tabirle cevap vermek muvafık olmayıp peki diye vaad ve dua etmek mukteza-yı kemal ve emre imtisaldir. Merhum-u Hoca Yekta Efendi'ye yazdığı bir mektupta hocası kendisinden dua talep etmişler, Yekta efendi merhum da meraka düşmüş. Nihayet üstadımız huzurdayken bizi kalen sözle irşad buyururdu.
Şimdi de kalemen irşad buyuruyor demiş ve bu yolda mana vererek izah etmiş. Nakşi yolu Ashab-ı Kiram'ın yolu olup şeriat-ı mutahharaya ittibadan tabi olmaktan ibarettir. Çünkü bu yol doğru yoldur. İnsanı Rızaullahi Teala'ya cennet ve cemaline nail eyler. Tarikattan maksat da bu yolda muvaffakıyettir. Bir tarikata ve mürşide rabıtası olmayanlar daha çok şeytana tabi ve Hazreti Allah'a asi oluyorlar. Rabıtası kuvvetli olanlar ise şeytana mağlup olmuyor. Meğer ki rabıta da kusuru olsun. Kusuru nispetinde şeytana mağlup olur. Hadis-i şerifte Her asırda benim ümmetimde sabıkun vardır ki bunlara müdela ve sıddıkun denilir. Haklarında inayet ve merhamet-i ilahiye o kadar mebzuldür ki, sizler o sayede yer ve içersiniz. Ve ehl-i arz için vuku-u mutasavvver olan bela ve musibetler onlar sayesinde def u ref olur buyrulmuştur. Sabikun tekaddüm edenler mukarrabin demektir.
Her asırda sabitun zamanı saadetten beri devam edegelmektedir. Asr-ı Saadet'te sabıkun şerefini birinci olarak erkeklerden Hazreti Sıddıyk radıyallahu anh, kadınlardan Hazreti Hatice radiyallahu anha, çocuklardan Hazreti Ali radıyallahu anh ihraz etmişlerdir. Rasulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem Hazretleri zikri hafi'nin talim ve müminlere telkinini Hazreti Ebu Bekir-i Sıddık Radıyallahu Anha, zikri cehrinin de telkinini Hazreti Ali Radıyallahu Anha tevdi buyurmuş olduğu gibi bu hadis-i şerifin meali münifine nazaran da bu talim ve telkin vazife-i mühimmesinin devam ve teselsülü içinde her zaman irşad edici ehli erbab kimseler yetiştirilmiştir. Cenab-ı Hak Azze ve Celle Hazretleri ulum-i zahiriyeyi tedris ve talim için her zaman alimler yetiştirmiş olduğu gibi ulum-i batıniyeyi de talim için her zaman rical-i sufiyeyi eksik buyurmamıştır.
Ve manevi yola girmek istemeyen nefs-i emmare ashabı kullara karşı Allah'ın bir hücceti olmak üzere ehliyeti tevatürle sabit bulunan bir kulunu kulların gözleri önüne koymuştur. Bedeni hastalıklardan şifayab olmak için bir tabibin teşhis ve tedavisine ihtiyacın lüzumu bilindiği gibi kibir, haset, hubb-i dünya vesair emraz-ı kalbiyenin tedavisi için de bir tabi-i manevinin tedavisine daha ziyade eşedd-i ihtiyaç ile muhtaç bulunulduğundan, teaffül ve Tecahül edilmemelidir. Yani gaflete düşmemelidir. Hak Celle ve Ala Hazretleri Adem Aleyhisselam'ı topraktan yarattı. Ona ruhumdan üflediğim zaman siz derhal onun için secdeye kapanınız ayeti celilesinde beyan buyurulduğu vechile ruh nefy ile cesedi Adem hayat buldu. Keza anne rahminde dört aylık cenine ruh nefolununca hayat buluyor.
Bir ölü iken kendisini dirilttiğimiz, ona insanların arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimse içinden çıkamayacak bir karanlıklarda kalan kişi gibi olur mu hiç, ferman-ı Celilinde duyurulduğu gibi, bir müminin kalbi de bidayet halinde meyyit mesabesindedir, ölü hükmündedir. Mutlaka bir mürşid-i mükemmilin biiznillahi Teala nefyine muhtaçtır, nefesine muhtaçtır. Yoksa bir mümin kendi kendine kalbini ihya edemez, bir mürebbiye muhtaçtır. Mesela bir çocuk validesini tanır ve ondan süt emer, başkasının sütünü emmez. Eğer validesinin sütü fazla olursa hazmedemez. Bunun için validesi çocuğun gıdaya ihtiyacı nispetinde süt verir. Kezalik bir mürşid ve salikine bidayet halinde hazmı miktarı zikir verir ve teveccühte bulunur. Fazla verirse tahammül edemez. Nitekim şair ölü kalbin ihyasını bir nefesle gösterirler.
Gönülleri hayatı hakiki ile dolu olan Nakşi zindegan'ı Hazreti Mesih'den veraset almışlardır. Gül bahçesinin duvarı bahçenin gerisinde bina edilmiştir. Bu sebeple münkir olan Nakşi bahçesinde dikenden başka bir şey görmez, diyor. Hadis-i şerifte ümmetimin kummelini yağmur gibidir. Evvelinden mi, ahirinden mi daha ziyade müstefid olunacağı, faydalanacağı medlum değildir, bilinmez. Yağmur toprağa nasıl hayat ve feyz verirse bunlar da öylece ruhlara biiznillahi teala gıda ve feyz verir demektir. Feyz almayan, yağmur görmeyen tarla gibidir. Eski devirlerde pek büyük zevat gelmiştir. Şimdi ise öyle zevat yetişmiyor deniliyor. Onlarla şimdikilerin farkı araştırılıyor. Yağmurun hangisi hayırlıdır belli olmadığı gibi, onların da evvelkilerin mi yoksa sonrakilerin mi daha hayırlıdır pek de belli olmaz.
Herhangi bir zamanda yağan yağmur ancak o zaman için hayırlı olduğu gibi, evvel gelen evliyaullah da o zaman için hayırlı olur denilebilir. Hak Teala Hazretleri hadis-i kutsi de velilerim kubbelerim altındadır, Onları benden başkası bilmez buyurmuştur. Kubabtan maksat sedirdir. Setir kubbe ile tarif buyrulmuştur. Setirden murat ruhaniyettir. Yani örtmekten örtüden maksat ruhaniyettir. Gerçi bu zahir manaya muhalif gibi görünürse de hakikatte muhalif değildir. Çünkü Şahı Nakşibend ve Abdülkadir Geylani hazeratını herkes tanıyor ve evliya olduklarını biliyorlardı. Bununla hadis-i kudsiye muhalif mana anlaşılamaz. Zira evliyanın bir zahiri, bir de ruhaniyeti vardır. Zahirini herkes görebilir fakat ruhaniyetlerini göremezler. Evliyaullah umumiyetle mesturdurlar yani gizlidirler, yerler, içerler, halk ile muamele ederler, cismaniyetleriyle halk içinde bulunurlar.
Cenab-ı Hak Azze ve Celle evliyayı benden gayrı kimse bilemez buyurmuştur ki ruhaniyet itibariyledir. Evliyaullah'ın cismani kısmı olduğu gibi ruhani kısmı da nurdur. Nur-u ilahiden muktebesstir. Hak celle ve ala hazretleri estaizü billah Allahu nur-u semavati vel ad. Allah Zülcelal Hazretleri semavat ve arzın nurudur buyurmuştur. Allah Zülcelal Hazretleri'nin nuru kafa gözüyle görülemeyen gibi nur-u ilahiden muktebes olan yani ilahi nurdan alınan envar-ı evliya da zahiren görülemez, evliyanın nurları da açıktan görülemez. Cenab-ı Hak azze ve celle nurunu gizlediği gibi evliyasını da gizlemiştir. Zira açık olsa müptezel olur. Evliya-yı kümmelinin feyizleri yeryüzünde bulunan müminlere teveccühleriyle biiznillahi teala ulaşır. Güneşin tulu ile, doğmasıyla, ziyası ışığı her tarafı tenvir eylediği aydınlattığı gibi evliya-i kummelinin nuru da aynı surette tenvir eyler aydınlatır.
Yeryüzünde her an yüz yirmi dört bin evliya bulunur. Bunlardan bir kısmı veli-i şer'idir, irşada memur olanlar pek nadir bulunur. Bunların vücudu ise kıyamete kadar bakidir. Nitekim hadis-i şerifte Allah Allah yeryüzünde Allah zikri munkati olmadıkça, kesilmedikçe kıyamet zamanı gelmez buyrulmuştur. Derdi ne işlerimiz? İhsan Mektebi programımızı burada bugünlük bitiriyoruz. Salih Alimlerle Sohbet konulu bir bölümü sizlerle paylaşmaya çalıştım. Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirahü'l Azeys'in Musahabe isimli eserinin altıncı kilidinden. Bir sonraki programımızda bir başka konuda bir başka sohbette tekrar buluşmak üzere. Allah'a emanet olsun. Sultanü'l arif'in, Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi.
İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.
Kaynak: Genel
Salih Alimlerle Sohbet ve İhsan Mektebi | Mihmandar