Salavat-ı Şerifenin Manevi Gücü ve Rahmaniyet kaydında Yine ayeti celileye başlamazdan mukaddem, sultanımız sultan-ı enbiya, şefi I Ruzi ceza, Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin üzerine getirdiğimiz ve getireceğimiz salavatı şerifelerin kazayı ile hakkında bir hadis-i şerif nakl-ü beyan edelim, badede dualar edelim. Ola ki Rabbimiz Teala ve tekaddes hazratları,…
Salavat-ı Şerifenin Manevi Gücü ve Rahmaniyet ne anlatıyor?
Salavat-ı Şerifenin Manevi Gücü ve Rahmaniyet kaydında Yine ayeti celileye başlamazdan mukaddem, sultanımız sultan-ı enbiya, şefi I Ruzi ceza, Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin üzerine getirdiğimiz ve getireceğimiz salavatı şerifelerin kazayı ile hakkında bir hadis-i şerif nakl-ü beyan edelim, badede dualar edelim. Ola ki Rabbimiz Teala ve tekaddes hazratları,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 24 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yine ayeti celileye başlamazdan mukaddem, sultanımız sultan-ı enbiya, şefi I Ruzi ceza, Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin üzerine getirdiğimiz ve getireceğimiz salavatı şerifelerin kazayı ile hakkında bir hadis-i şerif nakl-ü beyan edelim, badede dualar edelim. Ola ki Rabbimiz Teala ve tekaddes hazratları, ettiğimiz dualarımızı dergahı izzetinde ahsen-i kabul ile makbul eyleye, kusurlarımızı affeyleye, böyle cami-i şerife toplandığımız gibi sultan-ı enbiya efendimizin Firdevs-i ala cennetinde böylece haşnicem eyleye. Evvela bu fakirin lisanine, habdu halel hata ve zelaldan hıfz-i himaye eyleye. Cümlemize, cümlemize dinle yük, belle yük, mucizevi muktezasınca ameller tevfik eyleye, tevfikine refik eyleye. Ravisi Enesiplü Malik, Radıyallahu Anhuma.
Sultanı Enbiya Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz buyuruyor, Men kadın, erkek, kadın, erkek benim özelime bir kere alevat-ı şerife okursa, hangi çeşit salavat-ı şerife okursa okusun, Allahü Teala bu kimseye on rahmet inzalidir, on rahmet lütfediyor, defterinden on günahınla mahveder. Kendi bir kere Salavatı Şerife getiriyor, Halid-i Zülcelal'ımız on rahmet lütfediyor. Defterinden on günahı da mahvediyor. Elhamdülillah. Ve cennette on derece yahut evet on hasene ikram eder. Cennette on derece bir rivayete göreve, Halık-ı Zülcelal sevap defterine on hasene yazar. Kendi bir Salavatı Şerife oturur. On defa Allah'ımız rahmet buyurur. Defterinden on günahı mahvolur. Cennette on derece kazanır. Bir rivayette amel defterine onda sevap yazılır, elhamdülillah.
Halık-ı Zülcelal'ımız, Mevlamız, Kuran-ı Kerim'inde ne buyuruyor, üç beş gündür devam ederiz, bir türlü bitiremedik. Şimdi bir daha elimize aldık. İnşallahu Rahman, biraz devam edeceğiz. Allah'ımız suhulaklar lütfetsin. Ameller lütfetsin. Muhakkak felah buldu, korktuğundan kurtuldu, umduğuna nail oldu. Kim? Mümin olanlar, imanı olanlar. Elhamdülillah. Lakin Halık-ı Zülcelal'ımız, Namazını huzurla, huşu ile kılanlar korktuğundan kurtuldu umduğuna nail oldu. Namazı huzursuz, taharatı belirsiz, abdestli perişan, kadili erkanı yok, ibadetine ehemmiyet vermiyor, atması benden değmesi senden şekilde buluyor. Böyle olmaz. Rabbimiz huzurla, huşula olan amelleri kabul ediyor ve korktuğundan kurtarıp umduğuna nail ediyor elhamdülillah. Beyhude kelam ve amelden inraz edenler de korktuğundan oturdu, umduğuna nail oldu.
Mallarından vacip olan zekasını eda edenler de korktuğundan kurtuldu, umduğuna nail oldu. Zekat bahsindeydik. Birkaç gündür konuşuyorduk, imkanını bulamadık. Şimdi zekatteyken yarım kalan kelimelerimizi bitiriverelim inşallah. Evet efendim, zekat, zekatın hadisleri okunmuştu dünden, ayeti celileri okuduk. Bugün de hurratulayn kitabından bir zat şöyle buyuruyor, zekat veren, malının zeketini veren, havaceyi aslı yiyesinden fazla, yirmi miskal altını, iki yüz dirhem gümüşü, bundan ziyade olan malı varsa onların zekatını veren birinci kat gökte ismi kerimdir. Birinci kat gökte melekler arasında ismi kerim yazılı. İkinci kat gökte ismi cut, ismi cömert diye anılır. Üçüncü kat gökte mutur, Allah'a itaat eden kul diye yazılı ve öyle melekler arasında söylenir. Dördüncü kat gökte sahi, saletli diyor. Beşinci kat gökte makbul, Allah'ın makbul ulu, ne acele konuşuyorsun? Keşke bitirmek istiyorum.
Beşinci kat gökte makbul, Allah'ın makbul kulu değil, melekler arasında zekatını verenler böyle anılır. Altı kat altıncı kat gökte mahfuz, Allah onu muhafaza ediyor. Allah o zekat veren kulun malını ve kendini muhafaza ediyor diye söylenir. Yedinci kat gökte mafur, Allah zet verdiği için affı mağfiret etti o kulunu diye söylenir. Arş-ı Alada Habibullah, arş-ı Azam'da melekler arasında Allah'ın habibi, Allah'ın dostu, çünkü malından zeketini ayırdı, müminleri, fakirleri, dul kadınları, öksüzleri memnun etti, mesrur etti, Allah'ın habibi oldu bu kimse. Allah'ın sevgilisi oldu bu kimse. Veya ayrı ayrı isimleri zikrolunur, tekrim olunur. Zekete hile arama, zekata hupa arama, zekata bahane arama. Bir kimse namazını beş vakit kılar, zekatını vermezse namazı kabul değil. Bir kimse zekatını verir, namazını kılmazsa namazı değil bu ağaçta zekatı kabulü değil.
Böyle üç ayeti celile ikiz olarak nazil oldu, birisi namazınızı kılın, zekatınızı verin. İkinci ayeti celile Allah'a, peygambere itaati var da, annesine babasına itaati yok. Allah kendine ve Muhammed'ine olan itaati kabul etmiyor. Annemi, babanı razı etmeyince. Üçüncüsü, Allah'a itaat ediyor da Hazreti Muhammed'i kabul etmiyor. Allah bunu da kabul etmiyor. Onun imanını kabul etmiyor. Hazreti Muhammed'i tasdik etmeyince, onun imanını kabul etmiyor. Hazreti Muhammed'e çöp ve devisi dediği için onun imanını kabul etmiyor. Kuran'a çöl kanunu dediği için onun imanını kabul etmiyor. Birisi zeketine hilal arıyor. Bir müft efendi ile görüşmüştük, o söylemişti. On bin kadar lira zekatı, zekat vermek kendine farz oluyor. On On bin tane var, Adana'da zenginler var ki ben bilirdim.
Devellioğlu vardık birinin yanına diyor, İmam Hakkı'a yardım eder misin dedik diyor, ismini de anayım, Mustafa Özgür Kayserili, fabrika o, berga dunur olsun. Yedi diyor, zekat ile, zekat ile yapılırsa, ben zekatimle imam hatımı tamam yaptırayım. Kaça çıkıyor? Diyor ki yüz bin liraya. Ben yaptırırım öyleyse. Benim zekette borcum dört yüz bin liraya varır diyor. Çıkardı diyor seksen bin lirasını, böyle sarılmış diyor, seksen bin lirasını önümüze koydu. Olursa vereyim efendim dedi. Hoca kısmı kolayını bulur oğlum. Yahut da efendi, sen ver, ben onu talebelere deyivereyim imam hatibe bahşettiririm. Sen yalnız ver, seksen bin lira verdi zekatinden diyor, diyor ki yüz bin liraya bende, yani dört yüz bin liralık zekatim var diyor diyor. Lakin ömür vadiye bilmedi, o seksen bin lira ile kaldı, adam vefat etti, gitti diyor.
Sen fırsatın eldeykene, canın kafesteykene, daha fırsat senin ikene, bunu gelince ver, vermedin mi ölürsün, boşluk alırsın. Birisinin on bin lira zekatı oluyor, Bir gület buğdayın içerisine on bin lirayı koyuyor. Saklıyor, hileyi şer'iyye yapayım diyor. Bir fukarayı çağırıyor, şu çuvaldaki zekatimi kabul ettin mi diyor. Kabul ettim diyor. Gireceksin bu buğdayı diyor, satacağım da yavrularıma bayramlık bir şey alacağım, diyor fakir. Bana sat geriye diyor, kaça verin yirmi beş liraya, ben otuz lira veriyorum buğdayına, hakkın külliyen helal olsun mu diyor, helal olsun diyor. Ey, hem zekatı verdim, hem elinden aldım, Allah indinde benim borcum kalmadı diyor, kalmadı diyor. Gece yatıyor rüyaya, gece uykuya yatıyor, melekler gelmişler, melekler gelmişler, büyük bir kazan, içini suyla doldurmuşlar, altını ataşla odunlarla ataşlı yollar, su kaynamaya başlamış.
Bu adamı tutmuşlar elinden kolundan, seni kazanın içine koyacağız, yanağım ben diyor. Yok seni yapmayacağız, biz altındaki kabul yapıyoruz, sen yanmazsın. Su yüz dereceyi geçmiştir, ben yanırım diyor. Ben yanırım, yanacak ama biliyorum. Bunda yanacağını bilmem da fakire gül dulak buğdayın içerisinde on bin lira verip geriye halan ettirmeyle yağacağını bilmiyor muydun? Bunun için böyle hilene götürmez, zekat lazımdı ya, zekat vermek lazımdı ya, aileme sene başı gelmeden malımı veriveriyorum efendim, kurtardın şimdi, hiç imkanı yok. Yanarsın. Ailem ölecek olsa yavrularına malı tersim ettim ben, inanılmaz benimdir. Ne yalan söylüyorsun? Allah'a kendi aranda vicdanımı hamiyetini, samimiyetimi muhafaza et. Niyetin mümini hayrun min ameli müminin niyeti ameline göre kabul olur, niyetine göre kabul olur ameli, onun için riayet et. Bugün mevzumuz zeketten bu kadar, dönüyorum. Açıldı aşkla.
Kelimesi ile cümlemize hüsnü hatimeler tevfik et ya Rabbi. Şu anlara cevap verilecek olsa, kürsünün özelinde yalnız cevapla meşgul olmamız lazım geldiğinden, din kardeşimizin birisi diyor ki, hükümete verdiğimiz vergiyle o şür, sabit olur mu diyor. Birkaçla diyor ki, günde bize geliyorlar, diyorlar. Ben diyorum ki, müftü Efendi vazifelidir, maaş alıyor, cevap vermek istiyor, oraya gelin. Abdullah Efendi üstadımız bizden üstaddır, bizden alimdir, kamildir, ahlakından belli, kendi kürsüsünü bize terk etmiş, kendi bir vücut camiye çekilmiş, bu kadar insaflığı, bu kadar merhametli, bu kadar vicdanlı bir alim olmaz, git ona danış diyorum, yine diyor bize. Danışana göre cevap vereyim. Tarlaların vergisi, zekat yerine sayılır mı sayılmaz mı? Ben de bilemiyordum, İstanbul'a gittim, onlar nasuhu bilmem üstaza, müfessire, danıştık, oruç sual sorduk, başta bu yazılıydı.
Cevap üç günde çıkabildi, çünkü heyet toplanmış, diyor ki tarlaların vergisi, tarlaların vergisi, sarhoşrün Muhammediyeye sayılmazdır, o devletin aldığıdır, fakirin hakkı var, essah olan budur diyor. Ömer nasuhu bilmem. Hayır korkma, çok sorma, Allah onu bereket yüzünden bahşünür biiznillah. İkincisi, anamler, anamler, mallara şimdi eskiden alıyorlardı ya, şimdi almıyorlar, o zaman alıyorlardı. Anamler, zekat yerine sayılır mı? Sayılır diyen kitaplar varsa da o zayıftır, o zayıftır, hakikati şudur, assah olan verilmeli, böyle yazılı. İki. Üçüncüsü, dört kardeş bir arada, bunları da sordum, zekat lazım geliyor evlerinden, kırk koyunları var ya babaları ölmüş, babaları ölmüş, onar koyunları düşüyor. Kırk koyun var ama evlat başına onal düşüyor. Zekat lazım gelir mi? Ayrılmadıkları için lazım gelir. Ayrılsalar gelmezdi diyor.
Ben bu fetvaların ta İstanbul, homer Nasuhu bilmemden aldığım kelimeler. Bunun için zerre kadar şüphe götürmez, her sokakta gezen, her köyde cerreden, her anaya düşmüş insandan danışıyor, birisi gelmiş boğul, bazısı hocanın diyor, bazısı hocanın emişen kızı oğluma düşürüyor, bazısı düşürmüyor. Abdullah Efendi düşürüyor mu? Müftü efendi düşürüyor mu? Biz düşürüyor mu? Yok. Kim düşürüyor? Sırtında bir helva, çadırın önünde Kuran okuyan bir hocaya danıştım da o düşürüyor diyor. Keyfine o geliyor. Keyfine o geliyor. Onun için onlar yüz karası, yüz karası. Bize danış da bak nasıl cevap verdik Allah'ın inayetiyle. Bunun için hoşnut verilir, zekatın verilir, vasiyetin verilir, fityan verilir. Hile arama Allah aşkına. Allah o kurbanları kesenden etsin. Allah o zeketleri verenden etsin. Ne kısılıyorum, küsülüyorum, bu dünya şimdiki geniş dünya, zendin dünya. Vermemek devrimi Allah aşkına canım.
Fıkaralar arada dolanırken nasıl insafın var da zekatını vermem? Zorla oraya çevirmen bizi. Bugün bir Hadis-i Şerif okuyacağım, devam edeceğim. Açıl bir aşkla. Kelimesi ile cümlemize hüsnü hatimeler tevfik et ya Rabbi. Tevfikine refik et ya Rabbi. Bu hadisi uzun okudum, umumumu bitirmeye niyet ediyorum. Allah niyetimle meccur etsin inşallah. Arş-ı Azam'ın bölgesinden başka hiçbir gölge olmadığı lahıtta, Arş-ı Azam'ın gölgesi var, ondan başka mahşer yerinde hiç gölge yok. Güneş bir mızrak boyu emmiş, herkes bir araya çitilmiş, inneyi atsan düşecek yer yok. Kimisi dizine kadar, kimisi göbekine kadar, kimisi boğazına kadar terlerin içine kaybolmuş. Lakin yedi sınıf, yedi kimse, içimizden içimizden, yedi türlü insan arşı azamın bölgesinde, Hazreti Muhammed'in civarında, gölgelenecek, sapığa sürecek. Mahşer yeri, mahşer yeri. Elli bin sene devam edecek diyor kitap. Elli bin sene.
Elli bin sene. Lakin, lakin müttaki olanlara, arşı ansızın bölgesindeki olanlara bir koyun sağımı kadar anca gelecek. Hapishanede olana her günü yıl geçiyor. Sen serbest, çarşılarda, pazarlarda gezerkene gülümsehatlar gibi getir, görmüyor musun? O sultan-ı enbiyanın, Muhammed Mustafa'nın yanında zevki safa sürüyor. O biri de kafasına bir mızrak boyu güneş inmiş, beyin dondur dondur kaynıyor. Kellere kar konmuş, ona geç gelmez mi? Allah o bölgenin altına çekilen zümrayı, ebrara bizleri de ilhak et Ya Rabbi. Hocam acele söyle, bitirelim inşallah. Biz bu bölgenin altında var mıyız yok muyuz? İnşallah var. Birincisi, İmamun adilun, adaletli olan hükümdarlar arşı azamın gölgesinde gölgelenecek. Hükümdar deyince, yalnız reisi cumhurla başvekili alma eline. Yalnız onu alma, oraya gitmesin kafan. Ya, yemin de çocukların arasında sen hükümdarsın.
Köyünde muhtar hukukunda, memleketinde deleliğe reisi hukukunda, memlekette gayri makam, vilayette vali hukukunda, makamında. Bunlardan ev sahibinden adaleti terk eden, çocuğunun birisinin üzerine, üzerine malını tüp, vakı ettirip de ötekilerini in in in in in in in in in in in in o mahşer yerinde inne atsan düşmez yerde kaynayacak, bütün yavrusunu misali tutan vicdanlı, hamiyetli, buğdayın bile karnı yarıktır buğdayın. Yani belki belişirken bir buğday kalırsa ellerinde, o yarık yerden kessinler diye Allah, Allah buğdayın bile parmağını yarık halk etti. Böyle adalete riayet ederse bir kimse, adaletli hokumdan olursa arş-ı Azamın gölgesindedir o. Adalet denildi mi daima Umarul farikla radiyallahu anh efendimiz gelir hatıra. Bir memlekete vali gönderdiği kimse, Orada bir evi kaldırıp yerine hükumet dairesi yaptırmak için vali emretti. Evde bir Yahudi'nin idi.
Yahudi eve geldi, ağlamaya başladı. Ne ağlıyorsun dedi. La oğlum bizim vali dedi, bizim evin kalkmasını, istimlak edilmesini emretti, kaldırıyorlar. Korkma dedi. Onların padişahı, Umarul Farit radiyallahu anh dedi. Git oraya şekva et, yaptıramazsan dedi. Bildiğin gibi değil, çok mağrur bir vali, hiç korkma, git diyorum dedi. Yahudi gitti, Medine-i Tahireye vardı, Aradı, nerede omarul farik dedi, bu tarafa gitti dediler. O tarafa avaneye çıktı zannetti, o tarafa geliyordu. Önü yıkılmış bir yerde biraz kemik yığınları var, kerpicin üstünde yedi yerinden hırkası yamalı bir zat yatıyor. Vardı dedi ki, kardeşim, omurul fareyi görmedin mi dedi. Hünnedeceksin oğlum dedi. Oturdu, ne yapacaksın?
Ne yapayım dedi, bizim oraya bir vali göndermiş de evimi yıkıyorlar da evimi yıkıyorlar da ben valiye şekvaya geldim, Evimde yedi sekiz tane çocuğum, ben de Yahudi'yim ama günah Hazzırdı Ömer'in adaleti kuvvetliymiş, ben ona ricaya geldim. Şuradan bir kemik ver bana dedi. Kağıt yok daha. Koyun geminin küreyanın üstüne ey vali, ey vali, hasmını ikna ettinse ettin, etmelisinse seni arz ediyorum, derhal gelin huzuruma diyor. Hadi götür ben o marin farıyım dedi. Çok müteessir çıktı. Bizim valinin deyişi nerede, bunun deyişi nerede? Çıktı dışarıya, mezarın kenarına gemiyi atmış, şimdi varınca vurur kafa mı yarar bununla? Hiç tanımaz, umarım dedi. Radıyallahu anh. Oraya attı geliyordu, kadınlar sudan gelirmiş. Nereden geliyorsunuz dedi. Hazreti Ömer'den geliyorum. Niye geliyorsun? Böyle böyle mesele. Elime bir kağıt, bir türat bir şey verdi mi? Bir mal kürağı verdi üstüne yazdı, attım oraya.
Allah canını atsın dedi kadınlar. Yahu götür de, işe yaramazsa orada at dedi. Pişman olursun yani. Gemiyi geri aldı, koynuna koydu, vardı, ailesine dedi ki getirdim kaç günde geldiyse, öpüp öpüp tepesine koyuluyor kadın. Kadın biliyor, Yahudi bilmiyor. Yarın erkanı devlet toplandı mı? Göster o valinin gözüne bu kemikteki yazıyı gerilendi. Peki dedi ve iletti, acele haber veriyorum, bunlar uzuyla, yani meseleyi bitireceğim, gemiyi göstertti gözüne, yazıyı gördü o marul farenin yazısı. Baktı ki hasmıyı ikna ettinse ettin. Etmelirse derhal huzuruma gel, azlediyorum seni dedi. Vali sandalyeden aşağı düşmüş, debeleniyor. Aman ne oldu vali? Şu adamı getirin şu gemif sahibini, sarığını çıkardı, kendi boğazına taktı. Ne kadar beni sürüyorsen sürün, Hazreti Tealanın huzuruna beni götürmedim. Ben onun adaletinden korkarım dedim.
O Allah Allah yedi yerinden yamalı olan bir zatın korkusundan valiler tir tir titriyor. Ya Rabbi bu nasıl hokum dar dedi. Onun içi hokum dardı. İman doluydu, adalet doluydu. Allah cümlemize adaletler nasip etti Ya Rabbi. Onun için evinde adaletini boz. Çocuğun oğulluğunu bir türlü tut, öteki yavrunu bir türlü tut. İki aile arasında iki evliysen, sonrakine muhabbet et ikincisini bırak bir tarafa. Allah'ın huzuruna bir tarafı çalık olarak varacak öyle olanlara. Geç hocam, geçmenin imkanı yok ki. Bitireceğim diyordum, bitirmenin imkanı yok ki. Estağfirullahbillah bismillah. Her gün hutbada her cemaat okunan bütün Kuran bu ayetin içine cem olmuş manası yarısı evin ayeti yarısı nehyi ayeti bu ayetle amel ettin mi Bütün Kuran'la amel etmiş gibi adalet hakkında konuşamayacağım, ne yapayım, aşağıya gitmem lazım oluyor. Gerçi hocam da sonra inşallah oralardan bahsedersin. Açıl bir daha aşka.
Kelimesi ile cümlemize hüsna hatmeler tevfik etti Rabbi. İkinci fıkrası hadisi şerifin Cenabı Hakk'a ibadet etmekte neşet eden, iştahları olan, ibadetten zevk duyan gençler ve arşi azamın gölgesinde olacak. Gençkene arana girmiş, sizin stilleriniz ve çiçeğiniz gibi görünüyor elhamdülillah. Bir zaman geldim gençler namaza gelmesin, kütükler girmesin, kütükler girmesin, teleflikten kovun bunları. Yazık dedim bir gün aşağı camide, size yazık. Bir tarafınız sakallı, bir tarafınız sakal koymasa bile gıp gıp, gıp gıp. Saçlarınızda tek siyah yok. Çocuklarınız gebertiriyor. Böyle olduğu halde siz öldükten sonra bu camileri kim meşgul edecek? Buraya kim girip çıkacak? Gazüneye alıştır, meyhaneye alıştır, teatureye alıştırtın, sinemaya alıştırtın, kumara alıştırtın, Irak'ya alıştırtın, camiye getirme yanında bakalım vicdansız, vicdansız onu daha güçlü ülkeme bükecektin.
Bizim on bir yaşındaki çocuktan memleketimizden sekiz misafirimiz geldi, akşam beraberdik. Şimdi Artvin'den, Erciş'ten vesair yerden üç beş tane daha geldi. Haberin olmuyor, memleketin ortasında ya, Allah rızası için vaazını biz de bir duyalım diye geliyorlar. Layıp gelir ama geliyorlar. Ne yapalım? Şöhret-i kazibe'ye aldanmışlar, yalancı şöhrete aldanmışlar, iyi zannediyorlar, geliyorlar, ne yapayım? Böyle onlardan gelen haberden sevgili yavrumuz on bir yaşında, dünyası da zayıf, yedi ayda doğduğundan kemiklerine her sene vitaminli iğne ve haafa ihtiyacı var. Her sene yaptırırım, oruç tutuyor diyor tüm diyor. Yahu tutmasın diye tembih etti mi diyor, yani daha büyüsün, gemiyi gelişsin, bizim orada çocuk oruç tutmazsa çok ayıp olur. Ayıp olur. Çünkü komşu hep böyle, kendinin güçüğünü belki tutuyor, çocuk mecburi tutacak. Senin çocuğun da mecburi yiyecek. Çünkü yeğenlerin içine salıyorsun.
On beş yaşına varacak yine yiyecek. Sokaklarda sılağa üzülecek. Gözlerine durur inşallah. Demek ki gençliklerinde ibadetten neşka alanlar da arşı azamın gölgesinde. Böyle bir genç haber verdim sana. Malik ibn-i Dinar Huddise sinrahul aziz. Allah şefaatine nail et ya Rabbi. Bir memleketten bir memlekete acele konuşuyorum görüyor musun? Yani getireyim diye, bir memleketten bir memlekete seyahat ettim. Vardım ki bir çocuk, toprağıyla oynuyor, bazı ağlıyor, bazı duruyor. Şuna selam versem mola vermesem mola dedim. Yanına yaklaşınca esselamu aleyküm evladım dedim. Ve aleykümüsselam ya Malik ibn-i Dinar dedi. Oğlum ben buraya yirmi otuz günlük mesafede uzağım, beni neden biliyorsam dedim diyor. Seni ta alemi ervahta bilirim ben. Yani alemi ervahtan bilirim. Abdülkadir Geylani efendimiz birisine rast geldi mi, nasılsın Ahmet Efendi iyi misin? Efendim, hiç görüşmedik.
Senin ismin yine alemi ervahta Ahmet idi, orada görüşürdüm seninle diyor. Abdülkadir Geylani efendimiz. Allah şefaatlarına nail et ya Rabbi. Bazı böyle yerler de çeşilidir, bazı dinle. Bakalım dedi, çocuk haklı mı konuşuyor, haksız mı, ben bir daha inceleyeyim dedi. Malik ibn-i Dinar dedi ki oğlum insana nefsi ne yapar, aklı ne yapar. Sana yaptığın gibi yapar amca dedi. Şuraya geldiğinde selam versem mi ola diyen aklındı. Vermesem mi ola diyen de nefsin idi. Benim huzuruma gelince yakınıma, nefsinin üstüne çıktı aklın da selam verdiniz. Allah Allah ya Rabbi. Uvete illa billail alihi lazım dedi şimdi, dedi yavrucuğum, bu kemalımızla, bu büyüklüğümüzle, nevi toprağıyla oynuyorsun, böyle toprak savuruyorsun. Dedi ki amca toprağıyla oynadığım yok. Nefsim aldanır da dünyaya muhabbet verdi, topraktan halkolundum, yine toprağa gireceğim diyorum diyor.
Ben bunu söylüyorum, yoksa böyle diyor toprağıyla oynayacak kadar fikirsiz değilim ben diyor. Diyor yavrum diyor, bazı ağlıyorsun, bazı gülüyorsun. Ya iyice ağlar insan ya iyice güler. Bir mevsimde hem anlama hem gülme olmaz. Sen niye bazı gülüyorsun, bazı ağlayıyorsun dedi. Efendim dedi, Halık-ı Zülcelal'ın ayeti celilelerini düşünüyorum. Namazını kılmayanlar, şehvetinin ardına düşenler, gayya vuruşuna girecekti. Allah'ın azapları var, azabını düşünüyorum, gözlerim durmayın, anlıyorum. Birçok yerde Kuran'da var, birinci yerde azap ayet var, onlar beni korkutuyor da onun için ağlıyorum dedi. Niye buyuruyor? İkinci ayet çıkıyor karşıma. Evet. Cemil günahımızı Allah'a şirk etmezsek, cemi günahımızı halkıdan ayeti celile çıkıyor karşıma. Ola beni güldürüyor diyor. Oğlum diyor, sen daha azap görecek kadar mevsimde değilsin, yaşın genç diyor. Ne korkuyorsun. Vay amu canvay diyor.
Geçen anneme baktım da, yukarısına büyük odunları koyuyor, aşağısına ırgılarını küçük odunları koyuyor çalıları. Yarın cehennemde ben cehennem tutulur olursam, gençler olursa, ne yapacağım diye ağlıyorum dedi. İnsan gördüğünden ibret almalı dedi. İbret almalı. Allah bize ibretler ver Ya Rabbi. Kusurlarınızı affet Ya Rabbi. Böyle burayı da geçiyoruz, gençken ibadetten neşe alanlar da arşı azamın gölgesinde. Evet kalbi mescitlere merbut olarak namaza hazır olan ezenin birini, namazın birini kılıp ikinci kulağını ezene veren kimseler de arş-ı Azam'ın gölgesinde. Camiye kalbi böyle camiye kalbi elektrik gibi takılmış, kan gür gibi takılmış, kalp kalbi camiye bağlanmış, cemaati terk edemiyor. Cemati terk edemiyor, beş vakit namaza devam ediyorsan, korkma inşallah. Peygamberin civarındasın elhamdülillah. Burayı da böyle geçiyorum, çünkü çok konuştum bunlardan. Daha devam edelim.
Allah rızası için sevişmek tarikiyle, iki kimse, daha ziyade kimse birbiriyle muhabbet eder, sohbet eder de ölene kadar Allah için dostluklarını bırakmazlarsa, onlar da arşı azamın gölgesinde. Allah için sevişmiş. Başka, garazı avazı yok Müslümanlar. Sırf mevlamızın sevdiği diyerek ziyareti ver. Sırf mevlamızın muhabbet ettiği hu diye sever. Böyle kimseler de Arşiazamın gölgesinde. Misalsız geçemeyeceğim, açıl bir aşkı da. Kelimesi ile cümlemize hüsnü hatimeler tevfik etti ya Rabbi. Tevfikine refik etti ya Rabbi. Yarın mahşerda diyor kitaplarımız, mahşerda. Hazreti Musa aleyh aleyhissalatü vesselam efendimize ve Rabbimiz benim için ne amelin var ya Musa. Namaz kılıyorum ya Rabbi. Görüş tutuyorum ya Rabbi. Zikle diyorum ya Rabbi, hep senin için. Onlar senin için. Namaz cennete delil olacak, elinden tutacak, götürecek senin için.
Oruç cennetle cehennem arasında kalkan olacak, seni cehenneme göstermeyecek, onun, o da senin için. Zipullah, sırat köprüsünün üzerinde nur olacak, seni cennete geçirecek, o da senin için, benim için ne amel ettin, benim için ne amelin var. Hazreti Musa aleyhissalatü vesselam efendimiz, Ya Rabbi, bilemedim beni o amele delalet et. Sevdiğimi benim için sev, sevmediğini benim için sevme, benim için amel bu dedi. Dünyada ne kadar insan seviyorsan, ya ilminden, ya amelinden, ya zikrinden, ya adaletinden, ya güzel ahlakından sev. Ne kadar sevmediği insan varsa beynamazlığından, oruç yediğinden, kumar oynadığından, zina ettiğinden, fena yere gittiğtiğinden sevme. Benim için amel budur diyor Allah'ım. Allah için böyle sevişenlerden iki kişi mahşer yerinde. Hünaha sevabı daraltılıyor, günahı bir tecrit ağır geliyor. Bir günahı ağır geldi mi onun mukabili cehennemde yanması lazım.
Denge denk gelirse cennete gitmesi lazım. Bir tanecik artarsa cennete gitmek lazım. Böyle karar, Ya Rabbi diyor, müsaada buyurursan ha bir sevap arayayım da geleyim, annem var, babam var, kardeşim var, emmim var, daim var, akrabam var, bibim var, halam var, teyzem var. Hadi gezeyim Ya Rabbi. Gez kulum müsaade ediyorum, bulabilirsen cennet. Varıyor, babasının boğazına sarılıyor. Askerden gelirken ilk senin boğazına sarılmıştır. Gurbetten, ey benim için bağı yanan babacığım, cehenneme geliyorum habitecik sevap ver. Veremeyeceğim oğlum. Benim daha amelim belli değil, dağıtılmadı. Evet, dağıtılmadı. Ben nasıl sana sevabını vereyim de cehenneme gideyim. Annesine varıyor. Anneciğim, kurban olduğum anneciğim, memesinden emdurma anneciğim, ciğer parası olduğumu anneciğim, bana bir tek sevap ver. Git oğlum, kardeşten karın yakındır, vermeyeceğim. Hesabım belli değil.
Emmi, dayı tüm geziyor, imkan yok. Kaygılı kaygılı Allah'ın huzuruna girecek diyor. Allah'ın huzuruna giderken dünyada Allah için seviştiği bir dosttur asker ediyor. Diyor ne arıyorsun diyor, bir sevap arıyorum. Benim de günahım bircecik ağır geldi, ben de bir sevap arıyorum. Lakin diyor, ikimiz dünyada Allah için birbirimizi ziyaret ederdik. Allah için konuşurduk, Allah için kardeşirdık. O bir günahı da bana ver de diyor. Ben o iki günahın yerine yanayım da sen olsun cennete git diyor. Halık-ı Zülcelal'ımız ne yapıyorsun kulum diyecek diyor. Ne yapıyorsun? Sen kulluk ana fedakarlık ediyorsun, onun bir günahını da alıp cehenneme gitmek istiyorsun da ben sakil olan Allah ikinizi de affettikten sonra kim karışır benim kudretime? İkinizi de affediyorum kardeşini elinden tuttu haydi cennete diyor. Diyecek elhamdülillah. Bunun için Allah rızası için bu hakka dair söz çok.
Her yerinde bir gün vaaz verdim bunun ya, acele ediyorum da onun için böyle geçiyorum, teybe de alıyorlar herhalde. Onun için devam edelim inşallah. Dördüncüsü, beşincisi Cenabı hakkı, Halık-ı Zülcelal'ı, Allah'ımızı, masivadan dünya muhabbetinden hali her şeyi gönlünden çıkarmış tek Allah'ı zikrediyor. Zikrederken eve gözleri ağlıyor. Yahut insanlardan hali evinin bucağına çekilmiş, seherla kalkmış, Allah'a boyun bükmüş, bükmüş Allah'a boyun. Allah, Allah, Allah, Allah derken gözünden sim sim, yaş gelen, yaş gelen kimsede arşi azamın gölgesinde buyuruyor Peygamberimiz. Masivadan hali, insanlardan hali yalnız yerlerde zikir çok efdal. Biiznillahi teala, Allah kabule karin etsin inşallah. Zikredenlerimizi arada çok etsin inşallah.
Burada devam edemeyeceğim, geçenler çok konuşmuştur çünkü, kalben Allah'ı zikir, kibir gibi, riya gibi, süma gibi, hıkıt gibi kötü ahlakları mahveder elhamdülillah. Kalbi zikreden, içinden zikreden, sükunatla zikreden kimse, zikreden kimse, arşı gözlerinden de yaş geliyorsa, onlar da arşı azamın gölgesinde buyuruyor. Sultanı Enbiya Efendimiz, devam ediyoruz. Haseb nesep sahibesi olan kadın failişeni icrasına davet ettiğinde, Cenabı Hak'tan korkarım diye muvafakat etmeyen kimsede arşı azamın gölgesinde. Anlayamadım. Zengin, güzel, zengin, güzel namusuna seni delalet ediyor. Allah'ın korkusundan ona yakın olmayısan, sen de arşı azamın gölgesinde gölgeleme, dersin. Yerin öyle zıngır zıngır, geceleri solak, sokak dolaşır, yerin namusuna hakaret edersen vela takrabuz zina buyuruyor Allah. Zinaya garib olman, ikisi, zinayedenin ikisi çöktüğü olarak Allah'ın huzuruna varacak.
Onların kokusundan bütün millet feryat edecek. Ya Rabbi, şunları cehenneme at diyecek. Ona yaklaştığı zaman imanı varsa, uç kullarına ellerini deldimi imanları içinden çağıracak. Dur, biz çıkalım, gölge gibi başımızda duralım da imansız olaraktan zina edin. Tövbe eder, istiğfar eder, avlar nedamet ederse, iman geriye kalbine döner. Irak'ı içerkene, elini şişeden tuttuğu zaman, kadagtan tuttuğu zaman onu Allah nehyediyor. İçme. Yine içerse içi böyle diyor. Melem içeceksin diyor. İman, ben çıkayım da imanın üzerine ırak-ı inşallah bu tarafa diyor. İman gölge gibi kalıyor. Hadis-i Şerif bu hakka dair pek çok okuma mevsimimiz yok. Ne yapalım? Demek haseb neseb sahibesi bir kadın, feyl şeni fena feyleseni çınırsa, ben Allah'tan korkandı. Onun rızasını yerine getirmeyip, onu red eden kimse de Alçıazamın gölgesinde. Bir talebe her gün bir kadının kapısının önünden geçerdi.
Üç ay göz dikti kitaplarda yazılı. Şu talebeyi bir el dibe bilir miyim olaca demedi. Bir cazip kadını tuttu. Yatsı namazından, yahut da sabah namazından, hangi namazı hatırımda kalmamış, giderken yahut da okumaya giderken bir ihtiyar kadın, bana yardım edene Allah yardım etsin diye bir talaş gösterdi o kapıdan. Ne anam, o gün kaçırdım yavrum, şunu tutmayayım dedi. İçeriye olan kitap koltuğunda, giriverince talebe, o kocakarı kapıyı çekti ve kilitledi, içerideki kadın ayaklarına sarıldı. Dakika, diploma, istialüiyet, üç aydır aşığım senin dedi. Üç aydır seni takip ederim. O kadın gitti geldi, gitti. Artık sen benimle olacaksın. Şu korktuğumdaki Kuran'ın tefsiri olur. Vela tekrabu'z zina buyuruyor Allah. Sana yakın olamam. Olamam.
Dedi ki, yakin olamam ama şimdi damın merdiveni var içinden üstüne çıkar, saçlarımı, yavrlığımı yırtar, bir delikanlığımın üstüme girdi, yetişin der, derdini devriri seni öldürürüm dedi, öldürttürürüm. Daşa gömdürtürürüm, Namusumu hakim ay inerim. Benim isteğabımı vereceksin. Gel etme anacığım, yapma. En büyük günah dedim. Günah-ı Kebayiğdir. Adam öldürmüş gibi büyük günah. Yani ne yapayım dedim. Tek çarem yok vallahi seni vezin ederim dedi. İçeriye gittiler, ırbıklar da dışarıya geleyim, bir affedersin, dışarıya gideyim. Orada kapının bir nachi verdi, salonda, bura yüz numara buyurdu dedi. Burası tuvalettir. İçeriye girdi, içimden Allah'a yalvarıyor. Ha canımı al da kurban olduğum Allah, bana zinayı gösteremedin. Canımı alıver burada, ne var da bana zinayı gösterme. Can ifade yetmezse can alınmaz ki. Orada dinlenirken melekler tarafından kalbine Allah ilham ediyor.
Oradaki pislikleri üstüne sür de senden biçsinsin, kaosun diyor. Yok kalbine. Oradaki pislikleri üstüne sürmeye başlıyor, o pislikle dışarıya çıkıverince pis bokunca kadın diyor ki çık çık çık çık tiksindim senden çık diyor. Dışarıya çıkıyor, dışımı pis ettim, içimdeki iman pis olmadı elhamdülillah diyor. Suya atılıyor ve yık kanı veriyor, bu zat vefat etti. Şimdi kabrinin yanından geçerken diyor kitaplar, miski amblem gibi kokuyor. Çünkü kötü kokuyla kendini kurtardığı dini kokuyu Allah gabiline lütfetti elhamdülillah. Anlayabildik mi? Harun-i Reşit, Harun-i Reşit padişah, devrin padişahı, devrin padişahı Zübeyde gibi bir hanımı olduğu halde Zübeyde, ta dadat'tan Mekke Medine'ye su götüren kadın, kırk günlük yere hayır götüren kadın, Bin liraya, bin madeni liraya bir Kuran yazdırmış.
Böyle hayır hasenat sahibi aç verince Arapça ve ilmi de olduğu için sevdiğini Allah yolunda vermedikçe, birri ihsana, Cennet-i Ala'ya nail olamam diye çıkınca, elindeki Kuran'dan sevgili bir şeyi olmadığı için bir evsizi, bir fukaraya çığırmış, al şu Kuran senin olsun da sat da parasıyla geçirin. Bu kadar sakın olan bir kadın. Harun Reşit'in ailesi, cennetlik miydik, cehennemlik miydik bilemiyoruz derken Harun Reşid demiş ki cennetlik değilsem seni üçten dokuza kadar katlık ediyorum demiş. Ben cennetliyim. Evkiye gelmiş böyle demiş, ciğerine ataşlar düşmüş. Ya Rabbi ne edeyim, ailem boş oldu. Hocaları toplamışlar, danışmışlar, danışmışlar, danışmışlar, efendim hiç olmaz üçten dokuz demişsin, zevci ahar ister.
Bir baş, üç ay on gün duracak çocuğu yoksa baktığında bir herife verilecek, o da bir gün kalacak, ondan sonra o boşayacak, üç ay on gün çocuk yoksa şiddet beklenecek, altı ay yiyim, sonra aileniz sizin olacak. Belki bütün ulema birikmiş, imkan bulamıyor. Zamanın en kıymetli alimi İmamı Şafii Hazretleri, genç yaşında, genç yaşında, zinde delikanlı, alim ve gazın ben kolayını bulurum demiş. Bıkılmış padişah tahtında oturuyor, ulema oturuyor, İmam-ı Şafii girince, herkes ayağa kalkmışlar, git Peygamber sülalesi, zamanın kutbun attabı. Allah şefaatine nail etti aradan. İlk sualı şu, padişahım, sen bize mi muhdestsin, biz sana mı muhtecik? Padişahlık emrinde siz bana muhdestsiniz, ben sizin efendimizim. Ölüm hususatında ben size muhtacım, siz benim efendimiz. Öyleyse tahttan aşağı in, o yer benim şimdi diyor. Tahtan aşağı in ve şuraya diz çök diyor. Padişah iniyor, oraya diz çöküyor.
Efendim, İmamı Şafii Efendimiz oturuyor, Allah'ına, peygamberine yemin veriyorum. Hiçbir günaha rast geldin de Allah korkusundan terk ettiğin var mı? Diyor ki padişah, utanıyorum diyemiyorum, diyemiyorsun dinde utanmak yok! Zübeyde gibi bir hanım ailem olduğu halde elin bir ırzına muhabbetim düştü. Aradım, hallette buldum, kadında keyif oldu. Yatağımı hazırlamış yanına vardım. Uçkuruma el bulduğum zaman içimden Allah'ın korkusu ekindi, vücudum titremeye başladı. Allah korkusundan o günahı terk ettim geldim. Ailen boş değil, sen de cennetliksin dedim. Bütün hoca ayağa kalktı. Ne ile fetva veriyorsun? Ne ile fetva veriyorsun? Ya İmamı Şafii. Ayetiyle fetva veriyorum. Allah'ın huzurunda suçlu durmadan, yüzünü kara etmeden korkarak bir günaha rast gelir de Allah korkusundan o günahı terk ederse onun makamı cennettir buyuruyor Allah dedi. Kardeşim gördünüz mü? Yani gördünüz mü?
Allah'ımız günahlardan kaçanlardan etsin inşallah. Çok mu sitem ediyorum bilmiyorum bugün. Açıl bir daha aşkla. Sıhhatimiz gelmiş, bir tek tek fırramız kalmış, ona da devam edeyim. Sağ elinin, diyor Peygamberimiz, sağ elinin verdiği sadakayı sol eli bilmeyecek kadar gizli sadaka verirse, gizli sadaka verirse, bu da arşı azamın gölgesinde. Zekat açıktan verilir, öteki de miyisin de sevaba nail olsun diye, borcumdur çünkü. Borçtan riya gelmez. Sadaka diyorum der. Onlardan artık zekatinden, fitirenden artık sadaka vereceksen, gizli verirsen daha çok kabul. Gizli verenden birine haber vereyim. Medine-i Tahir'de, iki cihan güneşimizin şehrinde, Allah gidenlere tekrar, gitmeyenlere angarayı bir zaman nasip etsin. Orada akşam namazına gelirken duvarı tuta tuta bir muhacir geliyor. Birisi vardı dedi ki kardeşim niye duvarları tutuyorsun, başın mı dönüyor, hasta mısın, felç misin, ne oldu?
Başım dönüyor biraz. Allah aşkına doğru söyle, aç mısın yoksa? At susuz musun yoksa? Üç gündür ekmek yemiyorum, camiden de kalamam diyor. Camiden, duvardan tuta tuta olsun, namazımı kılayım geleyim dedim, üç gündür acıldı. Dedim. Dur öyleyse, ben seni davet ediyorum, aileme deyim geleyim dedim. Kopuştu ailesine, hanım dedi, Allah rızası için bugün bir misafir getiriyorum. Yiyeceğimiz var mı? Sen yersen bana kalmayacak kadar, ben yersem sana kalmayacak kadar, bir de çocuğumuz var, bir kişi doyacak kadar yemeğimiz var dedi. Öyleyse dedi, çocuğu uyut. Sen de yeme, ben de yemeğim, ben de yemeğim, o Allah'ın aç kulunu bugün doyuralım dedi, doyuralım.
Peki dedi, yalnız akşam geldik mi ilikmen yanıyor o zaman, ilikmenin fitilünü yağın içine düşür de çırayı sövdür, karanlıkta olsun da benim yerimi zannetsin, ben ağzımı kıpırdaayım da seni de dok zannetsin, kemal-ı afiyetle, gizli şu an karnını doyurdum kadın dedi. Peki kocacığım efendim dedi ve yemeği hazırladı, akşamla geldiler elinden tutmuş, kafası sendir diyor açlıktan. Allah açlıkla, düşmanla terbiye etme Ya Rabbi. Sana ve köylü kardeşlerimiz da bu bunlar herhalde. Bir fakir kimse Sufran ve beraber bu Ramazan gününde yedirebilirsen, senin orucundan başka onun orucunun da sevabı kimsenin olur, o kukla hiç eksik olmaz diyor Peygamberimiz. Aynı o vuku yerinde durur, bir oruç daha tutmuş gibi, üç yedirirsen dört oruç tutmuş gibi bir de seninle beraber böyle sevaptır, yani ezan okundu, bitiriyorum ve topluyorum. Getirdim diyor, yemeğin başına oturduk, bir kişi doyacak kadar var.
İkimiz de yiyeceğiz, kadın, kadın kirayı onarmaya, ışığı onarmaya başladı ve içine fitili düşürdü ve söndürdü. Ben öfkelendim kadına bilmesin diye. Yahu niye kirayı söndürdün? Kocacığım işte şöyle oldu, böyle oldu, olmaz olsun. Bilmesin diye bu kadar gizliyorlar. Dedi ki Allah aşkına hemşehrimize tokanmayın, böyle karanlıkta yiyelim dedi. Peki kardeşim, sen gayrı olma diye ettim dedi. Kendi eline Yavuz sahibi elini değer, bir tecik lokma dahi almadı, ağzına alır gibi eder, maçır maçır, şeyine bir lokma yutmadı, o fakir adam karnını kemal-i afiyetle doyurdu. Sabah namazına vardılar, Sultan, Enbiya Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazını kıldırdı. Namazını kıldırdı. Bazı günü aşka geldim mi, bütün namazda, sabah namazının bir hilkatında tüm yahsini okurdu, ikincide tüm Errahman suresini okurdu.
Bazı zaman harp zamanı sıkıntılı zamanda Kul euzu rabbül fellaginan nasileler de kındırdığı oldu. Onun için bazı imam içinde, bazı imam içinde dua etti, bana dua et ya Resulallah deyince Allah seni cemaati tenfini cemaat eden imamdan etmesin. Cemaati kaçıran imamdan etmesin seni dedi. Biraz hafif, lakin tabiri erkana da tenf-i ayet ederek kılınırsa biiznillah daha aptal olur. Sabah namazını Sultan-ı Enbiya Efendimiz kıldırdılar ve yönünü döndüler, lağız nasihat verdi bazı gülleri, lağız vermedi sükut etti, bildiler ki Cibril-i Emin geldi Herkes bakıyor peygamberimize, al döner, mor döner, yanaklarından tel gelir. Peygamberimizin, bilillah ki Cibril-i Emin geldi, gözünü açtı ne var ya Resulallah, bir haber mi var? Filan muhacir kardeşimizden ve ailesinden Allah razı oldu diye bir selam gönderiyor diyor. O kalk ayağa diyor kalkıyor, Allah'ım senden ve ailenden razı oldu, ne amel ettin?
Hayır Ya Rasulallah ben bilmiyorum ne amel ettiğimi, sizin gibi namaz kılıyorum, sizin gibi oruç tutuyorum, sizin gibi tesniğimi çekiyorum, Allah'a ibadet ediyorum dedi. Tesbih deyince şunu söyleyeyim, yani bitti ya, sizin vicdanınızdan bir iki dakika istiyorum. Birisi cemaatten, sadakala kırk verdi ayağa, tespih çekmeden gelişin, niye tespihi çekmiyorsun münafık alamatı işliyorsun?
Ya sahadem dedi Peygamberimiz, Nebi münafık anamatın mı olur tespih çekmeyince, camı kimi sıkar da tehamınsuz olursa, işine yiyorsa o münafık şubelerinden biri var da ondan diyor, camı dağa getiriyor onu kim can da balının suda rahat ettiği gibi rahat ederse mümindir ve mümin-i kamildir o Cami insanı seçer daima neye kaçıyorsun dedi Hayır ya Resulullah özrümü haber vereyim dedi bizim dedi havlunun içerisine bir Yahudi'nin hurması elilmiş dedi hurma dökülüyor namazdan geçen geç gitti mi de çocuklar kalkmış haram hurmayı avzına almış vallahi ufoktum çıkardım hurmayı dışarıya attım ve onlardan tarafa attım onlar kalkmadan yetişeceğim de havnıma dökülen haram hurmaları Yahudiler tarafa atacağım da onun için tesbih çekmeden kalktım. Öyleyse macunsun dedi. Kalkabilirsin. Lakin vicdanınızı mazeret ettin sen dedi. Ne diyeyim?
İçinizde o hurmayı satın alıp da bu zatta uyarılırsa cennette refiküm olsun dedi Peygamberimiz. Yazlık yavrularının hurması yavmuş Yahudi'ye vardılar. Karar verdiler, vermiyor. Çalıştılar, vermiyor. Sıddık'ydı Anzan efendimiz bir büyük bahçesini o Yahudi'ye verdi, dedi ki bu hurmayı bu fakire ver, bir bahçe ile o hurmayı satın aldı. Dedi, benden tarafa satın dökülür hurmayı yerim dedi. Yarısını o Müslüman yer, yarısını ben yerim. Bahçayla tümden alırım, aldattım sıdtığı dedi. Bir dahaki hurma ağacı mucize olarak dönerek o adamın havlunun üstüne böyle sarktı. Yahudi koşarak gitti, Ya Resulallah, ben yine edeceğim. Ne dedi? Benim hurma olduğum gibi kıvrıldı ve Müslümanın kapısını gösterin Allah kabul dedi. Kelimesiyle cümlemize hüsnü hatimeler tevfik et, sıdbıydın bahçesinde istemiyorum, ben bilmiyorum o müslümana o hurma aciri diyor.
Bunun için kardeşim Allah rızası için canına sıkılma, üzülme, tespih çekmeyeceğim diye insanın çığınama. Otobüs kaçıyor müstesna, misafirsin müstesna, ihtiyasın müstesna, muhkem, acele bir işin var müstesna. Lakin çıkıp da şurada dineleceğine tesbihini çek de sevaba nail ver inşallah. Ne oldu, ne amel ettin ey muhacirim diyor. Bilemiyorum ya Resulallah. Allah'ımız demene emrediyor bütün sahabeler de biz de böyle amel edelim de rızasını kazanalım diyor, söyleyeceksin dedi. Bir muhacir götürdüm evime, bu şekilde yemek yedirttim, bilmem bundan mı? Peygamberimiz, tamam bundan dedi. Hadiste tamam oldu, sözümüz de tamam oldu, sizin kafalarınızı belki rahatsız ettik, inşallah yarın daha güzel mevzulara giriyorum ve kadınlar için yarın camadır.
Bugün bir Hadis-i Şerif'le gelmiştim, onlarla konuşacaktım, vakit bulamadım, özür dilerim, inşallah gömü yetesi gün, yine yukarıyı verin onlara, onların hakkında bir lezzet konuşacağım inşallah. Amin. Amin. Elhamdülillah. Ehli İslam olduğumuza elhamdülillah. Camiye cemaate geldiğimize elhamdülillah. İslam sulbünden geldiğimize binlerce şükür elhamdülillah. Ilahi ilahi, ferr-i kemi vucudike ve ataike ya Rabbi. Esme-i hüsnen hürmetine rızana yerdir. İmanla Allah'ım canınız verdin. Mel'unu metrudun belini kırdı. Ölenleri, iraltında olanları çekini çekini can verenleri. Sararmış solmuş gür gibi yüzleri, söylemez olmuş bülbül gibi dilleri kabir azabinden ağlayanların kabir azaplerini defiref et Ya Rabbi. Değrini gördüğümüz müminleri, ashabı hayrattan olanları, hususa bizleri duadan unutma diyenleri, ve ala husus şu mecliste amin diyen din sahiplerini nar-i cahilinde yapmaya ya Rabbi.
Boynumuzu bükme ya Rabbi. Cehenneme yüzümüz çekme ya Rabbi. Sahalde açılan güller hürmetine. Aşkınla harlayan yerler hürmetine, vukuda bükülen
Kaynak: Genel
Salavat-ı Şerifenin Manevi Gücü ve Rahmaniyet | Mihmandar