Resulullah. Cenabıhakk'a rızaya ermiş olarak kavuşmak arzusunda bulunanlar bana çokça salatü selam getirsinler. Nedir salatü selam? Salatü selam, Cenabı Hak'tan Rabbi Zülcelal'imize kavuşmaktır. Meleklerden rifa derecesinin yükselmesidir. Ümmeti Muhammed'ten ise sallallahu aleyhi ve sellem mütevatun ve muhabbetun. Salatü selam efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın ümmeti için nedir? Ona uymak ve ona muhabbet etmektir. Yine salat-ı Şerif, salat-ü selam, salat-ü şerife hiye havl-vas, Allahü Zülcelal'e kavuşma ipidir. Yine ifade edilmiş. Hadis-i Kudsi'de bildirildiği üzere, ya nebiyallah. Rabbi Zülcelal'imiz senin anılmanı benim anılmam olarak kabul ettin. Seni anan kimse beni anmış olur. Seni 7 kimse de beni sevmiş olur. Efendimize salatü selam getirmenin faydaları anlatılmakla bitmez ama hülasa şeklinde ulema-i kiramımızdan şöyle bir izah görüyoruz.
Bu da şiberekatı salavatı Şerife, Salavatı Şerife'nin bereketi, tünevviru tarikat sizin yollarınızı aydınlatır. Allah'ımıza kavuşma yolunu açar. Zatına giden yola açtığı gibi habibine muhabbet yolunu açar. Müminler arasında sevgi yolunu açar. Ailede geçim yolunu açar. İnsanlarla en güzel şekilde münasebeti kurmanın yolunu açar ve tünevviru ahiret atek, ahiret yolumuzu da açar. Öyle ki orada sizin mesul olmayacağınız haller peyda olur. Nasıl olur? Salatu selam sayesinde ibadet ve taatlerinize aşk gelir, şirk gelir, muhabbet gelir, bunun yanında mesul olacak hallerden kurtulursunuz. Selatü selam sayesinde ve tunevviruh hayatek, hayatınızda da nur olur sizin. Ne olur hayatınız? Arzettiğim gibi gözümüzün bakışında bile ibret hasıl olur. Kulağımızın duymasında eğer iyi gayret gösterebilirsek eşyanın zikrini duyacak hale geliriz. Ayaklarımızla yolunda yürürüz.
Sonra hayatınızı da nurlandırır ki en önemli husus budur. Ahiret yolculuğumuzda ilk hapımızdır. Çünkü ölüm anı nasıl olursa Cenabıhakk'a vuslat anı da o şekilde olur. Ve tunevviru maaşek, sizin yaşantınızla güzelleşir, geçiminizle güzelleşir, ticaretinizle güzelleşir, sonra yemeniz, içmeniz, yatmanız, kalkmanız her şeyden nur peyda olarak, her şeyden nur hasıl olarak başta Cenabı hakk'ın ve habibinin yolunu Sallallahu Aleyhi ve Sellem izlersiniz. Ve tünezvirrua melek, ameliniz de halis olur. Riyadan, kibirden, vücuttan, benlikten uzak olur ve tünevvirhum melek, öyle ki Salehü Vesselam sizin malınızda da helal olmasını ve bereketini hasıl eder ve yemenizde, içmenizde, her şeyinizde Allah'ımızın nimeti olduğunu düşünerek kalbinize, her içişte, her yiyişte bir nur yağar ve Beytek, evinize de huzur gelir salatü selam vasıtasıyla ve etfaalek, çocuklarınız da düzgün olur.
Kişi düzgün olursa evladı da tabi düzelecektir ve ehlek, eviniz, çoluğunuz, çocuğunuz, eşiniz, aileniz onlar da güzelleşir, onlar da Cenabıhakk'a boyunlarını büker, saatte bulunurlar. Ve ayyalek ve nevmek, uykunuz da güzel olur. Yattığınız zaman hep hayırlı haller. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam ile buluşma hasıl olur ve cülusek, oturmanız da güzelleşir çünkü oturup kalktığınız insanlara hep hayırlı tavsiyelerde bulunursunuz ve gıyemek ve keelamek, sizin dolaşmanız, gezmeniz hep faydalı olur. Fakiri gözetirsiniz, yoksunu gözetirsiniz. Bir tefekkür gelir insana. Şurada bir fakir var, onun ihtiyacını göreyim. İşte şurada bir hasta var ziyaret edeyim, düşüncelere hazır olur sözleriniz de güzelleşir. Salatu Selamın hal ve durumlara göre değiştiği ifade edilmektedir. Mesela, sasalatullahi taala alel enbiyai velvasilin, Cenabıhakk'a kavuşan, kavuşma nimetine eren ümmet ve nebiler için nedir?
Salatü Selamın Manevi Faydaları ve Huzurun Sırrı ne anlatıyor?
Salatü Selamın Manevi Faydaları ve Huzurun Sırrı kaydında Resulullah. Cenabıhakk'a rızaya ermiş olarak kavuşmak arzusunda bulunanlar bana çokça salatü selam getirsinler. Nedir salatü selam? Salatü selam, Cenabı Hak'tan Rabbi Zülcelal'imize kavuşmaktır. Meleklerden rifa derecesinin yükselmesidir. Ümmeti Muhammed'ten ise sallallahu aleyhi ve sellem mütevatun ve muhabbetun. Salatü selam efendimiz…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 20 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir tecelliyat-ı zatiye, Allah'ımızın zati tecellisidir. Şimdi isimlerinde tecelli olur, sıfatlarında olur, fiillerinde olur. Bir de Cenabı hakk'ın vaki tecellisi bulunurdur. Ancak bu kadar diyebiliriz. Ve alel arifin, ariflere salatü selam ne olur? Cenabı hak'ı tanimanın yolları açılır. Onu tanimanın aşkına, feyzine, muhabbetine erişir. Ve alel abidin, abidler için derecelerinin yükselmesine sebep olur. Bizim gibi hatalı kimseler için de rahmet olur, mağfiret olur salatü selam. Ne büyük bir ihsan. Asıl bizim görüşmemiz sükut ve onun fazileti hakkında. Yalnız gördüğüm kadarıyla tabii günümüzde evlerde kalmanın veya bu hastalıklardan dolayı bazı sıkıntılar olabilir. Beşeri haller zuhur eder, daralır, bunalır, sıkılır insan. Sabretmenin güzelliği hakkında ulema-i Kiramımızın beyanını size ifade etmek istiyorum çünkü gerçekten dünyada büyük bir sıkıntı var.
Bunu biliyorsunuz anlatmaya gerek yok. Ülkemizde Cenabıhakk'a sonsuz hamdolsun ki diğer yerlerle kıyaslanamayacak şekilde, ölçülemez artık, kıyas bile kabul edilmeyecek şekilde yediden yetmişine kadar halkını düşünmek suretiyle nasıl rahat ettirilebilecekse hepsi düşünülmektedir. Bunu söylerken şu hatırıma geliyor, Cenabı hakk'ın El Vedud ismi Celali. Vedud ne demek? Yarattığını 7 demek. İşte sevdiği için Cenabı hak bize Kuran-ı Azimüşşan'ı indirdi, habibini gönderdi, ulema-i Kiram ve meşay-ı izam bize ihsan buyurdu, onlar tavsiyelerde bulunuyor. Halkını sevmek suretiyle idarecilerimizin ne yapıyor? Her türlü sıkıntılarına deva olmak için ellerinden gelen bütün gayreti gösteriyorlar. Nimete de şükretmemiz gerekir. Ulema, Bazı alimlerimiz buyurdular. Mesela namazın mükafatı bildirilir.
Orucun, haccın, zekatın, cihadın, Allah için sevmenin, Allah için buğz etmenin, ne diyeyim, insanlar ile muamelemizde vesair hallerde mükafatları belirtilir ama bunun yanında sabır müstesnadır. Bu sebeple Mevla Zülcelal, Cenabı hak sabredenlerin mükafatını sonsuz lütfediyor, ihsan ediyor. Sabır hakkında şöyle ifade buyurmuşlar, ve lekerallahe lisadilin, Cenabı hak sabredenler için şu güzellikleri beyan buyuruyor. Evvelve el mahabbe, sabrettiğimiz zaman bunaldım, daraldım, bu böyle mi gidecek, ne yapacağız demeden bu Rabbımızdan gelen bir haldir. Rabbimiz bunu vermiştir. Mutlak bizim yanlışlıklarımız var, hatamız var ki bu olmuştur diyeceğiz. Bizde derler ya ayağına taş dokunsa hemen kişi kalbini yok diyecek. Acaba gönlümde bir değişme var mı diye. Hiçbir şey boş yere değildir. Bundan dolayı sabrımızın elbette mükafatı olacaktır. Sonra mümin her zaman huzur içerisindedir.
Bakın, sabırda Rabbimizin verdiği ikrama, evvelenuha, birincisi, elma habbe, muhabbettir. Bu ne demek? Cenabı hakk'ın sevgisine erişmek kurtuluşun işaretidir. Cenabı hak kulunu sevdiği zaman neler bahsetmez ki? Kişi evladından razı olduğu zaman o daha demeden her şeyini düşünür. Evlenecek mi? Onu düşünür. Evi, barkı, geçimi neyse her şeyini düşünür çünkü evladından razıdır. Cenabı hak kulundan razı olduğu zaman, sabrettiği zaman ona muhabbet ediyor ve muhabbetinin neticesi ne veriyor? En azından kalbine dikkat verir, şefkat verir, merhamet verir, vücuduna sıhhat verir, afiyet verir, ibadet ve saatte, kullukta kaim olmayı lütfeder. Dedenin saatte bulunması, ne için bizi göndermişse bizi nasıl Cenabı hak kodlamışsa nasıl tarif edeyim? Denamız neyse, denamız, yani yapımız demek bu, İnsanları ve cinleri zatımıza kulluk etsin diye yarattım buyuruyor.
O kulluk yapmanın tadı habibine bile kul ifadesi kullanıyor. Bi'ab-ı Dihhi diye İsra suresinde ve okuyoruz biz. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz kul olmayı istemiştir. O kulluktaki zevk ancak tadılan bir husustur. Ne secdesine doyar, ne rükuna duyar, ne kıyamına, ne bakışında, ne duyuşunda, bütün hareketlerinde, zikrinde bir Allah değişimdeki lezzet. Tarifi yok, Cenabıhakk'a, kavuşma ne büyük bir ikram. Muhabbet, esamle. Cenabı hak sabredenleri seviyor. İkinci olarak ennasr, Cenabı hak onun yardımcısı oluyor. Ona lütufta bulunuyor. Ne de yardımcı oluyor? Mesela ipadet ve taat yapmakta kolaylık ihsan ediyor, aşkla yapıyor. Mesela Allah yolunda cihad edecek kolay geliyor. Düğün ve bayram gibi oluyor. Her hususta Rabbimiz yardımcı oluyor. Mesela boynunu büküp seccade üzerinde hayatının muhasebesini yaparken Cenabı hak yardımcı oluyor.
Nedamet içerisinde oldukça, gönlü de yandıkça neden Rabbime karşı ben böyle yaptım deyip de sızlandıkça Cenabı hak yardımcı oluyor. Mesela evladı hususunda duaları ediyor, Cenabıhakk'a yalvarıp yakarıyor, Halık'ımız yardımcı oluyor, yavrusuna hidayet lütf ediyor, ihsan ediyor. Daha neler neler. Cenabı hak sabredenlerle beraberdir. Üçüncü olarak. Cennette Cenabı hak evler ihsan ediyor, burada odalar deniyor ama kökler demek o. Nasıl ihsan buyuruyor? Furkan Suresi'nde geçer. Cenabı Hak mükafat ihsan ediyor, sabrının neticesi orada evler ama o tarif edilmez o evler. Ta yerden yıldızlara kadar, odalarının adedi belirsiz tarifi mümkün değil zaten. Daha sonra Rabbimiz ne İslam buyuruyor? Ezri cezbil lütfediyor, çok mükafat veriyor. Başta okumuş olduğum ayeti celile, okumuş olduğumuz ayeti celile. Cenabı hak sabredenlerin mükafatını sonsuz veriyor.
Öyle saatler var ki melekler diyor ki ya Rabbi biz yazmakla bitiremiyoruz. Olduğu gibi yazın mükafatını ben vereceğim buyuruyor. Bu şuhud haline erimiş, Cenabıhakk'a gönlü çok yakın olan kimselerin yaptığı saatler. Mesela Kelime-i Tevhid'i şartlarına uygun bir tarzda okursak, artık o bizde şuhud hali, artık nasıl tarif edeyim, bunun tarifi yok. Yediğimiz yemeğin tarifini yapamayız, çok tatlıydı der geçeriz. Mesela büyüklerimizin sohbetlerinde bulunanlar şöyle bir boynunu büküp gözünden döküyor. Ah o sohbetler, ah o zikirler neydi diyor ama nasıl olduğunu ifade zor. Bu ancak tadılır diyor, başka bir şey diyemezler. Anlatılamaz zaten. Sonra Cenabı Hak, sabrın neticesi beşarettir, müjde. O nedir? Essahibi billah Cenabı hak. Allah'ımız ona rahmetlerini yağdırıyor ve onlar hidayet üzere oluyor.
Müjdesi de Cenabı hakk'ın ashabına, sabredenleri müjdele Habibim diye buyuruyor Ve sonra sabrın dört hali vardır. Mesela sabrun alel bela, musibete sabır. Allah'ım bu boş yere gelmemiştir. Sana biz çok iyi bir şekilde candan, özden Kuran-ı Azimüşşan'da nebilerin hali belirtilir de mesela münip tamamen Allahü Zülcelal'e dönmüş. Öyle yarım yamalak bizim gibi değil, tam dönmüş ama. Öyle bir razı oluyor ki Cenabı hak o zaman, mesela kişi buyuruyor cehenneme bir adım kala cennete, cennete bir adım kala cehenneme girer, Allah korusun bizi ürküten Hadis-i Şeriflerden birisi bu. Nasıl ürkmez insan? Bir tanesi vefat ediyor da yillarca imamlık yapan kimse, baba diyor, ölüyorsun, bir tevhid deyince bu zamana kadar okudum da ne oldu diyor. Ama hiç beğenmediğimiz bir kimse, Allah korusun, biz inşallah öyle bir hallolmaz çünkü Cenabı Hak yaratmıştır ancak fiil olarak.
Bakıyorsun Allah, Allah, Allah deyip ruhunu Cenabı Hakk'a teslim ediyor. Halikımız Musa Aleyhisselam'a ya Musa benim velilerimden biri vefat etti. Yerine haber veriyor, gidiyor, böyle bir cenaze hali oldu mu vefat eden deyince haydi ya Musa, öyle senin diline alacağın gibi değil, çok azgın birisi vefat etti, ne yıkandı ne gitti, bir dereye attılar gittiler deyince çıkarıyor. Onun teçhiz ve tekfin bütün vazifelerini yapıyorsun. Allah'ın veli kul. Hani bilemeyiz. Onun için bir şey diyemiyoruz. Ne olacak acaba sonumuz? Ne olacak sonumuz? Güzel sonuç, müttaki olan Allah'ımızdan korkan kimseler için. Ya bu kadar insanları sıkıştırmayın, sıkıştırılsın, sıkıştırsınlar bizi. Bazı nasihatlerini, üstadımızın hatırlıyorum, o kadar şiddetli bir harekette bulundu ki elhamdülillah diyoruz şimdi. Elhamdülillah ki bize kızmışsa neden böyle yapıyorsunuz diye.
Bak unutamıyoruz onu, bir de en büyük iyiliği o şekilde yaptı. Adam diyelim ki bir yarın başına geldi, aşağısı tamamen helak olur insan. Diyelim ki yüz metre, iki yüz metre derinlikte. O kimseye aman incitmeyelim, bu tarafa doğru gel mi denir, yoksa aman ha düşmesin diye sesini kaldırarak gel dedi diye. Bu şefkatten olur, merhametten olur. Onlar bize bu şekilde hareket etti. Esad-ı Erbili Hazretleri, çok söyledim ama yine söylüyorum, iki kimsenin konuşurken itikada uymayan sözlerini duymuş, bin bir hadis-i şerifi içerisine alan Kenzü'l İvan'ı yazıyorum. İnşallah ezberleriz onu, inşallah ezberleriz. Hocalarımızdan biri askerde, askerde nöbetteyken bin bir Hadis-i Şerif'i ezberliyor, Hasan Hocamız öyle neydi? Diğer Hadis-i Şerifler de bilirdi. Çünkü biz beynimizi batıllarla doldurursak o bizim hayatımıza da çok menfi etkiler yapar. Ne tadımız kalır ne tuzumuz kalır.
Bak çoğumuzda şikayet var. Diyoruz ibadetten lezzet alamıyoruz. Sebebi nedir? Gözümüzü şehvetle, kulağımızı havla, gıybetle, ellerimizi, Allah korusun, cimrilikle, ayaklarımızı Mevla'nın yolunda yürümemekle ne oluyor? Bakınca bir hayat oluyor. İnşallah bundan kurtulduğumuz zaman gönlümüzü zitullah ile doldurduğumuzda çok huzurlu bir vazifemiz olur. Yani her şeyimizde huzur meydana gelir. Mürşid-i kamilimiz, bakın zamanın kutbu. Buyurdular ki, okumuşlar bir yerde, işte iki rekat namaz kılınır, her rekatında da bu okunursa insanın gözüne yaş gelir, gönlü de yumuşar diye. Kılmışlar, camiye gelirken şöyle dedi bir semaya baktım, yıldızları görünce ağlamaya başladım diye. Bu bize güzellik değil mi? Bu bal, börek yanında his kalır. Mürşidimizin bu yakın bize, Yerköy. Şöyle on üç kilometre ne olabilir?
Orada şimdiki gibi telefonlar yok ama gönül telefonlarıyla dokuzun kişi üstadımızın has evlatlarından bir araya gelirler. Bir araya geldiklerinde tabii gönüllerinden akan ırmağa neye benzemez? Deryalar akıyor. Derya bir damla kalır. Herkes boynunu bükmüş, inlemeye başlarlar. Orada kıymetli bir annemiz, onu rahmetle yad ediyoruz. Üstadımızın güzelliğine bakın, her şeyiyle güzel onlar. Sığara böreği deniyor, ona kalem böreği derdi, aman ha, sığara kelimesi nasıl kullanılır, Allah'ımızın nimetine diye, nimete tazim gerek diye buyuruyor. Getirmiş önlerine baklavayı koymuş, ne tadı kalmış, ne lezzeti kalmış kaldırın buyurmuştur, kaldırın. Yani gönüllerinde öyle Allah'ımıza marifet baklavaları yiyorlar ki, yani bu sadece kalp de olmaz. Yani göz de olur, ibretle baktığında tarifi mümkün olmayan şevke gelir, aşka gelir.
Bir karşılaştığı insana selam verirse nasılsın, iyi misin dese annesini, babasını, çoluğunu, çocuğunu, geçimini, sorsa da ihtiyacını gidermek üzere güzel bir niyetle yaklaşsa zevkine, tadına doyulmaz. Daha yaklaşmadan önce bu duyguya sahip olması bile kendisine lezzet verir, bak buraları takip edelim, mürşid-i kamillerimizin en çok kazandıkları yer burası, niyetlerinin halis olması. Daha o vazifeyi yapmadan mesela bir kimsenin irşadını istiyorlar. Hiç unutmadığımız mürşidi kamillerimizden haller var. Yakın bir komşusuydu, onların evladından birini istedi. Çok ikram etti. O ayrıldıktan sonra buyurdular ki eğer çağırmasaydım her türlü kötülüğü yapardı diye. Nasıl kayırıyor? Kendi yakınlarını o zaman burada sadece bir Ünal sineması vardı. Şimdi ceplerimiz de olmaya başladı. Evlerimizin köşesinde inşallah hep hayırlara bakarız da hayatımızı kirletmeyiz.
Bu bize çok büyük bir ders, şu dünyadaki hadise. Öyle bir seriad etti, mübarek seslerini kaldırarak ismiyle hitap ediyor, gel yavrum, gel diye bağırıyor. Sonra üstadımızın çok başka hizmetleri var. Bunları nasıl diyeyim, ne olacak? Artık hakikat ortaya çıksın. Mesela isyana giren birisinin önüne de derhal geliveriyor, önünü düşüyor. Ne yapıyorsun evladım diye. Hele bir hadise anlatsam biraz, ben muvafık düşmez diye söyleyemiyorum. Kendisine hadisi şerife geçtiği için diyebilirim. Yani güzelliği olan, malı, mülkü olan, böyle şuhlu, hasep nesep sahibi bir kadın kendisini arz ettiği zaman ben Allah'tan korkuyorum diyenler arşıazamın gölgesinde gölgelenecek. Bak, bir evladı için ne yapıyor? Bir i̇ş yerinde çalışıyor, herkes ayrılmış, bu kalmış, işveren hanım. Anlatamam hepsini, hanım ona doğru geldiğinde kalbin meyil edeceği zaman evladım, onun iç halini sana göstereyim diyor.
Belki şekil olarak cazibeli olabilir. Ama gönül halini gösterince bir çığlık atıyor, Allah diyor, o çirkin halini görünce. Allah'ımız kalplere nazar buyuruyor. Dışımıza nazar etmiyor Cenabı Hak. Böyle yardımcı olur onlar. Daha tarif edemeyeceğimiz neler neler. Efendimiz Hazretleri Ankara'da Gölbaşı'na gelirler. Orada bir tanesinin, bir tanesine dediler ki bu da bir neşe olsun diye söylüyorum, siz de velilere muhabbetli bir kimsesiniz, bir hak dostu geldi. Görüşür müsünüz? Ben diyor içeri girdim, hemen Allah demeye başladım diyor. Çünkü diyor beni her gün okutan birisi vardı diyor, bilemiyordum. Her gün geliyor, beni okutuyor. Yakın bir komşumuz anlattı bize. Ruhu şad olsun, vefat etti. Böyle bizi çekti, dedi ki sana bir şey diyeceğim. Beni dedi ruhen ve manen gelerek okutan Hacı Hasan efendimiz. Onların hizmetleri bitmez. Bunu Tahir hocamızla beraber konuşuyorlar.
İşte bir Mürşid-i Kamil'in evladına halis bir evladına ama tam yapışmış. Bağlandım, üstazıma gidemem gayrı'ye diyen kime emanet edilmişse ona dikkat ediyorlar tabii. Zaten bu silsilede de öyle geçiyor adap Risalesi'nde. İşte diyelim ki Bayezid-i Bistami Hazretleri şu kimseye diyor, işte Ebu'l Hasan'ı Harakani Hazretleri'ne emanet etti diye. Böyle Hadis-i Şeriflerdeki gibi, Hadis-i Şeriflerdeki rahaviler gibi geliyorlar. Bunlar ispatlı, kendilerini ispat ettirmişler. Allah'ımızın kitabına riayetle Mevlamıza kendilerini ispat ettirmişler Cenabı Hak kulum buyuruyor. Habibi'nin sünnet-i seniyyesine uyarak sallallahu teala aleyhi ve sellem, Nebi Ekrem Efendimiz Ömer Ukn-ül Farıl, geçen hatırlayamamıştım ismini. Uyanırken ya Resulallah diye uyanıyor ve diyor ki ben Mısır'ın falan mahallesindenim ya Resulallah hayır benim evladımsın diye buyuruyor. Sünnet seniyyesine riayetle öyle olur.
Küllü takiyyin alü Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem. Her muttaki Resulullah'ın elinden ona manen evlat oluyor. Üstatlarımızın edepleriyle edeplenirsek onlar ne der bize? Evladın der. Şimdi biz okurken, tabii bu şimdi de mevcut, teneffüste öğretmenler odası olur, orada toplanırlar. Öğretmenlerden bir tanesi böyle not defterini açıyor. Diyor ki benim diyor dikkatimi çekiyor, bir yavru var, Mustafa diye bir yavru var. Bu diyor hem edepli kurallara niye dikkat ediyor, arkadaşlarıyla geçimle güzel, notlar da yüksek diyor. Oradan hemen hadis hocası bende de öyle diyor, tefsir hocası bende de diyor, Diğer derslerden hocaları bende de diyor. Şimdi biz rabıtamıza iyi dikkat edersek, Evrad ve Ezkarımıza gayret gösterirsek, hele şu günlerde edeb-i ilahi ile edeplenir, Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın yolunu, Ehlullah'ın izini takip edecek olursak Sıddıkı Azam ne der?
Ya Resulallah, bu ümmetin gerçekten riayetkar. Ondan sonra kalkar bir Muhammed Baki Hazretleri dedir. Bir Tahal Hakkari, Hariri, hepsi dediler ki bizim yanımızda da çok kıymetli, rivayetiyle, dikkatiyle öyle ki haramlara, haramlardan kaçınıyor, şüpheleri terk ediyor, helallerde bile dikkatli diyorlar, helallerde bile dikkatli, sesinin tonuna bile dikkat ediyor. Gözünün bakışına biz israf anlatırken illa yemede içmede değil, gözümüzün boş yere bakması da israftır. Her hareketimiz, riayetiyle hiç şüphesiz böyle oluyorlar. Şimdi mükafatı çok, sabır bir kere bela ve musibetlere karşı. Ne şikayet var, ne sızlanma var. Rabbimden geldi diyor. Nefsini de kötülüklerden alıkoyuyor. Rabbim diyor. Bir hak dostu var. Bütün dertlerle dolu, dermiş ki Allah'ım beni bu dertten kurtarma, zamanın da kutuplarından ol. Derdi bela saltanatın iki cihana vermezem diyor büyüklerimiz.
Derdi bela saltanatın iki cihana vermezem. O bela ve musibetin altında öyle bir nura erişiyor ki, ondan dolayı söylüyor. Daha ve sabrun alennian, çok mühim. Bak hepimizin hemen hemen evlerinin önünde bir arabayı geçmeye başladı. Gerçekten nimetlerin içerisindeyiz. Bu nimetlerin içerisinde olmak bizi taatlere yönlendirmeli ama nefsani hallere gitmemeliyiz. Azdırmamalı. Evet, şükretmek, isyana gitmemek ve kibir içerisinde bulunmamaktır. Nedir? İbadet ve saatte sabır, Allah'ımızın emirlerini korumak ve onu bir an yapıp sonra terk etmeklerini her zaman, çünkü azamet-i ilahiyeyi düşünen bir kimse yanlış yapan mümkün değil zaten. Günah ve ihsan işlememeye sabır, en önemlisi de bu. Kendisini nefsani bütün kötülüklerden koruyup muhafaza ediyor. Ve sebas sabır, sabrın üstünde ne vardır? Et tesli, İbrahim Aleyhisselam gibi teslim, İsmail Aleyhisselam gibi teslim, Bir Tahal Hakkari gibi teslim.
Bir Sami Sultan gibi teslim. Bir Hacı Hasan efendimiz ve emsali hak dostları gibi teslim. Kendisi büyük bir sıkıntı geçiriyor da bizim kapımızın önünde havuz vardı. Bir musibet oluyor, içine düşüyorlar. Doktor diyor ki herhalde iftihar etmiştir çünkü tansiyon da var. Geliyor hemen tansiyonunu ölçüyor, hiç değişmemiş. Hocam hiç üzülmedin mi? Doktor biz Allah'a teslimiz. Yani böyle çırpınma, bilmem filan, hataya gitme, itiraz gibi her şeyi tamamen terk ediyor, kötülükleri terk ediyor. Hem dışta hem işte. Teslimiyetin üzerinde ne vardır? Allah'ın hükmüne razı oluyor. Allah'ımızdan gelenlere içinde bir huzur var, ondan geldi diyor ve ona muhabbet meydana geliyor hiç şüphesiz. Sükut hakkında, sükut hakkında daha ziyade kardeşlerimize söylüyoruz, aman ha diyoruz, aman ha, üstatlarımızın eserlerine dikkat edelim, riayet edelim.
Onlar bize en güzel şekilde hakikati göstermeye gayret ediyorlar, en güzel şekilde. Bu Osman Şevket Yardım Edici diye Ankara'da bir vaiz vardı. Bu on iki yaşında ilme başlamış. Evleri bütün kitaplarla dolu. Sami Sultanımız buyurmuş ki Osman adap Risalesi oku. Elbette bir hikmeti var. Boşuna söylemez onlar. Allah'ın Resulü Necm suresinde, O risalet ölçüsü içerisinde, nüfuzlük ölçüsü içerisinde, velayet ölçüsü içerisinde de onlar boş kelam etmezler. Zaten konuşmasa bile yeter. Yenililerde de Hacer Sayın Efendimiz konuşmasın, biz karşısında oturalım yeter diyorlardı. Susmak çok önemli. Sükut etmek. Boş konuşmamak. Sükuttan istifade etmektir. Buradan, sükut hakkında buraya geçmeden önce sadece bir maddesini söylemek istiyorum. Sükürttan istifade etmektir, talibi hakikat. Hakikate talip olan kimse zaruret olmaksızın konuşmamalıdır. Sadece bir cümlesini ifade ettim. Sıkıt çok önemli.
Ehlullah'ın Cenabıhakk'a kavuşmada onlara en güzel yoldan birisi nedir? Sükuttur, onların halleri bu. Ayetcelleler var, esamle. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin buyuruyor. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. Esselame. Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yok buyuruyor. Ancak nedir? Birbirlerine hayır tavsiyede bulunmak, maruf deyince tüm hayırlar demektir o. Hani Kuran-ı Kerim'de öyle bir özellik var ki sadece bir yönüyle ele almaz, her şeyiyle ve bitmez o. 0 maruf deyince güzellik bitmez ve sadakayla buyuruluyor. Sükut demektir, suntun, bu lügavi anlamı sükut manasındadır. Kuran-ı Kerim'de bir yerde geçer. A'raf suresinde yüz doksan üçüncü Ayet celilede. Cafer-i Sadık Rahmetullah Ali Hazretleri sükut hakkında, hakikat ehlinin özelliğidir diyor. İnsan bazı haller kendisine tecrübe de oluyor ve unutamıyor da.
Bunlardan bir tanesi, Kayseri'ye, biz daha okuldayız, iki kişi geldi. Bunlardan bir tanesi konuşuyor, Güzel, konuşur. İkincisi, böyle onun manevi bir hali var. Bunu Bandırma Ali Efendi anlatmıştı. Cehennemin diyor, böldüm diyor, kapısına durmuş. Girdirmem ben Allah'ım, kullarını diyecek bir güzellik var. Onu da tabii cezayı hak eden, Allah hepimizi bağışlasın kolay değil, korusun Cenabı Hak. Böyle bir kabrin yanından neden geçerken düşüneceğimiz de bu olmalı. Acaba yanından geçiyoruz ama bu içeridekiler ne yapıyor? İçindekiler ne durumda diyor. Biri konuşuyor, bir diğeri sükut halde. O Bandırma Ali Efendi'nin de rahmetli aleyh dediği gibi emin olun hep yönler ona çevrildi. Bir oturuş var, birkaç kimseyi hiç unutamam. Birisi bu Ankara'da Mustafa Erbil Bey, Sami Efendimizin halifelerinden. Kendisi bir kanser rahatsızlığı da oldu.
Hanımı demiş ki efendi biz güzel banyo yaptıralım, üzerini değişelim. İki gün sonra yapayım hanım diyor. İki gün sonra Rabbimize kavuşuyor. Üstadımız onu ziyaret etti. Ziyaret için bir kimseyi gönderdi. Bak Mustafa diyor. Hacı Hasan Efendi yaş itibariyle Üstadımız ondan küçük, eğer diyor onu ayağıma getirirsen yakayı kurtaramazsın ahirette diyor. Üstteazımızın yanında öyle bir oturuş var. Skut. Vefatında Ankara'da Hacı Bayram Camii'nde mevli dokunuyor, üstadımıza davet etmişler. Tabii gönül dostu. Sami Efendimiz, İşçihisar İç medresesine gelecek. Fakat gelemiyorlar. Şer'i bir mazeredir tabii muhakkak. Onlar izinsiz de yapamazlar o vazifeleri. Gelmeyince Mustafa Erbil Bey o ağlamaya başlıyor, efendimiz gelmedi diye. Onunla diyor üstadımız bir şiir yazmışlar, bunu eski çok kıymetli ihvanları okurlardı, hayran kalırdı.
Biri bu Devel'de İbrahim Tuna diye, asker hoca denilen, hayran kalırdık okurken. Böyle gönül, içten okuyor. Erbil'inle teselli, eyledin bizi diyor ama böyle bir kimse. Efendimiz onun mevlidinde bulunuyor. Nihat Ulu çok güzel bülbül diye bir kaside okurdu. İşte nazlı nazlı, Ötme bülbül ne derken üstadımız bundan etkileniyor. İşte derdime bir dert desen katma bülbül deyince zaten dertli çünkü onlar manevi çok görevler yapıyorlar, vazifeler yapıyorlar. Üstatımızın ithalinde bu Ürgüp'ün Taşkın Paşa, Damsa'da diyorlar, orada bir al efendi vardı, soy ismi Özcan diye. Hiç telefon telgrafı yok. Gece kalkmış, yavrum diyor etrafındakilere, arşın direklerinden birisi gitti diyor. Üstadımızı söylüyor. Mevtül alem kemevtil alem demek budur. Onların ahirete göçmesi alemin ölümü demek. Siz şöyle kabul edin, geçen de bu misali verdik zaten.
Yani yemeğin içerisindeki tuz, diyelim ki bir tatlı, bir kadayıf, o kadayıfın nesidir bize, şurasıdır. Cemiyetin ağız tadı ve lezzetidir. Derdin kalmaz, tasan kalmaz, huzurunda ilahi aşkın artar, muhabbetin artar, gayri ihtiyari insanda tazim duygusu meydana gelir. Efendimiz ellerini yüzüne kapıyor, öyle bir ağladı diyorlar. Çok kıymetli bir dost. Burada neyi anlatıyoruz biz? O sükut halinde olan kimselerin vermiş olduğu neşeyi anlatıyoruz. O zat konuşuyor Kayseri'de, tabii biz Allah'ımızın kelamına saygı duyarız. Ama o sükut halinde onun o dudağındaki tebessüm, o bakışındaki insanlar hep yönünü o konuşan bir de ona çevirdi. Bir bu zatı gördüm. İsmini söyle derseniz, ismi Mustafa Dursun Bey. İzmir'de Sami Efendimizin vazifelerinden. Sami Efendimiz Hazretleri Cüddie Efendi diye cinni, Kulepadan bir zatı anlatıyor.
İşte Yahyalı'ya geldiğimizde Hasan Efendi'nin babası Mustafa Efendi'yi ziyaret etmiştik. Orada geldi deyince hemen araya giriyor. Efendim sadece Yahyalı'da mı görüştünüz, başka yerde görüşmediniz mi deyince sükut buyurmuş, söylemem ister. Söyler mi? Tabii. Bu çok uzun gider çünkü Gavs-ı Hakalley mürşitlerimizden bir kısmı hem insanlar hem de cinlerdir. Bir gün zamanın çok sıkıntılı olduğu bir devre, aslında hiçbir sıkıntı yok, sıkıntıyı meydana getiriyorlar. Sıkıntı diye bir şey yok, neden? Bazı dünyevi istifadelerden dolayı, yoksa sıkıntıymış, neymiş, hiçbirisi yok. Biz samanlık deriz, böyle hayvanların yiyeceklerinin verildiği yer. Taşları neleri simsiyah olur, üstadımız ben gündüz bile otururdum, taşları gümüş haklı gibi olurdu diye. Neden öyle oluyor?
Mesela biz olmuyoruz da hep gezecekleri arıyoruz, dağlara bir gitsek, sular şöyle akıyor, ondan sonra çayır çemen diyoruz, onlar niye demiyor? Onlar gönüllerini cennet etmiş da onun için. Onların gönüllerinde öyle bir hayat var ki tarifi mümkün değil. Gönüllerindeki ilahi zevk, içlerini ıslah etmiş, irşad etmiş. Yani dışarıya gerek yok, içinde onlara on sekiz bin alemin cenneti açılmış, ne yapsın? İşte bir tanesi dağda bulunurmuş da demişti yalnız ne yapıyorsun, ne yalnızlığı. Ben beni zikredenle beraberim, ben Rabbımlayım diyor. Orada bir baygınlık hali geçirmişler zikirde. Dedem haber gönderiyor, Diyor ki Cüddiye Efendi Hazretleri otuz üç müridiyle iştirak ettiler. Evladım bu baygınlık hali ondan geliyor, biraz zikrullahı tatil edin diyor. Mustafa Dursun, Aksoy. Gönül ehli insanlar, konuşmasına gerek yok. Gördüğümde inanın şu balın bir sızma hali olur.
Şimdi kovandan çıkarırız balı, bal petekler olur. Onu böyle bir kaba böyle sızdırırlar, sızdırırlar, onun gibi. Niye konuşursunuz zaten? Sami efendimizin torunlarının düğünüydü, inanın sohbet ettiği o salona, penceresine ihvan böyle kuşlar gibi kondu böyle, kuşlar gibi. Orada üstadımız üzülmüşler, ne olur? Efendimizi şöyle büyük bir yere atsalardı ihvan canını verecek efendisini görmek için diye. Hani nasıl görmek istemesin? Erenköy'de herhalde bir sohbet buyurdular. Ayağımın biri dizimin yerdeydi, birini koyamadım, o kadar kalabalıktı. Kendi sohbete iştirak buyurdular ama mübarek ellerini kaldırarak Esselamu aleyküm, Esselamu aleyküm, bir huzur veriyor bir selamı. Oturdu, hiç konuşmasına gerek yok, konuşmaz zaten. Sükut hali bile yetiyor. Zaten konumuz da o. Ayrıldılar selamlayarak, üstadımız kapıya durdu, bir dakika dedi. Herhalde böyle bir manevi tecelli mi oldu, ne olduysa?
Cemaat seste yükselince hep kulak kesildiler, zamanın kutbul aktabının elini saygıyla öpenlere ateş haramdır dedi ama hep bir karıştı. Şuna benzetiyorum, la taş piveler temsildirler. Böyle balıklar suyun içerisinde bulunur, böyle yem atıldı mı böyle bir karışa verirler, La teşbih diyorum. İhvan böyle aşk deryasında bir çalkalanı verdiler. Kim bu, kim bu diye Hacı Hasan Efendi diye. Sükut oturuyor, konuştuğu da yok. Ama gönüllere neler indiriyor, neler indiriyor. Miraç hadisesinde bin bir kelam mı kıldı Cenabı hak? O bir anda zuhur etti. Ve sonra efendimizin miracı her zamandır. Her zaman miraç içerisindedir. Nasıl izah edeceksin bunu? Ne ayet ne hadis? Ayeti de var, hadis-i şerif de var. Benim Allah ile bir vaktim var buyuruyor. O Cenabı Hak'tan bir an bir ayrı değil, mümkün mü? Efendim biz vaktin geçtiğini biliyorum, Somd, sükut manasınadır.
Kuran-ı Kerim'de A'raf Suresi yüz doksan üçüncü Ayet-i celîlede, Cafer-i Sadık hakikat ehillerinin huyudur, ahlakıdır, değeridir, kıymetidir. Dünya ve ahiret rahatlığının, huzurunun anahtarıdır. Bunda Allah'ın rızası vardır. Böyle sükut eden kimsenin günah işlemeyeceği için hesabı kolay geçer. Daha vemaahu azlül heva ve riyasetün nefs, nefsinin irşad ve ıslahına sebep olur, nefsani arzulardan kurtulur ve ibadetini tat ve lezzetini alır. Ve zevalu gasvetil kalp, kalbinin katılığı gider. Vel'l-alfa, vel merua, avvar, böyle bir kişilik, efendilik, böyle saygı duyulacak bir hale gelir. Bak üstadımızın evlatlarından biz hafız müsaade verdik, böyle bir bahçedeyiz, o zaman rahatsız dedi. Böyle geliyor, emin oluyor, gelirken belli oluyor, gelirken. Onun o manevi vakarı, bir hibe hali besbelli oluyor. Buraya askeriyeden bizzat gelmiş ta ellili yıl mıdır nedir, belki daha eski olabilir.
Yanındaki oturanlara yanında belediye reisleri ne var, emniyet amirleri. Şu gelen kim diyor. Bu kimse diyor bir kişiyle tartılsa bu ağır gelir. Meğer Şeyh Mustafa, Hadisallahu Sırra üstazımızın dedemin evlatlarından biri. Klaus abimiz. Şükür hali, boş konuşmamak, hep hayır konuşmak. Lisenü'l hilim, yumuşak huyluluğun dilidir buyurmuşlar. Daha bizim gibi insanların sükutu dilinin konuşmaması. Ariflerinki, gönüllerinin, gönüllerinin sükutu ne demek? Aldığı feyiz, manevi, varidat, doğuş, tecelliyat-ı ilahi. Muhabbet ehillerinin nedir? Bütün gönüllerinden artık onlar da böyle bir düşünce olmaz. Yalnız Ashab-ı Gözü'nden, Sa'dipnü Muaz radıyallahu anh, eğer diyor cennet hatırıma gelir, dünya hatırıma gelirse namazı kaza ederim. Cennet hatırıma gelirse secdeyi şeyi, inşallah yanlış söylemeyiz. O değilse bile, o Saadet Muaz diye hatırlıyorum, biz diyor seyir secdesi yapardık.
Kim dilini ve kalbini muhafaza ederse Rabbıyla adeta dilleşmeye başlar. Eğer dili sükut eder, kalbi sükut etmezse, dil ve kalbi sükut etmezse o zaman kene memleketun iliş şeytan, Allah korusun, ve musahharatul leh, şeytanın maskarası olmaya başlar, Allah korusun. Allah'ım, yanımıza bile yaklaştır bunu. Esaade Elbili Hazretleri benim ihvanımın semtinden bile geçmez Diyorlar ki efendim çok aldananlar var, onlar rabıtası olmayan değişik insanlardır. Anlaşırsın artık. Sükutu iki şekilde ele almışlardır. Bir umumi sükut, bu dilin korunmasıdır. Gıybetten ve yalandan dili korumak. Has insanlarınki nedir? Allah'ımızın azamet-i ilahiyesi belirir. Huzurdadır onlar. Ne diyeyim, Rabbimizin huzurunda olan kimselerdir. Böyle valide sultan Sami Efendimizin zevce-i muhteremeleri böyle gelenler olurmuş. Tabii kendileri de bulunduğu için böyle yabancı kimse değil, kendilerinden işaret edermiş.
Aman ha, gelmeyin, bille değil, elle. Gelmeyin babanız büyük bir huzurun içerisinde şu an diye. O her zaman huzurun içerisindedir. Hak karşısında sükut etmek bu kimse dilsiz şeytandır diye Ebu Aliyyet Tektak Hazretleri de ifade buyurmuştur. İbni Arabi Hazretleri, Hadisullahi Suzi, El Hikme Fisund, hikmet sükuttadır. Hikmet nedir? Nurdur. Konuştuğu gönle huzur verir, dilinden çıkan söz, kalbimizin içine giren İmamı Ali radiyallahu anh Efendimiz, İmamı Ali radiyallahu anh ismini zikretmek insana bambaşka bir huzur verir. Bu peygamberlerimiz olsun, bunların yanında Ashab-ı Güzin olsun, Veliler olsun, huzur verir. Sükutun çokluğu insanda manevi bir vakar, hazır olur. El Hikmetü Fisun demiştir Muhyiddin-i Arabi Hazretleri. Daha da uzun, uzun uzun ifade edilmiş. Mesela gönül aleminin daha ötesinin de huzuru, sput hali. Şimdi dil değil, halp değil, halbin de ötesi.
Ne geçmiş ne de gelecek O andaki hal. Şimdi nasıl izah edeceğiz bunu? Tabii böyle deyip geçmekle olmaz. Esad Elbili Hazretleri'ne buyuruyordu, sultanım, efendim, tecelliyata mazhar oldunuz mu üç defa diyor. Birisi şu halimdir diyor, o kutbiyet hali, o konuşsa da zaten huzurun içerisinde, o havuçmuş artık, gelişmiş. Cenabı Hak yolla,