Salatü Selamın Gücü ve Manevi Kazanç kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Efendimizden rivayet ediyor, iki cihan güneşi sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyuruyorlar. Kim benim üzerime salatü selam okuyacak olursa, Daha nice salatü selamlar getirecek olursa, çünkü yüzlerce salatü selam, Nebiyy-i Ekrem Efendimize, değişik tarzda…
Salatü Selamın Gücü ve Manevi Kazanç ne anlatıyor?
Salatü Selamın Gücü ve Manevi Kazanç kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Efendimizden rivayet ediyor, iki cihan güneşi sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyuruyorlar. Kim benim üzerime salatü selam okuyacak olursa, Daha nice salatü selamlar getirecek olursa, çünkü yüzlerce salatü selam, Nebiyy-i Ekrem Efendimize, değişik tarzda…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Efendimizden rivayet ediyor, iki cihan güneşi sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyuruyorlar. Kim benim üzerime salatü selam okuyacak olursa, Daha nice salatü selamlar getirecek olursa, çünkü yüzlerce salatü selam, Nebiyy-i Ekrem Efendimize, değişik tarzda okunmaktadır. Benim üzerime salatü selam getir, getirdikçe, melaike I kiram ona, Allah'ın rahmetinin, mağfireti'nin, lütfunun, ihsanının, sonsuz ikramının yağmasına vesile olur. İster ister ister çok okusun, isterse arz okusun. Bu Nebiyy-i Ekrem Efendimiz ile sallallahu aleyhi ve sellem alaka kurmamıza vesile, tanışmamıza vesile, yarın ölürken hesapta, kabirde, kabirden kalkışta, defterlerimizi alışta, mizanda ve sıratta her türlü sıkıntıda bize yardımcı olması için.
Salatü selamın en büyük anlamlarından birisi, Nebi-i Ekrem Efendimizin ahlakıyla ahlaklanabilmek, onun edebiyle edeplenip, on ikiden hurma deriz ya, Eğer namlu temiz olacak olursa, kirli paslı olmayacak olursa on ikiden vurur. Eğer kalbimiz zikrullah ile, kalbimiz ibadet taatle, kalbimiz tebliğ ve davetle, kalbimiz ev hayatımızı, Rasulullah'ın ev hayatına, ticaretimizi haksız ticaretten, Allah'ın acı çayın veya kahvenin içerisine atılan şeker gibi, onu tatlı bir hale getirecek olursak cemiyeti, cemiyetin ağız tadı olabilirsek, o zaman salatü selamlarımız hatul hatına yükselir. Öyle bir salatü selam ki, Cenab-ı Hak Evhamallahü Teala ile Musa aleyhisselam, Eğer Allah'a hamd eden olmasa, ensemadan bir damla dahi düşürmem. Nedir Han?
Han yaratılan bütün azanın ne için yaratıldığını bilerek, onu isyana malzeme etmeden, onu ibadet ve taat de kullanmak, onu insanlığın kurtuluşu için, onu insanlara faydalı olup, zararlı olmamak için, ebedi hayatın temini için çalışıp gayret etmek suretiyle hamd edenler olmasaydı, El semadan bir damla yaş bile indirmezdi. Yeryüzünde bir tane dahi bitirmezdi. Zaten semadan yağmasa, yerden biter mi? Gözden Allah için Celle Celalühu yaşlar akmasa, gönülde güzel ahlak, irfan çiçeklerine benzettiğimiz, gülzar bahçesi diye haber verdiğimiz manen, kalpte manevi nimetler zuhur eder. Kibirden, tevazua, gazaptan, hilmiyete, hilekarlıktan, insan, birbirlerinin kurtuluşu için temin eden, kurtuluşunu temin eden, güzel ahlaka geçmesine vesile olur.
Eğer gözden Allah için yaş katacak olursa, gönülde tevazu gibi, cömertlik gibi, tevekkül gibi, Allah'tan gelen her şeye razı olmak gibi, Münir her halimiz ile Mevla'ya dönüş gibi, nimetler ancak o zaman zuhur eder. İster misin Ya Musa, diline sözünden daha yakın olayım? Kalbine, gönlüne düşen düşüncelerden daha yakın olayım. Bedenine ruhundan daha yakın olayım. Ve gözüne, gözüne görmenden daha yakın olayım. Gözüne görmenden daha yakın olayım. Evet ya Rabbi. İsterim gözüme görmemden daha yakın. Bedenime ruhumdan daha yakın. Kalbime düşüncelerimden daha yakın, dilime sözlerimden daha yakın olmanı elbette isterim. Sallallahü aleyhi ve sellem, o zaman ya Musa Muhammed'in üzerine salatü's selamı çok arttı. Elbette Halidellemnezel bize yakındır. Burada anlayacağımız, onun bize yakınlığını hissedebilmektir.
İşin tam anlamı, tam cehalet gideceğimiz husus, Türk noktası, bizim, Halık'ımızın bize yakın olduğunu bilmekle birlikte, onu hissedebilme duygusu murakebedir. Allah'ımız elbette, Biz kulumuza kendinden daha yakınız. Bu yakınlığı hissedebilme duygusu murakabedir. Artık dünyada ve ahirette arzu edilen, şeytanın oyunundan, nefsin hilesinden, bizi fena yollara çekip, o fiili kötü fiili işletmesinden, dünyanın geçici cazibesinden ve yolumuzu şaşırtmaya çalışan, insanların bütün hilelerinden bizi kurtarıp, ebedi güzelliğe erdirecek olan ve erdiren net muhakkak bu gibi güzelliklere gerdiren, Allah'ın Rasulünün ve onun manevi varislerinin, vaizleri, öğütleri, nasihatleri ile küfürden, isyandan kurtulan felaha vermiştir.
Kalbiyle Cenab-ı Hakk'ın azametini, yüce kudretini, vermiş olduğu sonsuz nimetteki hikmetleri, eşyanın hakikatini, Veddiliyle de, halk ve şükür makamında olan, Zikrullah'a devamı onun kurtuluşuna vesiledir. Muhakkak, kendisini, kafasını küfürden, şirkten, nifaktan kurtaran ve de terasına Rabbihi gönlünü de ahlak-ı rezaliyye dediğimiz kötü ahlaktan, hem lisanen, hem de kalben zikretmek suretiyle, insan felaha erilmiştir. Demek ki kalbin zikri, dili damağa yapıştırarak, yapmış olduğumuz zikrin anlamı, yüce kudretin tefekkürüdür. İsimlerinin, sıfatlarının ve fiillerinin, gönülde, azamet-i ilahiyyenin tefekkürü, dinde ise, bu azamet-i ilahiyyenin ifadesi, bedende de Esma'nın isimlerinin, sıfatlarının ve fiillerinin hayatımıza geçmesidir. Beş vakit namazı kılmak veya bayram namazı diye de ifade buyrulmuştur. Onlar dünya hayatını tercih ediyorlar.
Çünkü dünya Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimizin, hadis-i şeriflerinde belirtildiği üzere, tatlıdır ve yeşildir. İnsan bu değerlere, geçici değerlere önem verirler. Halbuki Ahiret hayatı hayırlıdır ve ebedi olan da odur. İmam-ı Gazali Rahmetullahi Ali Hazretleri, İnsanı tabiat olarak, nefis onu her zaman üstün göstermeye çalışır. Ondan ise kurtulan çok azdır. Onlar dünya hayatını tercih ediyorlar. Halbuki hayırlı olan ahiret hayatıdır. Ebedi olan da odur. Bir kısmı buyurdular ki, eğer şu dünya nimetleri bütün altın olsa, sadece burda değer ifade edilmiş oluyor. Bütün altıl olarak kendisine sunulsa dünya, O mutlak bir gün yok olacak bitecektir. Eğer ahiret bir çamur da olsa, gebecidir. Akıllı olan hiç geçici olana, geçici olanı, ebedi olana tercih gider mi?
Hiç şüphesiz bu, Daha evvel geçen Enbiya-i Uzamın kitabında, sahifelerinde ifade buyurulduğu gibi İbrahim aleyhisselam'ın ve Musa Aleyhisselam'ın da sahifelerinde veya buyurulmakta olur. Allah ne kadar kitap indirdi? Allah yüz saatte dört de kitap indirmiştir. Aşırı rasahide. On sahife indirilmiştir. İbrahim Aleyhisselam'ın sahifelerinde ne yazıyordu? Daha ziyade hemen hemen hepsi misallerle dolu. Mesela, Ey Ey gururlanan insanlara zulmeden melik. Sen zulmediyorsun ama bir gün seni toprak içerisine alacaktır. Ve diğer sahifelerde de, diğer sahifelerde de, insanlığın uyanışını temin eden, uyanışını temin eden, vaaz-u nasihatler mevcuttur. Mesela, mesela, akıllı insanlar için, şu üç husus gereklidir. Onlar ahiret için hazırlık yaparlar. Akıllı olan kimse zamanını şuk diye kullanır. Üçüncü olarak Hafivan li lisen Dilini de her türlü uygunsuz hareketlerden korur.
Eğer kişi sözünün konuştuğu her kelamın, haydolunduğunu amel defterine bilecek olsa, o söze söylemez. Kultu ya Rasulallah, Musa aleyhisselam'ın sahifelerinde ne yazıyorduk hala, Hepsi ibretli sözlerdi, insanları uyandıran sözlerdi. Kişi biliyor ki mutlak ölüm vardır ölecek ama yine buna rağmen şımarı yok. Biliyor ki her şey bir ağaç dahi yaprağını, emri ilahi ile düşürüyor. Buna rağmen ey yetaru boş yere yoruyor kendisini. İşte şu bunun eliyle oldu. Bu bunun vasıtası ile oldu. Şu şöyle etmeseydi bu böyle olmazdı. Bu böyle yapmasa şu böyle zuhur etmezdi diye, bunu da efendimiz şöyle olmasaydı, böyle olmasaydı ifadelerini nipak bularak haber verirler. Biliyor ki dünya değişiyor. Dünyadaki insanlar doğuyor, büyüyor, ölüyor. Kainat bir sarsıntı ile, bir tsunami ile, haritalar bile değişiyor. Yine de dünyaya gönlünü kaptırıyor. Biliyor ki hesaplardır.
LİMEN, yarın her yaptığımız işten sorumlu olacağımızı, bir nefesten en az üç hesaba çekileceğimizi bilmesine rağmen insan, Amelde bulunmuyor, İbadet ve taat de farzından sünnetinden değil de farzından kılalım diyor. Yoruluyor, yerine göre tesbihatında tevki Efendimiz, ya Rasulallah bana bir tavsiyede bulur. Sana Allah'tan korkmayı tavsiye ederim. Hem işin başı korkudur. Niye derseniz, eğer Allah'tan korkarsak o adam alış verişinde aldatmaya çalışır mı? Allah'tan korkarsa, yaptığı işlerde bir başkasının hakkını gasp etmeye çalışır mı? Bir hile, buna mekir derler, desise derler. Şeytanın aldatması ile yanlış yollara hiç girer mi, mümkün mü? Ev hayatındaki durumlar tamamen son zamanlarda değişmekte, geçimsizlikler daha fazla artmaktadır. Sebebi ise, ayat-ı ilahiye evlerde haz okunur. Rasulullah'ın Hadis-i Şeriflerinden haz haber veriliyor.
Büyüklerimizin manevi hallerinden, Evliyaullah'ın Tabakatü'l Kübra diyoruz, manevi hallerinden anlatım diyor. Yavrularımıza büyüklerin, büyüklerimizin yaşantısından haber verin mi? Ev hayatı, bir başkalarının ev hayatına benzediği için, kardeş kardeşle geçinmiyor. Baba, anne ile geçinmiyor. Her gün bir huzursuzluk ağız tadıyla yemek bile yetmiyor. Eğer devlet büyüklerimiz bize, kişi sofraya oturduğunda, ağız tadıyla yiyecek olsa, birisine, birbirlerine şefkat ve merhametle bakacak olsa, tüyleri adedince, Allah'ın rahmeti, bereketi o sofraya yan diye. Kuran-ı Kerim okuman ve Zikrullah'a devam etmeni sana tavsiye ederim. Artık bu iş, bu her işin başıdır. Kultü dedim ki, Tebazi Hazretleri, ya Resulullah bana ziyadeleştir. Ashab-ı Kiram'ın hususi olarak efendimizden istediği tavsiyeler var. Bu ayrı bir konu olduğu için, ele alamayacağım ama birkaç tanesinde hemen zarurete binaen söyleyecek.
Mesela biz mürşid-i kamillerden, evrad alıyoruz, ezkarabuhu. Neden alıyoruz? Musa aleyhisselam diyor ki, Ya Rab, bana hususi bir telkinde bulun. Ya Musa, kelime-i tevhide devam et. La ilahe illallah. Diyor Ya Rab, herkes bunu okuyor. Bana hususi bir telkin olsun. Ya Musa. Yedi kat sema ve arz. Terazi'nin bir tepesine, Kelime-i Tevhid de bir tepesine konsa, ama okunan bu tevhid, sadece, sadece hakimiyetin bütün işlerimizde, güçlerimizde, emri ilahinin geçerli olması ve sadece ona ibadet etmek, sadece ondan yardım beklemek, maksat ve gayenin rızanın ondan beklenmesi olacak olursa ağır basar diye buyuruyor. Çünkü kelime-i tevhidde, muh lisan tabiri geçer. Ne güzel büyüklerimiz ifade buyurmuşlar bu muh lisan tabirini bize kelime-i tevhidi okuturken, nefessiz okutmaya çalışmış. Murakabelerde okutmaya çalışmış. Anlamı nedir bunun?
Sadece mevlar için olması bütün işlerimizin, onun dışında hiçbir maksat ve gayenin olmaması için bu yolları bütün açmışlar ama hürmet bizi haline getir. Çünkü habibim, ben hidayet etmedikçe sen hidayet edemezsin buyurdu. Bizde bu hidayete talip olmamız gerekir. Dedi ki, Ali Kenanallahu veche efendimiz, ya Rasulallah bana hususi bir temkinde bulun, aynen Musa aleyhisselam'a buyurulduğu gibi. Bir de biz cemaat olarak da toplanıp Rabbi Zülcelal'imizi anıyoruz. Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Medine-i Münevvere'de cemaati topladılar. Buyurdular ki içimizde yabancı var. Bu yabancı ehli kitapta, Yahudi ve Nasara'dan olan var mı Yahudi ve Hristiyanlardan? Hayır ya Rasulallah. Kapı ve pencereleri kapatın ve kelime-i tevhidi okudular. Bu da umumi yapılan görevlerimizin ne için yapıldığını bize ifade eden, Nebiyy-i Ekrem Efendimiz'den ve ashabından bir örnektir.
Ebu Zer hazretleri de böyle bir telkinde, bulunmasını Efendimizin hususi bir ona telkinde bulunmasını istiyor. Efendimiz de buyuruyorlar. Bana arttır ya Resulullah. Seni sakındırırım. Çok gülmekten seni sakındırırım. Çünkü kalp güldürdü. Efendimiz bir defasında bir cemaatin yanından geçiyordu. Gülüşüyorlar, duruyorlar ama çok sesli bir şekilde duruyorlar. Buyurdular ki bunlar ölümü hatırlamıyor. Bunlar kabri hatırlamıyor. Kendilerinin en fazla tebessümleri diyelim onun için. Azı dişleri görünceye kadar. Onun dışında kat'iyye. Eğer çok güdecek olursanız, o zaman kalbinizde Allah'ın nuru da kalmaz. Size gerekli olan Kuran-ı Azimüşşan'ı okumak, Cenabı Hakk'ı zikretmek, yeryüzünde sizin için bir nurdur. Bu nur ile Allah'ın huzuruna varacaksınız. Semada denmesi de Rabbi Zülcelalimizin melekleri katında rahmetle de yad olunacaksınız. Ya Rasulallah, zikmi bana artır, diye Allah'ın Resulü.
An sana gereken Allah yolunda cihad etmektir. Ümmetimin ruhbanlığı budur. Sana gereken sükuttur. Ancak hayrı konuşman o müstesnadır. Eğer hayır söz konuşur, şer bir kelam etmeyecek olursa, işte bir başkasının düzenini bozmak için, rahatını bozmak için, manevi hayatını mahvetmek için, Allah korusun, oradan alıp bir sözü bir diğer yere taşımak suretiyle, kendini helak etmeyecek olursan, bunlardan dillerini gönlünü koruyacak olursan, Şeytanı bu tarz eder, ne gönlüne girer, ne etrafında dolaşır. Mahv. Ve Allah'ın ve Teala emri dünya iken, dünya işinde de sana yeterli olur, süfut edip ancak hayır konuşmak. Ben buyuruyor Kabul Ahbar'dan rivayetle, Musa aleyhisselamın sahifelerini okudum. Bunda birbirleri ile alakalı şu sıfatlar vardı. Kim dünya endişesiyle uyanacak olursa yatağından kalktığında, Allah'ı kendisine azaplı olarak bulur. Çünkü kendimizi hesaba çekeceğimiz üç an vardır.
Birisi sabah, biri öğüne, biri de yatağımıza gireceğimiz an, acaba vakitlerimiz nasıl geçti diye. Dillerimiz nasıl konuştu? Gözlerimiz nasıl battı? Kulaklarımız neleri işitti? Ayaklarımız hangi yolda yürüdü? Eğer eğer o kimsenin endişesi endişesi dünya olacak olursa, Cenabı hak kalbinden ahiret korkusunu kaldırır. Üçüncü olarak, kim başına geleni şikayet etmeye başlarsa, bir ora, bir bura dolaşmaya başlarsa, Sanki Allahü Zülcelal'i başkasına şikayet etmek gibi olur. Kim bir zengine, varlık sahibine, artık o anlamları gelir. Zenginliğinden dolayı, arağa kalkacak olur. Ona iltifat ederse, dininin üçte ikisi gider. Kim ki rızkının nereden geldiğini hiç düşünmüyor. Helal yoldan mı, haram yoldan mı hiç bunun endişesi yok kalbinde.
Sıddık-ı Azam'ın radiyallahu anh, bir hizmetçisinin süt getirdiğinde, bunu nerede kazandığı, işte kehanetle elde ettiği maldan deyince, içmiş olduğu o sütü dışarı çıkarmaya gayret eder ve çıkaramadığından dolayı da Ya Rabbi beni bağışla dedi. Böyle bir endişe taşımayacak olursa, Şimdi rızkının nerden geldiğini helaldan ve haramdan hiç düşünmüyor o zaman. Allah'ımız da ona hiç itibar etmez, cehennemin hangi kapısından girerse girsin. Kim ki, işlediği hatayı sevinerek anlatacak olursun. Böyle küftikhal vererek anlatıyor, sevinerek anlatıyor. Şunu diyor şöyle aldattık, bunu böyle aldattık. İşte şöyle ettim, böyle ettim demeye kalkarsa, o ağlayarak ateşe girecekti, öyle kolay değil. Bir ateşi görmenin, sadece ateşi harama bakmak suretiyle gösterilecek olsa göz kalmaz. Kim hacetini insanlara açmaya başlarsa, o zaman Allah onun iki gözünün arasına fakirliği yazar diye buyuruyor.
Biz müjde ile tamamlamamız icap eder. Eğer Ramazan-ı Şerif'te, hiç şüphesiz Rıza-yı Mevla'yı dileyerek oruç öyle bir tabir ki, Allah'ımızın Celle Celalühu ahlakıyla ahlaklanmaktır. Büyüklerimiz, her saat-ı affı ilahi olan Ramazan-ı Şerif'te Sami Ramazanoğlu, Abdest Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin annemizden ahvali sorulduğunda, Cuma gecelerinde ve Ramazan-ı Şerif gecelerinde yatağa girmezdi. İmam-ı Azam rahmetullah Ali hazretleri, gündüz, gündüz bir hatmi şerif, gece bir hatmi şerif, teravihiyle hatmi şerifle kılmak suretiyle eda edenler, riayet edenler, Mevla namımıza dönersek, o zaten ilk başında, ilk başında Bismillahirrahmanirrahim diyor, sahurunu yapıyor, Ramazan-ı Şerif'in bayram gününde de iftihar ediyor. Nasıl yapıyor? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Rabbimin katında yer ve içirilirim. O, ona mahsus bir haldir.
O da velayet gürültüsü içerisinde, Rabbimiz katında nimetlenen hayırlı kimselerdendir. Ramazan-ı Şerifi hiç şüphesiz, böyle getiren kimselerin de. Sadece yemekten, içmekten, cinsi münasebetten uzak bularak değil. Bütün azamıza da isyana gitmemesi için oruç tutturacak olursak ve bunu da Ramazan-ı Şerif'ten sonra devam ettirirsek, altı gün Şevvalden de oruç tutacak olursak, bütün seneyi oruç tutmuş ecir ve mükafatına beririr. Sebebi en az Cenabı hakk'ın bire on lütnebüsünden dolayı, pazartesi ve perşembe günleri, eğer yapabilirsek pazartesi ve perşembe günleri, Arabi ayları on üç, Arabi ayları on üç, on dört ve on beşinci günlerinde oruç tutarsak, vesair işte mübarek günlerde de muharremahi gibi, onlarda da oruç tutacak olursak, dinimizde biliyorsunuz Ramazan-ı Şerif'te, Ramazan-ı Şerif'te, bir gün bayramında oruç tutmak haramdır.
Kurban Bayramı'nda dört gün, Ramazan-ı Şerif'te bayramdan bir gün, birinci gün oruç tutmak, katiyen caiz değildir. Bunun dışında, altı günde oruç tutulursa Şevvalden, efendimiz aleyhisselam arz ettiğimiz gibi bütün yılı oruç tutmuş ecir ve mükafatına ereriz. Oruçta gitmiş olduğumuz, faydalandığımız, istifade ettiğimiz bu güzellikleri, hayatımızın her alanına da evimize, barkımıza, etrafımıza, konumuza, komşumuza her tarafa da yaygınlaştırmaya gayret dilerir. Çünkü ele geçecek gibi bir nimet değil, Nebi Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, eğer kişi Ramazan'ı şeridin kadru kıymetini bilse, bütün günlerinin Ramazan'ı Şerif olmasını arzu eder. Şimdiden bayramımız mübarek olsun. Cenab-ı Hak her anımızı kendisine nazarla bayram kılsın. Habibi'nin sohbetlerine oturmak suretiyle bayram kılsın. Ehlullah'ın sofrasından istifade etmek suretiyle bizim her anımızı bayram etsin.
Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi serin sohbetini dinlediniz.