Salatü Selamın Faydaları ve Ruhun Arınması | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Salatü Selamın Faydaları ve Ruhun Arınması
Salatü Selamın Faydaları ve Ruhun Arınması kaydında Bir kimse nezdinde, bir kimsenin yanında ismim zikrolunduğu halde bana salatü selam göndersin, tahkike, bir kere salat gönderenlere Cenabı Allah on defa rahmet eder. Bizim üstadlarımız görüşmeye başlamadan önce salatü selam'la konuyu konuyu açarlar. Bunun bazı hikmetleri var. Onlardan bir tanesi de aleyhissalatu vesselam efendimize…
Bir kimse nezdinde, bir kimsenin yanında ismim zikrolunduğu halde bana salatü selam göndersin, tahkike, bir kere salat gönderenlere Cenabı Allah on defa rahmet eder. Bizim üstadlarımız görüşmeye başlamadan önce salatü selam'la konuyu konuyu açarlar. Bunun bazı hikmetleri var. Onlardan bir tanesi de aleyhissalatu vesselam efendimize getirilen salatü selam ile hem gönüllerinin açılması hem beyinlerinin hem de konunun en güzel şekilde ifade edilmesi içindir. Biz üstadımızda gördüğümüz vaiz notlarında bir Ayet-i Celile'yi Cemile almışlar, herhalde ona şahit sadedinde iki de hadisi şerif. Bir ayeti celile alıyorlar. Ondan sonra da iki hadisi şerifle onu besliyorlar. Zaten hadisi şerifler Cenabı hakk'ın ayat-ı ilahiyesinin tefsiri mahiyetindedir. Onu ifade eder. Onu açıklar. Zaten kendi evasından konuşmaz. Ve görüşmelerinde ekseriyetle hemen hemen, hepsinde salatü selam ile başlıyorlar.
Bir kimsenin yanında ismim anıldığı halde bana salatü selam göndersin. Eğer bir defa salatü selam gönderirse on defa rahmet eder. Allah'ımız Allah'ımız Rahman ve Rahim. Bütün sıfatlarıyla muttasıf olan kemal sıfatlarla Mevla-yı Zülcelal'imiz. İnsan bir defa salatü selam okuduğu zaman on defa rahmet-i ilahiye ona nazil oluyor. Böyle kendi aramızda bazı işlerimiz olur insanların. Mesela bir alıp veriş hususu, alıp verme satış hususu, ne kadar vermişse o kadar alır. Onun üzerinde değil. Mesela on vermişse on alır. Burada ise biz Hadis-i Şeriflerde de bütün ibadet ve taatlerde de gördüğümüz kişi bir güzel amel işlediği zaman Cenabı hak on misliyle mukabelede bulunuyor. On misliyle. Bu kişinin gönüldeki hallerine göre de değişiyor tabii. Kimisine yüz, kimisine yedi yüz, kimisine et affın müdafaa, kalp be kalp, kimisi de hesaba sığmayacak şekilde Allah'ımızın lütfu ve keremi.
Cuma gecesi olması hasebiyle Aleyhissalatü Vesselam efendimize salatü selamlar ulaştırılırken bir melek vasıtasıyla ulaştırılır. Fakat cuma günü Nebi Ekrem Aleyhissalatü Vesselam efendimiz direkt kendileri alırlar. Şimdi milyarlarca insan salatü selam getiriyorlar. Efendimiz bunlara nasıl mukabelede bulunuyor, bunları nasıl alıyor denirse mesela güneş bir tanedir. Fakat her tarafı aydınlatıyor. Bu ona da benzemez. Zaten ay ve güneş onun nurundan halkı olunmuştur. Bunu hocalarımız anlatırlar. Bir tanesi sevgili peygamberimizi sallallahu teala aleyhi ve sellem rüyasında görür. Diyor Ya Resulallah beni tanıdınız mı? Hayır, tanımadım. O kimse de der ki sizin mübarek kelamınız ya Resulallah, ümmetimi bir babanın evladını tanıdığından daha ziyade tanırım deyince, o salatü selam getiren ümmetim buyurur. Daha sonra çokça salatü selam getirmeye başlar.
Aleyhissalatü Vesselam efendimiz artık direkt kendi isimleriyle kitapta bulunurlar. Demek ki burada onunla bir tanışıklık meydana getirmemiz gerekiyor. Daha burada. Bazen insan sıkıntı getirir. Olur, insanoğlu hem sürurdur hem kederdir, bununla yoğurulmuştur. Her zaman neşe içerisinde olmaz. Bazen de musibetler olur. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz İşte kullarımdan bir kuluma teveccühte bulunacağım zaman lütuf ve ikramda onun bedenine hastalık veririm. Eğer bedenine bir hastalık vermezsem evladına veririm. Eğer evladına vermezsem malına veririm. O da güzel bir kabul ile, sabır ile bunu karşılarsa ben de onun için ne mizan ne de divan defterini açarım, bunu açmaktan haya muamelesi ederim buyuruyor. İnsanın hayatı bu. Devamlı inişli ve çıkışlıdır. Burada bizim tavrımız çok önemli. Yine Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar, müminin işine taakip ederim.
Salatü Selamın Faydaları ve Ruhun Arınması ne anlatıyor?
Salatü Selamın Faydaları ve Ruhun Arınması kaydında Bir kimse nezdinde, bir kimsenin yanında ismim zikrolunduğu halde bana salatü selam göndersin, tahkike, bir kere salat gönderenlere Cenabı Allah on defa rahmet eder. Bizim üstadlarımız görüşmeye başlamadan önce salatü selam'la konuyu konuyu açarlar. Bunun bazı hikmetleri var. Onlardan bir tanesi de aleyhissalatu vesselam efendimize…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Nimete kavuştuğu zaman azmaz. İşte bu kadar mala mülke sahip olduk diye çılgınlık yapmaz. Süleyman Aleyhisselam'ın dediği gibi Neml Suresi'nde acaba şükredecek miyim, etmeyecek miyim? Bu benim Rabbimin fazlındandır, ihsanındandır, ikramındandır. Hep ondan gülüyor. Yani kendi gücü, kendi kuvveti, kendi aklı bununla değil, Rabbimizin ikramı olarak görüyor. Demek ki nimete kavuştuğumuz zaman Allah'ımıza hamdedip şükretmek, ibadet ve taatimizde hadliyen gevşeklik yapmamak, bir musibete uğrayınca da şikayet etmemek, sabretmek her iki halde mükafat bulmuş oluyor şüphesiz. Evet insanın başına her türlü haller geliyor. Ayşe'nin Sıddıyka validemiz Radıyallah anha ve Fatımetüz Zehra radiyallahu anha annemiz halinden şikayet edince bu şikayet öyle bizim anladığımız manada değil. Allah'a hamd içerisinde. Ama bir yardımcı istiyor iş ve güçleri için.
Nebi Ekrem Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhisselam kızım ya Fatıma dünya kederle, neşeyle birdir buyuruyor. Rabbimiz Adem Aleyhisselam'ı halk buyurduğu zaman biliyorsunuz otuz dokuz sene keder yağmuru, bir yılda neşe yağmuru yağmıştır. Müminin kederi neşesinden fazladır. Ama dengeyi çok iyi korumamız gerekiyor. Eğer sabredersek o anda Rabbimizin vereceği mükafat da elbette tarifi mümkün değildir. Bu sıkıntılarda, bu derslerde demek istediğimiz şu, biz Rabbi Zülcelal'imize kulluk vazifemizi yerine getireceğiz. Büyüklerimiz diyorum ya Efendimiz Hazretleri vaaza başladıkları zaman salatü selamla başlıyorlardı. Onların vaiz, şukkaları derler. Notlarını gördüm. Bir ayet, iki hadisi şerifle devam ediyorlar. Hadisi şerif onun artık tefsiri mahiyetinde. Birçok mükafatlar var. Görüyoruz ya insanlar kendi arasında ne vermişse o kadar karşılığını buluyor.
Ama Rabbi Zülcelal'imiz gönlümüzdeki halimize göre gönlümüzün durumuna göre mükafat var, ihsan var. Hatta ölçüsüz bir şekilde veriliyor. Tarifi yok. Sallallahu teala aleyhi ve sellem efdalü min aktir rikab. Efdali kainat efendimize salatü selam getirmek abd, bir köle azat etmekten efdaldir. Çok mühim. Biz böyle okuyup geçiyoruz da çok önemli Hadis-i Şerifler. Buradan Cenabı Allah'a Razi'n mülaki olmak arzusunda bulunanlar, Cenabıhakk'a onun bizden razı olduğu bir şekilde kavuşmayı isteyenler bana çokça salat göndersinler buyuruyor. Bunu kim istemez? Bir yere varırsınız, eğer ev sahibi güler yüzlü böyle iltifatlı, ikramlı, tatlı dilli olursa insan bundan çok memnun oluyor. Hatta unutamıyor. Ama abus bir çehre ile böyle isteksiz bir vaziyette olduğu zaman o kimsede çok olumsuzluklar meydana geliyor. Ne kadar ikram etse bile ikramını gözü görmüyor. Sadece onun o andaki tavrı.
Güleryüz ve tatlı dili. Zaten İslam ahlakından birisidir. Hele bu Rabbi Zülcelal'imizin olması razı olması kulundan bunun tarifi yoktur. Biz konu olarak çok değişik şekilde ele aldık. Bunu Tevbe suresinde buluruz. Rabbimizin rızasının çok büyük bir nimet olduğu, ashabübillah. Rabbi Zülcelal'imiz Cenabı hak müminlerin erkeğine ve biz bunu kullanırken daha bir münasip dil ifade etmemiz gerekir. Erkek ve kadınla altından ırmaklar akan cennetler vaat ediyor. İçlerinde ebedi kalacaklar. Dil çok önemli. Cenabı hak nasip ederse bu dil hususunda da görüşmeye çalışırız. Şimdiden söyleyin, Nisa suresinde yüz on dördüncü Ayet-i Celile konuşmayı ifade eder. Kişinin nasıl konuşması gerekir diye. Mühim. Çünkü ashable, onların konuşmalarından o fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ene olur? Allah korusun belki Rabbimiz korusun, müminlerin arasını bozmak için de gidip gelmeler olabilir.
Onu bunu tahkir etmek olur, göz kaş işaretleri, hele elle alaya alırcasına onu göstermeler, diliyle ifadesi çok önemli. Onun için Cenabı hak, ashabına, Rabbimiz buyuruyor, ancak sadaka vermeyi veya bir iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi emreden başka. Ne diyor? Diyor ki işte Somali'de vesair yerlerde. Ebu aslında o Somali o Afrika'daki ülkeler zengin ülkelerdir. Bunu biliyorsunuz. Bütün kıymetli madenler orada mevcut ama bir zalimin zulmünün altında inliyor. Diyelim ki mesela bin şirket var. Oradaki binlerce şirket bir Fransa'nın elinde. Diyelim orada bir ihaleye girilecek ilk defa Fransa'yı gösteriyor. Ondan sonra oradaki halka kalıyor. Bu kadar büyük bir sıkıntının içerisinde. Rabbi Zülcelal'imizin emrini emri ilahiyesine uymamanın neticesidir. Eserle. Yeri suhaibe diye Salihun, bu da ayrı bir konu. Sömürülüyor.
Sömürülmemesi için Cenabı Hak Enbiya suresinde yeryüzünün idaresini Mevlam'ı salihlere veriyor. Zalimlere verildiği zaman işte bu sıkıntılar meydana geliyor. Oradaki bir içim suya muhtaç olan kardeşlerimiz. Ne yapıyor? Ancak bir sadaka. Aman diyor biz de bir orada kuyu açtıralım, onlar memnun olsunlar. Kardeşimiz onu nereden aldı bilmiyorum. Bu telefon da gösterdi. Günlerce biz kendimize gelemedik. Ben kendime gelemedim onu görünce. Siz de belki gördünüz, orada bir çocuk. Bir yaşında mıdır? İki yaşında mıdır? Ancak o yaşlarda bu susuzluktan ölecek. Doktor gelmiş, ona biberon derim ne biberonu diyor. Biberon ne gezer diyor. Öyle bir pet şişeden midir? Nedendir? Onunla suyu içiyor, çocuk konuşamıyor. Gözüyle de memnuniyetini ifade ediyor. Doktor onun dizlerinin üzerine yatı bağlıyor. Şimdi insan nasıl yersin, nasıl içersin? İnşallah imanımız güçlenirse bu duygular hazır olur.
Yeyip içemez insan. Bir gün Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz konuyu da değiştirmeden gidelim de. Ebu Eyyub el Ensari Hazretleri'nin hanesinde yemek hazırlandı. Sahabei Kiram at zaten. Oturdular sofraya, Efendimiz bir türlü mübarek yedi saadetlerini tabağa sunmuyor. Bekliyor bekliyor. O anda gözlerinden mübarek gözlerinden yaşlar akıyor. Sebebi sorulduğunda kızım Fatıma altı gün ağzına, altı gündür ağzına bir lokma girmiyor. Hayatları bu. Bizim hayat kiloyu düşüreceğiz diye ne bileyim çeşitli çalış çalışmam değil buna ne diyeyim, yürüyüşler bilmem falan der. Midesine daha yeni duyuyorum, yok yeni değil biliyorum Allah'ın izniyle. Midelerine kilit taktırmalar vesairler. Efendimizin hadisi şerifine uysak buna ne lüzum var? İnsanı ayakta tutacak birkaç lokma yeter buyuruyor. Efendim belli bir seviyeye gelmeyince bırakamıyoruz ki alıştırmaz çünkü biz.
Kendimizi alıştırdığımız için illa o seviyeye gelecek, o zaman bırakacağız. Şimdi onların konuşmalarının çoğunda fısıldaşmalarına hayır yok. Ancak bir sadaka, işte kardeşim sen de oradaki kardeşlerimize bir koyun temin edin diye elhamdülillah hamdediyorum, Rabbimize şükrediyorum. Acaba diyoruz affımıza vesile olur mu kurmak için ilk adımı atmıştık elhamdülillah. Allah'ım sana hamdolsun, hiçbir şey yapamasak dahi, çünkü insanın kendi ameli kendini kurtarmıyor. Okumuştum güzel bir eserde de diyorlar velilerden bizzat, sana diyorlar Cenabı hak ne muamelede bulundu. Diyor ki hiç ibadetim ve taatimle kurtulmadım diyor. Yalnız diyor bir kedi tutsak haldeydi, bir kedi. Onu kurtardım da o sayede diyor Cenabı Hakk'ın aklına mazhar oldu. Değil ki bir kedi bunlar insandır. Hem de Müslümanlar. İnşallah gayret gösteririz bunlarla. Ya Musa benim için namel işledin.
Namaz oruç had, zekat bunlar hep senin için. Ya Rabbi senin için olan amele beni delalet et diyor. O zaman benim için bir Allah dostunu sevdin mi? Allah düşmanına buğz ettin mi bununla? Bak bunlar hep Rabbimizin razı olduğu amelle. Aman git başımızı mı ağrıtacağız? Bunlardan razı olmuyor Mevla. Başımız da ağrıyacak, gönlümüz de sız diyecek. Bedenimiz de bu ızdırabı duyacak. Çünkü sevgide, şefkatte, merhamette müminleri bir vücut gibi görürsün. Vücudun azasından birisi rahatsız olsa diğerleri ona icabet ediyor. Tarif edilmez. Bizim bu görsel cihazlarda bilmem filan da gazetelerde, dergilerde gördüğümüz gibi değil, çok büyük bir ızdırabın altındalar. Bunlar da hep Müslümanlar varlık içinde yokluk çekiniyor. Dedim ya yeryüzünün idaresini Cenabı Hak Enbiya Suresi'nde kime veriyor? Enbiya Suresi'nde Rabbi Zülcelal'imiz salihlere veriyor. İşte salihler olmayınca başımıza bu belalar geliyor.
Bir de insan düşünüyor, diyoruz ki nasıl takip ediliyor, nasıl bunlara uyuluyor, Allah'ımız basiret körlüğü vermesin, bu basiret körlüğünden mi, başka bir şey değil ki. Ayet-i celiliğe bakıyorum. Evet, yüz beşinci Ayet-i celili, Enbiya Suresi'nde. Salihler olmayınca zalimler, sonuçta onda bir hiçbir kaygı, keder, bir endişe olmak, işte şu virüsten dolayı görüyoruz diğer ülkeleri. Bir kısım ülkelerde yaşlılar bakımevlerinde ne de? Üssün diyor, kendi kendine ölsün diyor. Ama bizde öyle mi? Bak askerimiz onlara bizzat yiyecekler içecekler götürüyor. Kapılarını çalıyorlar, hallerini soruyorlar. İkramlarda bulunuluyor. Özsün diyor. Ne oluyor? Zaten yaşlanmış diyor. Bizdeki duygu nedir? Yaşlılar, yaşlılar bela dafiasıdır. Belalar onların yüzü suyu hürmetine defolun.
Rabbi Zülcelal'imiz buyuruyor, eğer süt emen çocuklar olmasaydı, beli bükülmüş nineler, yaşlılar bulunmasaydı bela sicim gibi yağardı diye. Onların hürmetine yiyip içiyoruz. Ama iman olmayınca ne şefkat var ne merhamet var. Ancak sadaka, iyilikle emretmek ve insanların arasını ısla. Şimdi bu ayeti celile'yi bizim dışımızdaki ülkeler tatbik ediyor. Mesela mahkemeye bir iş sirayet etmeden önce, mahkemeye sirayet etmeden önce ne yapıyorlar? Onu uzlaştırıyorlar. Belli kimseler var. Saygınlığı olan kişiler arayı ne yapıyor? Uzlaştırıyor. Kuran-ı Kerim'de geçiyor. Bu. Kanaat önderileri deniyor ya, şimdi diyorlar bunu ıslah edelim, irşad edelim daha mahkemeye girmeden önce bu iş hallolsun diye ve çok başarı da elde ediyorlar. Halbuki bunun temeli bizde. Temeli İslam'da. Bu Ayetelliler o. Ev ıslahim beynen nas, insanların arasını ıslah etmek. Mesela ne yapıyor?
Şimdi boşanma hadiseleri çok fazla. Mahkeme ne yapıyor? Süre tanıyor. Şimdi ben şeylerini bilmiyorum yasal durumlarını şu anda duyduğumuz ve şahit olduğumuz bazı hususlar var. Müddet tanıyor. Diyor bir müddet duralım diyorlar, sonra pişman ol diyor. Çok böyle. Ayrılıp ondan sonra da eyvah yapmasaydım diyor. Bu İstanbul yeni camide hocamızın birisi vaaz ediyor. Tanıyorum o hocayı. O da burada kıymetli bir insan var üstadımızın evlatlarından. İlk manevi Yani Yani Allah'ımızın size takdir etmiş olduğu hanım, öyle yaşlandım, başlandı deyip de hor görmeyin, eski deste su sızdırmaz demiş. Hoca bunu kafasına atmış, vaazda demiş ki eski deste su sızdırmaz, anlatmış da abi. Ondan sonra ağlayarak birisi gelmiş eline kapanmış.
Demiş ki hocam bunu on beş gün evvel anlatsaydın, ben yeni bir deste aldım, başıma gelmeyen bela sıkıntı kalmadı, keşke daha evvel konuşsaydım da bu sıkıntıya düşmeseydim demiş. Şimdi burayı açıyoruz burayı açıyoruz Mevla Zülcelal'imiz Nisa suresindeyiz. İnşallah kaybetmeyiz. Bu Rıdvanün minellahi ekber diye. İlk Ayet-i Celilelerde geçer. İlk Ayet-i Celilelerde geçer. Bak evlilik hususunda çünkü bu mahkemelere çok sirayet ediyor. Çok büyük dertler, çok büyük sıkıntılar elbette mevcut. Allah'ımız Rabbi Zülcelal'imiz buyuruyor. Kadınlardan ikişer üçer dörder nikah edin ve eğer bu şekilde adaletli olamayacağınızdan korkarsanız o zaman bir tane veya sahip olduğunuz cariye alın, sapmamanız için bu daha uygundur. Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem evliliğini ele alırlar. Bu büyük bir edepsizliktir, çılgınlıktır.
Nebi Ekrem Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem evliliği hep vahyi ilahi ile olmuştur ve delikanlılık yaşında bilhassa o zamanda efendimiz yirmi beş yaşındayken kırk yaşında olan Hatice annemizle evleniyor Radıyallahu Anh'a. Hemen hemen evlatları ondan oluyor. Sadece Mariye-i Kıttiye'den İbrahim diye bir evladı dünyaya geliyor. Biz Allah'ımızın emrine sarılırsak hiç şaşırmayız. Onlar kendi başına da bir iş yapmazlar. Hep Mevla'mızın emrine boyunlarını bükmüşlerdir. Burada Rabbi Zülcelal'imizin vermiş olduğu nimet ve ikram. Şimdi dedik ki bire on, yedi yüz, edafım müdafaa ve katbekat demek ve sonsuz ikramda bulunuyor. Öyle bir ikramı var ki Rabbimizin esabi. Tekrar alalım. Allah müminlerin erkeğine ve kadınına altından ırmaklar akan cennetler vaat ediyor.
İçlerinde ebedi kalacaklar hem de adın cennetlerinde çok hoş evler ve rılvanüm minallahi ekber Allah'ın bir rızası ise hepsinden büyüktür. Işte asıl büyük kurtuluş budur buyuruyor. Sallatü Vesselam okunduğu zaman, sallatü selam okunduğu zaman Allahü Zülcelal'i razı olarak buluyor. Cenabı Allah'a raziyen mülaki olmak arzusunda bulunanlar bana çokça salatü selam göndersinler diye buyruluyor. Mesela meleklerin gelişi. Hep huyumuza göre, buradaki tavrımıza göre cennette ötekini demek istemiyor insan, ateş de hepsi burada. İnsan ateşini de buradan götürüyor. Nurumuzu da cennetimizi de buradan. Burayı cennet etmek, mühim olan bu. Onun için iyi gayret gösterelim. Dinimizin emirlerini iyi öğrenmemiz gerekiyor, ilmihal bilgimiz çok iyi olacak ve Kuran-ı Kerim'le Kuran-ı Kerim okuyalım, ezberleyelim. Enhan'la kardeşlerimiz genç ezberleyebilirler.
Bak siz de belki gördünüz seksen yaşının üzerinde bir kadın zevkten uçacak neredeyse. Kuran-ı Kerim'i öğrendim diyor ve okuyorum. Hiç alakamız zayıf olmasın. Çokça okuyalım bir program dahilinde devam etsin. Tahkika sizden bana en yakın olan kimse beni çokça salatü selam ile yad edenlerdir. Sadaka Resulullah ve net tagabibullah. Bana salat gönderenlere Cenabı Hak sırat köprüsü üzerinde bir nur ihsan eder. Ehli nursa ehli nardan olmayacağı bedihidir. Burada birkaç konu açtık biz. Aslında bizim görüşmemiz kanaatti. Kanaat üzerineydi. Kanaati böyle değişik tarzda almak istedim. Dedim hep bilindiği şekil üzere değil. Biz kanaati farklı alalım dedik ve bir konu işlemiştik. Ondan biraz olsun demeye gayret edeyim Allah'ımızın izniyle. Kanaat az ile yetinmektir, tarifi bu. Ulemai kiramız bu şekilde tarif buyururlar. Ama biz sonsuzluğa talibiz. Bitmeyen ve tükenmeyen nimet istiyoruz Rabbimizle.
Kuran-ı Kerim'de Kalem suresinde doğrusu senin için tükenmeyen bir mükafat vardır. Yine Ayetellah, celle, fakat iman edip salih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır. Tim Suresi ayet altı. Bu Tim suresinde önemli bir husus var. O da şu, ayeti cellenin devamında işte insan en güzel kıvam, en güzel biçimde yaratılmıştır. Bunun yanında eğer nefsine uyarsa kişi esfel-i safiliğinde, yoksa a'layı illiyyinde. Şunu tefsirlerde görüyoruz, insanın en üstün, en üstün sıfatlarından birisi akıl ve ruhtur. Kötü olan sıfat ise nefis ve onun heva, arzu ve istekleridir. Akıl ve ruh için bir sınır yok. Mesela akıl hususunda, her bilenin üstünde bir bilen vardır. Bunun sınırı yok bunun. Ruh da öyle. Bunda Yunus Emre'den bir beyit almıştım. Ölür ise 10 ölür, canlar ölesi değil. İnsanın teni ölür ama ruhu ölmez. Bizim buradaki vazifemiz nedir? Ruhumuzu zenginleştirmek.
Ruhumuzla Allah'ımızın huzuruna varacağız. Dikkat edelim, iyi riayet edelim inşallah kurtuluşumuza vesile olur. Yine aleyhisselatu vesselam Efendimiz dua ettiğinizde çok isteyin. Çünkü vereceğin hiçbir şey Allah'a ağır gelmez. Az istemeyin buyuruyor, çok isteyin. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dünyevi nimetlerde sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem zikrin hayırlısı hafi olanı, rızkın hayırlısı ise kafi olanıdır buyuruyor. Bunu da tekrar ulema-i kiramımız ele alıyor. Buyurdular ki rızkın hayırlısı yetecek kadar olan. Bu diyor sizin fakir olmanız değildir. Çok zengin olacak. Varlık sahibi olacak ama kendisi için evi için yetecek kadar ama diğerlerini Allah yolunda sarf edecek. Şuna şahit oldum üstadımızın. Çok sevdiği bir kimseye şunu söylüyor. Diyor ki biz seninle ahitleştik, sözleştik.
Sözleşme şartı şu, kendimize de diyor evimize barkımıza yetecek kadar diğerini Allah yolunda sarf edeceğiz. Şahidiz üstadımızın öyle malı mülkü çıkmadı. Kendisi levhalar yazmak suretiyle rızkını temin etmeye gayret etti ama infak ediyordu. Bedenin gıdası sınırlıdır bu alemde. Ademoğlu karnından daha zararlı bir kap doldurmamıştır. Belini doğrultacak kadar birkaç tokmak kişiye iter. Mutlaka çok yemek gerekiyorsa midenin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, diğer üçte birini de nefesi için ayırsın. Öbür alemde ise hatra sınır yoktur nimetlerde. Onlar dikensiz sedir ağaçları ve meyveleri, küme küme dizili muz ağaçları altında yayılmış sürekli bir gölgede çağlayan bir su başında tükenmeyen ve saklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. Cennetü'l maarifin rızkı ise bu alemden nasılsa o alemde de aynıdır. Ne demek? Cennetul maarif nedir?
Cennetul maarif ruhun cennetidir. Burada hepsi. Hem böyle bir ayet hem de Rahman suresinde geçen ayeti celile, velimeen hafa makama rabbihi cennete, iki cennet haber veriliyor. Bu cennete haber verirken şöyle ele almışlar. Bir tarik ehlinin diyor tarik ehlinin rabıtasında olsun, murakabesinde olsun, tazarru ve niyazında ibadetindeki haz ve lezzetidir. Uhrevi olanı ise işte cennet, menkul ve meikulat, evlenmeler ve yiyecekler, bunun ötesinde Allah'ımızın cemali ve başka sayamayacağımız nimetler olarak haber veriliyor. Buna birçok izahlar da getirilmiş. İnşallah devam etmeye gayret ederiz. Halık'ımız bizi dünyevi varlıklarda dünyevi varlıklarda yetecek kadar, uhrevi olan nimetlerde ise bir sınır yok. Ruhumuzun kemaliyle gelişeceğimiz lütuf ve ihsandır. Mevlamız mahrum kılmasın.
Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruhu taifelerine, ehline ashabına, peygamberan nizam ve firan nizam ve bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha.