Salaka Resulullah, Cenabıhakk'a rızaya ermiş olarak kavuşmak arzusunda bulunanlar bana çokça salatü selam getirsinler. Nedir salatü selam? Salatü selam h Cenabı Hak'tan Rabbi Zülcelal'imize kavuşmaktır ve minel melaike meleklerden rifa derecesinin yükselmesidir ve minel umme ümmeti Muhammed'den ise sallallahu aleyhi ve sellem mütehabatün ve muhabbetün salatü selam Efendimiz Aleyhisselam Vesselam'ın ümmeti için nedir? Ona uymak ve ona muhabbet etmektir. Yine salat-ı şerif salat-ı selam salat-ı şerife hiye havlülvas, Allahu Zülcelal'e kavuşma ipidir. Yine ifade edilmiş. Hadis-i kudside bildirildiği üzere cealtü zikraka zikri ve hubbekahrubi ya nebiyallah, Rabbi Zülcelalimiz senin anılmanı benim anılmam olarak kabul ettim. Seni anan kimse beni anmış olur. Seni 7 kimse de beni sevmiş olur.
Efendimize salatü selam getirmenin faydaları anlatılmakla bitmez ama hülasa şeklinde ulema-i kiramımızdan şöyle bir izah görüyoruz. Bu da fi berekat-ı Salavatı Şerife, Salavatı Şerife'nin bereketi. Sizin yollarınızı aydınlatır, Allah'ımıza kavuşma yolunu açar, zatına giden yola açtığı gibi habibine muhabbet yolunu açar, müminler arasında sevgi yolunu açar, ailede geçim yolunu açar, insanlarla en güzel şekilde münasebeti kurmanın yolunu açar ve tünevviru ahiratek ahiret yolumuzu da açar. Öyle ki orada sizin mesul olmayacağınız haller peyda olur. Nasıl olur? Salatu Selam sayesinde ibadet ve taatlerinize aşk gelir, şevk gelir, muhabbet gelir, bunun yanında mesul olacak hallerden kurtulursunuz. Sallallahü selam sayesinde ve tünevviruhaya tek hayatınıza da nur olur sizin. Ne olur hayatınız? Arzettiğim gibi gözümüzün bakışında bile ibret hasıl olur.
Kulağımızın duymasında eğer iyi gayret gösterebilirsek eşyanın zikrini duyacak hale geliriz, ayaklarımızla yolunda yürürüz. Sonra ve tünevvi rummematek hayatınızı da nurlandırır ki en önemli husus budur. Ahiret yolculuğumuzda ilk kapımızdır. Çünkü ölüm anı nasıl olursa Cenabıhakk'a vuslat anı da o şekilde olur.
Ve tunevviru maaşek sizin yaşantınız da güzelleşir, geçiminiz de güzelleşir, ticaretiniz de güzelleşir, sonra yemeniz içmeniz yatmanız kalkmanız her şeyden nur peyda olarak her şeyden nur hasıl olarak başta Cenabı hakk'ın ve habibinin yolunu Sallallahu Aleyhi ve Sellem izlersiniz ve tünevviru ameliniz de halis olur, riyadan, kibirden, ucubtan, benlikten uzak olur ve tünevvi rummalek öyle ki salatü selam sizin malınızda da helal olmasını ve bereketini hasıl eder ve mekulek ve meşrebek yemenizde içmenizde her şeyinizde Allah'ımızın nimeti olduğunu düşünerek kalbinize her içişte her yiyişte bir nur yağar ve Beytek evinize de huzur gelir salat-ı selam vasıtasıyla ve etfaalek çocuklarınız da düzgün olur, kişi düzgün olursa evladı da tabi düzelecektir ve ehlek eviniz çoluğunuz çocuğunuz eşiniz aileniz onlar da güzelleşir, onlar da Cenabıhakk'a oyunlarını büker, saatte bulunurlar.
Ve ayyalek ve nevmek, Uykunuzda güzel olur, yattığınız zaman hep hayırlı haller. Efendimiz Aleyhisselam ile buluşma hasıl olur ve cülusek oturmanızla güzelleşir. Çünkü oturup kalktığınız insanlara hep hayırlı tavsiyelerde bulunursunuz ve kıyamet ve keelamek sizin dolaşmanız gezmeniz hep faydalı olur. Fakiri gözetirsiniz, yoksulu gözetirsiniz, bir tefekkür gelir insana, şurada bir fakir var, onun ihtiyacını göreyim, işte şurada bir hasta var ziyaret edeyim düşünceleri hazır olur. Sözleriniz de güzelleşir. Salatü Vesselam'ın hal ve durumlara göre değiştiği ifade edilmektedir. Mesela ve salatullahi Teala alel enbiyai velvasilin, Cenabıhakk'a kavuşan, kavuşma nimetine eren ümmet ve nebiler için nedir? Bir tecelliyat-i zatiye, Allah'ımızın zati tecellisidir. Şimdi isimlerinde tecelli olur, sıfatlarında olur, fiillerinde olur. Bir de Cenabı hakk'ın zati tecellisi bulunurdur.
Ancak bu kadar diyebiliriz. Ve alel arifin ariflere salatü selam ne olur? Bir ifavatil maarif Cenabı hakk'ı tanimanın yolları açılır. Onu tanimanın aşkına, feyzine, muhabbetine erişir. Ve alel abidin abidler için derecelerinin yükselmesine sebep olur. Bizim gibi hatalı kimseler için de rahmet olur, mağfiret olur Salatu Selam. Ne büyük bir ihsan. Asıl bizim görüşmemiz sükut ve onun fazileti hakkında. Yalnız gördüğüm kadarıyla tabii günümüzde evlerde kalmanın veya bu hastalıklardan dolayı bazı sıkıntılar olabilir. Beşeri haller zuhur eder, daralır, bunalır, sıkılır insan. Sabretmenin güzelliği hakkında ulema ikramımızın beyanını size ifade etmek istiyorum. Çünkü gerçekten dünyada büyük bir sıkıntı var. Bunu biliyorsunuz anlatmaya gerek yok.
Ülkemizde Cenabıhakk'a sonsuz hamdolsun ki diğer yerlerle kıyaslanamayacak şekilde, ölçülemez artık, kıyas bile kabul edilmeyecek şekilde yediden yetmişine kadar halkını düşünmek suretiyle nasıl rahat ittirilebilecekse hepsi düşünülmektedir. Bunu söylerken şu hatırıma geliyor. Cenabı hakk'ın el vedud ismi celali. Vedud ne demek? Yarattığını 7 demek. İşte sevdiği için Cenabı hak bize Kuran-ı Azimüşşan'ı indirdi, Habibini gönderdi, ulemai kiram ve meşayayı izam, bize ihsan buyurdu, onlar tavsiyelerde bulunuyor. Halkını sevmek suretiyle idarecilerimizin sıkıntılarına deva olmak için ellerinden gelen bütün gayreti gösteriyorlar. Nimete de şükretmemiz gerekir. Gale badul ulema, bazı alimlerimiz buyurdular, küllül hasenat lehe ecrun malumun illa sabır. Mesela namazın mükafatı bildirilir.
Orucun, haccın, zekatın, cihadın, Allah için sevmenin, Allah için buğz etmenin, ne diyeyim, insanlar ile muamelemizde vesair hallerde mükafatları belirtilir ama bunun yanında sabır müstesnadır. Bu sebeple Mevla Zülcelal Esselamle, inne ma yüvefas sabirune edrabum Cenabı hak sabredenlerin mükafatını sonsuz lütfediyor, ihsan ediyor. Sabır hakkında şöyle ifade buyurmuşlar, ve lekerallahe yüssabirin, Cenabı hak sabredenler için şu güzellikleri beyan buyuruyor. Evvelve el mahabbe, sabrettiğimiz zaman bunaldım, daraldım, bu böyle mi gidecek, ne yapacağız demeden bu Rabbımızdan gelen bir haldir. Rabbimiz bunu vermiştir. Mutlak bizim yanlışlıklarımız var, hatamız var ki bu olmuştur diyeceğiz. Biz de dediler ya ayağına taş dokunsa hemen kişi kalbini yoklayacak, acaba gönlümde bir değişme var mı diye. Hiçbir şey boş yere değildir. Bundan dolayı sabrımızın elbette mükafatı olacaktır.
Sonra mümin her zaman huzur içerisindedir. Bakın sabırda Rabbimizin verdiği ikrama, evveluha birincisi, elma habbe, muhabbettir. Bu ne demek? Cenabı hakk'ın sevgisine erişmek kurtuluşun işaretidir. Cenabı hak kulunu sevdiği zaman neler bahşetmez ki? Kişi evladından razı olduğu zaman o daha demeden her şeyini düşünür. Evlenecek mi? Onu düşünür. Evi, barkı, geçimi neyse her şeyini düşünür çünkü evladından razıdır. Cenabı hak kulundan razı olduğu zaman, sabrettiği zaman ona muhabbet ediyor ve muhabbetinin neticesi ne veriyor? En azından kalbine dikkat verir, şefkat verir, merhamet verir, vücuduna sıhhat verir, afiyet verir, ibadet ve saatte kullukta kaim olmayı lütfeder. Bedenin saatte bulunması, ne için bizi göndermişse, bizi nasıl Cenabı hak kodlamışsa nasıl tarif edeyim? Denamız ne ise denamız yani yapımız demek bu, İnsanları ve cinleri zatımıza kulluk etsin diye yarattım buyuruyor.
O kulluk yapmanın tadı habibine bile kul ifadesi kullanıyor. Biabi dihi diye İsra suresinde ve okuyoruz biz aleyhissalatu vesselam Efendimiz kul olmayı istemiştir. O kulluktaki zevk ancak tadılan bir husustur. Ne secdesine duyar ne ruhuna duyar ne kıyamına ne bakışında ne duyuşunda bütün hareketlerinde zikrinde bir Allah değişindeki lezzet tarifi yok. Cenabıhakk'a kavuşma ne büyük bir ikram. Muhabbet es-Savimle, vallahu yuhibus sabirin, Cenabı hak sabredenleri seviyor. İkinci olarak en nasr, Cenabı hak onun yardımcısı oluyor. Ona lütufta bulunuyor. Ne de yardımcı oluyor? Mesela ip ahdet ve taat yapmakta kolaylık ihsan ediyor, aşkla yapıyor. Mesela Allah yolunda cihad edecek, kolay geliyor. Düğün ve bayram gibi oluyor. Her hususta Rabbimiz yardımcı oluyor. Mesela boynunu büküp seccade üzerinde hayatının muhasebesini yaparken Cenabı hak yardımcı oluyor.
Nedamet içerisinde oldukça, gönlü de yandıkça neden rabbıma karşı ben böyle yaptım deyip de sızlandıkça Cenabı hak yardımcı oluyor. Mesela evladı hususunda dualar ediyor. Cenabıhakk'a yalvarıp yakarıyor. Halık'ımız yardımcı oluyor. Yavrusuna hidayet lütfediyor, ihsan ediyor. Daha neler neler. Eshabru, innallahe maasabirin. Cenabı hak sabredenlerle beraberdir. Ve sadid üçüncü olarak, vurufatil cenne. Cennette Cenab-ı Hak evler ihsan ediyor. Burada odalar deniyor ama köşkler demek o. Nasıl ihsan buyuruyor? Es'amne. Vücuzevnel uğurfete bir ma sabaru, Furkan Suresi'nde geçer. Cenab-ı Hak mükafat ihsan ediyor. Sabrının neticesi orada evler ama o tarif edilmez o evler. Ta yerden yıldızlara kadar odalarının adedi belirsiz tarifi mümkün değil zaten. Daha sonra Rabbimiz ne ihsan buyuruyor? Ecri cezil lütfediyor, çok mükafat veriyor.
Başta okumuş olduğum ayet-i celile okumuş olduğumuz ayet-i celile. Cenab-ı Hak sabredenlerin mükafatını sonsuz veriyor. Öyle saatler var ki melekler diyor ki ya Rabbi, biz yazmakla bitiremiyoruz. Olduğu gibi yazın mükafatını ben vereceğim. Bu, şuhud haline erimiş, Cenabı Hakk'a gönlü çok yakın olan kimselerin yaptığı taatler. Mesela kelime-i tevhidi şartlarına uygun bir tarzda okursak artık o bizde şuhud hali, artık nasıl tarif edelim, bunun tarifi yok, yediğimiz yemeğin tarifini yapamayız, çok tatlıydı der geçeriz. Mesela büyüklerimizin sohbetlerinde bulunanlar şöyle bir boynunu büküp gözünden döküyor. Ah o sohbetler, ah o zikirler neydi diyor ama nasıl olduğunu ifade zor. Bu ancak tadılır diyor. Başka bir şey diyemezler. Anlatılamaz zaten. Sonra Cenabı hak sabrı neticesi beşarettir, müjde. O nedir? Estaizübillah.
Cenabı hak, Allah'ımız ona rahmetlerini yağdırıyor ve onlar hidayet üzere oluyor. Müjdesi de Cenabı hakk'ın Es'amına ve beşir-i sabirin, sabredenleri müjdele Habibim diye buyuruyor. Mes'udr-i sabrın dört hali vardır. Mesela sabrun alel bela, musibete sabır. Allah'ım bu boş yere gelmemiştir. Sana biz çok iyi bir şekilde candan özden Kuran-ı Azimüşşan'da nebilerin hali belirtilir de mesela münip tamamen Allahu Zülcelal'e dönmüş. Öyle yarım yamalak bizim gibi değil, tam dönmüş ama. Öyle bir razı oluyor ki Cenabı hak o zaman. Mesela kişi buyuruyor cehenneme bir adım kala cennete, cennete bir adım kala cehenneme girer. Allah korusun bizi ürküten Hadis-i Şeriflerden birisi bu. Nasıl ürkmez insan? Bir tanesi vefat ediyor da yillarca imamlık yapan kimse baba diyor ölüyorsun, bir tevhid deyince bu zamana kadar okudum da ne oldu diyor.
Ama hiç beğenmediğimiz bir kimse Allah korusun, biz inşallah öyle bir hall olmaz. Çünkü Cenabı hak yaratmıştır ancak fiil olarak. Bakıyorsun Allah Allah Allah deyip ruhunu Cenabıhakk'a teslim ediyor. Harikamız Musa Aleyhisselam'a ya Musa benim velilerimden biri vefat etti, yerini haber veriyor, gidiyor böyle bir cenaze hali oldu mu vefat eden deyince haydi ya Musa, öyle senin diline alacağın gibi değil, çok azgın birisi vefat etti ne yıkandı ne itti, bir dereye attılar gittiler deyince çıkarıyor. Onun teçhiz ve tekfin bütün vazifelerini yapıyor. Allah'ın veli kulu. Hani bilemeyiz. Onun için bir şey diyemiyoruz. Ne olacak acaba sonumuz, ne olacak sonumuz? Esselamü, vel akıbetü littekva, vel akıbetü littekva, güzel sonuç muttaki olan Allah'ımızdan korkan kimseler için. Ya bu kadar insanları sıkıştırmayın, sıkıştırılsın, sıkıştırsınlar bizi. Bazı nasihatlerini, üstadımızın hatırlıyorum.
O kadar şiddetli bir harekette bulundu ki elhamdülillah diyoruz şimdi. Elhamdülillah ki bize kızmış da neden böyle yapıyorsunuz diye. Unutamıyoruz onu. Bize en büyük iyiliği o şekilde yaptı. Adam diyelim ki bir yarın başına geldi. Aşağısı tamamen helak olur insan. Diyelim ki yüz metre iki yüz metre derinlikte. O kimseye aman incitmeyelim, bu tarafa doğru gelme denir. Yoksa aman ha düşmesin diye sesini kaldırarak gel, beri diye. Bu şefkatten olur, merhametten olur. Onlar bize bu şekilde hareket etti. Diğer Hadis-i Şerifler de bilirdi. Çünkü biz beynimizi batıllarla doldurursak o bizim hayatımıza da çok menfi etkiler yapar. Ne tadımız kalır ne tuzumuz kalır. Bak çoğumuzda şikayet var. Diyoruz ibadetten lezzet alamıyoruz. Sebebi nedir? Gözümüzü şehvetle, kulağımızı havula gıybetle, ellerimizi Allah korusun cimrilikle, ayaklarımızı Mevla'nın yolunda yürümemekle ne oluyor?
Babıtırca bir hayat oluyor. İnşallah bundan kurtulduğumuz zaman gönlümüzü zikrullah ile doldurduğumuzda çok huzurlu bir vazifemiz olur. Yani her şeyimizde huzur meydana gelir. Mürşid-i kamilimiz, bakın zamanın kutbu. Buyurdular ki okumuşlar bir yerde, işte iki rekat namaz kılınır, Her rekatında da Bu okunursa insanın gözüne yaş gelir gönlü de yumuşar diye. Kılmışlar, camiye gelirken şöyle dedi bir semaya baktım, yıldızları görünce ağlamaya başladım diye. Bu bize güzellik değil mi? Bu bal börek yanında hiç kalır. Mürşidimizin bu yakın bize, Yerköy. Şöyle on üç kilometre ne olabilir? Orada şimdiki gibi telefonlar yok ama gönül telefonlarıyla dokuzuncu kişi üstadımızın has evlatlarından bir araya gelirler. Bir araya geldiklerinde tabi gönüllerinden akan ırmağa neye benzemez, deryalar akıyor. Derya bir damla kalır. Herkes boynunu bükmüş inlemeye başlarlar.
Orada kıymetli bir annemiz, onu rahmetle yad ediyoruz. Üstazımızın güzelliğine bakın. Her şeyiyle güzel onlar. Sığara böreği deniyor, ona kalem böreği derdi. Aman ha sığara kelimesi nasıl kullanılır? Allah'ımızın nimetine diye, nimete tazim gerek diye buyuruyor. Getirmiş önlerine baklavayı koymuş, ne tadı kalmış ne lezzeti kalmış kaldırın buyurmuştur, kaldırın. Yani gönüllerinde öyle Allah'ımıza marifet baklavaları yiyorlar ki. Yani bu sadece kalpte olmaz. Yani göz de olur, ibretle baktığında tarifi mümkün olmayan şevke gelir, aşka gelir. Bir karşılaştığı insana selam verse nasılsın, iyi misin dese annesini, babasını, çoluğunu, çocuğunu, geçimini sorsa da ihtiyacını gidermek üzere güzel bir niyet de yaklaşsa zevkine tadına doyulmaz. Daha yaklaşmadan önce bu duyguya sahip olması bile kendisine lezzet verir. Bak buraları takip edelim.
Mürşid-i kamillerimizin en çok kazandıkları yer burası niyetlerinin hadis olması. Daha o vazifeyi yapmadan mesela bir kimsenin irşadını istiyorlar. Hiç unutmadığımız mürşid-i kamillerimizden haller var. Yakın bir komşusuydu, onların evladından birini istedi, çok ikram etti. O ayrıldıktan sonra buyururlar ki eğer çağırmasaydım her türlü kötülüğü yapardı diye. Nasıl kayırıyor? Kendi yakınlarını o zaman burada sadece bir Ünal sineması vardı. Şimdi ceplerimiz de olmaya başladı. Evlerimizin köşesinde inşallah hep hayırlara bakarız da hayatımızı kirletmeyiz. Bu bize çok büyük bir ders, şu dünyadaki hadise. Öyle bir feryatli mübarek seslerini kaldırarak ismiyle hitap ediyor. Gel yavrum, gel diye bağırıyor. Sonra üstadımızın çok başka hizmetleri var. Bunları nasıl diyeyim, ne olacak? Artık hakikat ortaya çıksın. Mesela isyana giden birisinin önüne derhal geliveriyor, önünü tıkıyor.
Ne yapıyorsun evladım diye. Hele bir hadise anlatsam biraz edeben muvaffak düşmez diye söyleyemiyorum. Kendisine hadisi şerife geçtiği için diyebilirim. Vedatü imrakün zetü mansibin ve Cemal pagal inni yakafullah. Yani güzelliği olan malı mülkü olan böyle şuhlu, hasep nesep sahibi bir kadın kendisini arz ettiği zaman ben Allah'tan korkuyorum diyenler arşıazamın gölgesinde gölgelenecek. Bak bir evladı için ne yapıyor? Bir i̇ş yerinde çalışıyor, herkes ayrılmış, bu kalmış işveren hanım. Anlatamam hepsini. Hanım ona doğru geldiğinde kalbi meyil edeceği zaman evladım, onun iç halini sana göstereyim diyor. Belki şekil olarak cazibeli olabilir ama gönül halini gösterince bir çığlık atıyor. Allah diyor, o çirkin halini görünce. Allah'ımız kalplere nazar buyuruyor. Dışımıza nazar etmiyor Cenabı Hak. Böyle yardımcı olur onlar. Daha tarif edemeyeceğimiz neler neler.
Efendimiz Hazretleri Ankara'da kır başına gelirler. Orada bir tanesinin bir tanesine dediler ki bu da bir neşe olsun diye söylüyorum. Siz de velilere muhabbetli bir kimsesiniz, bir hak dostu geldi, görüşür müsünüz? Ben diyor içeri girdim, hemen Allah demeye başladım diyor. Çünkü diyor beni her gün okutan birisi vardı diyor, bilemiyordum. Her gün geliyor beni okutuyor. Yakın bir komşumuz anlattı bize. Ruhu şadsun, vefat etti. Böyle bizi çekti. Dedi ki sana bir şey diyeceğim. Beni dedi ruhen ve manen gelerek okutan hacasın Efendimiz. Onların hizmetleri bitmez. Bunu Tahir hocamızla beraber konuşuyorlar. İşte bir mürşid-i kamilin evladına, halis bir evladına ama tam yapışmış, bağlandım, üstazıma gidemem gayrıya diyen kime emanet edilmiş, ona dikkat ediyorlar tabii. Zaten bu silsilede de öne geçiyor adap Risalesinde.
İşte diyelim ki Bayezid Bistami Hazretleri şu kimseye diyor işte Ebul Hasan-ı Harakani Hazretlerine emanet etti diye. Böyle hadis-i şeriflerdeki gibi, hadis-i şeriflerdeki raviler gibi geliyorlar. Bunlar ispatlı, kendilerini ispat ettirmişler. Allah'ımızın kitabına riayetle Mevlamıza kendilerini ispat ettirmişler Cenabı hak kulum buyuruyor. Habibi'nin sünneti seniyesine uyarak sallallahu aleyhi ve sellem Nebi Ekrem Efendimiz Ömer Ukn-ü Farıl, geçen hatırlayamamıştım ismini, uyanırken ya Rasulallah diye uyanıyor ve diyor ki ben Mısır'ın falan mahallesindenim Ya Rasulallah, hayır benim evladımsın diye buyuruyor. Sünnet-i Seniyyesine riayetle öyle olur. Küllü takiyyin el u Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem. Her muttaki Resulullah'ın elinden ona manen evlad oluyor. Üstatlarımızın edepleriyle edeplenirsek onlar ne der bize? Evladım der. Şimdi biz okurken tabii bu şimdi de mevcut.
Teneffüste öğretmenler odası olur. Orada toplanırlar. Öğretmenlerden bir tanesi böyle not defterini açıyor, diyor ki benim diyor dikkatimi çekiyor, bir yavru var Mustafa diye bir yavru var. Bu diyor hem edepli kurallara dikkat ediyor, arkadaşlarıyla geçimi de güzel, notlar da yüksek diyor. Oradan hemen hadis hocası bende de öyle diyor. Tefsir hocası bende de diyor. Diğer derslerden hocaları bende de diyor. Şimdi biz rabıtamıza iyi dikkat edersek, evrad ve ezkarımıza gayret gösterirsek hele şu günlerde edebi ilahi ile edeplenir. Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın yolunu Ehlullah'ın izini takip edecek olursak Sıddık-ı Azam nedir? Ya Resulallah, bu ümmetin gerçekten riayetkar. Ondan sonra kalkar bir Muhammed Baki Hazretleri dedir.
Bir tahıl, Hakkari, hariri hepsidirler ki bizim yanımızda da çok kıymetli, rivayetiyle, dikkatiyle öyle ki haramlara haramlardan kaçınıyor, şüpheleri terk ediyor, helallerde bile dikkatli diyorlar. Helallerde bile dikkatli. Sesinin tonuna bile dikkat ediyor. Gözünün bakışına biz israf anlatırken illa yemede içmede değil gözümüzün boş yere bakması da israftır. Her hareketimiz riayetiyle hiç şüphesiz böyle oluyorlar. Şimdi mükafatı çok. Sabır bir kere bela ve musibetlere karşı. Ne şikayet var ne sızlanma var. Rabbimden geldi diyor. Nefsini de kötülüklerden alıkoyuyor. Rabbim diyor. Bir hak dostu var. Bütün dertlerle dolu. Dermiş ki Allah'ım, beni bu dertten kurtarma zamanın da kutuplarından ol. Derdi bela saltanatın iki cihana vermezem diyor büyüklerimiz. Aslında öyle bir nura ilişiyor ki ondan dolayı söylüyorum. Daha ve sabrun alenian, çok mühim.
Bak, hepimizin hemen hemen evlerinin önünde bir arabayı geçmeye başladı. Gerçekten nimetlerin içerisindeyiz. Bu nimetlerin içerisinde olmak bizi taatlere yönlendirmeli ama nefsani hallere gitmemeliyiz, azdırmamalı. Evet, şükretmek, isyana gitmemek ve kibir içerisinde bulunmamaktır. Ve sabrun aletta, nedir? İbadet ve saatte sabır Allah'ımızın emirlerini korumak ve onu bir an yapıp sonra terk etmekle her zaman. Çünkü azamet I ilahiyeyi düşünen bir kimse yanlış yapan mümkün değil zaten. Ve sabrun aletta ve sabrun alelma asi, günah ve isyan işlememeye sabır en önemlisi bu. Bir keffin nefsi anha, kendisini nefsani bütün kötülüklerden koruyup muhafaza ediyor ve fevga sabır. Sabrın üstünde ne vardır?
Et teslim, İbrahim Aleyhisselam gibi teslim, İsmail Aleyhisselam gibi teslim, bir tahıl Hakkari gibi katdesallahu sırra teslim, bir Sami sultan gibi teslim, bir hacazen efendimiz ve emsali hak dostları gibi teslim. Kendisi büyük bir sıkıntı geçiriyor da bizim kapımızın önünde havuz vardı. Bir musibet oluyor, içine düşüyorlar. Doktor diyor ki herhalde irtihal etmiştir. Çünkü tansiyon da var. Geliyor hemen tansiyonunu ölçüyor, hiç değişmemiş. Hocam hiç üzülmedin mi? Doktor biz Allah'a teslimiz. Yani böyle çırpınma, bilmem filan, hataya gitme, itiraz gibi her şeyi tamamen terk ediyor, kötülükleri terk ediyor. Hem dışta hem işte. Teslimiyetin üzerinde ne vardır? Erruvla bil gada, Allah'ın hükmüne razı oluyor. Ve sürurun nefsi Allah'ımızdan gelenlere içinde bir huzur var, ondan geldi diyor ve ona muhabbet meydana geliyor hiç şüphesiz.
Sükut hakkında, sükut hakkında daha ziyade kardeşlerimize söylüyoruz aman ha diyoruz aman ha üstatlarımızın eserlerine dikkat edelim, riayet edelim. Onlar bize en güzel şekilde hakikati göstermeye gayret ediyorlar, en güzel şekilde. Bu Osman Şevket Yardım Edici diye Ankara'da bir vaiz vardı. Bu on iki yaşında ilme başlamış, evleri bütün kitaplarla dolu. Sami Sultanımız buyurmuş ki, Osman adap Risalesi oku. Elbette bir hikmeti var. Boşuna söylemez onlar. Allah'ın Resulü Necm suresinde Eszaübillah vahyun yuhha. O risalet ölçüsü içerisinde, nübüvvet ölçüsü içerisinde, velayet ölçüsü içerisinde de onlar boş kelam etmezler. Zaten konuşmasa bile yeter. Gelirlerdi de Hacı Hasen Efendimiz konuşmasın, biz karşısında oturalım yeter diyorlardı. Susmak çok önemli. Sükut etmek, boş konuşmamak, sükuttan istifade etmektir.
Buradan sükut hakkında buraya geçmeden önce sadece bir maddesini söylemek istiyorum. Sükuttan istifade etmektir, talib-i hakikat, hakikate talip olan kimse zaruret olmaksızın konuşmamalıdır. Sadece bir cümlesini ifade ettim. Sükut çok önemli. Ehlullah'ın Cenabıhakk'a kavuşmada onlara en güzel yoldan birisi nedir? Sükuttur. Onların halleri bu. Ayet celleler var Esselamü. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin buyuruyor. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin buyuruyor. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. Esselamle. Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yok buyuruluyor. Ancak nedir? Birbirlerine hayır tavsiyede bulunmak, maruf deyince bütün hayırlar demektir o. Hani Kuran-ı Kerim'de öyle bir özellik var ki sadece bir yönüyle ele almaz, her şeyiyle ve bitmez o. Bu maruf deyince güzellik bitmez ve sadaka ile buyuruyor. Sükut demektir.
Suntun bu lugavi anlamı sukut manasınadır. Kuran-ı Kerim'de bir yerde geçer Araf Suresi'nde yüz doksan üçüncü Ayet celîlede. Cafer-i Sadık Rahmetullah Ali Hazretleri sükut hakkında, şiarul muhakkekin, hakikat ehlinin özelliğidir diyor. İnsan bazı haller kendisine tecrübe de oluyor ve unutamıyor da. Bunlardan bir tanesi Kayseri'ye biz daha okuldayız, iki kişi geldi. Bunlardan bir tanesi konuşur, güzel konuşuyor. İkincisi böyle onun manevi bir hali var. Bunu Bandırma Ali Efendi anlatmıştı. Cehennemin diyor gördüm diyor kapısına durmuş, Girdirmem ben Allah'ın, kullarını diyecek bir güzellik var. Onu da tabii cezayı hak eden. Allah hepimizi bağışlasın kolay değil. Korusun Cenabı hak. Böyle bir kabrin yanından neden geçerken düşüneceğimiz de bu olmalı. Acaba yanından geçiyoruz ama bu içeridekiler ne yapıyor? İçindekiler ne durumda? Biri konuşuyor, bir diğeri sükut halde.
O Bandırma lale Efendi'nin de Rahmetullah aleyh dediği gibi, emin olun hep yönler ona çevrildi. İyi bir oturuş var. Birkaç kimseyi hiç unutamam. Birisi bu Ankara'da Mustafa Erbil Bey, Sami Efendimizin halifelerinden. Kendisi bir kanser rahatsızlığı da oldu. Hanımı demiş ki efendi bir güzel banyo yaptıralım, üzerini değişelim. İki gün sonra yapayım hanım diyor. İki gün sonra Rabbimize kavuş. Üstadımız onu ziyaret etti. Ziyaret için bir kimseyi gönderdi. Bak Mustafa diyor. Hacı Hasan Efendi yaşı itibariyle Üstadımız ondan küçük. Eğer diyor onu ayağıma getirirsen yakayı kurtaramazsın ahirette diyor. Üstadımızın yanında öyle bir oturuş var. Sükut. Vefatında Ankara'da Hacı Bayram Camii'nde mevli dokunuyor, üstadımız davet etmişler. Tabii gönül dostu. Sami Efendimiz Yeşilhisar içmecesine gelecek. Vefat gelemiyorlar. Şerhi bir mazeret tabii muhakkak. Onlar izinsiz de yapamazlar o vazifeleri.
Gelmeyince Mustafa Erbil Bey o ağlamaya başlıyor Efendimiz gelmedi diye. Onunla diyor üstadımız bir şiir yazmışlar. Bunu eski çok kıymetli ihvanları okurlardı, hayran kalırdı. Biri bu devel'de İbrahim Tuna diye asker hoca derler. Hayran kalırdı okurken. Böyle gönül içten okuyor. Erbil'inle teselli eyledin bizi diyor ama böyle bir kimse. Efendimiz onun mevlidinde bulunuyor. Nihat Ulu çok güzel bülbül diye bir kaside okurdu. İşte nazlı nazlı eş lazımımız bundan etkileniyor. İşte derdime bir dert desen kakma bülbül deyince zaten dertli. Çünkü onlar manevi çok görevler yapıyorlar, vazifeler yapıyorlar. Üstatımızın iltihapinde bu Ürgüp'ün Taşkın Paşa, Damsa'ya dediler. Orada bir alebendi vardı soy ismi Özcan diye. Hiç telefon telgrafı yok. Gece kalkmış yavrum diyor etrafındakilere, arşın direklerinden birisi gitti diyor. Üstadımızı söylüyor. Mevtul alim ke mevtul alem demek budur.
Onların ahirete göçmesi alemin ölümü demek. Siz şöyle kabul edin. Geçende bu misali verdik zaten. Yani yemeğin içerisindeki tuz diyelim ki bir tatlı, bir kadayıf, o kadayıfin nesidir bize, şirasıdır. Cemiyetin ağız tadı ve lezzetidir. Derdin kalmaz, tasan kalmaz, huzurunda ilahi aşkın artar, muhabbetin artar, gayri ihtiyari insanda tazim duygusu meydana gelir. Efendimiz ellerini yüzüne kapıyor, öyle bir ağladı diyorlar. Çünkü çok kıymetli bir dost. Burada neyi anlatıyoruz biz? O şükür halinde olan kimselerin vermiş olduğu neşeyi anlatıyoruz. O zat konuşuyor Kayseri'de, Tabi biz Allah'ımızın kelamına saygı duyarız ama o sükut halinde onun o dudağındaki tebessüm, o bakışındaki insanlar hep yönünü o konuşan diye de ona çevirdi. Bir bu zatı gördü. İsmini söyle derseniz, ismi Mustafa Dursun Bey. İzmir'de Sami Efendimizin vazifelerinden.
Sami Efendimiz hazretleri Cüdtü Efendi diye cinni Kulepadan bir zatı anlatıyor. İşte Yahyalı'ya geldiğimizde Hasan Efendi'nin babası Mustafa Efendi'yi ziyaret etmiştik. Orada geldi deyince hemen araya giriyor. Efendim sadece Yahyalı'da mı görüştünüz, başka yerde görüşmediniz mi deyince sükut buyurmuş, söylememişler. Söyler mi? Tabii. Bu çok uzun gider. Çünkü Gavs-ı sakaleym mürşitlerimizden bir kısmı hem insanlar hem de cinlerdir. Bir gün zamanın çok sıkıntılı olduğu bir devir. Aslında hiçbir sıkıntı yok. Sıkıntı meydana getiriyorlar. Sıkıntı diye bir şey yok. Neden? Bazı dünyevi istifadelerden dolayı. Yoksa sıkıntıymış neymiş hiçbirisi yok. Bir samanlık deriz, böyle hayvanların yiyeceklerinin verildiği yer. Taşları neleri simsiyah olur? Üstadımız ben gündüz bile otururdum, taşları gümüş kaplı gibi olurdu diye. Neden öyle oluyor?
Mesela biz olmuyoruz da hep gezecek yer arıyoruz, dağlara bir gitsek sular şöyle akıyor, ondan sonra çayır çimen diyoruz. Onlar niye demiyor? Onlar gönüllerini cennet etmiş de onun için. Onların gönüllerinde öyle bir hayat var ki tarih mümkün değil. Gönüllerindeki ilahi zevk, içlerini ıslah etmiş, irşad etmiş. Yani dışarıya gerek yok, içinde onlara on on sekiz bin alemin cenneti açılmış, nicsi. İşte bir tanesi dağda bulunurmuş de demişler yalnız ne yapıyorsun, ne yalnızlığı. Ene celilisi men zekarani, Ben beni zikredenle beraberim, ben Rabbimlayım diyor. Orada bir baygınlık hali geçirmişler zikirde. Dedem haber gönderiyor. Diyor ki Cüddiye Efendi Hazretleri otuz üç müridiyle iştirak ettiler. Evladım bu baygınlık hali ondan geliyor. Biraz zikrullah'ı tatil edin diyor. Mustafa Dursun Aksoy. Gönül ehli insanlar, konuşmasına gerek yok. Gördüğümde inanın şu balın bir sızma hali olur.
Şimdi havandan çıkarırız balı, bal petekler olur. Onu böyle bir kaba böyle sızdırırlar, sızdırırlar onun gibi. Niye konuşsun? Sami Efendimizin torunlarının düğünüydü. İnanın sohbet ettiği o salona penceresine ihvan böyle kuşlar gibi kondu böyle, kuşlar gibi. Orada üstadımız üzülmüşler ne olur? Efendimizi şöyle büyük bir yere atsalardı, ihvan canını verecek efendisini görmek için diye. Hani nasıl görmek istemesin? Erenköy'de herhalde bir sohbet buyurdular. Ayağımın biri dizimin yerdeydi. Birini koyamadım. O kadar kalabalıktı. Sohbete iştirak buyurdular ama mübarek ellerini kaldırarak Esselamu aleyküm, Esselamu aleyküm bir huzur veriyor. Vesselam. Oturdu hiç konuşmasına gerek yok, konuşmaz zaten. Şükür hali bile yetiyor. Zaten konumuz da o. Ayrıldılar selamlayarak, üstadımız kapıya durdu. Bir dakika dedi. Herhalde böyle bir manevi tecelli mi oldu, ne olduysa?
Cemaat seste yükselince hep kulak kesildiler. Zamanın kutbul aktabının elini saygıyla öpenlere ateş haramdır dedi ama hep bir karıştı. Şuna benzetiyorum, la taşbih ve la temsildirler. Böyle balıklar suyun içerisinde bulunur. Böyle yem atıldı mı böyle bir karış çevirirler, la teşbih diyorum. İhvan böyle aşk deryasında bir çalkalanı verdiler. Kim bu kim bu diye Hacı Hasan Efendi. Şüput oturuyor. Konuştuğu da yok. Ama gönüllere neler indiriyor, neler indiriyor. Miraç hadisesinde bin bir kelamımı kıldı Cenabı hak. O bir anda zuhur etti ve sonra efendimizin miracı her zamandır. Her zaman miraç içerisindedir. Nasıl izah edeceksin bunu? Ne ayet ne hadis? Ayeti de var, hadis-i şerifi de var. Giyimallahi vaktin. Benim Allah ile bir vaktim var buyuruyor. O Cenabı Hak'tan bir an bir ayrı değil, mümkün mü? Efendim, biz vaktin geçtiğini biliyorum. Sond sükut manasınadır.
Kuran-ı Kerim'de A'raf Suresi yüz doksan üçüncü ayet-i kerimede. Cafer-i Sadık kalpte Sallallahu ve Şiyarul muhakkabiki hakikat ehillerinin huyudur, ahlakıdır, değeridir, kıymetidir. Dünya ve ahiretin rahatıdır. Dünya ve ahiret rahatlığının huzurunun anahtarıdır. Ve fiihirudalllah bunda Allah'ın rızası vardır ve takfiful hiseb, böyle sükut eden kimsenin günah işlemeyeceği için hesabı kolay geçer. Daha ve maahu azlül heva ve riyadatun nefs, nefsinin irşad ve ıslahına sebep olur, nefsani arzulardan kurtulur ve ibadetini tat ve lezzetini alır ve zeval gasvetil kalb kalbinin katılığı gider, vel'alfa, mel'l-merruah, bel'lar. Böyle bir kişilik, efendilik, böyle saygı duyulacak bir hale gelir. Üstatımızın evlatlarından biz Hafız Musa derdi. Böyle bahçedeyiz. O zaman rahatsızdı da. Böyle geliyor, emin olun gelirken belli oluyor, gelirken. Onun o manevi vakarı bir heybet hali besbelli oluyor.
Buraya askeriyeden bir zat gelmiş ta ellili yıl mıdır nedir belki daha eski olabilir. Yanındaki oturanlara yanında belediye reisleri ne var, emniyet amirleri. Şu gelen kim diyor. Bu kimse diyor bin kişiyle tartılsa bu ağır gelir. Meğer Şeyh Mustafa dedemin evlatlarından biri, kılavuz hapıs. Şükür sahibi, boş konuşmamak, hep hayır konuşmak, Lisenü'l hilm daha bizim gibi insanların sükutu suntü'l-avam billisenim dilinin konuşmaması. Ariflerinki bigulubihim gönüllerinin, gönüllerinin sükutu ne demek? Aldığı feyiz, manevi varidat doğuş, tecelliyat-ı ilahi. Muhabbet ehillerinin nedir? Min havatiri esrarıim. Bütün gönüllerinden artık onlarda böyle bir düşünce olmaz. Yalnız Ashab-ı Güzin'den, Sa'd ibni Muaz Radıyallahu Anh, eğer diyor cennet hatırıma gelir, dünya hatırıma gelirse namazı kaza ederim.
Cennet hatırıma gelirse secdei sehiv inşallah yanlış söylemeyiz, o değilse bile bu müsaade müaz diye hatırlıyorum. Biz diyor sehiv secdesi yapardık. Kim dilini ve kalbini muhafaza ederse ve hara lehu sır ve tecellelahu Rabb'ıyla adeta dilleşmeye başlar. Eğer dili sükut eder, kalbi sükut etmezse, dil ve kalbi sükut etmezse o zaman kene memleketun lişşeytan, Allah korusun, ve musahharatul leh, şeytanın makarası olmaya başlar. Allah korusun, Allah'ım yanımıza bile yaklaştır bunu. Esad Elbili Hazretleri benim ihvanımın semtinden bile geçmez. Diyorlar ki efendim çok aldananlar var. Onlar rabıtası olmayan, değişik insanlardır. Anlaşılsın artık. Sükutu iki şekilde ele almışlardır. Bir umumi sükut, bu dilin korunmasıdır. Gıybetten ve yalandan dili korumak. Has insanlarınki nedir? Allah'ımızın azamet-i ilahiyesi beliriyor. Huzudadır onlar. Ne diyeyim? Rabbimizin huzurunda olan kimselerdir.
Böyle valide sultan Sami Efendimizin zevce-i muhteremeleri böyle gelenler olurmuş. Tabii kendileri de bulunduğu için böyle yabancı kimse değil, kendilerinden işaret edermiş. Aman ha gelmeyin, dille değil elle. Gelmeyin babanız büyük bir huzurun içerisinde şu an diye. O her zaman huzurun içerisindedir. Hak karşısında sükut etmek bu kimse, dizisi şeytandır diye Ebu Ali Tektak Hazretleri de ifade buyurmuştur. İbni Arabi Hazretleri, Hikmet sükuttedir. Hikmet nedir? Nurdur. Konuştuğu gönle huzur verir, dilinden çıkan söz kalbimizin içine giren İmam-ı Ali Radıyallahu Anh Efendimiz, İmam-ı Ali Radıyallahu Anh ismini zikretmek insana bambaşka huzur verir. Bu peygamberlerimiz olsun, bunların yanında Ashab-ı Güzin olsun, veliler olsun, huzur verir. Sükutun çokluğu insanda manevi bir vakar hazır olur. El Hikmetü Fisun demiştir Muhyiddini Arabi Hazretleri. Daha da uzun uzun uzun ifade edilmiş.
Mesela gönül aleminin daha ötesinin de huzuru, şut hali. Şimdi dil değil, kalp değil, kalbin de ötesi. Ve terkul iştigali bil mari vel müstakbel, ne geçmiş ne de gelecek. O andaki hal. Şimdi nasıl izah edeceğiz bunu? Tabii böyle deyip geçmekle olmaz. Esad Elbili Hazretleri'ne buyuruyor ki sultanım, efendim tecelliyata mazhar oldunuz mu? Üç defa diyor. Birisi şu halimdir diyor. O hutbiyet hali, o konuşsa da zaten huzurun içerisinde. O kavuşmuş artık, gelişmiş. Cenabı Hak yollarından, izlerinden, sözlerinden, üzerlerinden bizleri ayırmasın. Elhamdülillahi rabbil alemin aleyhüssalatü vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine, ehl-i ashabına, Peygamber-ı nizam ve pir-ı nizam bütün geçmişlerimizin ruhları için bir Fatiha üç İhlas işledim.
Kaynak: Genel
Salatü Selamın Bereketi ve Ruhani Arınma | Mihmandar