Değerli dinleyicilerimiz, Musahabe serimize Kuran öğrenmek başlıklı konuyla kaldığımız yerden devam ediyoruz. Müsehlimetül kezab sahte nübüvvet iddiasında bulunma küstahlığına cüret etmişti. Haşa, Kuran'a nazire olarak Sure-i Karia'ya nazire kast edip Fil nedir? Fil ne bildirdi sana ki, fil nedir? Bir hurmalığından ipe benzer kuyruğu vardır, bir uzun hortumu vardır. Tahkikan bu bizim Rabbimizin halkından azdır sözleriyle sanki Kuran'a nazire söylemiş oldu. Keza bir sözünde ey kurbağa nice bir ötersin. Yukarın suda, aşığın balçık içindedir. Ne suyu bulandırabilirsin, ne içen kimseyi men edebilirsin diyordu. İbn-i Abbas radiyallahu anhüma'dan rivayete göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında Müseylimetül Kezzab Medine'ye geldi ve eğer Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem kendisinden sonra beni yerine halife kılarsa kendisine uyarım, dedi.
Kendisi Beni Hanife kabilesinden olup beraberinde kavminden kalabalık bir cemaat de gelmişti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Müseylime'nin yanına gitti. Beraberinde Hatibi Resulullah Sabit bin Kays da vardı. Resulullah'ın elinde hurma dalından bir değnek bulunuyordu. Kavminin içinde oturan Müseylime'nin karşısında durdu, onunla İslam hakkında görüştü. Müseylime nübüvvet payesinden kendine bir hisse verilmesini istedi. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem cevaben değil nübüvvetten bir pay elindeki hurma dalına işaretle şu dal parçasını benden istesen onu bile sana vermem. Sen de Cenabı Allah'ın hakkındaki hüküm ve takdirini aşamazsın. Eğer sen bana ve Cenabı Hakk'a muhalefet edersen Kadiri Mutlak hazretleri seni muhakkak helak eder. Ve sanırım ki sen, sende gördüğüm eşkale alamete göre rüyamda bana gösterilen kişisin.
İşte bu zat, hatip Sabit bin Kaysa'yı işaret ederek cevap verecektir buyurdu. Sonra Müseylime'nin yanından ayrıldı. Müseylimetü'l Kezzab nübüvvet iddiasında bulunup kendi iddiasınca sanki bir kuyunun suyunu çoğaltmak murat ederek kuyunun içine tükürdü. Derhal o kuyunun içindeki su kurudu. Bir kimsenin ağrıyan gözüne tükürdü. Derhal gözü kör oldu. Bu suretle daha dünyadayken Cenabı Allah Azze ve Celle yüzünü kara eyledi. Müseylimetülkezzab evvelce Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme bir mektup göndermişti. Arzı yarı yarıya bölüşmelerine tavsiye etmişti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem cevapta arzın Cenabı Allah'a ait olduğunu, onu kime dilerse ona bahşedeceğini beyan buyurmuştu. Müseylime, Hazreti Ebu Bekir Sıddık'ın zamanında nübüvvet davasında bulunarak isyan etmişti. Halid bin Velid radiyallahu anh, Müseylime'yi mübarezeye düelloya davet etmişti.
Korktuğundan davete icabet edememiş, sahte peygamber olduğunu, taraftarları anlamıştı. Duvarlı bir bahçeye iltica etmiştir. Ebu Dücane radıyallahu anh beni duvardan içeri atın deyince onu fedai olarak duvardan içeri attılar. Ayağı kırıldığı halde mürtedlerle çarpışarak bahçenin kapısını açmaya muvaffak oldu. Nihayet kendisi rütbei şehadete nail olarak ruhu pür füt fütuhu makamı alaya kavuştu. Vahşi de Hazreti Hamza'yı radiyallahu anhı şehit ettiği harbe ile Müseylimetül Kezzab'ı katletti. Bu vakada yirmi binden ziyade kişi katlolunmuştur. Ashapdan nice büyükler ve yetmiş kadar hafız da şehit olmuştur. Beyzavi'nin beyanı vechiyle Kuran'ı ve Resulullah'ı sallallahu aleyhi ve sellemi alay edenlere önayak olan Kureyş'in ileri gelenlerinden birincisi Velid bin Muğire idi. Allah'a beraber başka mabut kılanların ve istihza edenlerin şerlerinden biz sana kafi olduk.
Biz sana kafi olunca onlar istihzalarının cezasını yakında bilirler. Cebrail Aleyhisselam Velid bin Muğire'nin ayağına işaret etti. Velid'in ayağında yara çıktı. Ondan müteessiren ölerek canı cehenneme gitti. İstihsa edenlerden As bin Vail'in ayağına diken battı. Dikeni bulamadılar. Ayağı devenin boynu gibi şişti. Yerden kıpırdayamaz bir hale geldi. Bağıra bağıra akıbet cehenneme gitti. İstihza edenlerden üçüncüsü Esved bin Muttalip idi ki, Cibril-i Emin onun gözüne işaret etti. Sancı geldi, gözü kör oldu. Sancısı durmadı. Başını duvara vura vura öldü. Dördüncüsü Esved bin Abdi Yevus idi ki, Cibril-i Emin onun da karnına işaret etti. Derhal ishale tutularak helak oldu. Beşincisi, Haris Bin Kays'tır. Cibril-i Emin başına işaret etti. Bu da baş ağrısına müptela olup helak oldu.
Her zaman hakkı istihza ile ibtale sa'yedenler rüsva olarak akıbet helak oldukları ve ayet-i celilenin sırrı zahir olduğu görülmektedir. Nitekim Velid bin Muğire hakkında, Biz yakında o kafirin burnu üzerine alamet koyarız. Yani burnu üzerini ateşle dağlar, alamet yaparız ki o alametle ehli mahşer nazarında o kafirin Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme eza eden kafir olduğu herkesçe malum olur. Diğer bir manaya göre biz o kafirlerin yüzü üzerine siyahlık vaz etmekle yevmi kıyamette onu teşhir ederiz. Fahr-i Razi'nin beyanı vechile bu ayet I celilede beyan olunan alamet, dünyada olmak ihtimali vardır. Buna nazaran manayı ayet, o kafirlerin burnu üzerine dünyada kılıçla alamet yaparız ki, o alamet ölünceye kadar burnundan geçmez demektir. Bu ayetin eseri Bedir gazasında görülmüştü. Bedir gazasında Velid'in burnu kılıçla yaralandı. O yaranın eseri ölünceye kadar burnunda kaldı.
Kuran'da el hortum tabiri hınzır ve fil gibi insanın taban, yaratılışça tiksindiği hayvanların burnu demek olduğundan, hortum tabirinin insanın burnunda isteğimali o insanı tahkir içindir. Burnu tahkirde insanı kemali ihanet ve mezelletle tahkir içindir. Ey habibim. Sen çok yemin eden hakir rey sahiplerine itaat etme ki, onlar diğer insanları ayıplayıcı ve fesat için diğerlerine söz götürücülerdir. Hayrı şiddetle men edici, başkalarına zulmedici, çok günah işleyici, tabiatı katı ve ahlakı kötü olup, şu beyan olunan çirkin sıfatlardan sonra maye-i asliyesi nameşru harekattan hali olmayan kimseye itaat etme. O kafir çok mal ve evlat sahibi olup bizim ayetlerimiz o kafir üzerine okunduğunda bu okunan ayetler evvel geçen ümmetlerin yalanlarıdır dediğinden itaat etme. Bu ayet I kerimede Velid bin Muğire'nin on mezmum sıfatı beyan olunmuştur. Yani hayırlı işleri şiddetle men edenler.
Her ne kadar bu ayet I celile Velid hakkında nazil olmuş ve muradı has ise de hükmü amdır. Binaenaleyh hayırlı ameli yapanları şiddetle musırran men e çalışanlar da bu ayeti celilenin zemine dahildir. Yani çok mal sahibi idi. Taif'le Mekke arasındaki bostan ve bağ ve bahçeler hep kendisinin idi. Hac mevsiminde Mina'da acılara ateş yaktırmaz, hep kendisi yemek çıkarırdı. Bu servetine aldanarak nübüvvetin sanki kendisine gelmesi ümidi batılında bulunurdu. Nitekim Mekke kafirleri, Kuran'ın Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme nazil olması üzerine itiraz ederek dediler ki, alayım. Keşke şu Kuran, Mekke'yle Taif'te bulunan ricalden büyük bir racule nazil olaydı.
Keferei Kureyş nübüvvet mertebesini dünya malına ve menfaatine lazım zannederek keşke şu Muhammed üzerine nazil olan Kuran, Mekke'de mal sahibi olan ve insanlar arasında kadri ali ve itibarı büyük olan Velid bin Muğire ile Taif'te mal, dar ve cah sahibi olan Urve tübn-ü mes'ud'dan birisine nazil olsaydı dediler. Halbuki nübüvvet makamının dünya malına, cah ve mansıba, evlat ve etbaa ihtiyacı yoktur. Mansıb-ı nübüvvetin erkan-ı mühimmesi, bilumum masivayı terkle, ahlak-ı madiye-i ilahiye ile tahalluk etmektir. Nübüvvet kesbi değildir, Vehbidir. İhsan-ı ilahidir. Keza ilmin en efdali de vehbi olandır. Değerli dinleyiclerim, Musahabe serimizin bu bölümünü de Kuran öğrenmek konusuyla bitirmiş bulunmaktayız. İnşallah bir sonraki programımızda yine aynı konuya devam edeceğiz inşallah.