İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde Ashabı Kiram isimli eserle birlikteliğimiz devam ediyor. Hazreti ne işler misin? Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazreti Enes bin Malik radiyallahu anh'ı anlattığı bölümle programımıza devam ediyoruz. Abdullah bin Eban es-Zekafi diyor ki, bir gün Haccac bin Yusuf, Enes bin Malik'i ararken bana karşı geldi. Kendini benden gizlemeye çalışıyordu. Ben atımla birlikte yürüyerek Enes bin Malik'e vardım. Gördüm ki o evinin kapısı önünde ayaklarını uzatmış oturuyordu. Ben dedim ki kalk, Emirül Müminine cevap ver. Dedi ki, hangi Emirül Müminine? Ebu Muhammed Haccaca yani Haccaca zalime. Dedi ki şeksiz ve şüphesiz bilesin ki Allah onu zelil kılmıştır. Çünkü aziz kimse Allah Azze ve Celle'ye taat ve itaatle aziz olan kimsedir. Zelil de Allah'a isyanla zelil olan kimsedir.
Sözünü ettiğin arkadaşın şüphesiz aşmış, bayağalaşmış, haddi aşmış, Kitap ve sünnete muhalefet etmiştir. Vallahi Allah ondan intikam alacaktır. Dedim ki, sözü kısa kes ve müminlerin emirlerine cevap ver. Bunun üzerine Enes kalktı. Beraberce Haccac'ın yanına vardık. Haccac dedi ki, Enes bin Malik sen misin? Evet. Bize beddua eden ve ağır söyleyen sen misin? Evet. Bu nedendir? Bu senin Allah'a asi, peygamberinin sünnetine muhalif olman, Allah'ın düşmanlarını esas, Allah'ın dostlarını tezlil etmiş olmandandır. Benim sana ne yapmak istediğimi biliyor musun? Hayır. Seni en kötü bir şekilde işkenceyle öldürmek istiyorum. Eğer bunun senin elinde olduğunu bilseydim Allah'tan başka sana da kulluk ederdim. Haccac, niçin, dedi. Enes bin Malik, şunun için ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana bir dua öğretmiş ve demiştir ki, kim her sabah bu duayı okursa hiç kimse ona zarar veremez.
Bilmelisin ki bu duayı ben bu sabah da okudum. Haccac, onu bana da öğret. Enes, sen hayattayken onu herhangi bir kimseye öğretmekten Allah'a sığınırım. Haccac yanındakilere emir verdi. Enes'i serbest bırakın. Haccac'ın perdeleri dedi ki, bugün filan ve filan da celbetmemiz lazım. Bunu nasıl serbest bırakabiliriz? Haccac, ben onun omuzlarında ağızlarını açmış iki arslan gördüm ve çok korktum, dedi. Sonra Enes radiyallahu anh, haleti ihtizara gelince bu duayı bazı ihvanına öğretti. O büyük dua şudur aziz dinleyicilerimiz. Bismillahirrahmanirrahim. Haccac haleti ihtizara geldiği vakit Allah'ım beni mağfiret et. Etmezsen insanlar seni bundan sonra hiç mağfiret etmez sanırlar diye söylerdi. Hicri doksan beş senesinin ortalarında kendi kurduğu şehirde öldü. Öldüğü gün Irak'ın şenlik günü diye isimlendirilir. Öldüğü gün önce kimsenin haberi olmadı.
Nihayet saraydan bir cariye ağlayarak ahali her zaman yemek yediren ve üzüntüyü gideren kimse öldü diye bağırınca halkın haberi oldu. Sonra defnolundu. Şam ahalisinden birisi Haccacın kabri başına dikilip Allah'ım bizi Haccacın şefaatinden mahrum etme diye dua etti. Irak ahalisinden birisi de eğer Haccac cehennemlik değilse karımı katlik edeceğim, boşayacağım diye yemin etti. Bu hususta Kadı Tavus bin Keysan'dan fetva sordu. Tavus dedi ki Allah dilediğini mağfiret eder ama senin zevcen boş düşmüştür, dedi. Diğer bir rivayette bu adamın Hasan Basri'den fetva sorduğu nakledilir. Hasan Basri dedi ki, eğer haccac ateşte değilse zevcenin yanına git ve onunla beraber ol, harama gitmiş olmazsınız. Bunu duyunca Allah'ın ufran ve merhameti huzurunda durakaldım ki kul denizin köpükleri mislince günahla da gelse Allah mağfiret eder. Yeter ki kul Allah'tan ümidini kesmesin.
Haccac Irak'a vali olunca her gün bin sofra kurar, her sofraya on kişi oturturdu ve her gün nasa memurlarını göndererek yemeğe davet ederdi. Bu işi ilerleyince dedi ki, ey nas, güneş doğduğu vakit onu benim elçim kabul edip sabah yemeğine, batınca da akşam yemeğine buyurunuz dedi ve bu işi bu minval üzere devam ettirdi. Bir gün baktı ki yemeğe gelenlerin sayısı az. Dedi ki, insanlara ne oluyor ki bugün azaldılar? İçlerinden birisi kalkıp dedi ki, insanlar senden öyle gına getirdiler ki, evlerinde oturmayı, senin sofrana gelmeye tercih eder oldular. Bu cevap haccacın hoşuna gidip adamı yanına oturttu ve ona a'rekallah, Allah senin her işini bereketlendirsin. Bu zamanın en zalimi olmasıyla birlikte Haccac'ın halka kerem ve ihsanıdır. Haccac bin Yusuf evinin etrafında yüksek sesle telbiye eden birini duydu. Halbuki o adam Mekke'deymiş. Dedi ki o adamı bana getirin. Getirdiler.
Haccac, bu adam kimlerdendir? Adam, Müslümanlardan. Haccac, sana İslam'dan sormuyorum. Neden sordun? Memleketini sordum. Memleketim Yemen'dir. Muhammed bin Yusuf'u nasıl bıraktın? Haccac bu sözüyle kendi kardeşini kastediyordu. Azim, cesim, kıyasetli, iyi ata binici, varışlı ve konuşkan bir kimse olarak bıraktım. Haccac, ben sana bunlardan sormadım, dedi. Nereden sordun? Siretinden sordum. Adam dedi ki, onu çok zalim gaddar, mahluka itaat ve Halık'a isyan eden bir kimse olarak bıraktım. Haccac dedi ki, onun bana yakınlığını bildiğin halde bu sözü söylemeye seni mecbur eden nedir? Adam. Onun sana göre durumunu benim Allah katındaki durumumdan daha mı üstün görüyorsun? Zira ben Allah'ın evinin elçisi ve ziyaretçisi, Ona olan borcunu ödeyen ve onun dinine tabi olan bir kimseyim deyince aç aç sükut ettiği, cevap veremedi. Adam izin almadan uzaklaştı.
Gidip Kabe'nin örtüsüne sarılarak şöyle dua etti. Allah'ım, ancak sana sığınır, ancak sana iltica ederim. Senin en kısa zamanda kurtuluş vermeli, eski günlere döndürmeli ve güzel adetinle muamele etmeni niyaz ederim. Şu adama bak ki mahluktan zerre miktar havf etmeyerek, hususan zamanında mahlukatın en zalimi olan, ırz ve namusları payimal eden ve devamlı kan döken Haccacdan bile endişe etmeyerek hakkı nasıl ısrar etti? Haccac daha öyle şeyler yapmıştır ki şu kelimelerle onları ifade etmek mümkün değildir. Fakat adam Allah'a tevekkül edip Allah'tan yardım isteyince yalnız başına bulunduğu ve Haccac da askeriyle beraber olduğu halde Haccaca karşı Allah o adama yardım etmiştir. Hakikati hal şudur ki o adam iptila derecesinde hasta olan bir zalime galip gelen bir mümin ve öteki de bir münafık idi ve Haccac bu ümmetin münafıklarındandır. Bir fakih Ebu Müslim mağrribiyi ziyaret etmek istedi.
Vardığında onun Kuran'ı hatalı okuduğunu görünce kendi kendine emeğin boşa çıktı dedi. Sonra Fakih gece teheccüd için abdestte kalktığında kendisine iki arslan musallat olup bunlardan korktu ve bağırdı. Hemen Ebu Müslim gelip onları uzaklaştırırken Fakih'e dedi ki, ben Kuran'da hata ettimse sen imanda hata ettin. Biz batınımızı düzeltmekle uğraşıyoruz ve mahluk bizden korkuyor. Siz ise zahir için çalışıyorsunuz. Fakat mahluktan korkuyorsunuz. Haccac Irak'ın başına geçince nas'ı korkutuyor ve öldürüyordu. Bunda ileri gidince Abdurrahman bin Eş'az ehli Irak'ı toplayıp Haccac'ın üzerine vardı. Abdülmelik, Haccaca ehli Şam ile yardım etti. Ehl-i Şam, Abdülmelik'in etbaı ve ensarı idiler. Haccac ile Abdurrahman bin Eş'As arasında altı ay zarfında seksen kavga vuku buldu. Neticede Haccac, İbni Eş'As'ı hezimete uğrattı. Halbuki İbni Eş'As'ın askeri yüz binden fazla idi.
Ezimete uğradıkları zaman Haccac arkadaşlarına dedi ki, onları bırakın dağılsınlar. Takip de etmeyin. Sonra bir münadi çıkıp kim rücu ederse emniyettedir diye nida etti. Haccac, Küfiye'ye girdi. Ezimete uğrayanlardan bir kısmı gelip kendisine bey'at ediyorlardı. Haccac da kendisine bey'at etmeye gelenlere kafir olduğuna ve cemaatten ayrıldığına şehadet et, sonra tövbe et der, beyat eden bunu derse ne ala, demezse öldürürdü. Aynı şekilde Hasam kabilesinden kendisine bey'at etmek üzere gelen bir adama kafirliğine şehadet et. Ben Rabbime seksen senedir kulluk ediyorum. Hala daha kendi küfrüme şehadet ediyorum. Adam, ben ne kötü bir kulum. Vallahi benim ömrümden ancak az bir şey kalmıştır. Sabah akşam ölümümü gözetliyorum. Haccac emretti. Adamın boynu vuruldu. Ondan sonra bir ihtiyar geldi. Haccac dedi ki, zannetmem ki ihtiyar kafirliğine şehadet etsin.
İhtiyar, sen benimle alay mı ediyorsun? Ben kendimi senden iyi bilirim ve ben Firavun'dan ve Haman'dan daha kafirim. Haccac güldü. Adama yol verdiler. Şu adamın imanının zaafına bak ki, gençliği gitmiş, ihtiyarlığı son haddine varmış ve sabah akşam ölümünü beklemekle beraber adam bu büyük kubu nasıl irtikap ediyor? Şurası tabiidir ki kendisine inayeti ezeliye erişmeyen kimsenin elinden bir şey gelmez. Salikin kalbinde imanın itminan bulması kuvveti yakine bağlıdır. Kuvveti yakini tevhide vasıl olması için de cehd ü gayret sarf etmesi lazımdır. Bu haleti itminan ise müminin bütün eşyayı müsebbibü'l Esbabdan bilip vasıtaların hükmüne musahhar kılındığını bilmesidir. Bunu bilmek için de kuvveti yakin lazımdır. Bu da kalbin nefsin paslarından tasfiye edilmesiyle olur. Kalbin cilalanması ancak Sihrullah tilaveti Kuran, nebiye salatü selam etmekle hasıl olur.
Ezkarın en hayırlısı kelime-i tevhiddir ki o aynı zamanda Urvetü'l vüskadır. Hazreti Üfta'da Kudüs'e Sirruh demiştir ki, talibi hak ve hakikat ancak Sünneti Seniyyeye riayet etmekle terakki edebilir. Meşkurdur ki, Haccac zamanında insanlar defalarca yağmur duasına çıktılar. Bir damla bile yağmur düşmedi. Onlara birisi dedi ki, eğer ikindi namazının sünnetini ve yatsı namazının sünnetlerini terk etmeyen bir kimse çıkıp dua ederse Allah yağmur verecektir. Yoksa kırk kere daha dua etseniz bile yağmur yağmayacaktır. Epeyce böyle bir adam aradılar. Bulamadılar. Sonra Haccac kendini yokladı. Ben bu namazları hiç kaçırmadım dedi ve dua etti. Eder etmez çok büyük bir yağmur yağdı ve maksud hasıl oldu. Bu haccacın zulm ile meşhur olmasıyla birlikte sünneti seniyyeye sarılmasının bereketiyle hasıl olmuştur.
İstiska, yani yağmur duası ve namazından önce tövbe edilmesi, sadaka dağıtılması, oruç tutulması ve nasıl kendi içlerindeki sülahayı vesile ve şefaatçi edip dua etmeleri lazımdır. Haccac'a sen Hazreti Ömer'in devri hilafetini gördüğün halde Ömer gibi niçin adalet etmiyorsun, onun adl ü salahını görmedin mi dediklerinde şöyle cevap verdi. Etrafımdan saolun da sizi sağ bırakayım. Evvela siz Zühdü takvada Ebu Zer gibi olun, ben de size Hazreti Ömer'in adlü insafıyla muamele edeyim. Burada bir işaret vardır ki Hazreti Necilerim, halkın haleti salah ve fesatta amellerinin durumu neyse idareciler de ancak ona göre olurlar. Bu manada peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem siz neye layık iseniz ona göre idare olunursunuz diye buyurmuşlardır.
Zulmün arttığı, cevr-i cefanın çoğaldığı, idarenin işkencesi zahir olup kuru ve yeşil ekinden, ağaçlardan, meyvelerden, idaresi altındaki memleketlerde bulunan kimselerin kazançlarından ve sanatlarından dolayı zulmünün kötülüğü ve işinin fenalığı sebebiyle vergiyi noksansız almakta cevreden idarecilerin zamanında bütün müminlerin Allah'a kurumuş ağaç yaprağı gibi titreyerek niyaz edip tövbe ve istiğfar ile inabe etmeleri lazımdır. Müminler bunu yapınca başlarındaki adil olur ve işte düzelir. Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem buyurmuştur ki, ümmetim üzerine öyle bir zaman gelecek ki emir sahipleri zalim, alimleri tamahkar, kadınları dünya ziynetine düşkün olacak. Ömer bin Abdülaziz makam-ı hilafete geçince Tavus bin Keysan ona, eğer bütün işlerinin tamamen hayır olmasını istiyorsan valilerini ehli hayırdan seç. Ömer bin Abdülaziz cevaben yazdı. Öğüt olarak bu yeter.
Musa Aleyhisselam bir münacatında şöyle demiştir. Ya Rab, sen hükmünü semadan indirmektesin. Biz ise arzlayız. Senin gazabını hoşnutluğundan ayıran alamet nedir? Hak subhanahu ve teala nida etti. İnsanların başına hayırlısını getirdiğim zaman bu hoşnutluğumun alametidir. Şerlilerini getirdiğim zaman da bu gazabımın alametidir. Terdin Neccarimiz İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna gelmiş olduk. Bir sonraki bölümde başka bir sahabi efendimizle birlikte olmak umut ve arzusuyla Allah'a emanet olduk.