Hazreti Ömer Radıyallahu Anh, kıtlık zamanında ganimet mallarından bir devenin kesilmesini ve fakirlere dağıtılmasını ifade eder. Hizmetçisi kendisine devenin en güzel yerlerinden etlerinden yemek yapar, getirir der ki halkıma da böyle ikramda bulundun mu kemiksiz etten verdin mi? Hayır deyince sen beni vebale götürüyorsun. Benim eski yiyeceklerimi getir. Bir ekmek, kuru bir ekmek, bir de zeytinyağı. Bir defasında yemek yerken yanından geçen birisini çağırdı da bir lokma alınca dedi ki ya Ömer bunu nasıl yiyorsun, tahammül edemem, ben bunu yiyemem. Ben Hazreti Ömer'in adaletidir radiyallahu anh'a. Hazreti Hafsa radiyallahu anha annemiz ganimet mallarından Ya Ömer, Ey babacığım benim de bir hakkım var dediğinde sana olan kısım olmandan dolayı, sana olan şefkatim belki biraz daha fazla vermeme sebep olur diye ganimet mallarından vermemiştir.
Biraz mübarek yaşları ilerleyip topraklar genişleyince, meseleler de çoğalınca, Hazreti Ömer'in elini kaldırıp Cenabı Hak'ta yaptığı bir niyaz var. Ya rab ruhumu, ya rab ruhumu. Diyor ki Allah'ım insanlar çoğaldı. Hak ve hukuk bunları nasıl yerine getireceğim, belki bu hususta dikkat edemeyebilirim, ruhumu al demiştir. Onlardaki küfrünen Hazreti Ömer'in bu hususiyetidir. Hazreti Osman deyince radiyallahu anh bir gün Hazreti Ali radiyallahu anh evlenecek Fatımatümatüz Zehra radiyallahu anha yalnız düğün için elinde hiçbir şey yok. Zırhını bir kimseye satılması için tevhidi buyurdu. Bunu dedi pazara git dört yüz dirheme sat. Artık bağırıyor dört yüz dirheme diye zırhı. Oradan geçen Hazreti Osman radiyallahu anh derhal zırhın kime ait olduğunu anladı. Ali efendimize ait olduğunu radiyallahu anh Dedi ki bunu kaset satıyorsun. Dört yüz, al dört yüz dirhem.
Zırhı aldı, tekrar zırhı ona iade etti. Dört yüz dirhem daha verdi. İşte onlarda görünen Hz. Osman'ın radiyallahu anh bu halleridir. Eğer diyor bir banyoya girecek olsa Hz. Osman radiyallahu anh öyle olurdu ki dört kat olurdu hayasından dolayı. Daha sol elini uygunsuz yerde kullanıyorum diye Resulullah sallahu aleyhi ve selleme uzatmamıştır. Onun hayasını anlatmakla bitiremeyiz. Cömertlikten başladığım için Medine'de bir ara kırklık meydana geldi. Şam-ı Şerif'ten yüz deve bükü buğday getirdi. Bildiğimiz hadiseler. Tabii halk aç bir şeyler bekliyor. Diyorlar ki ya Osman bize sak bunu. Bir değer, bir kıymet güldürüyorlar. Diyor ki sizden daha fazla veren var. Kim gelse hepsine bu aynı sözü tekrar ediyor. Sizden daha fazla veren var, sizden daha fazla veren var. Bu Sıddık-ı Azam'a arz edilince devrin halifesi, çağırıyor ya Osman nedir sizin bu sizden daha fazla veren var demen.
Diyor ki ya Eba Bekir Rabbi Zülcelalimiz bire yedi yüz veriyor. Bunlar ise o kadar verecek güç ve kuvvette değil. Ben de diyor zaten verecek güç ve kuvvet de değil. Ben de diyor zaten hissetmiştim olduğu gibi yüz deve yükü buğdayı Medine'deki fakirlere olduğu gibi dağıtıyor o yüz deveyle kestirip onlara başlıyor. İşte Suriye'deki kardeşimizin anlattığı Mustafa Dirican'ın anlatmış olduğu hadise ve oraya gitmesi, sizin de hizmetlerinizin ne derecede nemalanacağını Halık'lem yazarmiş. Asıl dervişlikte bu olsa gerek. Ali efendimizden derseniz radiyallahu anh, onu hayra anlatamam, anlatamam. Efendimizin ölümüne bile olsa, hayatına da mal olsa mübarek yatağında hicrette yapması yeter. Bildiğimizi tekrar şeklinde olduğunu biliyorum. Bir defasında Fatımaüz Zehra annemiz dedi ki ya hadi altı akçe var bizde ama evde yiyecek de yok. Hasan ve Hüseyin efendilerimiz dediler ki babacığım bize meyve al.
Dayanılmıyor. Hani bu beyte sevgimizi Cenabı Hak ziyadeleştirsin. Ehli beyit muhabbeti kadar üstün bir şey olamaz. Resulullah'ın muhabbeti, ehli beytin sevgisi ve Kuran'ın muhabbeti. Velilerden birisine Halık alem Yezel, seni Cenabı Hak zatı kibrıyan, diğerlerinden üstün kılmıştır veya Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem neden seni Halıku Lemyezel üstün kılmıştır deyince nedendir? Ehli beytime olan muhabbetindendir. Onlar temizlenmiş, ruhları arınmış, mübarek kimselerdir. Üstad zalimiz de ehli beyittir Elhamdülillah. Ona iki cihan güneşinin sallallahu aleyhi ve sellem, Hasan'ım dediğine şahidim. Sizin içinizde buna şahit olanlar da vardır.
Müşadelerinde müşahedelerinde Hasan efendiye riayet edin dediğine sene kırk iki, dokuz yüz kırk iki, kırk birinci Alayda Hasan Erten Bey rüyasında Nebi-i Ekrem efendimizi görür sallallahu aleyhi ve sellem buyururlar ki Develi'nin Yahyalı bucağında Mustafa oğlu Hasan var, o benim evladımdır buyurur. Onu gözetin diye. Şimdi biz de onlara manen evladız şükürler olsun Elhamdülillah. Biraz önce belediye başkanımıza sevgiyle, saygıyla, muhabbetle karşıladığımız ve hepinize sevgi duyduğumuz şu güzel beldemizde kardeşimize dedim develiği vasfederek mi başlasak acaba? Bunu niye diyorsun, divande olduğun için mi? Hayır. Bizim buraya gelme ne programımız var, ne bir şeyimiz var. Yolda duydum. Ama mürşid-i kamilimiz ve onun da üstazı develiğe olan sevgilerini, dilleriyle ifade ettiği için başka bir şey diyemem.
Devenide öyle bir evlatları meydana gelmiş ki, Sami efendimiz hazretlerinin buraya programı yok. Ebederi Musa efendi diyor ki aman ha rabıta-i Şerife'ye dikkat edelim müsteazımız gelsin buraya. Hiç programda yok. Kendileri haramühdün, normal efendi, Rahmetullah Ali hazretlerine selam söyleyin, selam söyleyin anlaşılıyor ki develiye gelecek. Rabıtalarla biiznillahi teala gelmesine vesile oluyorlar ve bu mübarek beldeye diyeyim artık. Çünkü secdevi insanların, ibadetli ve taatli, sahi ve cömert insanların bulunduğu yere böyledir. Tebrik ediyorum hiçbir yeri kötü görerek demiyorum. Çünkü güneş doğduğu zaman ben işte gazi köyüne doğarım, tombağa doğmam, Zile doğarım ama ben gök süte doğmam, işte gazlı göme diye doğarım ama Sarıkaya doğmam demez. Tepçeye doğarım da, Kabaklıya doğmam bilmem falan demez. Her yere doğarım. Onun için yer Halıkı Lemnezele aittir.
Fakat oradaki güzellikler senasına vesile olmuştur. Ali Kerremallahu veche Efendimiz bir şeyler almak için altı akçe var, dışarıya çıkar. İki kişiyi görür yaka paça olmuş bunlar. Yaka paça birbirlerine. İşte diyor ki diğerine yakasına sarılmış altı akçe borcun var bana. Bir adım dahi sana attırmam öteye. Vereceksin. Ali efendimiz buna şahit olunca derhal altı akçayı verir. Eve mahzun bir şekilde gelir. Hasan'la Hüseyin efendilerimiz buraya bu kardeşiniz, bu aciz kardeşiniz tahammül edemiyor. Hasan'la Hüseyin efendilerimiz baba ne getirdin? Ne getirdin diye onun onun eline sarılırlar. Tabi mahzun Resulullah'ın reyhanı çiçekleri bunlar. Cennetin çiçekleri diye buyurdu. İnşallah hiçbir tutar yerimiz yok ama Hazreti Hasan'la Hüseyin efendimizi de ehli beyti de Allah'ımızın sevdiği kullarına da muhabbet besliyoruz. Bir tanesi vaazı nasihat edermiş, anlatır. Güneş nerede ise batacak.
Demiş ki ben ehli beytten anlatıyorum. Ya Rab, şu güneşi batırma daha namaz kılmadım ikindi. Geçiyor akşam olacak. Her şeyin artık iradesi onun elinde güneş olduğu gibi kalır. Keraat vaktine girmeden namazını kılar, güneş gideceği yere girer. Ehli beyit bu. Bir hususta bazı yanlışlıklar var. Ehli beyit birilerine bakarak yanlış davranmamak lazım. Onlar Rasulullah'ın gülleridir. Bakın size anlatayım. Numan Efendi anlatacağım Kara Müftüde. Bir defasında, bir defasında Essadi Erbiliyye hazretlerine, Numan Efendi der ki efendim Muaviye'ye ne diyelim, Muaviye'de ne diyelim. Yani öyle bir yanlış söz etmez. Bunlar o kadar hassas ki, Esadiyelbili Hazretleri, Numan Efendi, Resulullah'ın bir gülüdür onlar der. Hiçbir şey yok bir. Acayip bir söz de söylediği. Kabrine gelir, hoca Muaviye, hoca Muaviye diye ağlaya ağlaya ruhlarına okur. Böyle mübarek böyle güzide insanlardır onlar.
Ne oldu Ali efendimiz radiyallahu anh? Fatıma annemizin yanına da mahcup geldi ve üzülerek dışarı çıktı. Tam dışarı çıktığında adamın birisi deve satıyor. Dedir ki sen bu deveyi yüz akçeye alır mısın? Ben ileride şimdi para almayacağım, ileride alırım. İleride desen verirsin parasını, şimdi hemen istemiyorum dedi. Olur dedi. Ali Kerremallahu ve celle deveyi aldı. Zaten paranı ödemedi, ileride versin dedi. Böyle devam ederken bir kimse daha denk geldi. Dedi ki bunu satar mısın? İşlerine kadar paha biçelim? Altı yüz akçe. Altı yüz akçe'yi verdi. Eve geldi Hazreti Hasan ve Hüseyin efendilerimizin yiyeceklerinde. Onlar meyve arzu ettiler. Meyveyi de verdiler. Evi nimetle ve ikramla doldu. Sonra efendimizin huzuruna geldiğinde, Ya Ali o deve neydi biliyor musun? Neydi Ya Resulallah? O deve cennetten gelen bir mahlukdu.
O sana şu fiyata veririm şu anda değil ama ileride diyen kimdi biliyor musun? O Cebrail aleyhisselam'dı. Sana altı yüz akçe'yi veren de Mikail aleyhisselam'dı. Hacı Hasan efendi, kalpte sallallahu aleyhi ve emsali budur. Onu dokuyan Sami Ramazanoğlu, kalpte sallallahu aleyhi ve sırra hazretlerinden de notlar aldım ama diğer kimselere zaman kalmaz diye çekiniyorum. Bak şunu anlatmak isterim. Onların birbirleri arasındaki kardeşliklerin noktasında Tahir hocamızla üstadımızın bir hatırasını da nakletmek istiyorum. Artık Sami Efendimiz Hazretlerinin Bursa'da Kenteli hocamız var Mustafa Efendi bize şunu anlattı. Biz diyor Şam-ı Şerif'te okuyoruz, bize diyor para geliyor. Ya bu anamızdan mı geliyor babadan mı geliyor dayıdan mı amcadan mı kimden mi bildiğimiz yok. İsimlerimiz okunuyor, hep diyor bize paralar verelim.
Meğer Sami Efendi hazretleri oradaki okuyan öğrencilerin listesini almış ve onlara para verirmiş. Kimdir bu Sami Efendi hazretleri? Kendisi Adana'da. Ramazan oğullarından kendilerine öyle bir mülk kalıyor ki tarif edilmez. Bilirsiniz bu verasetten neden mesela bir arsayı alabilmek için varislerin imzayı koyması lazım. Kendisi bir türlü imza atmıyor. O malın içerisinde şüphe olabilir diye çok kıymetli araziler. O imzayı atmayınca da o nimete erişemiyorlar. Ne yapalım ne edelim kardeşi Tevfik bey tabancayı hazırlıyor. Bunun vücudunu ortadan kaldıracağım. Bakın dünya muhabbeti insanı ne hale getiriyor. Kaldıracağım ve ben o arsayı, o güzel arsayı, arazileri senede en az üç veren o münbik toprakları elde edeceğiz. Tam hazırlıyor. Üstadımıza doğru gerilmek isterken, tabanca nasıl olursa ani olarak bacağına ayağına dönüveriyor. Ve patlıyor.
Bir vaveyle bir feryadı figan Sami denimiz hazretleri geliyor. Kardeşim bu tabancayı bizim için hazırlamıştın değil mi? Velinin bir sıfatı da korunmuş, muhafaza edilmiş hafi sıfatının tecellisine mazhardır. Nasıl ki efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem için Allah seni koruyacaktır. Buyuruluyor. Halıkımızın muhafazası altındadırlar hiç şüphesiz. Olduğu gibi malı mülk yine de kendilerine çokça mal düşüyor. Onu Esad erbili hazretlerinin kelamı dergahına bahşediyor. Damatlarına kelime-i muhteremelerini verirken buyuruyorlar ki dünya malı olarak şu yüzükten başka bir şeyim yok. Üstatlarımız bu bizim. Efendilerimiz bunlar bizim. Mürşili kamillerimizi Cenabı hak zamanına göre de hazırlamıştır. Devrindeki önemli işlere ve vazifelere göre de tayin etmiştir. Gününün meselelerini çok iyi bilen ve ona da neşteri vuracak güç ve kuvvettedirler Allah'ın izniyle.
Üstadımız hazretleri çoğu Çamardının şeyhler diye bir köyü var. Şimdi ismini Elmalı diye aldı. Orada Hüseyin Efendi diye yedilerden bir zat saçları omuzlarına kadar dökülmüş. Mübarek bir zat. Bu zata ta İstanbul'dan böyle şişeler içerisinde artık nasıl tarif edeyim, kavanozlar diyeyim, bunların içerisinde reçeller, tahinler, vesair yiyecekler de ikramda bulunur. Bunun yanında, bunun yanında, Kuzanın ilçesinin meskunu Mehmet Savur, iğneci Mehmet Efendi denir. Diyor ki Bana onlarca efendi Hazretlerinin bana onlarca mektubu var ve benim de diyor ücretimi ay ay mı artık nasılsa temin eden Sami Efendi hazretleri, Hades Allah'ın sırrı. Bir gün bu Mehmet Efendi bize geldi. Bu yola devam edecek parası yokmuş. Sami efendimiz hazretleri ruhen üstadımıza geliyor. Diyor ki Hasan Efendi Mehmet'in yol parası yok. Derhal diyor efendi hazretleri bana yol ücreti mühletti.
Bunlar kendilerini Cenabı Hakk'a adamış. Bir şahıs ve şekil olarak hiçbir şey yok. Sadece görünen efendimizin sünneti sallallahu aleyhi ve sellem, Cenabı hakk'ın ayat-ı ilahiyyesidir. Ya biz bakınca kendimizden geçiyorduk. Sebebi ne sebebi bu işte. Rabbimizin boyasıyla boyanmış mübarek insanlardır. Tahir Hoca ile alakalı bir hadise ile anlatayım kardeşliğimizin daha da bir güçlü olması için. Bunlar birbirlerine sevgi duyarlardı. Şu yakında iki gün oldu. Lütfü Doğan hocamız teşrif ettiler. O da anlattı birbirlerine olan sevgilerini. Bu sevgi ayak öpme hadisesi, böyle bir hoca, bir başkasının ayağını kolay kolay öpmek için eğilmez. Kolay kolay eğilmez. Üstadımız Kayseri'den Konya'ya, otobüste hareket ederler. Vardığı zaman mesini de, çorabını da kendi elleriyle çıkarır. Bir örtü getirir, onun üzerine bir leğen ve sıcak bir su ile normal bir şekilde ayaklarını yıkayacak kadar mütevazi.
Ve ağlar. Üstadımızın istirahatı için o da gösterilir. Kapıyı çeker gider. Mürşid-i kamilimiz hocanın odadan ayrılmadığını, kalbinin üzerinde kıyamda durduğunu müşahede eder. Halbuki karanlık bir oda. Elektrik düğmesine basınca hocanın ayak ucunda ellerini bağlamış vaziyette ağlar bir halde olduğunu müşahede eder. Der ki kardeşim neden sen bu elektriği yaktın, Kalbimdedir, sizin ayakta olduğunuzu müşahede ettim biiznillahi teala. Ne olur müsaade etseydin de artık kış gününde gecelerin uzun olduğu malum. Sabaha kadar bir kardeşimin ayak ucunda bekleseydin. Sevgimiz Allah için olursa, takvada ve iyilikte olursa, birbirinize haset etmeyin, birbirinize buğz etmeyin, birbirinize kin gütmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, Allah'ın kardeş kullarından olun. Eğer bu şekilde fena bir divan olursa, biz bize yol gösteren kimselere de Onlar dünyanın ve ahiretin ışıklarıdır.
Dünyada bize şer'i vazifelerimizi göstermek suretiyle nikahımızda olsun, ticaretimizde olsun, işimizde, gücümüzle, ailevi münasebetlerimizde insanlar arası olan tavırlarımızda, şu dünyadaki durumda çocuklarımızın görsel medyada ve yazılı medyadaki hallerinde, vesair dizi filmlerinde, onların hayatlarının nasır geçişinde mutlak takip edilmesi hususunda onlara iyi bir çevrenin hazırlanması, imkanların sunulması ve bu noktada yol göstermesi hasebiyle bir nurdur, bir şirktir onlar bize.
Geçinemeyen ailelerin geçinmesi, insanların birbirlerine olan şefkati ve merhameti, bir aidiyet duygusu ve her şeyin dünyevileştiği şu alemde, manadan söz edilmediği, Allah'ımızın yüce kudretinden celle celalühü habibinin hususiyetlerinden ve evliyaullahın o güzel hallerinden anlatılmayan şu zamanda bize onların sevgisini aşılamak suretiyle ışık olan kimselere tabi olmamız dünyada ışık, ahirette de hanıkılam gezen her türlü ikramını yaptıktan sonra daha benden kullarım ne isterler Ya Rab. Göz görmedik, kul hakkı duymadık, kalpten bile geçirmeye kadir olamadığımız nimetlere kavuştuktan sonra daha ne isteyebiliriz deyince ulema-i itiraf bize yol gösteriyor, Rabbi Zülcelalimizin cemalini isteyin diye. Bu noktaları dile deve oradaki teveccüh halleriyle de bize ışık olmaları hasebiyle ne yaparız? Saygı ve sevgi içerisinde oluruz.
Birinden bir diğerine atlamadan, nasıl ki biz bir diş yerine gidiyoruz, bir muamele, bir daireye gidiyoruz, bir konu bir mesele hususunda bir kuruma giriyoruz. O kurumda ilk memuru atlasak da ikinci memurdan başlasak ne olur? Derler ki evvela müracaat edeceğin yer var oraya, bir giriş yap. Ondan sonra bize gelirsin. İstersek en son memura varalım kabul etmezler. Bir kere Resulullah'ın mühürlediği, tasdik etmiş olduğu kimselerden başlamak suretiyle. Çünkü onlar bize ne diyorlar? Birbirilerinize sevgili ve saygılı olun. Biz bunu temin ederiz. Bize yol gösteren Allah'ın dostlarına da sevgi içerisinde oluruz. Saygı içerisinde oluruz. Çünkü onları biz baba nispetinde baba şeklinde görüyoruz. Nasıl görmeyiz ki?
Bizim üstazı alimiz Kabe-i Muazzama'nın karşısında müftülerden bir zata der ki, müftü efendi şu tırnağımın ucu kadar Cenabı Hak bana fırsat verse, bir tane evladımı ben sıkıntıda bırakmam yarın var ya der. Böyle bir sevgi var böyle bir muhabbet varken, elbette ki saygı duyarız. Üçüncü olarak onların bizi asıl kılavuzlamak istedikleri fena bir resuldür. Efendimiz sallallahu aleyhi vessellem'ın muhabbetine erişmek, batılların yaşadığı gibi bir hayat yaşamadan sünneti seniyyeye riayet etmek ve kendimizi kurtarmaktır. Baktığımız zaman biz efendimiz aleyhissalatu vesselamın hayatına şu günde çözülemeyen bütün düğümler o sünneti seniye ile çözülecektir ve meselelerimiz halledilecektir. Hangi konuyu derseniz değildir ve sonra zatı kibriyaya da muhabbettir. Cenabı Hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin.
Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın ruh tayyibelerine ehline ve ashabına peygamberan-ı zan ve piran-ı zan bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha.