Ve ala alihi ve ashabihi ecmain. Değerli neşlerimiz, aziz dostlarımız bugünkü İhsan Mektebi programımıza inşallah başlıyoruz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'l Aziz'in Ashabı Kiram isimli eserinde inşallah Hazreti Abdurrahman bin Avf'ı sizlere kısaca tanıtmaya çalışacağız. Abdurrahman bin Avf, cennet ile müjdelenen on sahabiden biridir. Nesebi Kilab bin Mürre'de Rasulullah ile birleşir. Cahiliyet devrinde ismi Abdül Kabe idi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz ona Abdurrahman ismini verdi. Künyesi Ebu Muhammed iken Resulullah Efendimiz es-Sadikulbar künyesini verdi. Uzun boylu, güzel yüzlü, hilkaten rikkat sahibi ve beyaz tenli zarif bir zat idi. Rasulullah Efendimiz Darül Erkam'a gelmeden önce Müslüman oldu. Abdurrahman Bin Avf'ın hususiyetlerinden birisi, Rasulullah'ın bazı zamanlarda kendisine iktidar ederek namaz kılmış olmasıdır.
Bir gün Abdurrahman Bin Avf cemaate imam olmuş, bir rekat kıldıktan sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem namaza erişerek iktida etmiş, imam selam verdikten sonra feht olan bir zekatı kendileri tamamlayıp selam vermişler ve buyurmuşlar ki, hiçbir nebi ümmetinden salih bir kimsenin arkasında namaz kılmadan dünyadan ayrılmamıştır. Hazreti Ali diyor ki, ben Resulullah'ın Abdurrahman bin Avf için şöyle buyurduklarını işittim. Sen sema ehli için de eminsin. Sen ehli arz içinde de eminsin ve yine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun hakkında Abdurrahman bin Avf yeryüzünde Allah'ın vekilidir diye buyurmuşlardır. Abdurrahman bin Avf, Bedir vakasına ve bütün harplere katıldı. İlk Müslüman olan sekiz kişiden biri oldu. Resulullah'ın kendileriyle istişare ettikleri altı sahabeden biridir. Ebubekir'in huzurunda Müslüman olanlardandır.
Enes Hazretleri buyuruyor ki, Hazreti Aişe evinde iken Medine'de yükselen bir ses işitti. Bu nedir diye sorunca dediler ki, bu Abdurrahman bin Avf'ın Şam'dan gelen kervan kafilesidir. Her şey onun yükünde mevcuttur. Yedi yüz adet devedir. Bütün Medine bu kafilenin gelişinden harekete geçmişti. İbn Abbas Hazretleri buyuruyor ki, Abdurrahman bin Avf malının yarısını tasadduk etti. Dört bin dirhem bir defasında kırk bin dirhem, diğer bir defasında yine kırk bin dirhem bir defasında beş yüz at da bir defasında Allah yoluna tasadduk etmişti. Talha bin Abdurrahman rivayet ediyor ki, Medine halkı Abdurrahman'a karşı muhtaç durumda idiler. Abdurrahman üçte birine borç verdi. Üçte birinin borcunu ödedi. Üçte birini de ihsan etmek suretiyle ihtiyaçlarını karşıladı. Abdurrahman bin Avf'ın yirmi sekiz evladı vardı. Yirmi erkek, sekizi kız idi.
Abdurrahman Bin Avf fil tarihinden on sene sonra doğmuştur. Kırmızı ile memzuç beyaz renkli, güzel yüzlü, büyük gözlü, çok kirpikli, çekme burunlu, elleri iri, parmakları kalın idi. Ebubekir'in davetiyle en evvel iman eden beş kişinin ikincisidir. Uhud günü sabit kadem olanlardan biridir. O gün yirmi yerinden yaralandı. Bu yaraların biri ayağına isabet etmekle topal kaldı. Abdurrahman Bin Avf beni zühredendir. İptida, Habeşistan'a hicret etmiş, bir müddet sonra yani Hicret-i Seniyyeden evvel Mekke'ye avdet etmiş ve Medine-i Münevvere'ye hicret etmiş ve kıbleeyn de namaz kılmıştır. Resul-i Ekrem Efendimiz onunla Sa'd Bin Rebi'yi kardeş etmiştir. Sultanul Enbiya aleyhissalatü vesselam Efendimiz Abdurrahman Bin Avf semada emindir, farz da emindir buyurmuşlardır. Tebuk seferinde malının nısfını yarısını tasadduk etmiştir.
Şöyle ki, dört bin dirhem huzuru saadete getirerek, ya Resulallah benim sekiz bin dirhemim var, nısfını ehlime terk ve nısfını Rabbim Teala hazretlerine ikraz eyledim dedi. Resulullah efendimiz de Cenabı hak verdiğine de bıraktığına da bereket ihsan buyursun diye dua buyurmuşlardı. Sonra bu duayı Nebevi berekatıyla gayet zengin olmuş, sonra da fisebilillah kırk bin altın ve fisebilillah beş yüz at ve beş yüz deve vermiştir. Hicri otuz bir veya otuz iki tarihinde yetmiş beş yaşında irtihal ederek cenaze namazını Hazreti Osman kıldırmış ve Cennetül bakiye defnolunmuştur, Radıyallahu Anh. Hazreti Ömerü'l Faruk'un şehadetinden sonra halife intihabı Ashab-ı Şura'ya havale edilmişti, ki Ashab-ı Şura Aşere-i Mübeşşere'den Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Sa'd Bin Ebi Vakkas, Abdurrahman Bin Avf ile Abdullah Bin Ömer kendisi hilafete iltihap olunmamak şartı ile Rey vermek de memur idi.
Ashabı Şura'dan Talha Medine'de bulunmamıştı. Mikdad Bin Esved, Ashabı Şura'yı bir hanede topladı. Ebu Talha da kapıda bekledi. Suheybi Rumi Radıyallahu Anh'a Evkatı Hamse'de imamet ederdi. Mısır Emiri Amr Bin Az ile Kufe Emiri, Muğire Bin Şube'de Medine gelip Şura hanesi kapısında durdular. Bunların bu babda bir guna memuriyeti olmadığından Sa'd Bin Ebi Vakkas ikisini de oradan savdı. Onlar da üst perdeden mücadele etmekle meyanede söz çoğaldı. Kibar-ı Kureyş arasında mübayenet ve burudet hasıl oldu. Halbuki bütün eşrafı Arap ve umera-yı askeriye Şura meclisinin vereceği kararı muntazır idiler ve vaziyet pek nazik idi. Kapıda nöbet bekleyen Ebu Talha, Ashabı Şura'ya hitaben Ömer'in canını alan Allah hakkı için size üç günden fazla mühlet vermem. Hemen ne yapacaksanız bu müddet zarfında yapınız deyip üzerlerine kapıyı kapadı.
Evvela Abdurrahman Bin Avf bir hutbe ile ihtilafı A'radan içtinabın lüzumuna dair söz söyleyerek ittihadı efkara davet eyledi. Efkarı umumiyede heyecan üzereydi. Abdurrahman Bin Avf'ın nasihati üzerine Osman Bin Affan, Zübeyr İbnü'l Avvam, kemali ihlas ile onun davetine icabetini beyan eylediler. Sonra Sa'd Bin Ebi Vakkas Hazretleri de bir hutbe okuyup Medine'de bulunmayan Talha'nın da kendi re'yine razı olacağına müteahhid olduğunu beyan ile Abdurrahman bin Avf'a hitaben, ya Abdurrahman bin Avf, iş sendedir. Hemen işe halisane yapış ve hayır hahane çalış dedi. Sonra Ali de o Allah'a hamdolsun ki bizden Muhammedi Nebi ve bize resul gönderdi. Biz beyti nübüvvetiz, madeni hikmetiz, ehli arza emanız, ehli hacete necatız. Bizim bir hakkımız vardır, veriliyorsa alırız, Men olunursa Ardulahi vasi ah, Allah'ın arzı geniştir deyip develerin sırtlarına bineriz.
Eğer Resul-i Ekrem bize bir ahd eylemiş olsaydı, onun ahdini infaz ederdik ve bir söz söylemiş olsaydı onun üzerine ölünceye dek mücadele ederdik. Davet-i Hakk'a ve sıla-i rahmet benden evvel musarrat edecek kimse yoktur. Kuvvet, kudret ancak Allah'tandır. Sözümü dinleyiniz, belleğiniz. Sonra bu işte korkulur, kılıçlar meydana çıkıp ahitlere hıyanet olunduğunu görürsünüz. Siz bir cemaat olursunuz, bazıları da eğilmeyi ehli dalalet ve fırka-i ehli cehalet olur dedi. Bir müddet sonra vukuat Hazreti Ali'nin keşfini tasdik eyledi. Haşimiler Hazreti Ali'yi, Emeviler Hazreti Osman'a intihab etmek istiyorlardı. Diğer Kureyşiler eğer hilafet Haşimilere geçerse bir daha diğer kabilelere geçmez. Böylece Haşimi beyninde tedavülünü mülahaza ederlerdi. Hazreti Ali Alim, Fazıl ve arifi billah bir zatı hakaik sıfat olup, Haşimilerin bazı ashabı güzinin arzularını reddederlerdi.
Hazreti Osman da Sabıkini evvelinden mülayim ve halim selim ve mahcup ve Mahbub'ul Kulüb bir zatı melek sıfat olup Emevilerin arzularına set olamazdı. Asıl maksat ise ihtilaf ve tefrika olmadan ammenin kabulüne mazhar olacak bir halife bulmaktı ve Ashabı Şura'nın fikri bu merkezdeydi. Abdurrahman Bin Avf Hazretleri hilafeti hanginiz içinizden efdal olana tevcih etmek üzere kendisini ihraç eder diye sordu. Cevap veren olmadığından Abdurrahman, işte ben kendimi hilafetten hal u ihraç ediyorum dedi. Evvela Hazreti Osman ve diğerleri razı oldu. Hazreti Ali sükut edince Abdurrahman ona ne dersin ya evvel ha sen dedi. Hazreti Ali de hakkı ihtiyar edeceğine ve zirahmi tercih etmeyeceğine ve ümmetin hayrını taharride kusur etmeyeceğine beni ahd ü misak ile temin et dedi.
Hazreti Abdurrahman da siz benim ihtiyar edeceğime razı ve muhalefet eden olursa aleyhinde benimle beraber olmak üzere bana ahd ü misak veriniz, ben de zirami karabet için tercih etmeyeceğime ve Müsliminin hayrına hasr-ı nazar eyleyeceğime Allah'ın ahd ü misakı ile sizi temin edeyim dedi. Hazreti Abdurrahman, Hazreti Ali'nin yanına gelip, sen Resul-i Ekrem'e karabetin, İslam'da takatdüm ve sebkatin verdin de hüsnü asarın hasebiyle hilafete e hakkım dersin. Zaten ehliyetinde müsellemdir. Fakat bilfarz burada senden ahara verilecek olsa sen kimi ehak görürsün dedi. Osman'ı dedi. Hazreti Osman'a da aynı vecihle sorulduğunda Ali'yi dedi. Böylece hilafet Hazreti Osman ile Ali arasında kaldı. Hazreti Abdurrahman hakem olduğundan eşrafı Arap ve umera-yı askeri ile buluşup görüştü. Efkarı nas'ı anlamak için dolaştı. Sonra Zübeyr ile Sa'd Bin Ebi Vakkas'ı çağırıp Rey'ini sordu.
Zübeyr, Rey'm Ali içindir, dedi. Saat de bence Ali evladır. Eğer sen kendini ihtiyar edeceksen pek aladır. Beyat et de bizi sıkıntıdan kurtar dedi. Abdurrahman bin Avf da, ben hilafetten kendimi hallettim. Hilafeti kabul etmem. Ebubekir ve Ömer'den sonra kim halife olsa nas ondan hoşnut olmaz dedi. Sonra Abdurrahman bin Avf Hazreti Ali ile gizlice görüştükten sonra Hazreti Osman ile de merdane Vakti Fecr'e kadar görüştü. Sabah namazından sonra Ashabı Şura'yı topladı ve Muhacirin ve Ensar'ın kudema ve fuzalasını ve Medine'deki Rüesa'yı askeri davet etti. Mescidi Şerif doldu. Abdurrahman bin Avf toplanan cemaatin reyini sordu. Ammar bin Yasir, eğer Müslimin'in ihtilaf etmemesini istersen Ali'ye bey'at eyle dedi. Mikdad Bin Esved de onu tasdik etti. Osman'ın süt karındaşı Abdullah Bin Ebi Seht de, eğer Kureyş'in ihtilaf etmemesini istersen Osman'a biat eyle dedi.
Abdullah Bin Ebi Rebia da onu tasdik etti. Ammar Bin Yasir, Abdullah Bin Ebi Serr'i tekdir etti. O dahi ona acı sözler söyledi. Uzarın bir fırkası onu ve diğer fırkası bunu tesadüf edip Kitale başladılar. Sözler çoğaldı. Fitne emaneleri göründü. Sa'd Bin Ebi Vakkas hemen ya Abdurrahman fitne fesat zuhur etmeden bir karar ver, işi bitir, dedi. Abdurrahman Bin Avf'ta, ey cemaat, susunuz. Durunuz, başınıza bir iş çıkarmayın. Ben düşündüm, taşındım, lazım gelen ile müşavere ettim, dedi. Hemen Hazreti Ali'yi çağırdı. Abdurrahman Bin Avf ona dedi ki, Allah'ın kitabı ve Resulü'nün sünneti üzere ve ondan sonra iki halifenin sireti üzere amel edeceğine Allah ile ahd ü misak et dedik de Hazreti Ali de umarım ki il mutabakatım erdiği kadar amel ederim dedi. Abdurrahman da iki kere daha bu suali iran etti. Hazreti Ali yine öyle cevap verdi.
Hazreti Ali'nin cevabı savap ve muvafıkı hikmet ise de vakit pek nazik olmakla öyle kaydüşart tekayüd ve tevakkufa müsait değildi. Binaenaleyh Abdurrahman Bin Avf hemen Hazreti Osman'ı çağırıp ona da üç kere Hazreti Ali'ye dediği gibi dedikte Hazreti Osman tevakkufsuz, evet, öyle amel ederim demekle Abdurrahman Hazretleri başını kaldırıp eli Hazreti Osman'ın eli üzerinde olduğu halde Ya Rab, şahit ol, boynumdan emaneti Osman'ın boynuna koydum diyerek bey'at edince sair nas da bey'at eyledi. Sonra Hazreti Talha geldi. Hazreti Osman'ın yanına girdi. Osman ona muhayyersin, istersen bey'at eyle ve eğer iba edersen emri, intihabı iade ederim deyince Talha, herkes sana bey'at etti mi diye sordu. Osman evet demekle. Talha da ben de razıyım. Nasıl ittifakına muhalefet eylemem deyip bey'at eyledi. Kibarı tabiinden biri Hazreti Abdurrahman'a sordu.
Ali'yi ne cihetle terk edip Osman'a bey'at eylediniz? Abdurrahman bin Avf da benim suçum yok. Ben Ali'ye bey'atı tasmim ile iktida ona teveccüh ederek peygamberin sünneti ve Ebubekir ve Ömer'in siretiyle amel edeceğine ahd ü misak teklif ettim. O kudretim mertebe diye kaydı ihtirazı gözetti. Tekrar ettim. Yine öyle cevap verdi. Osman'a arz ettim. Bilakayıt kabul eyledi. Radıyallahu anhum ecmain. Değerli dinleyiclerimiz İhsan Mektebi programımızın bir bölümünün daha sonuna gelmiş olduk. Yeni bir bölümde, yeni bir sahabi efendimizle birlikte olmak, kavuşmak arzusuyla Allah'a emanet olunuz.