Euzu billahi minşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Sinsilei zehebten, altın halkadan en önemlilerinden birisi Selman-ı Farisi radıyallahu anh. Nasıl bir kimse idi, onu müellif Hazretleri şu şekilde tavsif buyuruyor. Mütevekkildi, tevekkül ehliydi. Tevekkül dendiği zaman ve diğer bütün huylar ben Allah'a tevekkül ettim, sonra ben sahih bir kimseyim, cömerdim, ben mütevazıyım, alçak gönüllüyüm, bunu dilin demesi ile değildir. Asıl bunu tevekkülü gönül söyleyecek, gönülde olacak. Mesela ahlak hususunda şöyle bir tarif yapmışlar, ahlak nedir diye. Ahlak kalpte mevcut olan bu güzel sıfatın kolaylıkla yapılması. Diyelim ki biz kanaatkar kimse olacağız. Bu kanaatkar olmayı gönülde yaşamak, dilde değil ve bu bizde çok kolay hasıl olan meydana gelen bir sıfat olmalı. Bunun gibi mütevekkil ve sevimli idi, sevilirdi.
Mümin tarif edilirken, aleyhissalatu vesselam Efendimiz, 7 ve sevilen diye buyruluyor. Bir kimse gelmişti Sami Efendi Hazretleri'nden, yakınlarından birisi. Şehr-i süluk'u anlattı. İşte bu münevver yoldaki gelişmelerden anlattı. Orada Sami Efendi hazretlerinden aldığı bir sözü nakletti. Dedi ki seyri süluk bu mübarek yolda adım atmak, şöyle bakıldığı zaman insanın canı gidecek, silecek, muhabbet edecek. Bunu edepler olarak da ele alır, der ki üstazı onu sevecek, o da üstazını sevecek. Karşılıklı bir muhabbet hasıl olacak. İnsanlar da öyle, insanlar sevecek. O da insanlara muhabbet edecek diye geçer. Selman-ı Farisi Hazretleri bu güzellikleri havi bir kimse idi. Sadakati, samimiyeti, becerikliliği örnekti. Mesela yolculukta kimler takdir edilir? Böyle becerikli olan bir kimse. Bir umre seferi, hac seferi, bu seferlerde bir kardeşimizi firma çok severdi ve takdir ederdi.
Her zaman da onu götürüyor. Diyor ki çok becerikli, bir görevi bir vazifeyi yaparken vazife olarak yapmıyor. Bu kantın görüşüdür. Der ki, vazifeyi vazife olarak yapmak. İslam'da da bir vazifeyi Allah için yapmak. Demek ki Allah için yapması insanlarda da bir sevgi uyandırmış, Buralarda da pek görülmüyor. Devamlı götürüyorlar. Çünkü becerikliliği var. Bunu da Allah için yapınca daha da bir saygınlığı oluyor. Selman-ı Farisi radıyallahu anh, becerikliliğinde örnekti. Bir gün Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti Selman'ın omuzuna mübarek ellerini koydu. Bir kere ne demek? Resulullah'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem mübarek elini omuzuna koyması. O böyle, birilerimizin dışarıdan gelip de bir arkadaşını görünce omuzuna elini koyup yanına oturması şeklinde değil o. 0 mübarek elden neler zuhur ediyordu acaba?
Çünkü susuzluğun baş gösterdiği bir zamanda mübarek parmaklarından sular fışkırıyordu. Rasulullah'ın mübarek eli ne demek? Bir kardeşimiz açıktan müşahedesini şu şekilde anlattı. Hocalar olarak diyor bir araya geldik, Resulullah'ın mührü hususunda münakaşaya başladılar diyor. İşte Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin omuz kısmında, kalp hizasında, keklik büyüklüğünde bir benin bulunduğunu inkar edenler oldu diyor. Ben de diyor yandım yakıldım. Nasıl böyle inkar edildi diyor diye açıktan gördüğünü ifade ediyor. Gördüm diyor, gerisini anlatamıyor. Ağığından anlatamıyor, gözyaşlarından anlatamıyor Resulullah'ın o mübarek mührü saadetini. Ashab-ı Güzin efendilerimiz bunu çok isterlerdi. Ukkaşi Hazretlerini biliyorsunuz malum. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bir defasında kimin bende hakkı varsa onu alsın dedi. Ukkaşi Hazretleri ayağa kalktı, benim hakkım var dedi. Nedir hakkın?
İşte beraber atımız, devemiz giderken kırbacım benim sırtıma isabet etti. Ben de size bu kısası yapacağım. Bütün sahabeyi güzel uzundur. Hadisi Ali Keremullah ve Celle efendimiz kalktı. Dedi ki, Uk Ya şey yapma böyle bir şey. Bizim sırtımıza vur. Resulullah'a böyle bir hareket yapılmaz. Ashab-ı Güzin efendilerimiz hep ağlıyorlar. Resul-i Ekrem Efendimiz mübarek sırtlarını açtılar, mührü saadete kapandı. Bu Resulullah mübarek elini omuzuna koyuyor. Efendim biz göremez miyiz? Onu görmenin bir işareti var. O da gören insanın bütün hücreleri değişir. Ben Resulullah'ı gördüm. Evet, güzel sallallahu teala aleyhi ve sellem. Onu görenin hayatında bir tatlılık meydana gelir. Görmesen dahi gayri ihtiyari bir sevgi uyanır insanda ve hali başkalaşır.
Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem, Hazreti Selman'ın omuzuna mübarek ellerini koyarak ashaba, bunlardan öyle erler vardır ki iman, Süreyya yıldızında olsa muhakkak ona yetişirler buyurdu. Sonra buyurdular Selman'a doyasıya ilim verilmiştir. Derler ya bir sudur, bir şerbettir, bir tatlıdır, doyasıya ye. Bunu ancak ölçüler dahilinde yiyebilir ama bu manevi nimeti Allah'ımızdan gelen ikramı ve ihsanı doya doya elde etmek buna benzemez. Herkes cennete aşık, Cennet de Ali, Ammar ve Selman'a Radıytır, buyuruluyor. Geceleri Resulullah ile pek çok müsaabet eylerdi Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Gece sır perdelerinin aralandığı bir vakittir. Gündüz konuşulur, görüşülür ama gece görüşmesi daha çok deruni gönül aleminden, ilahi alemden, ilhamattan, Rabbımızdan gelen varidatın konuşulduğu bir vakittir. Hazreti Ömer zamanında, Medayin'de valilik yaptı ve zühtî hayatını devam ettirdi.
Ben vali oldum diye halinde hayatında hiç değişme olmadı. Evvel neyse valiliğinde de öyle oldu. Bir hırkası vardı, hem döşeğiydi hem de yorganı idi. Bilmeyenler ona yük taşıtırlar, ücret verirler almazdı. Vali olduğunu anladıkları zaman özür dilerler, yükü almak isterler. O bunları dinlemez, gideceği yere kadar götürürdü. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.