Sahabe-i Kiram'ın Üstünlüğü ve Saygı Görevi | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Sahabe-i Kiram'ın Üstünlüğü ve Saygı Görevi
Sahabe-i Kiram'ın Üstünlüğü ve Saygı Görevi kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ebu Hüreyre Hazretleri rivayet ediyor. Efendimiz aleyhisselatu vesselam buyurdular. Sahabe-i Kiram'ın üstünlüğü hakkında hadis şeritler. Ashabımı hükmetmeyin, sövmeyin. Kötü söz söylemeyin. Ashabımı kötü söz söylemeyin. Mesela Hazreti Ali denir de radiyallahu anh,…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ebu Hüreyre Hazretleri rivayet ediyor. Efendimiz aleyhisselatu vesselam buyurdular. Sahabe-i Kiram'ın üstünlüğü hakkında hadis şeritler. Ashabımı hükmetmeyin, sövmeyin. Kötü söz söylemeyin. Ashabımı kötü söz söylemeyin. Mesela Hazreti Ali denir de radiyallahu anh, Hazreti Muaviye radiyallahu anh din, o da sahabede. İkisi de Resulullah'ın ashabından neden birbirleriyle büyük bir kavga oldu derseniz buna belki tabir anlaşılmayacaktır. İçtihat hatası denir. İçtihat hatasını bizim gibi insanlar anlamaz. Eğer diyor Ali Kerremallahu ve Çebendimiz Muaviye hakkında Hadi ol, Mehdi ol Resulullah'ın bu sözünü duysaydım böyle bir harekette bulunmazdım demiştir. Gerek peygamberler olsun, Ashabı Kiram olsun, Ulema-ı Kiram ve Velilerin arasına girilmez. O artık kendisini bilmeyen düşük insanların içleridir o.
Bu aynen bir dişliye benzer. Çok büyük makinaların dişlileri olur. Aralarına girmek o dişliler arasında ezilmek demektir. Bir değeri ölçebilmek kıymetini ortaya koyabilmek için hassas terazi ister eğer kıymeti yüksekse bir tenekeyle altın bir terazide ölçülmez. Tenekenin kantarı aynıdır. Altunun tartacak olan aleti hiç şüphesiz ayrıdır. Bizim onlar arasındaki durumlara karışmamız ulu orta söz söylememiz. Böyle ağaç tartan kantarlarla altını tartmaya benzer. Buna derler ki otur oturduğun yerde bilme, inmesi ney? Karıştırma derler. Hoş olmaz tabii. Bizi ancak büyüklerimizi ölçerler, tartarlar. Onların ölçü aletleri hiç şüphesiz altı bin altı yüz altmış altı ayettir. A Hadis-i Muhammediye'dir. Yine bir Hadis-i Şerif oku deseler donar kalırız. O zaman yüzlerce, binlerce hadis-i şerif bilenlerle yarış yapılmaz. Bu ülküsüzlük olur.
Bir defasında Esali El-Bidî Hazretleri'ne Eveli, Kara Müftü, Numan Efendi der ki Efendim, Muaviye hakkında da ne diyelim İslam tarihinde birçok hadiseler var. Esali Erbili Hazretleri buna bile tahammül edemez. Buyururlar ki Resulullah'ın bir gönlünü incitti. Ağlayıp sızlayarak kabri saadetine vardığını, bağışlanma ve af talebinde bulunur Cenabı Hakk'a o sözünden dolayı. Bunu Üstad-ı Ali'mizden duymuştum. Şia'nın birçok kolları var. Saabbe diye bir kol var. Saabbe küfr eder. Aişe annemize küfr eder, alır Sıddık-ı Azam'a küfr eder. Böyle bir yol. Bunun yanında infak filası vardır. Fazilet olarak üstünlük tespit etmeye çalışır. Ali efendimizi hepsinden üstündür der. Bir şekli daha var ki o Ali Efendimize radiyallahu anh ilahlık isnat etmek gibi büyük bir çılgınlıktır ve buna benzer aşırılıklardır. Ondan dolayı dinimizde hoşgörülmez.
Ehli sünnet ulemasına göre artık double buyrulmadı hepinizin malyumudur okumuşsunuz tabii. Okumuş, görmüşsek ve uzun bir meseledir. Şimdi bu mezhepler ve görüşler arasındaki farkı anlatmak şu dönemde yanlıştır. Evet bunu ilim çevreleri, okullarda öğrencilerine ders verirken en ince detaylarını anlatırlar onu. Şimdi burada bizim bileceğimiz imanla küfrün hak ve batının büyük bir mücadelesi var. Ondan dolayı kardeşlerimizdir. Bir küfre varış onları bağınıza mutlak batacaksınız. Bir tarih ehli sünnet olan Hanefi mezhebinden olan bir kimse, Irak'ta bir Şia'nın evine girse, evi tepeden tırnağa yıkarlarmış. Şimdi bunun zamanı iyi geçmiş.
Sahabe-i Kiram'ın Üstünlüğü ve Saygı Görevi ne anlatıyor?
Sahabe-i Kiram'ın Üstünlüğü ve Saygı Görevi kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ebu Hüreyre Hazretleri rivayet ediyor. Efendimiz aleyhisselatu vesselam buyurdular. Sahabe-i Kiram'ın üstünlüğü hakkında hadis şeritler. Ashabımı hükmetmeyin, sövmeyin. Kötü söz söylemeyin. Ashabımı kötü söz söylemeyin. Mesela Hazreti Ali denir de radiyallahu anh,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bizim yapacağımız yavrularımızı ıslah etmek, kendi becer ıslah etmek, onların defterine düşmek, halimizi, tavrımızı, Allah'ımıza, sevgimizi, Resulüne muhabbetimizi, bu yola olan gayretimizi yol dediğim, Allah'ın yolu, Kuran'ın yolu, o yolu gösteren ulema-yı kiramın takip etmemizi emir buyurduğu esastır. Buna dikkat ederiz. Siz Uhud Dağı kadar bir altun sadaka verseniz onların Allah yolunda vermiş olduğu bir ölçeğe dahi denk gelmez. Bir yarısına bile denk gelmez. O kadar kıymetlidir. Bu kıymetten Efendimiz aleyhisselatu vesselamdan gelir. O kıymetli olduğu için onu gören de elbette ki kıymetlenmiştir. Değer kazanmıştır. Bütün güzellik iki cihan güneşindendir. Ne kadar alemde büyük dediğimiz insan varsa ona olan yakınlığından dolayı büyüktür. Kim ne kadar yakınsa edep olarak, erkan olarak, ahlak olarak ona ne kadar yakınsa bu derecede bir kıymetimiz ve derecemiz var, üstünlüğümüz var.
Başka bir üstünlük arayamayız biz. Ebu Said ibnil A'rabî diye bir zatın mübarek sözlerinden naklediyor. Ancak arifler için dünyanın güzelliği onun muhabbetine aldanmamaktır. Dünyanın aldatmalarıyla kendimizi perişan etmemektir. Cennetin güzelliği de hiç şüphesiz burada ebedi olarak kalma nimetidir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet olunuyor. Kim bir sokağa çıkar da şu sözü söylerse Bir çarşı, bir pazara çıktığında eğer bu duayı okuyacak olursa Allah'ımız ona filne celalühü bir milyon sevap yazar ve ma'a anhu elfe elfin seyyieten bu duayı okuyanın da bir milyon günahını siler. Allah'ımız bir milyon da ona derece ihsan buyurur, Bu duayı okursun. Evgal, bana vehu beyten filcen, bir rivayete göre de Allah'ımız ona cennette bir ev ihsan buyurur. Cafer bin Muhammed el Huldi diye bir zat bunun bazı kelamları alınmış. Ealde yassıyla. Biz dediğimiz zaman tek ifade ediyor.
Liyasila daha uygun bir anlamdır. Gösteriş ile ihlas arasındaki fark nedir diye sorulmuş. O da riya rüya başkalarına kendisini göstermek için yapmaktır. Başkalarını aferin demesini, memnun olmasını, kendisini bahsetmeleri, övmeleri için yapılan bir harekettir. Velmuklisu İhlas ise Rabbimize kavuşmak için, o sadece Mevla için yapılır. El fütüve, bunu çokça sufiler, ifade buyururlar. El fütüve, iyilik demektir, iyilik. İhtikaru'n nefs nefsini devamlı aşağı görmek kimseden üstün görmeme halidir. Müslümanların hak ve hukukunu da korumaktır. Müslümanları Rencide itmemektir. Diğer bir sözü. Kişi nefsi arzuların içerisinde iken yapmış olduğu taatlerden lezzet alamaz. Eğer gönlünde öyle kirler var ise diyor nefsin istekleri varsa o yapmış olduğu vazifelerden haz duyamaz. Çünkü onun o lezzetini o nefsin istekleri yok eder, vahy eder.
Yerse, eğer sen zahit olmak istiyorsan, derviş olmak istiyorsan, dünyadan her etek çekmiş, meblaya yönelmiş bir kimse olmak istiyorsan başta baş olma arzusundan bir kurtul. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Burada anlatacağımız konu biraz daha değişik olsun istiyordum. Bu ağır. O şimdi bir profesörün tersi saydığı manen yükselmiş kimselerin halleridir. Bizim öğreneceğimiz şu anlatacağım bu özellik. Peygamberlerin vasıfları üzerinde duruyoruz. Usad suresinde bilhassa bir sıralayıp Tabii pek çoktur da önemlilerinden bir kısmını almış. Kuran-ı Kerim'de peygamberlerin sıfatları olarak emanet, kuvvet, basiret, inabe, kalbin celiği, hedim, sabır, af ve hoşgörü, iffet ve haya, sepabet, cömertlik. Bunlar üzerinde durulmuş. Bütün Ayet cellelerle Şuara Suresi'nde ayet yüz kırk üç Risale-i Nur. İnmi lekum resulun-i Emin. Şuara Suresi'nde çok peygamberler anlatılır. Çokça izahları verilir.
Bu bakımdan değişik yerlerde görebilirsiniz bu ayet-i cinneyni. Peygamberler diyorlar ki Ey insanlar biz sizin için gönderilmiş, güvenilir, emin bir elçiyiz. Biz kendi kafamızdan söz söylemiyoruz. Allah'ımız bizi görevlendirdi. Cibril Aleyhisselam vasıtasıyla Allah'ımızdan gelen emirleri biz size duyuruyoruz. Biz emin bir kimseyiz, güvenilir bir kişiyiz. O zaman emanet ne demektir? Şimdi bu sıfat sadece peygamberlerle alakalı diyemezsiniz. Bu emin vasfı, emanet vasfı hepimizde olması gerekir. Emanet, güvenmek, güvenilir olmak, emin olmak anlamına gelir. Ayeti kerimede geçen immün kelimesinin mastar halidir. Mümin kelimesinin kökünde de yemin kelimesi vardır. Bütün peygamberler, nübüvvet görevi verilmeden önceki ve nübüvvetten sonraki yaşantıların da içinde yaşadıkları toplumda güvenilir birer insan olma özelliği ile karşımıza çıkmaktadır.
Onlar peygamber olmadan önce de hayırlı kimselerdi, sevilen kişilerdi, tasdik olmanlardı. Peygamber Efendimiz Mekke'de sallallahu aleyhi ve sellem El-Emin, Güvenilir kimse adı ile anılırdı. Risaletinin ilk yillarında Kureyş'te akrabalarını bir araya toplamış ve şu tepenin ardından düşman ordusunun olduğunu ve birazdan bize saldıracağını söylesem bana inanır mısınız diye sormuştu. Kureyşliler ise evet inanırız. Çünkü sen hiç yalan söylemezsin. Güvenilir bir insansın. Sen Muhammedü'l-Eminsin şeklinde cevap vermişlerdi. Kureyşlilerin verdiği cevap Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin sözüne güvenilen emin bir insan olduğunun ispatı olur. Burada ayrıyeten hitabetin önemine de ifade önemine de işaret olunur. Başta efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bana inanır mısınız diye onların, onların inancının olduğunu tespit buyurarak hakikati duyurmuştur.
Peygamber olmadan önce Hazreti Musa Aleyhisselam için de Hazreti Şuheybin kızından biri şöyle demiştir. Şimdi peygamber kızlarının hedefleri de çok müstesna. Şu utana utana diyor geldi, haya ederek geldi. Dedi ki Risale-i Nur Şimdi biliyorsunuz Musa peygamberimiz Musa Peygamberimiz firavunun zulmünden kaçtı kaçtı Medyene ulaştı Orada kız çocukları hayvanlarını sulayacaklardı. Dediler ki bizim gücümüz yok, bize yardım et. Babalarına da bu durumu anlatın ve dediler ki insana Zafından aldılar. Babacığım, onu ücretle çalıştır. Çünkü o ücretle tuttuklarının en hayırlısı güçlü ve güvenilir bir adamdır. Şimdi burada peygamberlerin güvenilir olduğunu söylemek istiyoruz. Hazreti Musa Aleyhisselam Medyen'den Mısır'a ilçe olarak görünce Firavun'un kavmine şöyle demişti Allah'ın kullarını bana bırakın. Çünkü ben size gönderilmiş, gemiyim, inanılan, güvenilir bir elçiyim.
Duhan Suresi ayet on sekiz Mümin kelimesinin kökünde emin kelimesi vardır. Mümin yüce Allah'ın varlığına ve birliğine inanan, başkalarına güven veren ve güvenilen kişidir. Peygamber Efendimiz Müslüman ve mümini şöyle tarif etmiştir. Müslüman dilinden ve elinden Müslümanların güvende olduğu, mümin de insanların mallarını ve canları hususunda kendisine güvendiği kimsedir. Aynı zamanda Allah'ımızın güzel isimlerinden olan El-Mümin ismi şerifi, vaadinden dönmeyen, vaat ettiğini yerine getiren sözüne sadır anlamındadır. Hüveni sağlayacak sebepleri yaratmasından ve korkulacak hususların gününü kesmesinden kaynaklandığı belirtilmiştir. Hak Teala Kıyamet gününde kullarına, ey kullarım, bugün sizin için bir korku ve keder yoktur, diye seslenecektir. Burada kullarına bir tasdik manası bulunmaktadır. Bu tasdik emin olan Allah'a verdiği sözü yerine getiren kullar içindir.
Peygamberler tebliğ görevlerini yerine getirirken immün kimseler olduklarını tebliğ yaptıkları topluluğa hatırlatmışlar ve durumu onlara kendi ağızlarıyla tasdik ettirmişlerdir. Böylece vahyin insanlara ulaşmasını sağlayan kişiler olarak kendi şahıslarına duyuran güven duygusunu yaşantılarına hakim olan güvenilirlik vasfı ile ortaya koymuşlardır. Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Yine Araf suresi ayet altmış sekiz Sad suresinin anlamını okursunuz. Kasas suresinde okursunuz. Köprüle görülürdür. Peygamberlerin tamamı için şüphesi geçerli olan emanete riayet etmek ve verilen sözü yerine getirmek. Müminlerin nasipları arasında da sayılmıştır. Ahirette kurtuluşa inecek müminler anlatılırken öyle müminler ki onlar emanetlerine ve vaitlerine riayet ederler. Mümini suresi, ayet, sekiz. Ayrıca bu özellik de mümin ile münafığı birbirinden ayırt etmemizi sağlayacak ölçüdür.
Nitekim efendimiz aleyhissalatu vesselam münafığın alameti üçtür. Konuştuğu zaman yalan söyler. Kendisine bir emanet verildiğinde emanete hıyanet eder. Ve yine bir şey vaat ettiğinde vaadinden döner. El mümin olan Allah'a layık kul, El Emin olan sevgili Resulü Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme layık ümmet ve onun yolundan giden kamil müminlere layık evlat bulabilmek için Allah'ımız ve onun kullarıyla olan hukukumuza en güzel şekilde riayet ederek eminlik faslı ile muttası olmamız gerekmektedir. Ondan sonra peygamberlerin statlarından kudret gelmesi geliyor. İmamı onlar artık dediğim gibi inanmayacak bir insan olmamız gerekir. Burada bir hadise anlatılıyor. Afyonkarahisarlı bir onbaşı Çanakkale Harbi'nde Afyonkarahisardan bir onbaşı oranın bir köyü artık anne köy yolunu çıkarak başını. Afyonkarahisar'da.
Ona soruyorlar diyorlar ki böyle yeşil yeşil cübbeli sarıklı kimseler geliyormuş sen gördün mü diyorlar. İştirak etmişler Yeşil yeşil sarıklı mübarek insanların bulunduğu söylenmiş sen gördün mü Mevladın mı? Hayır, ben öyle bir yeşil, sarıklı, cikletli bir kimse görmedim. Anlatıyorum ben ama bilmiyorum. Yalnız benim gördüğüm yeşil uçları gördüm, onlar çok eğleniyordu fakat ben de eskiden bilirim kuşlar öyle yeşil olmaz, bunlar yemyeşil her tarafından ışık süzülürcesine böyle bir projektör gibi kuşlar geliyordu. Anlatıyoruz keşke, bunun başına. O kuşlar ağaçlara hunardı. Oraya gövde koşsunlar yağardı ki gövde koşsunlar yağar kuşlara hiç isabet etmezdi. Ben onu gördüm ki. Bu diğer muharebelerde de Afganistan'da vesaire yerlerde de görülmüştür. Anlatıyor tabi bu belgesellerden ne gösteriyorlar bunu. Orada birinci tavurun birinci tavurun komutanı Selim Sırrı böyle bir komutan.
Cidelli Mahmut Çavuş'tan şöyle bir hadiseyi anlatıyor neler katılmış neler katılmış Şimdi memleketimizden katılmış bunun dışında ta Dağıstan'dan gelmişler diğer ülkelerden de gelmişler. Yardım etmek için Osmanlı'ya yardım etmek için askerlerimize diğer yerlerden de yardımcı güçler ve kuvvetler gelmiş. Selim Sırrı şunu anlatıyor. Cileli Mahmut Çavuş diye birisi vardı. Bu Fransız zırhlısında, Fransızlar tarafından öyle bir hücum edilir ki bir el bombası gibi evet, o atılır. Öyle bir iman var ki o cideli Mahmut Çavuş'ta, o patlayacak olan tahrif kalıbını eline almış. Eline almış, Fransız zırhlısına tekrar atmış. Tabii atınca bunun sahibi kopmuş. Zöhri kopmuş patlamış fakat Fransız zırhlısını da Çanakkale de denizde çökmesine sebep olmuş. O zırhlı çökmeye başlamış. Bu haberi almış, evinin koptu neymiş hiç duyduğu yok. Demişler ki zırhlıyı bu Ciderdi Mahmut Çavuş batırdı.
Düşman tarafından o Fransızlar tarafından atılan artık çok mutluluk, neydi neyse o fırlatma ile onu çökertmiş. Sağ elde kopmuş. Bunu almışlar hastaneye götürmüşler. Hastanede yatarken komutanına mektup yazıyor. Komutanım benim sağ elim koptu ama sol elimle daha çok iş yaparım. Beni ne olur top başına yuttun. Böyle bir aşk, böyle bir muhabbetle cihad etmişler. Şimdi Çanakkale cihadı deniyor ama öyle basit bir iş değil o. Azıcık bir askerle yüz bin lira arası çıktı ve sonra o kadar bizim gücümüz ve kuvvetimiz de yok bu kadar silahlanmamız da var da değildi. Vakit olsa anlatacağım bazı hususlar var bunlardan birisi şu düşman tarafından hazırlanan bu toplar, bu askerlerimize karşı tamamen ağızları askerlerimize karşı verilmiş. Bir gece yarısı artık düğmeyem basılacak. Niye bastacaksa tamamen ordumuzu yok etmek için. Ah düğmeye basmışlar artık nasılsa.
Bakmışlar ki kendi taraflarına mermiler mümkün değil. Bu olağanüstü bir hal. Nasıl oldu da bu tankla biz Müslümanlara doğru çevirdik, o da hangi bir güç, çevirdik. O da hangi bir güç buna müdahale etti de bizim tarafımıza kurşunlar yağdı diye çok olağanüstü haller zuhur etmiştir. Gidenler gezenler ağlıyorlar orayı anlatanların yanında. Çok acayip çocuklar, sırlar zuhur etmiş. Bir hadise var, dedemle alakalı onu muhafaza ediyorum, anlatacağım size. Abdullah Dağıstanî diye dedim ya size diğer ülkelerden de gelmişler. Demek ki Çeçenya'dan gelenler. Müslümanlara yardım etmek için askerimize güç ve kuvvet olmak için gelmişler. Hatta Balkan savaşına katılmış bu zat Abdullah tah-i Hasani diye büyük de bir veliymiş. Allah'ın dost verilen birisi katılmış. Bakan savaşına katılmış. Sonra Çanakkale savaşında kurulmuş bu zat. Diyor ki İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar çok büyük hücum ediyor.
Umumi bir hücum emri verilmiş. Umumi bir hücum emri verilmiş. Askerimiz genliliğin içerisine dalmışlar. Silahlarıyla dalmışlar. Gözleri hiçbir şey bölmüyor. İnsan neyi çok sever? Malını çok sever. Bunun yanında neyi daha fazla sever? Azasını sever. Bir gözü ayıp olma durumu olsa der ki tarla mı ne satayım da şu gözüm görsün gider. O azasından daha kendisine kıymetli olandır, canıdır. Allah korusun bir gam giren bulma hali olursa kesin diyor. Elini eğer vücudun doğru diyeceksen elini kesin diyor veya bacağımı Allah korusun kesin olur. Şimdi canından da daha kıymetli olan var mı? Dinidir. Dini bu kadar kıymetli olmasa askerimiz hücum emrinde umumi bir hücum emri verirmiş. İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, mesaimler saldırıyorlar. Bu saldırı da olduğu gibi gelmişler, demirini sevsin. Abdullah-i Dağıstanî hazretleri şehitlerimizin cenaze namazımetiyle kıldırır.
Tabii şehitler Hanıyla gömülüyor ya hani elbiseleriyle gömülüyor onların da imametini yapıyor. Onların defin işleriyle de alakalanıyor. Ben diyor denize daldı bu askerler orada diyor can veriyorlar. Baktım diyor bu askerler silahlarına böyle sarılmışlar, balgırlarına basmışlar. Ben diyor ellerinden alamadım. Diyor. Bak ellerinden alın bunları devrine edeceğiz. O şehitlerimiz Çanakkale Savaşı'nda silahların diyor bağrına basmış, üzerine yatmış kalkmıyorlar diyor. Hürmüştü. Ruhunu teslim etmiş. Adeta beni silahımla gömün diyor. Bizi silahlarımızla gömün. Allah'ın huzuruna öyle var. Ayet-i Ekrem Silahlarını terk etmemiştir. Yani bu vatan milyonlarca şehitlerin kanıyla elde edilmiş. Ondan öyle ucuz değil bu vatanımız. Ondan severiz, muhabbeti deriz. Çünkü çok büyük görevler üstlenmiştir bu vatan, diye hiçbir ülkeye benzemez.
Sonuna bıraktığım anlatabilirsem dedemden de anlatmak istiyordum Çanakkale'de, dört sene cihad etmiş mübarek zat Böyle bir emir verilmiş düşman tarafından saldırı oluyorum. Hüzünlarına hedef olmayın istihkama diye. İstihkama dedem Rahmetullahi Ala Hazretleri girmemiş diğer askerler girmişler. Böyle ikindi namazı geçmek üzere tam orada da bir su akıyor suyun başına gelmiş, tastamam abdestini almış, namazını huzurla kılmış, mermilerin de seslerini bile söylerlerdi şu şekilde diye, kadridini de yaparlardı. O şekilde geliyor dedem rahmetullah namazsa hiçbir şeyden haberi yok. İstihdama top düşmüş, ne kadar asker varsa hemen hemen hepsi ahirete göçmüş, şehit olmuşlar. Dedem Rahmetullah aleyh namazım geçer diye terk etmemiş. Cenabı Hak kurumuş, muhafaza etmiş. Çanakkale Savaşı anlatmakla bitmez. Kıbrıs Savaşı'nı bile anlatmakla bitiremeyiz. Amin.
Okumuş olduğumuz Kuran-ı Azimüşşan'dan hasıl olan ecr ü sevabı Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın, Hadis-i Latif, pakü münevver mutahalü'l-celal ruh-u ulvilerine hediye eyledik, vasıl ile ya Rabbi. Peygamberan-ı rızamın, Piran-ı rızamın, Ulema-i Kiram'ın, Evliyaullahın, ervahına hediye eyledik, vasıl eyle yani. Burada bulunan kardeşlerimizin geçmişlerinin ruhlarına hediye eyledik, eyle. Cümlemizi muhafaza eyle. Ülkemizi sen koru Ya Rab, her türlü kötülüklerden koru Ya Rab. Bilad-i İslam'ı sen ismi celalinle, Hafi's ismi celalinle korumayın altına al Ya Rab. Tüm azalarımızı hafiyes ismi cellabin ile muhafazan altına alarak bizi kötülüklere götürme. Nefsin, şeytanın ve dünyanın insan iki yüz yirmi altı İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.