Sağlıklı Yaşam ve Beslenme Sırları kaydında Ehl-i tıp demiştir ki herkes kendi vücudunun ekimi olmalıdır ve istimal eylediği deva ve gıdaların tabiatlarını ve menfaatlerini bilmelidir ta ki vücudu sıhhat üzere almalıdır. Yemekten evvel soğuk su içmek midenin hararetini sündürür. Yemekten sonra su içmek ise mideyi kızdırır ve bedeni ısıtır. Elma, kayısı, üzüm gibi meyveleri yedikten…
Sağlıklı Yaşam ve Beslenme Sırları kaydında Ehl-i tıp demiştir ki herkes kendi vücudunun ekimi olmalıdır ve istimal eylediği deva ve gıdaların tabiatlarını ve menfaatlerini bilmelidir ta ki vücudu sıhhat üzere almalıdır. Yemekten evvel soğuk su içmek midenin hararetini sündürür. Yemekten sonra su içmek ise mideyi kızdırır ve bedeni ısıtır. Elma, kayısı, üzüm gibi meyveleri yedikten…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ehl-i tıp demiştir ki herkes kendi vücudunun ekimi olmalıdır ve istimal eylediği deva ve gıdaların tabiatlarını ve menfaatlerini bilmelidir ta ki vücudu sıhhat üzere almalıdır. Yemekten evvel soğuk su içmek midenin hararetini sündürür. Yemekten sonra su içmek ise mideyi kızdırır ve bedeni ısıtır. Elma, kayısı, üzüm gibi meyveleri yedikten sonra su içmekten sakınmalıdır. Çünkü bunların üzerine su mideyi ifsad eder. Eğer su içmek istiyorsa bir veya iki saat sonra içmelidir, onun zararı daha azdır. Sıcak pilav yahut sıcak tatlı, helva gibi yedikten sonra su, soğuk su içmemelidir. Çünkü bu dişlere zarar verir. Eğer su isterse birkaç lokma ekmek yedikten sonra içmelidir, Bunun zararı daha azdır. İnsan her rast geldiği yerde yememelidir. Belirli bir yemek vakti olmalıdır. Eğer kısa aralıklarla azar azar dahi yese birinci hazmolunmadan yemiş olacağı için bu mideyi bozar ve zayıflatır.
Büyüklerimiz demişlerdir ki dört Şii ancak sonu belli olunca met olunur. Yemek hazmolunduktan sonra, savaştan döndükten sonra, ekin büyüdükten sonra, kadın öldükten sonra. Tok karnına yaş ceviz yemek hazımsızlık verir. Kırmızı dutu aç karnına yemek bir zarar vermez. Top karnına yemek hasta eder. Hurma, kuru üzüm vesair tatlılar çok yemek diş etlerini bozar ve dişlere zarar verir. Çok tuzlu yemek göze zarar verir. Çok soğan yemek balgamı artırır ve göz kararması olur. Kafi miktarda yağlı şeyler yemelidir, Akla faydası vardır. Kifayet miktarı tatlı, hilmi artırır. Kifayet miktarı mercimek kalbe rikkat verir ve kanı inceltir. Fazlası zarardır. Balkabağı da dimağı kuvvetlendirir. Hazreti Ali demiştir ki, yemeğe tuzla başlayan ve tuzla bitireni Allahu Teala yetmiş türlü hastalıktan temizler. Yedi gün sabah vakitlerinde yirmi bir tane kızıl üzüm kuru yerse bedeninde sevmediği bir şey kalmaz.
Güzel koku dimağı kuvvetlendirir, gözü kuvvetlendirir fakat çok kullanmak kerihtir. Kafir ve gül suyundan başka kokular kuruluk verir. Fazla sürur insanı çökertmesi bakımından hüzünden daha şiddetlidir. Çünkü sürurun tabiatı soğuk olduğundan sıcaktan daha çabuk helak olur. Hüznün tabiatında ise hararet vardır çünkü o karaciğerden meydana gelir. Karaciğer hararetlidir. Eğer bedendeki bu hararet hiç gitmeseydi insanlar fani olmazlardı. Rabbimiz bu kadar lütt etmiş olduğu nimetlere karşı Ey ehli iman siz mevzu kıldığımız rızkın düzellerinden yiyin ve o nimet mukabilinde Allah Teala'ya şükredin. Eğer Allah'a ibadet ederseniz ubudiyetinizi eda ediyorsanız buyuruyor. Hak Teala Hazretleri yeryüzünde mevcut olan rızıklardan yemeği insanlara mübah kılmıştır ve bilhassa rızıkların tayyib olanlara ayıp onunla mütenaim olmalarını istifadelerini müminlere emretmiştir.
Fahr-i Razi'nin beyanı vechile tam yemekten hüküm şu şekilde sıralanmıştır. Bir, nefsini ölümden kurtarmak için yerse farz. Nefsini zafiyet gibi zarardan muhafaza için yerse vaciptir. Misafirin utanmaması için misafirle birlikte yerse menduptur. Bunlardan salim ve ali olarak yerse mübahtır. Cenabı Allah'a ibadet etmek ancak şükürle tamam olacağına işaret için eğer ibadet eden kimselerseniz Cenabı Allah'a şükür ediniz buyurmuştur. Şükrün de üst kısmı vardır. Bir, kalple şükürdür ki nimeti ihsan eden hakiki mümini bilmektir. Hakiki mümin, mün'imi bilmektir. Mün'im nimet veren Rabbizi celalimizi. Lisan ile şükürdür ki kalbinde olan Mün'im-i Hakiki, Mün'im-i Hakiki nimet veren Rabbimiz demek. Marifetini lisanıyla izhar edip rezzak-ı Hakiki olan veli nimetini hamdü sena etmektir. Üç, azayı cevarihle diğer azalarımızı Rabbimiz ne için yaratmışsa onu o şekilde istimal etme suretiyle şükürdür.
Yine Bakara suresinde Mevla-yı Zülcelal'imiz Esselamü. Ey nas sizin için yeryüzünde halk olunan nimetlerden helal ve tayyib olarak yiyin ve rızkınızı kesbederken şeytanın vesvesesine ittiba etmeyin. Zira şeytan sizin için açık bir düşmandır buyrulmuştur. Şeytan helali haram ve haramı da helal göstermek suretiyle insanı heva ve hevesine sevk eder ve batılı hak göstermekle İdıl lali'den şaşırtır. Essavü'l-hutuvat I şeytan ile murat şeytanın vesvese ve desiseleriyle insanı aldatmak için kurduğu tuzaktır. O size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder, buyrulmuştur. Yemekten sonra ağız ve diş temizliği Süveyd bin Numan'ın rivayet ettiğine göre şöyledir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile Haybere çıkmıştık. Bir mekana gelince yiyecek bir şey istedi. Getirdikleri şey de ancak çevik idi. Beraberce yedik.
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem namaza kalktı. Ağzını iyice yıkadı. Biz de yıkadı. Resulullah bir süt içtikleri ve namaza kalkacakları vakit umumiyetle ağızlarını yıkarlardı ve onun yağı vardır, buyururlardı. Ebu Ümame radıyallahu anh'den rivayet olunduğuna göre Resulullah sonra kaldığında böyle sofra kaldırılıyor, şöyle dua ediyorlardı. Altın ve gümüş harplardan yiyip içme hususunda Abdurrahman İbni Ebi Leyla anlatıyor. Bir gün Huzeyfe'nin yanında idik. Hizmetçilerinden su istedi. Mecusi olan kölesi ona su getirdi. Bardağı eline verince Huzeyfe onu atıverdi ve bari seni bundan nehy etmemiş olsaydım zararı yok idi. Hem sana bundan içmem dediğim bir değil, iki değil. Ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden işitmiştim. Şöyle buyurdular. İpek ve halis ipek kumaş giymeyiniz. Altın ve gümüş kaptan içmeyiniz. Altın ve gümüş kaplardan yemeyiniz.
Bunlar dünyada onlara kafir ve münafıklara ahirette de bizedir buyurmuştur. Ebu Cühayfe radiyallahu anh'den rivayet olunduğuna göre Resulullah ben asla arkama dayanarak yemem buyurmuşlardır. Bir başka hadis-i şerifte ben bir kulum, kul gibi oturur, kul gibi yerim buyurmuşlardır. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet olunduğuna göre bırakmıştır. İsterse yemişler, istemezse terk etmişlerdir. Şibir Aleyhisselam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize gece namazı için beline kuvvet vermesi için un helvası yemesini emrettiği rivayet olunur. Aişe radıyallahu anh'dan rivayet olunduğuna göre şöyle demişlerdir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hiçbir taama onun kadar sevinmezdi. Onu sever ve kendisine arz olunduğu vakit yüzünde ferah eseri görülürdü. Yine çok sevdiği bir taam da kabak idi. Çünkü o Zikdullah esnasında kalbe rikkat verir.
Mercimek çorbası ve arpa ekmeği Enbiya aleyhimüsselamın taamlarından olup mübarektirler. Un bulamacı da hazırlanması kolay bir taamdır. Hüzünlünün hüznünü giderir, gönlün hastalığını giderir, kalbi ferahlatır. Müslim de Cabir radiyallahu anh'dan rivayet ettiğine göre Nebi SAV sirke ne güzel katıktır buyurmuşlardır. Cabir radiyallahu anh der ki bir defasında Resulullah ehline evde bir katık bulunup bulunmadığını sual ettiğinde kendisine evde ancak sirke vardır denildi. Resulullah onu isteyip sirke ne güzel katıktır diye inmeye başladı. Cabir radiyallahu anhın Resulullah bunu işiteli beri sirkeyi severim demiştir. Tuleyha bin Nafi de Cabir'den bunu işittiği vakitten beri sirkeyi severim demiştir. Hatta bir der ki Resulullah sirkenin sirke ne güzel katıktır buyurması yeme hususunda iktisadı medih ve nefsi lezzeti yiyeceklerden men içindir.
Halbuki o Allah'ın nimetlerine layıkıyla şükreden ve rızıklarını layıkıyla methedendir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bir kimse ben katık yemeyeceğim diye yemin etse de ekmeği sirke eyeyse yeminin de yalancı olmuş olur. Sirke en faydalı katıklardandır. Resulullah SAV sirke ne güzel katıktır. Yine içinde sirke olan eve şeytan yaklaşmaz buyurduğu mervîdir. Hurma katı, üzüm de katı ve meyvedir. Bunlara devam etmek sünnettir. Bu da üzümü ekmekle beraber yemektir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem üzümü ekmekle beraber de yiyiniz. Çünkü ehli cennet böyle yaparlar buyurduğu mervidir. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme tatlı veya koku ikram edildiğinde geri çevirmez. Bir tane de olsa birinden alıp bir kere de olsa diğerinden koklamadıkça edemezdi. Yine Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem her kim sabah yaş hurmadan yedi adet yerse o gün ona zehir yahut sihir zarar vermez.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem hurmayı tek adetli yerdi ve çekildiğini baş veya orta parmaklarıyla tutar ve atardı. Burada bir şey hatırlıyorum. Efendimizin Kürtçe konuştuğunu, bu da iki cümle. Birisi işkembe dariden, bir de et temru yek yek hurmayı tek tek. Birincisi karnım aç buyuruyor. Et temru yek el-aynebü düdü. Üzümü de ikişer ikişer. Nebi her sabah buyurmakla sabah yemek vakti hiçbir şey yemeden hurma ile başlanmasını tavsiye etmiştir. Hurmanın bu nev'inde zehiri ve sihri def edici bir hususiyet bulunduğu muhtemeldir. Resulullah hurmanın bu nev'inden bereketine dua ettiği rivayet olunur. Yaşına da kurusuna da üzümün yaşına da kurusuna da bademin ve cevizin yaşlarının da kurularının da bereketine dua buyurdular. Ayrıca zehre ve sihre şifa olması için de dua buyurdular. Hurmanın yaşını kurusuyla yemek de sünnettir. Bal ile bütün hastalıklara şifa olmak üzere deva hazırlanır.
Çünkü yetmiş peygamber onun bereketine dua etmeleri sebebiyle mübarektir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in rivayet olduğuna göre her ay üç gün bal yiyen kimse felç hastalığından uzak kalır. Hazreti Ali Keremallahu veche şiddetli bir hastalığa tutulan kimse zevcesinin mehrinden bir dirhem alıp onunla bal satın alırsa ve onu gökten indirilen su yağmur suyuyla karıştırarak geçerse ona bir izine şifa olur. Cenabı Hak, mehir hakkında zevcelerinin rızası dahilinde onu afiyetle yiyiniz buyurmuştur. Bal hakkında onda insanlar için şifa vardır buyurmuştur. Yağmur suyu hakkında da biz semadan mübarek bir su indirdik buyurmuştur. Tıbb-u Nebi zikrinduğuna göre Peygamberimiz en sevdiği meyve yaş hurma ve karpuz idi. Oğlağın ön tarafını severdi. Çünkü devaya en yakın, ezadan en uzak yeri ön tarafıdır. Etin en sevdiği yeri boyun ve kol, içeceklerin en sevdiği tatlı ve soğuk olanıydı.
Her ay üç sabah bal yalayan bir kimseye büyük bir hastalık gelmez. Pirinç yemeği esnada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e çok salavat getirenlere de büyük bir hastalık gelmez. Çünkü o içine Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin nurundan nur konulmuş cevherlerdendir. Nur ondan ayrılınca yarılır ve rengi değişir, parçalanır, tane tane olur. Yine efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Allahü Teala'nın ilk yarattığı benim nurumdur. Adem'in yaratılışından iki bin sene evvel benim nurumu yarattı. Ben arşın etrafında tavaf eden bir cevher idim. Allah Teala bana nazar etti. Ondan haya ederek terledim. Benden altı nokta düştü. Allah Teala birinci noktadan Ebubekir, ikinci noktadan Ömer'i, üçüncü noktadan Osman'ı, dördüncü noktadan Ali'ye radiyallahu anhüm, beşinci noktadan pirinci, altıncı noktadan da gülü yarattı. Hadis şerri.
Kim baklayı kabuğuyla beraber yerse Allah ondan yediği kadar hastalığı çıkarır, buyrulmuştur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hurmayı salatalıkla beraber yerlerdi. Salatalığın tuzla, cevizin hurma ile yenmesi ve salatalığın alt tarafından inmeye başlanması sünnettir. Nebi Sallallahü Anh'a salatalık yediğiniz zaman onu alt tarafından kök tarafından yiyiniz buyurmuştur. Bir kimseye turfanda bir meyve getirildiği vakit sünnet olan onu ağzına ve gözlerine koyup onun için dua etmesi ve yanındaki çocukların en küçüğüne vermesi ve turfanda zamanında yiyeceği kadar yemesi mevsimi bitmeye başladığı vakitlerde yemekten sakınmasıdır. Meyveyi tek adetle yemesi lazımdır. Böyle yaparsa zarar vermez çünkü tekte hayır vardır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah tektir, teki sever buyurmuştur. Enes bin Malik radıyallahu anh'den rivayet olunduğuna göre elbise diken bir kölesine gitmiş.
Orada da Resulullah'a ikramen kabak getirilmiş. Efendimiz inmeye başladı. Enes der ki ben Resulullah'ın onu yediğini gördüğüm günden beri kabağı sever oldum. Sahih-i Müslim'de Cabir radiyallahu anh Nebi Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuşlardır. Sahih-i Müslim'de Cabir radıyallahu anh rivayet ettiğine göre Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, kim soğan, sarımsak, pırasa yerse bizim mescidimize yaklaşmasın. Çünkü Ademoğullarının ekserisinin eza duyduğu şeylerden melekler de eza duyarlar. Buhari ve Müslim'in ittifak ettikleri bir hadisi şerifte de Cabir radıyallahu anh'tan rivayet olunduğuna göre Nebi Ekrem Salli Allahu Aleyhi ve Sellem sarımsak ve soğan yesen bizden uzak dursun, mescidimize de yaklaşmasın, evinde otursun buyurmuştur. Hadiste varid olunduğuna göre bir kimseye Reyhan sunulursa onu reddetmemelidir.
Çünkü yükü hafif kokusu güzel koklamalıdır. Yine hadiste varid olduğuna göre kırmızı virgülü koklayıp da bana salavat getirmeyen bana cefa etmiş olur. Diğer Hadis-i Şeriflerde de geçmekte Kuran okuyanlar hakkında mütalaa ederiz. İbni Abbas Radıyallahu Anmadan cam bardaktan içmeyi severdi. Çünkü içindeki dışından görünür. Mümin, altın ve gümüş ve sarı kapları kullanmaktan sakınmalıdır. Kabın ağzının örtülü olması sünnettir. İnsan nehre ağzını dayayıp içmemelidir. Kabın kırık yerinden, gedik yerinden içmemelidir. Orası pislik toplanan yeridir. Kulpundan da içmemelidir. Akşam olunca kaplarının üstleri örtülür. Mataraların, testilerin ağzı kapatılır. Kapılar vurulur, ışıklar söndürülür. Çocuklar kati surette dışarıya salınmaz. Çünkü bu vakit cinlerin ve haşeratın yeryüzüne yayıldığı vakittir. Su içecek kap, bulamayan avcuyla için, kap bulduysa sağ elini alsın.
Allah'ın emriyle Allah'ın ismini anarak bereketle için ve onu için de temizlik, hayat ve bereket kılması için Allah'a dua etsin. Suyu üç nefeste içmelidir. Birinci de Allah'ın bu nimetine şükür eder. İkinci nefeste kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınır. Böylece şeytan suya ortak olmaz. Üçüncüde onu Allah'ın şifa kılması için dua eder. Ver defasında Allah'a hamd eder. Kim suyu böyle içerse onun karnında tespih eder. Ayakta su içmemelidir. Çünkü bu istifrayı istemek demektir. Fakat zemzemin ayakta içilmesinde bir beis yoktur. Aç karnına su içmemelidir. Çünkü bu kuvvetten düşürür. Suyu az az içmelidir. Ağır ağır içmelidir. Süratle içmemelidir. Çünkü bu karaciğerde ağrı yapar. İçtiği suya solumamalıdır. Soluyacağı vakit bardağı ağzından uzaklaştırmalıdır. Suyu bir defada içmemelidir. Bunu dört ayaklıların adetidir. Üç defada ve besmele, istiaze ve hamdele ile içmelidir.
Hastalıktan uzak olan, şifa bulunan ve susuzluğu kesen şekli budur. Müslüman, Müslüman kardeşinin artıyla teberrük etmelidir. Usuliyle ulema ve evliyanın büyüklerinin artıklarıyla teberrük edilir. Bir cemaatçe su dağıtılırken evvela büyüklerine verilir, sonra diğerlerine verilir. Su dağıtan ise en son içer. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem hane-i saadetlerinde su dağıttığı vakit en sonra kendisi içerdi. Kavmin efendisi onlara hizmet edendir. Hadis-i Şerif'ini böyle bir vakitte söylemiştir. Önemle söylüyorum, isterse sohbet eden olalım, ittiren olalım, idareci durumunda olalım. Sakın ha bir başkasından hizmet beklemeyelim, kalkıp kendimiz hizmet edelim. Buna da çok üzülüyorum. Güzel koku red olunmadığı gibi zemzem de ikram olunduğu vakit red olunmaz. Öyle kendimiz için klasımız sarsılır bilmem filan ifadesi efendimizin sünneti Muhammediyesine aykırıdır.
Çünkü kendileri Ashab-ı Güziğine su ikram buyurmuşlardır. Sami Efendi Hazretlerini gördüm. Gelen çayı hemen çay bardaklarını sağına soluna etrafına ulaşabildiği yerlere verdikten sonra aldı. Su içtikten sonra suyu rahmetiyle tatlı, soğuk ve temiz kılan, günahlarımıza bakıp da tuzlu ve acı kılmayan Allah'a hamdolsun demeldim hadiste varid olduğuna göre. Kimin günahları çok ise su dağıtsın. Allahu Teala onu insanların rahmet duaları sayesinde affeder. Resul-i Ekrem Efendimizin zevcesi Aişe Radıyallahu Anh'dan rivayet olunduğuna göre bir evden bir kimse öldüğü vakit kadınlar taziye için toplanırlar. Sonra yakın akrabalarından velev halkından başkaları dağılırdı. Yine böyle bir durum olduğunda Aişe Radıyallahu Anh'a bir kap istedi ve telbine yapılmasını emretti. Sonra tirit yapıldı. Telbine onun üzerine ağır ağır döküldü. Aişe dedi ki bundan yiyiniz. Ben Resulullah'tan işittim.
Şöyle buyurdu, telbine hastanın gönlünü dinlendirir, teselli eder, hüznünün bir kısmını giderir. Çörek otu. Nebi Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem çörek otu ölümden başka her hastalığa şifadır buyurmuşlardır. Ölüm geldiği vakit onun devası yoktur. Soğuktan mütevellit hastalıklara bilhassa iyi gelir. Çünkü tabiatı hararetlidir. Faydaları çoktur. Susuzluktan mütevellit yanmayı giderir. Karındaki ağrıları giderir. Gözü arızolan suyu izale eder. Kavrulup mavi bir beze konularak bir müddet koklanırsa nezleye iyi gelir. Baş dönmesine iyi gelir. Boğazdaki pürüzleri giderir. Sesi açar. Sirke ile yenildiğinde balgamın sebep olduğu hastalıklara iyi gelir. Diş ağrıları için sirkeyle maz maza yedirirse ağrıları keser. İdrar söktürür, sütü güzelleştirir, inceltir. Çörek otunun yağı ihtiyarlığı geciktirir. Sakal bitmesini çabuklaştırır. Bir miskal içmek kelebek sokmasına karşı faydalıdır.
Yine halkın ileri gelenlerinden birisi cüzzam hastalığına tutuldu. Allah'a sığınırız. Bütün tabipler bunu görünce hep birden dediler ki bu adamda bu illet birleşmiş. Bunun devasa ne olabilir? Devasa devası yoktur. Bu hastayı ehli hadisten Saide Suud denilen bir zat gördü. Bu zatın hadise çok kuvvetli bir bağlı ve büyük bir itikadı vardı. Dedi ki ey Adem niçin kendini tedaviye çalışmasın? Adam dedi ki tabipler bana bu hastalığın devası yoktur dediler. Saide Suud dedi ki tabipler yalan söylemişler. Nebi Ekrem efendimiz hepsinden haziktir, doktordur. O çörek otu hakkında ölümden başka her hastalığa şifadır buyurmuştur. Senin bu hastalığın da bu cümledendir. Sen şimdi çörek otunu döverek balla karıştır. Başından ayaklarına kadar her tarafına sür. Bir saat kadar böylece bekle. Sonra bedenini yıka. Adam kendisine söylendiği şekilde yaptı.
Derisini döktü, altındaki yeni bir deri bitti, saçları da aynı şekilde çıktı. Hastalıktan tamamen kurtuldu, eski haline döndü. Buna göre tabipler takip ettiler. İnsanlar da o zatın Hadis-i Resulullah'a olan imanının kuvvetine şaşırdılar. Said Suud rahimehullah çörek otunu her hastalık için kullanırdı. Hatta göz ağrısına bile gözlerinin dermanı kesildiği vakit onunla sürmelerdi ve o saatte Allah'ın izniyle iyileşirdi. Yine bal hakkında hadis-i şerifler var. İbn-i Mesud der ki Bal her derde şifadır. Kuran'da sadırlardaki her derde şifadır. İki şifayı iyi ihtimam edin. Çünkü Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim'de de buyurmaktadır. Şifa ayetleri vardır. Bal şerbeti içiniz. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar. Efendimize gelip kardeşinin karnındaki midesinden şikayet etti. Ebu Seaid el-Hudri rivayet ediyor. Resulullah Efendimiz ona bal şerbeti içir buyurdu.
Adam kardeşinin şikayetini tekrar getirdi. Efendimiz ona bal şerbeti içir buyurdu. Adam yine şikayetini ifade edince üç. Sünde Resul-i Ekrem bal şerbeti içir diye buyurdu. Sonra adam gelip buyurduğunuzu yaptım ya resulallah fakat bir paydası olmadı deyince Allah muhakkak surette doğru buyurmuştur. Kardeşinin karnı yalan söylemektedir. Git ona tekrar bal şerbeti içir buyurdular. Adam gidi biçirdi ve onun hastalığı da geçti. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Efendimiz sallallahu teala hadis, deva ile tedavi olmaktan hadis, hadis, Allah korusun. Deva ile tedaviden men buyurmuştur. Tarık Bin Süveyd rivayetine görene bir Ekrem efendimize birisi Hamdi sordu. Efendimiz onu men etti. Adam tekrar sordu. Efendimiz men etti. Adam dedi ki Ya Nebiullah o bir devadır. Bunun üzerine efendimiz hayır o deva değil ancak hastalıktır.
Efendimiz hamr hakkında içki hakkında külli miskirin hamrun ve külli miskirin haramun. Şekir veren her şey hamirdir ve her şekil veren de haramdır buyurmuşlardır. Yine efendimizin bu hususta hadis-i şerifleri var. Ebu Hureyre radıyallahu anh rivayet olunduğuna göre Efendimiz bizde Adva yoktur, Tyarra yoktur, Hame yoktur, Safer de yoktur, Arslandan kaçtığın gibi cüzzamlardan kaç buyurmuştur. Adva herhangi bir kimseden kendine hastalık bulaşmak demektir. Hadis-i Şerif'te ne yolunmuştur. Tıyara sana geleni bir hastalığı, uğursuzluk, şunluk saymak demektir ki hadis-i şerife bu da nehy olmuştur. Çünkü Efendimiz Müslümana batıp onu inciten bir dikene varıncaya kadar hiçbir yorgunluk, ağrı, hastalık, düşünce, üzüntü, eza ve gam yoktur. Allahu Teala onu bunlar sebebiyle hatalarından temizlemiş olmasın buyurmuştur.
Hadis-i Şerif, Allahu Teala muhakkak ki derdi ve devayı indirmiştir ve her bir derde bir deva yaratmıştır. Siz de tedavi olunuz. Yani tutulduğunuz hastalığın devasında arayınız fakat haramla tedavi olmayınız buyurmuşlardır. Ham bir kuş ismidir. Safer cahiliye araplarının zanlarına göre her bir insanın karnında safır dedikleri bir yılan bulunup insan acıktığı vakit ona eza verirmiş. İşte bu gibi şeylerin de batıl olduğu bu hadiselerde beyan buyrulmuştur. Göz ağrısı hakkında Efendimizin buyuruyorlar, mantar kudret helvasından mağdurtur ve suyu göze şifadır. Bu mantar aslında kızıla malik ak mantardır ki başı yumru değirme olur, yaprağı da sakız olmaz. Yaz günlerinde çok olur. İsmit ve Kühül göz için şifadırlar. Kühül sürme demek olur, ismi ise sürme taşı demektir.
Her gün sabahleyin iki baş parmağının tırnakları üzerine yedi defa Bismillahirrahmanirrahim okuyup üfleyerek gözlerini messiden kimsenin biiznillahi Teala göz nuru artar ve gözlerine ağrı ve zarar, ağrız olmaz buyrulmuştur. Daha uzun devam ediyor. Elhamdülillah ya Rabbi lil alemin el-Fatiha.