Ve sabır, sabır, de bühüm. Bu peygamberler olsun, peygamber sabrı derler ya. İşte örnek olarak Eyüp Aleyhisselam verilir. Bunun yanında veliler, salih insanlar, bunların sıfatıdır, sabır. Merr-u Teala nedir? Allah'tan gelen her şeye razıdırlar. Bunlar beden olarak değil yalnız. Beden olarak değil. Kalp olarak da bunu yaşarlar. Ve teslim, emri ilahiye teslim. Nasıl bileceğiz bunu? İşte örneğimiz İbrahim Aleyhisselam. Oğlunu kurban etmekte nasıl sabırlı olduğunu. İsmail Aleyhisselam'ın boğazını bıçağa teslim etmekte. İbrahim Aleyhisselam ateşe atılır dolu. Bitmez, tükenmez. Ve hakikatü's-sabr hiye. Sabrın gerçeği nedir? Bunu nasıl anlayacağız biz bunu? Hapsül galbi ala huk mirrab. Bundan daha güzel bir izah olamaz. Çok güzel bir izah. Hayatımızın her anını kuşatır. Mesela evimize girdiğimizde de bu gerçek, günahtan sakınmada da gerçek hakikattir. Her işimizde.
Yatarken, kalkarken, yerken, içerken, gezerken, dolaşırken, insanlarla konuşurken, görüşürken bütün münasebetlerimizde vazgeçemeyeceğimiz bir kaide, bir esastır bu. Hapsül kalp ala hukmurra. Rabbi Zülcelal'imizin hükmünde kalbin, kalbin nesidir? Kalbin teslimiyetidir. Mesela nedir? Diyor ki bir ağaç dahi yaprağını emri ilahinin dışında düşürmezler. Bir ağaç dahi yaprağını hükmü ilahinin dışında düşürmezdi. Bu neye götürür insanı? Demek ki şu sebeple oldu. Bu sebeple oldu. Şu buna vasıta oldu. Buydu. İşte şu söylemeseydi o olmazdı gibi hallerden bizi kurtarır. Deriz Rabbimiz. Min gayri, cezayin ve la şekva. Rabbimizin hükmünde artık ne olursa olsun öyle bir çırpınma, feryat, fegan, figan şikayet kalmaz. Ve mematinhu erba. Bu sabrı biz nasıl ele alacağız? Dört şekilde alacağız. Bu sabrın dört tane yeri vardır. Bir. Et-taa. Mesela, neticeler kısalıyor. Nasıl kalkacağız?
Dinleyeceğiz İbadette. Diyelim ki Allah yolunda harcama diyelim. Ne diyelim? Zekatını diyelim. Tevhidini, tehlilini, zikrini, fikrini, şükrünü, mesela bir irşadımızı, ıslahımızı bir görev verilmişse o görevi yerine getirmemizde bu bir itaattir. Azimli olmak, yılmamak, yahu yaptın, ilk on kişiydi, sonra üç kişiye düştü, ben de bıraktım. İşte bu sabır değildir. Bizim hocalarımızdan biri şunu anlattı. Ben, dedi, öğrencilere, dedi, okutuyorum. Baktım, dedi, kimse gelmemiş. Bunu desem, diyanet reislerinin üzerinde bir kimse ol ilim noktasında. Varırım dedi, sobayı yakarım dedi. Eski odunlu veya pümüdü yakarım, beklerim. Bırakmam. Daha misal veririz ama burayı okuyamam size. Mesela üstadlarımızdan biri müridine ceza vermiş. O cezadan birisi de demiş ki oğlum beni kimseye anlatmayacaksın. Ondan sonra insanları irşad ve ıslahla meşgul olacaksın.
O insanları İrşad ve Islah ile meşgul olacaksın dediğinde Sayı ilk günlerde fazla. Sonra iki kişi kalmış. Bir kişi kalmış. Kürsüden aşağı inmiş. Tam gideceği zaman Ehlullah'tan bir hanım annemiz yakasını tutmuş. Sen efendine ne söz verdin? Hani irşad ve ıslahla meşgul olacaktın? Demek ki hakkın dostlarının birbirleriyle alakası çok sıkı. Hepsi birbirinden haberdardır. Etaah. Velmasiye. Günahtan kaçmak. Bunu hem müfessirine zan. Ulema-i kiramımız. Ilimde söz sahibi Ehlullah şunu ifade ediyor. Diyor ki ibadet ve tag kolay yaparsınız. Bu olur. Ama diyor isyandan kaçmaktan zor bir şey yoktur. En büyük sizin sabrınız günah olanı işlememek. Günah olanı işlememek. Asıl diyorlar sabır budur. Şimdi bazı hatalar insanda tiryaki gibi olur. Nasıl tiryaki ise bir sığaraya, günahta da tiryaki olduğu noktalar vardır. Şimdi hem meclisin güzelliği hem de camimizin müstesnalığı sebebiyle anlatamam.
Yoksa var. Gözü alışmış mesela. Bu kadarını anlayalım. Gözü alışmış, bunu terk edemiyor. Gözüyle yapmış olduğu bir isyan terk edemiyor ve yanındakine diyor. Yanındaki diyor ki, abi diyor, bak sen bir tarih ehlisin. Ben seni taşıyorum. Bak şu işi terk et. Alışmışım der. Bak günahı terk etmek ne kadar zor geliyor. Bu nasıl kolay olacak? Üstadımız Nevşehir'de bir sohbet buyurdu. Saatçi Osman Efendi'nin. İnanın öyle bir sohbet etti. Kırk seneyi belki geçti. Veya varmadı. Murakabe-i akrabiyyetle dedi. Allah'ımıza kalbin yakınlığını hissederek, onunla dedi kötü ahlakı tamamen ezmedikçe siz şu güzelliğe erişemezsiniz. Efendim biz mürafebe ne gezer? Biz rabıta. Rabıtanın bizi çok kuvvetli yapmak suretiyle. Ama çok güçlü olacak. Çok kuvvetli olacak. O zaman vazgeçer. Şimdi bazı hastalıklar oluyor da. Tedavi tam olmayınca yine meydana geliyor. Mesela bu gergedan diye duydum.
Böyle bir gribal rahatsızlığı. Mesela bir ay devam etmiş birileri anlatıyor. Efendim diyor. Tekrar ilk günkü gibi başladı diyor. Sonra diyor bir ay yine diyor. Yine başladı diyor. Şimdi inatçı bir rahatsızlık. Bundan soracak? Efendim doktora gittim, bir ilaç verdi. Şunu iki gün kullanmıştım, hemen geçti. Doktor ne diyor? Hep bir tire diyor. Bizim rep bir diyor. Ben bir terledim. Terleyince de onu attım. Gitmiyor işte, ilaçtan gidecek. İstiğfar tam okunacak, Tevhid tam okunacak, salatü selam, ölüm tefekkürümüz, rabıtamız, zikrimiz ve bize yapmış oldukları kardeşlerimiz arası münasebet. Ailevi münasebet. Şeyhimiz ile olan münasebet. İnsanlar ile olan münasebet her bir organizasyon. Tam olmadıkça yok. Efendim ben zikirlerde bildiğiniz gibi değilim. Zikir sadece o değil ki. Zikir sadece o değil. İnsanın önderini seçmesi de bir zikirdir.
Herkes imamları ile beraber, önderleriyle beraber Hashö cem olacaktır. Hem dini hem de siyasi noktalar diye ulema-ı kiramız damgayı basmıştır. Beşeri münasebetlerimizde, hayvanların hak ve hukukunda, semavat ve arzın vesair bitmez gütmez. Ve niame. Allah'ımızın vermiş olduğu nimette. Bakın bir belediye iyiliğimiz anlattı. Burası değil. Bir başka yerde. Dedi ki efendim dedi. Bir münasebetle bir araya geldik. Şükürsüzlük çoğaldı. Her nimet var dedi. Gerçekte öyle. Yani bir hasta bakıcısına kadar maaş verilirse bir düşünelim şimdi. Herkesin. Bütün rahatlıkların içerisindeyiz. Bütün rahatların, rahatlığın içerisindeyiz. Ama diyor şükür. Ne demek bir ibadet. Hep yok diyor. Yani Allah'ın bana hiçbir şey yokken evimin önünde iki tane arabayı lütfetti. Yahu ben odunlarla, nelerle yemek yapmakta zorlanırken doğal gaz evime geldi. Anında sıcak suyum akıyor. Her şey hazır.
Nimetler olduğu gibi önüme dökülmekte acaba ona şükredebilecek miyim? Velbeliye ve musibette. Fessabru alettaa. İbadet ve saatte sabır nedir? Sanki bir yarışa girer gibi. İbadette bıkma yok. Gevşeme yok. Zaten o gevşemeler bizim nefsani hallerimizden olur. Allah'ımıza Celle Celalü, gönlü dönenler de olmaz bu. Masiyette nedir? Ve anil masie? Bir terkihe, günahı terk etmek. Ve alen niame, nimette sabır nedir? Bir şükrüha. Şükür nedir? Bunca nimete karşı Ya Rabbi biz sana nasıl şükredebiliriz ki demek şükür. Şükründen aciziz demek bir noktada. Ve edav ve habil lai fihha Rabbi Zülcelal'imizin bize yüklemiş olduğu vazifeleri yerine getirmek Allah'ın hakkı ne demek? İbni Hacer mi? Han bir soru olacak. İbni Recep bir eser. Çok güzel bir eser. Orada şöyle bir konu var. Buyuruyor ki adamın, adam boğazına çökmüş. Tam canı çıkacak. Bak bir nefes için ne diyor, bir nefes. Yahu sen beni bırak.
Sana bütün varlığımı ben vereceğim diyor. Bak bir nefes bu. Bir nefese bunu söylüyor. Esad Erbili Hazretleri, Kadde Sallallahü Sırra, Esad Erbili Hazretleri, o ifade buyuruyor. Kişi huzur-u ilahiye geliyor. İşte rahmetimle mi? Taatimle mi? Şöyle bir düşünmüş. Üç yüz sene ibadetmiş. Şimdi Esali Elbili Hazretleri buyuruyor. Düşünmüş ibadetim ne demiş. Mevlamız da dünyaya bir defa olsun bakmasının nimetini terazinin bir kefesine koymuş. Üç yüz senelik taatinde bir tarafa. O dünyaya bir defa bakış nimeti ağır gelmiş. Buna göre. Ve'alel beliyye musibete karşı nedir? Bir ruda ve adem I şekva behhe. Razı olmak ve şikayet etmemek. Ve aksamu sabır. Sitdetün. Sabrın altı tane çeşidi vardır. Altı kısmıdır. Sabrun fille. Ve sabrun lillah. Ve sabrun ma Allah. Ve sabrun bille, ve sabrun alallah, ve sabrun anille. Emmes sabrı fille. Bu nedir? Cenabı Hak da Cabir. Bütün derdimiz bu.
Bunu bipse, zaten bu dünyada ya bir çıkar ya da iki kişi çıkıyor. Ne kadar bir yanlış düşünce ki, bu işte Samet enra Hazretlerine mahsus, üstadımıza mahsus Esad Erbil'i hepimize ait. Ne dedik ki böyle heyecanlandık? Heyecanımız şu. Essabru filla. Neymiş bu? Hangimiz bunu düşünüyor? Allah'ıma nasıl kavuşurum? Nasıl Mevla-yı Zülcelal'e erişirim? Bir kere nefsimize dur demenin, isteklerini vermemenin sıkıntısına katlanmak ve ve sabırut talibin ve seyirin. Bu yol alanların bu yola girmiş. Ben girdim bu kardeşim, gelişigüzel bir giriş değil. Benim talebim var, rızayı talep ediyorum. Ve bu yolda adım atmaya çalışanların, Mevlamıza kavuşmak içince deniyor. Belaların gelişinde ve günahlardan kaçmakta, taatleri yapmaktaki zorluklara katlanmaktadır. Sadece Allah'ın rızasını dileyerek le talebi ecrin ve lenili havmar. La talebe ecrin. Bir mükafat beklemiyor. La talebe ecir, ecrum.
Bir şey beklemiyor. La li talebe ecrin bir mükafat beklemiyor. Ve la nili havven, bir hazza, bir neşeye erişmeyi de istemiyor. Ve ve sabrul muhrasın. Bu ihlas erbabının, her şeyi Mevla için yapanların sıfatıdır. Ve Allah ile olan sabır, Allah hücuul halbi ma Allah. Allah hücuül celal ile olmanın, onun nuruna erişmenin, gönlüne Rabbımızdan inen ilmi l garaip var. Hiç kitapların neyin hocaların anlatmadığı bir ilimdir. Ve gönlün o ilmi kabul etmesidir. Bir nur halinde kalbe düşen bir ilimdir. Bunda sabırlı olmak her an onun gelişini beklemek. Murakabetin evmüşahede. Yedikat semayı yok bilip gönlünü arşı azamı açmış. Ve arşın da ötesine geçmiş. Velavel, sabrı'l muhibbin. Muhabbet ehlinin sabrıdır. İkincisi, mahbubin. Bunlar da sevilen Allah'ın kendisine cezbettiği kimselerindir. Ve emme sabru billah, Allah ile olan sabır. Allah'ın takdirine sabretmektir. Lakin, nevu billahi, la bir nefsihi.
Böyle nefsiyle değil, Allah'tan bir sabırla, bu artık gönlün duyacağı bir haldir, dille ifadesi mümkün değildir. Bunlar bu yola samimi olarak koyulmuş. Rabbimiz kendisine has kılmış, kendisine gönlünü çekmiş, ariflerin kendisinde yok olanların halidir. Artık Allah'ımızın vermiş olduğu o ilahi sırları muhafaza edip, bir başkasıyla paylaşmıyor. Zaten o anlatsın anlatmasın onun şeklinden de belli olur, şemailinden de belli olur, bakışından da belli olur, yürüyüşünden de, her şeyinden de belli olur. Bilenlerin üssü. Ehline ama ehlinin dışındakilere katiyen böyle bir şeyi vermez. Dostunun ezasında, onun kapısında bekliyor. Yani eza çektim, cefa çektim. Katlanamam yok. Eğer kul Rabbi Zülcelal'imize yakınlığı temin etmiş ise ve onunla dostluğun da lezzetine erişmişse, müşahiden li esraril maani, manevi sırlara da erişmişse, nedir bu? Sır sır sır sır. Ne denecek? Ne anlatacak?
Şu akıl tahammül etmez ona. Çünkü o seviyede de değiliz. Başta nefsime uğrasul'üne. O durumda da değiliz. Ancak onu ehli yaşar. Anlattığı zaman şunu diyebilirim. Ebu Hureyre hazretleri Resulullah'tan sallallahu aleyhi ve sellem iki kalp dolusu ilim aldım. Birisini yayıyorum. Birisini söylersem şu başım gider buyuruyor. Bunu Ashabı Güziğine verdiği gibi Allah'ımız sevdiği kulların gönüllerine de vermiştir. Anlatamazlar, söylemezler ve bildirmezler. Serimizi veririz. Sırrımızı vermeyiz dediler. Kapabilir miyiz? Bunda biraz zorladılar. Zünnun-i Mısri Hazretlerini. Seçin dedi, İhvanımızdan gözdeleri. Yüz kişi. Seçin dedi, yirmi kişi. Seçin dedi, dört kişi. Bir odaya aldı, kapıyı da kilitledi. Eğer ondan haber verirsem ilk zındık damgasını bana siz basarsınız, dedi. Nasıl erişeceğiz? Yapmacık olmayacak vazifelerimiz, canı gönülden bir mürit olacağız. Bir mürit. Candan ama.
Efendim, zorlardan zor nedir diye Şeyh Şibli Hazretlerine sorulmuş. İşte demişler ki efendim, bu sabır hususu, işte diyelim ki şu halde mi, bu halde mi? Hayır demiş. Essabrunilla. Bu Allah'ımıza korkiyet ve yakınlığı temin edenler, onunla dost olanların bir an bile ondan uzaklaşması demiş. Zaten diyememiş. Ondan sonra feryadı feanı bastı diyor. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Velhamdülillahi Rabbil alemin. El Fatiha.