Birisi, sabitun demek çok ileride olan demek. Zaten Rabbimiz onları ifade buyururken Güzel olan bir şeye nedir insan güzeldir. Allah'ım zaten bunları ileride, onlar ileride dirirler buyuruyor. Otuz ikinci ayeti cemde de, Fatır suresinde burayı mevzu değişti şu anda. Fatır Suresi'nde otuz iki inşallah hemen Rabbamızın lütfuyla bulmaya çalışalım. Acaba bu özellikleri nelermiş? Çünkü Rabbimiz Allah'ın azimüşşanını bizim için indirdi. Biz kendimizi ona göre tespit etmek, ayarlamak mecburiyetindeyiz. Esselam. Bunu nasıl anlatacağız? Başta nefsin bunda değiliz biz. Allah'ımızın muhabbeti ve müşahede demek bu cihanların yaşadığı bir haldir. Havsil-i Azamların yaşadığı bir haldir. Havsil-i Azamların yaşadığı bir haldir. Müşahede şu demek hiç kalbinde perde diye bir şey yok. Dünyayı nasıl görüyorsa, ahireti de öyle görüyorum. Şu dünyayı nasıl görüyorsa, Melekut aleminde de görür.
Ceberut aleminde lağfı, bak buraya bilmediğimiz alemler. Bu işte. Buradaki varis olmak diyor, mesela babasının malına varis oldu mu tarlayı bölüşecek, işte malını mülkünü ama burada manevi babalarımızdan gelen bu nimetin görüşülmesi diyor. Ne demiş? Evet, marifeti ilahi cihetiyle diyor Allah'ımızı tanıma nimeti. Onları başkalarından seçiyor. Buyuruyor ki buradaki seçilme Allah'ımıza yakınlık olarak buyuruyor. Şimdi şunu bir kabul edebilsek. Mesela biz biliyoruz ki Allah'ımıza yakın değil mi işte? Allah'ımız bize bizden yakın da o yakınlığı kalbimiz duymuyor, bunu kabul edelim artık. Şimdi, adamın elli diyelim çalışmaktan nasırlaşmış. İğneyi batırsan o duymaz. Bazı nark kostümü ile bayıltıyorlar ya. Bayıldı mı adamı sen kıtır kıtır kes duymasın. Şimdi, dünyanın muhabbeti bizi bayıtmış. Kötü duygular bayılttığı için biz bunları duymuyoruz.
Şüphe alemi olsa Allah'ımızın yakınlığı, o zaman namazımıza sevabı melekler yazamaz. Allah'ımız olduğu gibi kaydedin, ben vereceğim diyor. Bir mükafatını ben vereceğim, buyuruyor. İşte bize efendilerimizin uğraştığı buydu. Okuyun, neyse bu yer sizi incitecek bir şey söylemeyin ben. İncitirsek bu yönde incitelim birbirimizi. Yakın olalım Rabbimizi. O bize bizden yakın. Sonra burada şey yapıyor. Bir sabit kumla ileride olanlar, bir muhtası orta. Bazen hayır bazen şey. Bir de zalim var. Bunu açıklayacak şimdi. Mesela, Evet, zalim nedir? Zalim, Essalikul Mahz, ve Muktesid Essalik diyor, Essalikul Mahz, bu yola girmiş. Muktesi nedir? El Meczu'bül Mahv. Böyle onun da kalbi Allah'a çekilmiş. Değişik şekillerde izah ediyorum. Zalim dediği, bu yolda, tarikata girmiş güzel. İkincisi, tarikata girmiş ama Allah'ımız onu sevmiş. Sevince de kalbini kendine çekmiş, o dedi. Sahabe ne demek ileride olan?
Terbiye. Bu gün ikisi hususunda en ileride olanlar. Zalim, batını iyi. İçinden ise dışı hayrımdır. Yani işte, peki hayır yoktur işte. Muktesid neymiş, orta olan? Batinu hayrun minzahiri, içindense dışındansa içi çok nurlu böyle. Senin gibi görünür, benim gibi görünür, belki latifeyle. O da dünyanın hallerinden konuşur, söz eder ama için nurdurur. Belki de içindeki o nuru belirtmemek için de öyle durabilir, benzetmez. Bunların bir özelliği de siz idolleri mısın diyebilirim. Onların güzelliklerinden birisi belli olmamaktır. Bakarsın. Niye böyle yapıyor ki? Onun öyle yapması kendisini gizlemesidir. Gizliyor mu? Mu? Evet. Zalim, El-Ahri, Bihekvaal-i Nebi O sadece Efendimizin mübarek sözlerini alır, Orta olanlar Peygamberimizin hem sözünü alır saygılı hem de yaşantısını tatbik eder. Bakalım iliniz olan nasılmış. O da diyor.
Peygamberimizin hem sözüne kulak verir Sallallahü anhü Hem kulak verdiği o sözü yerine getirir. Mesela, meslek kullanımı buyuruyor. Onu tatbik eder. Bir de o isteği kullanmaktaki sırrı bölün. Hal olarak da yaşarım. O hal olarak yaşamak ne demektir? Nasıl tahrip edeyim, bilmiyorum ki. Mesela Güneş var, biz biliyoruz. Duyuyoruz ki güneş var. Bir de güneşi görüyoruz, bir de ayrıyeten güneşin sıcaklığı ile vücudumuzda değişmeler oluyor dedik NASA'nın adıyla. Hamam var diyelim, bir de hamamın görmek var, bir de içine girmek var. Gel bunu geçelim biz. Mesela Mekke'yi mükerreme var, biliyoruz. Bir de Mekke'ye gitme var. Bir de Mekke'nin içinden unutma var. Bunun gibi işte. Önce böyle yaklaşabilir biliyoruz. Zalim. Yani o orta yüz. Günah işlememeye gayret ediyor. Sabit ise, onun iyilikleri çok. Çok. Evi zalim, menze idesi dünya. Zalim diyor, dünyaya meyil diyor. Dünyaya video. Noktası nedir?
Menrama ve fihukba. Onun gözü de ahirettedir. Bu biraz daha gider. Öteki dünyaya meyil etmiyor zalim dedi, meyil etmiyor. O müddet dedi, dünyayı değil ahirete meyil eder. Sabit nedir? İleride olan meyli, müze nedir? Ileride olan ne dünya diyor ne de bağ diyor. O dünyaya da ahirete de Mevla'yı tercih etmiş. Onun gönlünde dünya diye bir şey yok. Eli meskul, çalışıyor ama ahirette işte bugün diyor ya huriler var, limanlar var, köşkler var, meyveler var, saylamayacak nimetler. Ondan da geçmiş. O Mevla'yı istiyoruz. Zalim Aklının yıldızı, yani şimdi akıl dediğimiz zaman aklında iki şekil var. Bir, aklın naati var, bir de aklın maaş, aklın maaş dünya aklı. Aklın dünya işini görür de bunun yanında dünyanın geçeciliğini de görür. Aklımı alt ve ahiret olarak. Akılda, evet, aklının yıldızı, demek ki tam değil, nüktesi. İlminin ayı zuhurliymiş. İlmin ayı. İlmin Ay'ı. Sabit ileri duran, evet.
Şemsü marifetihi, marifetin Allah'ınızı tanimanın ışıkları artık kalbine vurmaya başlıyor. O kalbine vurdum. Bak şunun içinde hepiniz biliyorsun. Ne var? Çay var. Onun kalbinin içerisinde dünya varsa dünya görünür. Ukba varsa Ukba, meblağ varsa meblağ görünür. Marifetullah varsa siz inlenirsiniz o var. O uzakta bile olsa içinizde bir muhabbet uyanır, sevgi uyanır. Eğer o hal var ise tabi. Devam ediyoruz. Zalim men talebe, zalim isteyendir. İstiyor. Ben de biliyorum, hayırlı zümreden olayım, ben de temiz kimselerden oluyorum, saabi oluyorum, sadık oluyorum diyor böyle. Muktasip ise men vece devul. O sadakati, o ilahi güzelliği bulmuş. Şimdi istiyor ya, istediğimde de samimi olunca Allah'ımız da bir ediyor tabiri. Sabitlenir, Menbage mau artık o onunla o istediği güzellikle devam ediyor. Mesela diyelim ki biz sabır istiyoruz. O hayırlı olan cümleye doğru gidildiği zaman o sabra ilişiyor.
Bir üçüncüsü, herhalde sabır. Zalim, hatayı terk ediyor, işe yarıyor. Noktası, biraz daha ilerlemiş bu hale durumda. Menterekel aflak Gaflet. Şimdi gaflet deyince ibadette de gafletiyoruz. Mesela ibadet ve taahhütlerimizde Rabbımızı görür gibi bunu bir adam yemişsek aslında zor değil, hepimize bu nimet bahşedilmiş. Biz işte basit şeyler o haliyor. Zannediyoruz ki böyle olduğu zaman ne kızımla meşgul olurum, ne oğlumla meşgul olurum, ne damımla ne taşımla her şeyi terk eder bir yere gizlenir, kadın. Hiç ülke değil. Bak Efendimiz çok önemli. Bir tanesi Beytullah'ın halkasına yapışmış ya, ya evliyadan biri içinde nazar etmiş ve her dünyalık için. Bir kimse de alışverişte bu demiş dünyaya ne kadar düşkün gönlüne bakmış ki o zat söylemiş zaten. Bizim elimiz karda, gönlümüz yağ olan Allah'ta demiş. İnşallah bunu anladığımız zaman dua buyurun, Allah'ımız, bize de nut etsin. Bu hasıl olur.
Noktasıt neymiş? Menterekellah gafle. Gaflet mesela ne diyelim zikrini terk etmiş. Bu bir gaflet zaten ama bunun yanında bir ibadette gaflet var. Var. Bunu misal vermezse olmuyor. Bir tanesine ders tarif edilmiş. Buyurulmuş ki murakabe dersi, kalbin arşı, azamı açacaksın, zerreden küreye her şeyi yok bileceksin, meblağımız da olacaksın ve bir de tevil okuyacaksın ondan sonra La La ha sağumuzda illallah kalbe. Böyle okurken, içine birden Allah'ımızdan ses gelir. Ben neredeyim de sesini kaldırıyoruz. İşte buna girmektir. Artık bu kabuğu geçmiş, içine nüfuz etmiş, portakalı soymuş, meyvesine yedirmiş. Zalim, Bu cömert bir kimse. Nuktası böyle biraz daha girer demiş. Mellem yeb halbi kalbi, insan cömert olur da böyle kalbinde biraz nekre olur, anlaşıldı mı nekre? Bir sıkıntı, verir ama verir de verdiğini gönülle veremez. Noktası hayırlı olan hüzünden ise gönülden verir.
Bir şeyi verdi mi gönülden verir. Sonra, sabit nedir? O ruhuyla verir demiş. Ruhunda cömertlik var. İşte ifade etmiş değil mi? Zalim, Menleru, İlmü'l Yatın. Bir şeyi ilmen biliyor. Mesela Kuran Azimüşen Allah'ımızın hitabıdır Celle Celalühü, bunu biliyor Noktası. O açık okuyor. Kuran-ı Kerim'i açık okuyor. O okuduğu Ayet-i Cebe'yi indiren Rabb'ımızla buluşturuyor. Çokça büyüdüğünüz ama inşallah tekrar sıkıntı vermez. Pakistan'da şair Muhammed var, Kuran-ı Kerim okurmuş, babası da camiye giderken onun yanından geçermiş. Kuran oku yavrum demiş. Bunu bir demiş, beş demiş, on demiş, artık somut diyen diyor. Baba Kuran'ı Kerim'i okuyorum işte demiş. Oğlum okuyorsun da sana nazil oluyor gibi oku. Yok. Zalim, bir tel ki de haram, haram, işletiyor. Mukdesi, bir tel ki şüphe. Şüpheli olanı da yapın. E sab, itekil, favlı, I fil cümle. O artık helalde bile dikkatli. Helalde bile dikkatli.
Zalim, sahibi seha noktası belli giderdi olan cömert sabit nedir? Kendi menfaatini başkasına verir. Zalim, Sahibi Rece, ümit var Allah'ımızın rahmetinden Celle Celalühü, hayır olabilir bize. Sahibi Bast, onda ne var? Bu kavız ve bast çok önemli. Zaten bunun şeriatımızda karşılığı beynin kav ve varacağı korku ile ümit arasında olmaktır. O bastı anlatamayız. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem. Bu rabıta ve murakabe hallerini alacak olursak, mesela rabıtasında süzülür, bunu. Gel bu üç gün anlatalım. Bir damla deryaya düşer, onun için de kaybolur. Mıknatıs nedir? Yok. Sabit ne dediler buna? Sahib-i Ümms. Allah'ımızla dost olmuş. Esanı? O Risalei Allah'ın Salihleri kendisine dost edinmiyor. Bu çok uzun ezan dokundurdu.