Sabır Ve İmanın Gücü kaydında Sabır hakkında görüşüyorduk. En mühim huylardan birisidir. Burada Ayet-i Celileler veya Hadis-i Muhammediye baktığımız zaman anlaşılacaktır. Halıkımız Celle Celalü'l Şura Suresi kırk üçüncü Ayet-i cellede Essaybillah, her kim sabreder ve suç bağışlarsa bu hareket arzu edilen en iyi işlerdendir. Suç bağışlama hususunda Hadis-i Şerif'te…
Sabır Ve İmanın Gücü kaydında Sabır hakkında görüşüyorduk. En mühim huylardan birisidir. Burada Ayet-i Celileler veya Hadis-i Muhammediye baktığımız zaman anlaşılacaktır. Halıkımız Celle Celalü'l Şura Suresi kırk üçüncü Ayet-i cellede Essaybillah, her kim sabreder ve suç bağışlarsa bu hareket arzu edilen en iyi işlerdendir. Suç bağışlama hususunda Hadis-i Şerif'te…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sabır hakkında görüşüyorduk. En mühim huylardan birisidir. Burada Ayet-i Celileler veya Hadis-i Muhammediye baktığımız zaman anlaşılacaktır. Halıkımız Celle Celalü'l Şura Suresi kırk üçüncü Ayet-i cellede Essaybillah, her kim sabreder ve suç bağışlarsa bu hareket arzu edilen en iyi işlerdendir. Suç bağışlama hususunda Hadis-i Şerif'te asıl güçlü ve kuvvetli, güreş meydanında karşısındakini alt eden değildir. Asıl güçlü ve kuvvetli öyle bir Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam temsil yapmış, öyle bir teşbih ki hayran kalmamak mümkün değil. Şimdi Efendimiz'i anlamamız mümkün değil. Onu en nimet edeni şair Hassan bin Sabit'in de dediği gibi senin meddahın, senin vasfedenin Allah'tır. Fakat biz ehadîsi Muhammediye'ye baktığımız zaman diyoruz ki böyle bir peygamberi Cenabı Hak bize lütfetmiş ne büyük bir ihsan, ne büyük bir ikram. Şimdi gözde büyütülen insanları düşünelim.
Gözle büyütülen insanlar, Onların ne kadar sözleri var? Diyelim ya iki sayfa, ya iki sayfaya geçelim, yirmi sayfa, otuz sayfa, kırk sayfa, belki bir cilt. Ama Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın mübarek sözlerini ciltler almıyor. Altı tane biliyorsunuz hadis kitaplarından Sahih-i Buhari'den tutalım İbni Mace, Ebu Davud vesair, bunun yanında o kadar çok hadis-i şeriflere ait kitaplar var ki, tarif etmek dünyalara sığmaz. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın öyle bir hususta da değil, insanın hayatını kapsayan bütün konularda Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem mübarek sözlerini söylüyor, yol gösteriyorlar. Hatta yabancılar bile diyor, bu nasıl bir peygamber? Af buyurun, def-i hacette ellerin vaziyetine kadar gösteriyor. Bir oturuş, bir kalkış, nasıl bir cemiyete girilir, nasıl çıkılır, insanlara nasıl hitap edilir, her şeyi ele almış. İğneden ipliğe, Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz.
Yalnız biz bunu kendi vüs'atimize gücümüze ve kuvvetimize göre anlıyoruz. Yoksa Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın sözleri anlaşılmaz. Seviyelere inerek anlatıyor. Mesela bir çocuğa siz nasıl konuşursunuz? Çocuğa göre kelam edersiniz. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın asıl mübarek sözlerini Bir Fanda, Bir Fanda ve Bilimde, bunun yanında amel olarak da İhsan ve Takva, Mukarrem sınıfında olan insanlar ancak anlayabilir. Anlaşılması da güç. Bu mübarek Hadis-i Şerif'in deyince bunu demek mecburiyetinde kaldı. Asıl güçlü ve kuvvetli güreş meydanında karşısındakine altıden değil, gazaba geldiği zaman hiddetlendiği vakitte gazabını durdurandır buyuruyor. Bakın, onun ahlakıyla ahlaklanan Hazreti Ömer Radıyallahu Anh bir defasında hiddetleniyor. Kendi zaten tabiatında var Hazreti Ömer'in Radıyallahu Anh.
Buyuruyor ya Nebiyi Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ya Ömer sen Nuh tabiatlısın, ya Eba Bekir Radıyallahu Anh, sen ise İbrahim tabiatlısın. İbrahim Aleyhisselam ile İsmail Aleyhisselam'ın sözleri birbirine çok yakın. Mesela Sure-i İbrahim'de İbrahim Aleyhisselam diyor ki bana tabi olanlar bendendir. Bana tabi olmayanlar hakkında sen vafu ve rahimsin Allah'ım diyor. Çekmedikleri eza yok. Bunun kaynağı nedir? Bunun kaynağı Efendimiz'dir Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bu güzel huyların enbiya ilzamda, peygamberan ilzamda zuhur eden bu güzelliklerin kaynağı Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de. Biliyorsunuz kendileri hem Uhud'da hem de Taif'te söyledikleri söz. Kavmime hidayet ver Ya Rabbi. Onlar bilmiyorlar da onun için böyle yapıyorlar. Bu ahlak üzerinde çalışma yapan dıştaki insanlar, bu müsteşlik bilmem filan o kelimeleri kullanmak istemediğim için demiyorum.
Hayran kalıyorlar Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın mübarek sözlerini. Mesela onlarda bir görüş var. İsmini vermek istemiyorum ama mecbur kaldığım için diyeceğim. Kant'ın bir görüşü var. Vazifeyi vazife olarak yap. Mesela bir daire dokuz da geliyorsan dokuz da gel. Beş de çıkıyorsan beş de çık. Böyle bir kural koymuş ama İslam'da nedir? Vazifeyi Allah için yap. Bazı dinimize hizmet eden kimseleri görürsünüz. Emin olun hiç böyle saatmiş dakikaymış hiç bunları hatırlarına bile getirmezler. Ben ne kadar Allah için çalışırsam o kadar affa ve mağfirete mazhar olur, rızaya eriş erişirim düşüncesiyle yaparlar. Biz derdik ki böyle memurlardan de emeklilik dönemi olur. Yani emekli olurlar. Tabii bunun şekilleri değişti şu anda. Fakat Arifani ilahinin emekli diye bir şey yok. Neden? Eshabiler. Sana ölüm gelinceye kadar habibim, Allah'a kullukta bulun.
Şam-ı Şerif'te Cenabı Hak en kısa zamanda kurtarsın. Buna çok üzülüyoruz biz. Çünkü Ehlullah orada. Üçler orada, yediler orada, kırklar orada. Hepsi mi orada? Ekseriyet orada ve toplandıkları alanlar da belli. Mübarek bir yer. Şam ehline sövmeyin diye buyruluyor. Ebdalin malum, Kırklar. Bu Eptal kelimesi de biri ahirete düştüğü zaman diğeri onun yerini tamamlıyor. Mesela diyelim ki kırk kişi Hadis-i Şeriflerde geçiyor zaten. Şimdi o bir tanesi ahirete düştüğü zaman geride olan onu tamamlıyor. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam bütün güzelliklerin her şeyin her şeyin kaynağı o. Mesela Hazreti Yusuf'u biz nasıl anlatırız Aleyhisselam? Güzellikte bir tanedir. O güzelliğin o güzelliğin kaynağı Efendimizdir Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Miraç Hadisesi'nde Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Cebrail Aleyhisselam'ı gördü. Onu görünce bir an kendinden geçti.
Mevla-yı Zülcelal buyurdu ki ya Muhammed, Cebrail Aleyhisselam'ın asıl kanatlarını görünce kendinden geçme. O senin içindeki güzelliği görecek olsa ebedi kendisine gelemez. Hayrettin Karaman hocamızı anmamak bu noktada mümkün değil. Seni görenler tahammül edemezmiş. Görünce de ayrılamazmış diyor. Ahmed er Rıfai Hazretleri bunu tattığı için, onun güzelliğindeki nuru ve esrarı gördüğü için bir gece onu göremese tecdidi iman ve tecdidi nikah yaptırıyor. Efendim, gece mi görüşür onlar? Mübarek bir insan geliyor bize. Doksan yaşında ama sanki bir delikanlı. Allah'ımız öyle de bir sıhhat afiyet vermiş ki, böyle uzak bir mesafede de olsa acaba doksan yaşında duymaz mı diye endişe ediyoruz, duyuyor. Azaları biiznillahi Teala sağlam. Zaten ibadet ehlinden bu güç vardır, bu kuvvet vardır.
O ilim sıfatından dolayı Cenabı Hak onların zekalarını da koruyor, muhafaza ediyor, bedenlerine de sıhhat ve afiyet veriyor. Ben Şam'ı Şerif'e döneceğim. Bunu dedikten sonra şimdi bu zat kimse bir şey bilmez zanneder, emin olun Öyle Ayet-i Celileler, öyle Hadis-i Şerifler ki hayran kalıyoruz. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a soruyorlar. Veliler nasıldır? Görüldükleri zaman Allah hatıra gelir. Bu zatı da görünce Rabbimizi hatırlamamak mümkün değildir. Şimdi eskiden büyük bir caminin imamı diyelim, hiç kimse alınmasın bundan. Ondan sonra bir müftü diyelim, bir vaiz diyelim, böyle şeklinde, şemailinden tanınırdı. Böyle bir nura bürünürdü. Mesela size bir imam haber vereyim Adana'dan. Daha yeni irtihal etti Burhan Kuzu, bize hiç yabancı değil o. Cenabı Hak rahmet eylesin, hem de hafız da olsa. Onların yakın akrabalarından Yusuf Efendi diye ismi hatırıma geldi.
Bir camide imam, yatsı namazını kıldıktan sonra onlar böyle başlarına yastık, altlarına yatak, üstlerine yorgan düşünmez. Yerine göre güneş onlara yorgan ve yatak olur yer, yatak, güneş de de sanki bir yorgan gibi. Cemaat ayrıldıktan sonra kendini ne kadar tutabilirse otururken uykuya dalar, belki de uyumuyor. Yakaza hali de olabilir. Sonra böyle dizlerinin üzerine başı düşer saatler zaman. Teheccüd anına kadar devam eder. Hace Ubeydullah Ahrar Hazretleri de öyledir. Bakın bunlar zengin ve kimseler. Üç bin tane işçi çalıştırıyor. Üç bin tane işçi çalıştırıyor. Fakat çok sahiden bir hayat yaşıyor. Uykusu şu, seccadenin üzerinden ne kadar uyuyabilirse, Uyku onlara haram olmuş. Çünkü öyle bir rüya içerisindeki, mesela Bayezid-i Bistami Hazretleri, Kaddafi Allah'ın Resulü böyle oturuyor. Otururken ruhu kendisinden ayrılıyor. Diyor ki ya Bayezid, ben şimdi bir sefere çıkıyorum.
Gider ve gelişinde der ki ya Bayezid, ben sana iki tane hediye getirdim. Bu hediyeyi tarif edemezsiniz, dünyada yok bu hediye. Maddi değil bu. Muhabbet ve rıza. Hazreti Selman'ın Ebu Zerreynil Gıfarî Hazretleri'ni bir ziyareti var. Ashabı Güzin'den Ashabı Güzin'den bir tanesi der ki ben işte şu memleketten geliyorum. O zat da der ki orada benim dostum var. Hediye gönderdi mi? Yok, gördüm ama öyle bir hediye ne yapmadı? O bölgeye göre söyleyelim. İşte bir hurma paketiydi veya buna benzer ikram edilecek bir nimetti. Yoktu, böyle bir şey göndermedi, gönderirdi. O muhakkak bana bir hediye gönderirdi. Yok, öyle bir şey yok. Bir müddet ısrardan sonra der ki selam da mı göndermedi? Evet, selam gönderdi, selamı var selamı var size. İşte en büyük hediye budur. Bu selam nedir bu selam? Hodbul Ahtab, aynı zamanda Gavsut Sevkalin, Sami Ramazanoğlu Kaddafi Absırlı.
Daha çocuk yaşta birisine selam gönderir. Çocuk yaş desem de ilkokulu bitirmiş şekilde. O selamı gönderir ve gönderdiği kimseye der ki benim için onun gözlerinden de öp. O yavru yaşında olan, çocuk yaşında olan kendimi diyor kırk yaşında hissettim. O selam gelince Şam-ı Şerif'te, o hadis alimi mübarek bir zat, sabah namazını kıldık, böyle iki kişi koluna girmiş, başı neredeyse dizine değecek şekilde yürüyor. Biz de takip ettik. O Cami Emeviye'nin böyle bir bölümü var. Ya İmam Oda Sülur ya da bir hizmet yeri de olabilir, ilim tahsiliyle mekan da olabilir. Zaten ilim halkaları var. Biz Fatih Camii'ni hatırlayacak olursak orada hizmet eden ilim halkaları vardı. Şimdi elhamdülillah Ayasofya'da bu temin ediliyor. Rabbimize sonsuz şükürler olsun, hamdediyoruz buna, şükrediyoruz. İçeri girdik. Bir tanesi felç olmuş ki mübarek ağzında akıntılar oluyor, onu siliyor böyle.
Başını tutacak şekilde değil, böyle bir yere dayandı, Hadis-i Şerif'i takip ediyor. Bunu ne için söylüyorum? Dinimize hizmet de öyle yaşmış, başmış, bu düşünülmez, aşk düşünülüyor, muhabbet düşünülüyor. Mürşid-i kamilimiz, Üstad-ı Ali'miz, Allah'ım canımı ihvanıma sohbet ederken al derse, bu söylediğimiz sözlere misal örnek değil mi, vasiyetini okuyan bir tanesi. Şimdi biz de, bakın üstadlarımızın eserleri çok müstesnadır. Çok müstesna. Bir okuduk, bir daha okuyuşumuzda kaydettiğimiz de oldu. Gerçekten tarifi yok. Geçen Sami Efendi Hazretleri'nin, Hazreti Allah'u Sırrı kitabından birkaç hatır okudum, bitmiyor. Eshadi El Bida Hazretleri öyle sözler söylüyor ki, mesela bir tanesindeyim, şimdi biz esaretteyiz. Ne eseri? Elimizde rahat, böyle hareket ediyoruz, ayağımız yürüyor, istediğimiz yerde bulunabiliyor. Ne esareti? Bu öyle bir esaret ki diğer esarete hiç benzemez.
Bu esaret, bakın ne buyuruyor, Cenabı Hak aklımızı ve ruhumuzu hakim eylesin. Ne güzel söz söylemiş. Aklın hakimiyeti ne demek? Aklı nefsin emrine vermemek demektir. Bak bunu defalarca dinliyorsunuz. Belki de diyeceksiniz ki hep bunları anlatıyor. Allah'ımız Kuran-ı Azimüşşan'da sekseni geçkin Ayet-i Celilede namaz kılın diye buyuruyor. Önemine binaen. Öğrenelim. Efendim, bizi anlayamıyoruz. Onun mukadadleri var. Sonra elhamdülillah bu yol Hacegam yoludur, bilim ehillerinin yoludur. Sorarız, öğreniriz, illa çok sayı olarak bir araya gelmeye gerek yok. Eğer alan müsaitse ve dikkat ediyorsak, temizliğe dikkat ediyoruz, maskeye dikkat ediyoruz ve bu artık mekanlarda ne ifade ediliyorsa, mesafeye de riayet ediliyorsa otururuz, görüşürüz, meselelerimizi hallederiz. Bakın size ihtilal dönemlerinden bir hadiseyi anlatmak istiyorum. Aslında ihtilalde demişler ki kimi konuşturalım?
Hacı Hasan Efendi'yi konuşturalım. O herkese hitap eden ve hiç böyle itici sözler söylemeyen, hakkı bile ifade ederken böyle heyecana gelecek noktalarda onu en güzel şekilde sunan bir kimse diyorlar. İşte zamanın gereği kimse getirilmiyor, götürülmüyor. Bir kişi ile başladı. Biz de Ashabı Güzin kitabından okuyoruz. Sonra üçe çıktın, beşe çıktın. E bırakılmaz. Böyle pandemi bilmem falan diyerek neredeyse namaz terk edilecek. Biz buna çok üzülüyorum. Camilere nelere gitme yok. İnşallah nefsimize fırsat vermeyiz. Eğer nefis fırsat bulmak isterse, işte hastalık var, nasıl gidelim, bunun da bir yolu var. İşte mesafeli camilerde çok güzel seccade yerleri bile tespit edilmiş, ayarlanmış. Hep de terk edilmez. Bizim muhakkak kalbimizin ve ruhumuzun sulanması lazım, bahçelerimizden görüyoruz. Suyu olmasa kurumaya başlıyor.
Eğer kulağımızdan hayırlı sözler dinleyip de gönlümüze indirmezsek, tabii o konuşanla da alakalıdır. Söylediği söz dilden çıkarsa kalbe inmez ama gönülden söylerse o kalbimize de inecektir elbette. İstifa edeceğiz, faydalan edeceğiz. Kim sabreder ve suç bağışlarsa, bu nedir? Arzu edilen en iyi işlerdendir. Hatırlayabilirsem bir ayetçilde İşte özetleyerek vereyim, Rabbimizin izniyle. Kötülükle iyilik bir olmaz, yani kötülük edene iyilikle muamele ediniz, muamele ediniz. Eğer böyle yaparsanız aranızda sımsıcak bir dostluk meydana gelir. Bu ancak Allah'ımızın aşkından, muhabbetinden, resulünün sevgisinden haz duyan insanlar içindir. Bir kere kaynak güçlü olacak, kuvvetli olacak. Biz bazen deriz Necip Fazıl Rahmetullah Ali Hazretlerinin kalemi kuvvetli, fitil yönünden çok üstün. Üstat çok güzel yollar göstermiştir.
Biz hayran kalıyoruz, onun bazı öyle ifadeleri var ki otuz yıl diyor saatim çalışmış, ben durmuşum. Biz bunu unutamıyoruz. Diyoruz ki hayatımız bak ne hale geldi, ömür saati çalışmış, bizim kalbimiz ise Allah'ımıza muhabbetten mahrum durup kalmış, ruhumuz durmuş, aşkımız durmuş, ibadet ve saatteki ihsan saati durmuş. Saat, ömür saati olarak ifade etmiş. Gözümüzdeki yaş durmuş. Beynimizdeki tefekkür durmuş. Ne güzel söylüyor. Saatim çalışmış, ben de. Öyle duracak bir zaman değil ki. Ömür çok kısa. Efendim nasıl kısa olur? Dokuz yüz elli Kuran Azimüşşan'da ifade edildiği üzere elli sene daha Nuh Aleyhisselam, Adem Aleyhisselam bin sene. Bu kadar yaş, bin sene olsa, iki bin sene olsa bitmeyecek mi bu? Öbür aleme göre kıyas bile yapılmaz neredeyse. Efendimizin kıyasını söyleyelim Salli Allahu Teala Aleyhisselam, bir iğneyi denize batırdığınız zaman şu teşbihe bakın.
Diyorum ki Efendimize aşık olmamak mümkün değil. Şu önümüzdeki su bardağı buna bir iğneyi batırsak iğnenin aldığı, şu dünya aldığı su ne ne alacak ki? Yeri yana ahiret diye bunun, ebedi bir alem. Biz deriz ki böyle ırmak akar denize girdiği zaman nasıl çıkaracaksın? Kabre girdikten sonra nasıl çıkaracağız? Bize Tahir hocamız gelmişti, geldiğinde dedik ki tabii gözümüz yaşlı, gönlümüz ateşli, dedi gittikten sonra gelmez. Yani ibret alın demek istiyor bize. Hep böyle. Böyle bakarız, anamız gitmiş, babamız gitmiş, kardeşimiz gitmiş, yavrumuz gitmiş, akrabamızdan gitmiş, bizim hem de beraber olduğumuz arkadaşlarımızdan ahirete göçmüşler. Bu bize büyük bir ders, büyük bir ümit değil mi? Bazen taziyelerde Mürşid-i Kamil'imiz şunu söylerdi, iki tane bizi kurtaracak esas var. Birisi natık, natık konuşan deme Kuran-ı Azimüşşan, birisi sakin, konuşmadığı halde ifşa edilen kötü.
Sabır, imanın yarısıdır. Efendimiz buyuruyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Gerçekten biz Eyyub'u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu. O Allah'a çok yönelen bir kimseydi. Ayet Celle'yi okuyun. Şimdi ne kadar biz bunun manasını ifade etsek de Ayet-i Celile'nin verdiği haz başka. Mevlana'mız şefaatlerine mazhar kılsın. Burada üzerinde durulması gereken çok güzel ifadeler var, lafızlar var. Mesela Evvab Cenabıhakk'a yönelen. Bu yöneliş sadece beden olarak değil, kalbi yönelmiş Rabbim diyor, aynen aynen Ebül Hasan-ı Harakani Hazretleri'nin Cenabı Hak kırk yıl kalbime nazar eder, kendi muhabbetinden başka şey göremez. Rabbimiz muhabbeti için halk etti o kalbimizi. Ne büyük bir ikram bu. Sonra gözümüz Allah'ın cemalini görecek. Cenabı Hak kirletmesin. Dönüş dendiği zaman onları düşünerek, isyana gitmeden ibret alarak ve diğer ağzımızı buna kıyas ederiz.
Ey iman şerefiyle şerefyab olanlar, bak kimse anlamaz bunu. Yab kelimesi yaftenden, parsel bir kelimedir. Şimdi Osmanlıca hem Arapça hem Farsça hem Türkçsiyonun karışımından olduğu için ifade de çok güzel ama. Ey iman şerefiyle şereflenen kullarım diye ifade ederlerdi hocalarımız kürsüden. Ama ne güzel bir hitap bu, yalın ifadelerle değil. Evet, Cenabı Hak'tan sabır ve namaz ile yardım isteğiniz, innallahe maas sabirin, Cenabı Hak sabredenlerle Burada, burada Allah'ımız sabredenler diye buyurunca sekiz tane güzellik var. Sabredenlere Cenabı Hak muhabbet ediyor. Cenabı Hak sabredenleri seviyor. Biz şimdi şunun üzerinde durmuyoruz. Sabır var, sabır, sabır var, bir de sabar var. Çok yine sabah Cenabı Hak zayi etmesin, bu hususta eserlere baktım. Gördüğüm şu oldu, bu bitecek gibi değil dedim, kapattım.
Acizane ne yazmış isek, unutsun söyleyeyim dedim, bitecek gibi değil bir sabır konuşsun, mümkün değil. Vesseni em masr, yardım manasına. Cenabı Hak sabredenlerle beraberdir. Vessaris vurufatul cennetteki odalardır. Şöyle bir oda gibi düşünmeyelim. O ta semavata uzanan odalarını saymak mümkün değil. Öyle katını on beş kat, yirmi kat, o zamanlar biraz bunlar çok görünüyordu işte Mersin tarafında yapılmış deniyordu elli kat. O diğer ülkelerde nezle görüyoruz. İşte yüz kat, iki yüz kat, hiç bunlara benzemez. O odalar dendiği zaman buranın odasına da benzemez. Vel Rabi üçüncüsüne herhalde geldik. Ve Salis, evet, onu söylemişiz. Gurufatul cennetne, cennetin odaları, Bu, Furkan Suresi'ndeki son ayetlerdendir. Cenabı Hak onlara öyle mükafatlara İslam buyuruyor ki sabretmelerinin neticesi odalar. Yani şuna gözümüz takılmasın demek istiyorum. Böyle odalar, bilmem filan gördüğümüz ne değil?
Mekke'de böyle hac emirinin evinde bulunduk. Şimdi arkadaşları gördüm, Biraz sağa sola bakar gibi oldular. Dedim ki gelin buraya imrenmeyelim. Cenabı Hak öyle odaları lütfedecek ki, bura onun yanında hiç mesabesinde. Bir sene geçmedi, Mekke'ye şiddetli bir yağmur yağmış. Altı tane de meselesi var. Olduğu gibi onu garajda attı böyle binanın alt kısmında. Olduğu gibi su doldurmuş. Demek ki bunun yanında kumu da çakılı da vesaireyi de gelmiş olmalı ki hiç kullanılmaz hale gelmiş, geri de berbat olmuş. Dünya bu. İşte gözümüzün önünde İzmir çok gördük. Yaptığın zamanda Malatya'daydı işte vesaire yerlerde İzmir'de de zuhur etti. O evler ne oldu? Yerle bir oldu. Dünya bu. İmlenecek bir şey yok. Bunu Buhani'ye geldiğimde de ifade ettim. Esad Erbili Hazretleri'ne bir tanesi mektup yazıyor. Efendim diyor yeni bir ev aldı.
Esad Erbili Hazretleri ne diyor bak, buyuruyor ki haneniz zikir hanesi olsun, içinden de imanla çıkın diyor. Her güzel beyanda bulunmuş. Çünkü biz Allah'ımızın sevgili bir kulu sevgili bir kulu ona biri diyor ki akşam misafirlerimiz gelecek. Onun için kasaptan tembih ettim etap. Onu eve götür. Tüm misafir kıymetli. Sonra eve geliyor. Ev halkına soruyor. İşte hanım kardeşimize et gelecekti, getirildi mi? Yok diyor. O zaman çok canı sıkılıyor. Çünkü önemli bir misafir Harun Reşit. Zaten padişah, Behlül Dana'ye işte evimize kasaptan etap, sonra deliye dönüyor, öfkeleniyor, sinirleniyor, çağırıyor. Behlül ne yaptın? Efendim, memur Denizi yerine getirdim. Evimize götür, niye evimize götür. Nereye getirsen belli olur. Padişahım bizim bir evimiz kabri değil mi? Müezz kabre götürmüş. Onunla uyandırmak istiyor. Bak burada bulunduğum için bu ön başında bir misafirimiz geldi.
Onlar aslen Artvin'dir. Nevzat Efendi, deyimde Ruhu Şad'dır, rahmet geldi. Mürşidimiz gerçekten ruh peygamberi olan Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin velayet örtüsü içerisinde bir vekiliydi. Böyle vekaleten değil asaleten geliyordu. O dönemlerde ne de hep haberler gelirdi Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'le görüşenlerden. Zaten onu dedim ya, yarın bıraktıysam tamamlayayım Allah'ımızın iznine, gece mi görünür istedikleri zaman diyordum. O doksan yaşının üzerine çıkan zatı bunun için misal verdim. İstediği an Allah'ımız lütfediyor, ihsan ediyor. Engel yok. Geldi, yatağa hazırlandı. Mürşidimizin edebine bakın. Onu istirahat ettirmek için ayrı bir oda, oturdular. Orada Behlül Veli'yi anlatır ama çok güzel. İnşallah buna da ayrı bir CS ister. CS bilir misin? CS ayrı bir oturum ister. Görüşürüz inşallah Urfa.
Dördüncüsü, El Ezru'l-Cezil, düşük mükafat mesela hadis-i şeriflere baktığımız zaman namaz kılanlara tastamam mükafatı verilir. Oruç, hac, ceket verecek vesaire ama sabredenlere gelince onun mükafatı ütülenmiş. Rahmetullah Ali, bu Ayet-i Celile'deki artık sıralayacağım, anlayacağız. Bak nasıl mana veriyor. Bu manayı artık Ayet-i Celile'nin böyle bildiğimiz anlamdaki mana değil. Ona muhalif düşmemek şartıyla yetmiş bin batın gönlündeki irfan ile ifade ettiği kelamlar. El havf, korkuyla imtihan ediyor Cenabı Hak. Bu nedir? Havfullah, Allah korkusudur. Velju açlık sav muramadan oruç. Ven naksiminal emval, malların yani ürünlerden imtihan ediyor, işte kesada uğramasından. Bu da biz zekat-ı ve sadaka, zekat vermemin ve sadaka, ecir ve mükafatı tarif edilemez. Şunu söyleyeyim, hemen bunu da ters geçeyim. Şimdi biz zekat veriyoruz diyelim. Zekat belli bir vakitte veriliyor.
Havlul Havil'dir, yani üzerinden bir sene geçecek. Şimdi zekat verdikten sonra keşke biraz daha zekat verseydim net, güzel bir taatti. Allah'ımız bu taatin zevkini bize sadaka ile fakir ve yoksulu gözetmekle de gösteriyor. Şimdi İmam-ı Şafii Hazretleri manevi yönünü alınca sadakanın ruhani boyutu nedir? Sadaka fakirler için manevi sadaka da Es'adi Erbili Hazretleri'nin dediği gibi zerre bile olmayan, Sami Efendi Hazretleri bahsedildiği zaman evveli kokar bir su, sonu toprak yiyor. Allah ona kutbileş bilmez mi? Hem de kutbulakta. Üstadımız bize bir kimse gelmişti de sevgiyle tabii karşılıyorum. Biraz havalı değil inşallah. Allah'ımız bizi bağışlasın, oturur oturmaz. Çünkü belli bir makamda olduğunu ifade etmeye başlayınca otur. Otur sevgili kardeşimiz otur. Büyüklerimiz zerre bile olmayan, kısalt diyor biz kim ortak? Bu neye benziyor? Bu şuna benziyor.
Şimdi diyelim ki diyelim ki biz Ay'a bakıyoruz. Ay'a bakarken Ay'dan daha büyük bize yakın mesafede olan mesafede olan bir ışık var. O ışığı Ay'dan daha parlak ve daha büyük gibi görüyoruz. Neden? Gönül alemimizden fetih meydana gelmediği için gönül alemimizde nefsani perdeler olduğu için bize hakikati göstermiyor Karilvet'in Esad Erbili Hazretleri'nin huzuruna geldiğinde efendim diyor, efendim nefis insana ne yapar? Otur, gözün birini kapat, kapat diyor. Bir diğerinin önüne de bir gazete, Bilir misiniz? Gaze yaprağı. Yaprağın kurumuş şekli veya bir yaprak. Onu açık olan gözünün önüne getiriyor. Ne görüyorsun diyor. Hiç. Halbuki evladım diyor karşıda koskoca bir dağ var, nefis ne kadar küçük gibi görünse dahi sana büyük hakikatleri göstermiyor, Ebu Cehil ve etbaına Resulullah gibi bir nimeti Abdullah'ın oğlu diye gösterdi.
Kuran-ı Azimüşşan'ı eskilerin, haşa onların diritleri nasıl değil mi, bir eserleri bilmem falan diye gösterdi. Şimdi o hal üzere olanlar da aynı karakter aynı özelliktedir. Değişen hiçbir şey yok. Bundan dolayı sadaka böyle gönlü Cenabıhakk'a karşı yokluk içerisinde olan. O zaman üstadımız ne diyordu? İnan biz tahammül edemezdik, sözleri hiç sözlere hiç dayanamazdık. Eğer hatamı bilseniz kapımın önünden de geçmezsiniz diyor. Yeniden baktım yeşil türbe, içine girdim, estağfurullah tövbe diyor. Halbuki daha otuz yaşlarında çünkü beraber bulundu. Gönül alemi olarak bir olamasam bile acizim tabii Allah'ımızın en acil bir kulun olarak söylüyorum, bize anlatırdı. Çünkü muhafaza ederdim, dedi aman kimseye deme. Ben Efendimiz'in yakınıyım elhamdülillah. Böyle padişahların nedimi o. Padişahımızın birisi telaş kelimesini talaş olarak kullanırmış. Bunu demiş Nedim'i nasıl düzelsin?
Efendim bir tanesi demiş telaşa düştü, çıkarılıyormuş. Anlaşıldı Nedim anlaşıldı diyormuş. Ben telaş kelimesini talaş olarak kullanıyorum diye. Şimdi onların nedimleri felli tohumdu. Bu da ayrı bir celise ister ama kısaca söyle, hadis-i şeriflerde geçen ve leh tabiri var, Mevla'ya aşık olur. Zikrullah kelimesi geçer. Zikrullah ile sadece Allah lafzai celalin değil zikrettiği Mevla ile olur. Ne güzel Allah'ımız o mermden bizi mahrum kılmasın, yoksa dünyayı yine mürşidimizin dediği gibi Hanya'yı, Konya'yı bilmeden geçip gidiyoruz. Dediği gibi etmesin. Sadaka da manevi sadakada kalben fakir olan kimselere ihsan buyuruluyor. İmam Şafi'yi Havulu, Allah korusun, oruç tutmaktır açlık, bu maldan, ürünlerden eksilmeler, zekat vermek, sadaka. Halbuki mana kalsa sadakatı minmaal, Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, sadaka ile mal eksilmez buyruluyor. İstanbul'da bir ara bir çarşıda yangın çıktı.
Cömert bir kimsenin dükkanına hiçbir şey olmadı. Evet, Veminal Enfüs burada hastalık olarak demiş ama kendi canıyla cihat diye, inşallah hata etmeyiz. Ve mine semerat meyveler, burada gönül meyvesi evlat diye geçer, Hadis-i Şerifler mevcut elimizde, onlardan geçiyorum, çünkü uzun. Musibetlere sabır, böyle bir musibete uğrayınca feryadı filan koparıyor. Onu tamamen terk ediyor, Allah'ımızın da razı olmayacağı gazabı mucip hallerden de geçiyor ve sabrunu alen niam bu çok önemli. Mesela mürşidimiz bir tanesine de ki, bak dedi o fakirliğin devresinde bir keçini dahi Allah'ın dostlarına ikram için feda ediyordu. Şimdi zengin olduğumuz ne oldu diyor. Değişmemek. Ve huve, hah, o bir şükr ve ademüt tuğyan, yani şükrü yerine getirip tuğyana gitmemektir ve kibre de dalmamaktır. Gözlerimle gördüğüm bir şey oldu. Çok varlıklı bir kimseydi. Gözlerimle gördüm ama. Dedi, genç bir yavru tatlı satıyor.
Dedi ki Ahmet dedi, parça parça satıyor bir tepsinin içerisinde, bölünmüş. Dedi hangi parçadan vereyim? Gelini şöyle böğrüne koydu. Kibir belli. Dedi ki ben sana ne diyorum? Hepsini emin olun bir ekmeğe muhterem. Kimse bilemez onu. Zaten bilinse hiçbir şey söylemem, çünkü üstadımdan vasiyetliyim. Aman ha, neyi mucip ise söylemeyin, katiyen, anlaşılsın diye. Bu yolu da bize İpek Hoca deriz, Hasan Hocamız açtı. Dedik efendim, konuşuyoruz. Ayet, hadis. Biz dedi üstadımızdan çok dinledik. Arada et-i meymen'in yanında bir de salata olsun, bir cazip olsun, bir dur. Biz nasıl hazmı vereceğiz? Ayetlerinde. Ve sabrun halettaa bil-muhafada çok önemli. Metdevam aliha mesela ilk günlerimizde Tarikatı Ali'ye girince bir şirk başlıyor aşk. Doyurulamıyor, bunu muhafaza edeceğim. Bu devamlı artacak. Ondan sonra devamlı olacak, taatimiz.
Böyle bir mevsimlik, günlük bir şey olmayacak ve sabrun alelma asi, bikefhin nefs ana, kendimizi böyle bir başkasına hakaretten vesaireden muhafaza edeceğim. Sabrın yüksek kısmı nedir? Kesiniyettir. Onun da yüksek yönü nedir? Allah'ımızın vermiş olduğu hükme razı olmaktır. Hatta Allah'ımızın vermiş olduğu ezada, cefada gönlü rahatlayacak. Onun için Yunus Emre'den şiir aldım, gelen bela ve musibetten zırt duyuyor. Onu Yunus Emre söylesin Rahmetullah Ali. Cama cefa kıl ya vefa, kahrım da hoş, lütuf da hoş. Ya dert gönder ya deva. Kahrım da hoş, lütuf da hoş. Hoştur bana senden gelen, yakil atu yahut kefen. Ya taze gül yahut diken, kahrın da hoş, lütuf da hoş. Gelse celalinden cefa, yahut cemalinden vefa. İkisi de sana safa. İkisi ne diyor cana çana çıpa kahrın doğuşun Davuş. Ger bağu ger bostan ula, gel Bendü ger zindan ola, gel Vasru gel Hicran ola kahrım Davuş, Lutun Davuş.
Ey padişahı Lemyezel zatı edep Hayyi Ezel. Ey lütfu bol kahrı güzel kahrın da hoş, lütfunda hoş. Ağlatırsın zah-i zalim. Verirsen cennet-i huri layık görür isen nari kahrın da hoş, lütfun da hoş. Gerek ağlat, gerek güldür. Gerek yaşat, gerek güldür. Aşit Yunus sana puldur, kahrın da hoş, lütuf da hoş. Efendim, bu mevzu çok uzun sürer. Sizin hayırlısı az ve aile delil olandır. Elhamdülillahi Rabbil alemin Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruh-u tayyibelerine, ehline ashabına, Peygamberan-ı zan ve Piran-ı zan bütün mümin ve müminatın, o İzmir'de sıkıntı çeken kardeşlerimizin derd ü beladan kurtulmasına, müminlerin zaferine, ehl-i küfrün kahrına El Fatiha.