Sabır Ve İbadetlerin Manevi Derinliği kaydında Ülke işine kadar halkını düşünmek suretiyle nasıl rahat ittirilebilecekse hepsi düşünülmektedir. Bunu söylerken şu hatırıma geliyor. Cenabı hakk'ın El Vedud ismi Celali. Vedud ne demek? Yarattığını 7 demek. İşte sevdiği için Cenabı hak bize Kuran'ı Azimüşşan'ı indirdi. Habibini gönderdi, ulemai kiram ve meşayi izam bize ihsan buyurdu.…
Sabır Ve İbadetlerin Manevi Derinliği ne anlatıyor?
Sabır Ve İbadetlerin Manevi Derinliği kaydında Ülke işine kadar halkını düşünmek suretiyle nasıl rahat ittirilebilecekse hepsi düşünülmektedir. Bunu söylerken şu hatırıma geliyor. Cenabı hakk'ın El Vedud ismi Celali. Vedud ne demek? Yarattığını 7 demek. İşte sevdiği için Cenabı hak bize Kuran'ı Azimüşşan'ı indirdi. Habibini gönderdi, ulemai kiram ve meşayi izam bize ihsan buyurdu.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 17 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ülke işine kadar halkını düşünmek suretiyle nasıl rahat ittirilebilecekse hepsi düşünülmektedir. Bunu söylerken şu hatırıma geliyor. Cenabı hakk'ın El Vedud ismi Celali. Vedud ne demek? Yarattığını 7 demek. İşte sevdiği için Cenabı hak bize Kuran'ı Azimüşşan'ı indirdi. Habibini gönderdi, ulemai kiram ve meşayi izam bize ihsan buyurdu. Onlar tavsiyelerde bulunuyor. Halkını sevmek suretiyle idarecilerimizin ne yapıyor? Her türlü sıkıntılarına deva olmak için ellerinden gelen bütün gayreti gösteriyorlar. Nimete de şükretmemiz gerekir. Bazı alimlerimiz buyurdular. Mesela namazın mükafatı bildirilir. Orucun, haccın, zekatın, cihadın, Allah için sevmenin, Allah için buğz etmenin, ne diyeyim insanlar ile muamelemizde vesair hallerde mükafatları belirtilir ama bunun yanında sabır müstesnadır.
Bu sebeple Mevla'yı Zülcelal, Salimle Cenabı hak sabredenlerin mükafatını sonsuz lütfediyor, ihsan ediyor. Sabır hakkında şöyle ifade buyurmuşlar. Cenabı hak sabredenler için şu güzellikleri beyan buyuruyor. Sabrettiğimiz zaman bunaldım, daraldım. Bu böyle mi gidecek? Ne yapacağız? Demeden bu Rabbımızdan gelen bir haldir. Rabbimiz bunu vermiştir. Mutlak bizim yanlışlıklarımız var. Hatamız var ki bu olmuştur diyeceğiz. Bizde derler ya ayağına taş dokunsa hemen kişi kalbini yok diyecek. Acaba gönlümde bir değişme var mı diye. Hiçbir şey boş yere değildir. Bundan dolayı sabrımızın elbette mükafatı olacaktır. Sonra mümin her zaman huzur içerisindedir. Bakın sabırda Rabbimizin verdiği ikrama, evvaluha birincisi, el mahabbe, muhabbettir. Bu ne demek? Cenabı hakk'ın sevgisine erişmek kurtuluşun işaretidir. Cenabı hak kulunu sevdiği zaman neler bahşetmez ki?
Kişi evladından razı olduğu zaman o daha demeden her şeyini düşünür. Evlenecek mi? Onu düşünür. Evi, barkı, geçimi neyse her şeyini düşünür. Çünkü evladından razıdır. Cenabı Hak kulundan razı olduğu zaman sabrettiği zaman ona muhabbet ediyor Ve muhabbetinin neticesi ne veriyor? En azından kalbine rikkat verir, şefkat verir, merhamet verir, vücuduna sıhhat verir, afiyet verir, ibadet ve saatte kullukta kaim olmayı lütfeder. Bedenin saatte bulunması ne için bizi göndermişse bizi nasıl Cenabı Hak kodlamışsa nasıl tarif edeyim? Denamız ne ise, denamız yani yapımız demek bu. İnsanları ve cinleri zatıma kulluk etsin diye yarattım buyuruyor. O kulluk yapmanın tadı Habibi'ne bile kul ifadesi kullanıyor. Diye İsra suresinde ve okuyoruz biz. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz kul olmayı istemiştir. O kulluktaki zevk ancak tadılan bir husustur.
Ne secdesine doyar ne rükuna duyar ne kıyamına ne bakışında, ne duyuşunda bütün hareketlerinde, zikrinde bir Allah deyişindeki lezzet. Tarifi yok. Cenabı Hakk'a kavuşma ne büyük bir ikram. Muhabbet esamla. Cenabı hak sabredenleri seviyor. İkinci olarak Cenabı hak onun yardımcısı oluyor. Ona lütufta bulunuyor. Ne de yardımcı oluyor? Mesela ip ahdet ve taat yapmakta kolaylık ihsan ediyor. Aşkla yapıyor. Mesela Allah yolunda cihad edecek kolay geliyor. Düğün ve bayram gibi oluyor. Her hususta Rabbimiz yardımcı oluyor. Mesela boynunu büküp seccade üzerinde hayatının muhasebesini yaparken Cenabı Hak yardımcı oluyor. Nedamet içerisinde oldukça gönlü de yandıkça neden Rabbime karşı ben böyle yaptım deyip de sızlandıkça Cenabı hak yardımcı oluyor. Mesela evladı hususunda duaları ediyor. Cenabıhakk'a yalvarıp yakarıyor. Harikımız yardımcı oluyor. Yavrusuna hidayet lütfediyor. İhsan ediyor.
Daha neler neler. Cenabı hak sabredenlerle beraberdir. Üçüncü olarak Cennette Cenabı hak evler ihsan ediyor. Burada odalar deniyor ama köşkler demek o. Nasıl ihsan buyuruyor? Furkan suresinde geçer. Cenabı hak mükafat ihsan ediyor. Sabrının neticesi orada evler ama o tarif edilmez o evler. Ta yerden yıldızlara kadar odalarının adedi belirsiz tarifi mümkün değil zaten. Daha sonra Rabbimiz ne İslam buyuruyor? Ezri Cezil lütfediyor. Çok mükafat veriyor. Başta okumuş olduğum ayeti celile okumuş olduğumuz ayeti celile. Cenabı hak sabredenlerin mükafatını sonsuz veriyor. Öyle saatler var ki melekler diyor ki Ya Rabbi biz yazmakla bitiremiyoruz. Olduğu gibi yazın mükafatını ben vereceğim buyuruyor. Bu şuhud haline girmiş. Cenabı Hakk'a gönlü çok yakın olan kimselerin yaptığı saatler.
Mesela kelime-i tevhidi şartlarına uygun bir tarzda okursak artık o bizde şuhud hali artık nasıl tarif edeyim bunun tarifi yok. Yediğimiz yemeğin tarifini yapamayız çok tatlıydı deriz geçeriz. Mesela büyüklerimizin sohbetlerinde bulunanlar şöyle bir boynunu büküp gözünden döküyor. Ah o sohbetler ah o zikirler neydi diyor ama nasıl olduğunu ifade zor. Bu ancak tadılır diyor. Başka bir şey diyemezler. Anlatılamaz zaten. Sonra Cenabı hak sabrı neticesi Beşarettir, müjde. O nedir? Estaizübillah Cenabı hak Allah'ımız ona rahmetlerini yağdırıyor ve onlar hidayet üzere oluyor. Müjdesi de Cenabı hakk'ın esanı Sabredenleri müjdele Habibim diye buyuruyor. Ve sonra sabrın dört hali vardır. Mesela sabrun alel bela, musibete sabır. Allah'ım bu boş yere gelmemiştir.
Sana biz çok iyi bir şekilde candan, özden Kuran-ı Azimüşşan'da nebilerin hali belirtilir de mesela münip tamamen Allahu Zülcelal'e dönmüş. Öyle yarım yamalak bizim gibi değil tam dönmüş ama. Öyle bir razı oluyor ki Cenabı Hak o zaman. Mesela kişi buyuruyor cehenneme bir adım kala cennete, cennete bir adım kala cehenneme girer. Allah korusun bizi ürküten Hadis-i Şeriflerden birisi bu. Nasıl ürkmez insan? Bir tanesi vefat ediyor da yillarca imamlık yapan kimse baba diyor ölüyorsun. Bir tevhid deyince bu zamana kadar okudum da ne oldu diyor. Ama hiç beğenmediğimiz bir kimse Allah korusun. Biz inşallah öyle bir hall olmaz. Çünkü Cenabı Hak yaratmıştır ancak fiil olarak bakıyorsun Allah Allah Allah deyip ruhunu Cenabıhakk'a teslim ediyor. Halıkımız Musa Aleyhisselam'a Ya Musa benim velilerimden biri vefat etti. Yerine haber veriyor.
Gidiyor böyle bir cenaze hali oldu mu vefat eden deyince haydi ya Musa öyle senin diline alacağın gibi değil. Çok azgın birisi vefat etti ne yıkandı ne gitti bir dereye attılar gittiler deyince çıkarıyor. Onun teçhiz ve tekfin bütün vazifelerini yapıyor. Allah'ın veli bu. Hani bilemeyiz onun için bir şey diyemiyoruz ne olacak acaba sonumuz ne olacak sonumuz? Esselamü'l-lkibeti littekva güzel sonuç muttaki olan Allah'ımızdan korkan kimseler için. Yahu bu kadar insanları sıkıştırmayın. Sıkıştırılsın. Sıkıştırsınlar bizi. Bazı nasihatlerini üstadımızın hatırlıyorum. O kadar şiddetli bir harekette bulundu ki Elhamdülillah diyoruz şimdi. Elhamdülillah ki bize kızmış da neden böyle yapıyorsunuz diye. Unutamıyoruz onu bize en büyük iyiliği o şekilde yaptı. Adam diyelim ki bir yarın başına geldi. Aşağısı tamamen helak olur insan. Diyelim ki yüz metre iki yüz metre derinlikte.
O kimseye aman incitmeyelim, bu tarafa doğru gel mi denir yoksa aman ha düşmesin diye sesini kaldırarak gel, beri diye bu şefkatten olur, merhametten olur. Onlar bize bu şekilde hareket etti. Es'adi El birliği hazretleri çok söyledim ama yine söylüyorum. İki kimsenin konuşurken itikada uymayan sözlerini duymuş bin bir Hadis-i Şerif'i içerisine alan Kenzül Hilfanı yazıyor. İnşallah ezberleriz onu. İnşallah ezberleriz. Hocalarımızdan biri askerde askerde nöbetteyken bin bir hadisi şerifi ezberliyor. Hasan hocamız öyleydi. Diğer hadisi şeriflerde bilirdi. Çünkü biz beynimizi batıllarla doldurursak o bizim hayatımıza da çok menfi etkiler yapar. Ne tadımız kalır ne tuzumuz kalır. Bak çoğumuzda şikayet var. Diyoruz ibadetten lezzet alamıyoruz. Sebebi nedir? Gözümüzü şehvetle, kulağımızı kovula gıybetle, ellerimizi Allah korusun cimrilikle, ayaklarımızı Mevla'nın yolunda yürümemekle ne oluyor?
Batılca bir hayat oluyor. İnşallah bundan kurtulduğumuz zaman gönlümüzü zitrullah ile doldurduğumuzda çok huzurlu bir vazifemiz olur. Yani her şeyimizde huzur meydana gelir. Mürşid-i kamilimiz bakın zamanın kutbu buyurdular ki okumuşlar bir yerde işte iki rekat namaz kılınır. Her rekatında da essamle. Bu okunursa insanın gözüne yaş gelir, gönlü de yumuşar diye. Kılmışlar camiye gelirken şöyle dedi bir semaya baktım. Yıldızları görünce ağlamaya başladım diye. Bu bize güzellik değil mi? Bu bal, börek yanında hiç kalır. Mürşidimizin bu yakın bize. Yer köy. On üç kilometre ne olabilir? Orada şimdiki gibi telefonlar yok ama gönül telefonlarıyla dokuzun kişi üstadımızın has evlatlarından bir araya gelirler. Bir araya geldiklerinde tabii gönüllerinden akan ırmağa niye benzemez? Deryalar akıyor. Derya bir damla kalır. Herkes boynunu bükmüş innem yavaşlarına.
Orada kıymetli bir annemiz onu rahmetle yad ediyoruz. Üstadımızın güzelliğine bakın her şeyiyle güzel onlar. Sığara böreği deniyor. Ona kalem böreği derdi aman ha sığara kelimesi nasıl kullanılır? Allah'ımızın nimeti ne diye nimete tazim gerek diye buyuruyor. Getirmiş önlerine baklavayı koymuş ne tadı kalmış ne lezzeti kalmış kaldırın buyurmuşlar. Kaldırın. Yani gönüllerinde öyle Allah'ımıza marifet baklavaları yiyorlar ki yani bu sadece kalpte olmaz. Yani göz de olur ibretle baktığında tarifi mümkün olmayan şevke gelir, aşka gelir. Bir karşılaştığı insana selam verirse nasılsın, iyi misin dese annesini, babasını, çoluğunu, çocuğunu, geçimini sorsa da ihtiyacını gidermek üzere güzel bir niyette yaklaşsa zevkine, tadına doyulmaz. Daha yaklaşmadan önce bu duyguya sahip olması bile kendisine lezzet verir. Bak buraları takip edelim.
Mürşid-i kamillerimizin en çok kazandıkları yer bura niyetlerinin hadis olması. Daha o vazifeyi yapmadan mesela bir kimsenin irşadını istiyorlar. Hiç unutmadığımız mürşili kamillerimizden haller var. Yakın bir komşusuydu. Onların evladından birini istedi. Çok ikram etti. O ayrıldıktan sonra buyururlar ki eğer çağırmasaydım her türlü kötülüğü yapardı diyeyim. Nasıl kayırıyor? Kendi yakınlarını o zaman burada sadece bir Ünal sineması vardı. Şimdi ceplerimizde olmaya başladı. Evlerimizin köşesinde inşallah hep hayırlara bakarız da hayatımızı kirletmeyiz. Bu bize çok büyük bir ders. Şu dünyadaki hadise. Öyle bir feryat etti mübarek seslerini kaldırarak ismiyle hitap ediyor. Gel yavrum gel diye bağırıyor. Sonra üstadımızın çok başka hizmetleri var. Bunları nasıl diyeyim ne olacak? Artık hakikat ortaya çıksın. Mesela isyana giden birisinin önüne derhal geliveriyor. Önünü tıkıyor.
Ne yapıyorsun evladım diye. Hele bir hadise anlatsam biraz ben muvaffak düşmez diye söyleyemiyorum. Kendisine hadisi şerife geçtiği için diyebilirim. Yani güzelliği olan malı mülkü olan böyle şuhlu, hasep nesep sahibi bir kadın kendisine arz ettiği zaman ben Allah'tan korkuyorum diyenler arşı azamın gölgesinde gölgelecek. Bak bir evladı için ne yapıyor? Bir i̇ş yerinde çalışıyor herkes ayrılmış bu kalmış işveren hanım. Anlatamam hepsini hanım ona doğru geldiğinde kalbim meyil edeceği zaman evladım onun iç halini sana göstereyim diyor. Belki şekil olarak cazibeli olabilir ama gönül halini gösterince bir çığlık atıyor. Allah diyor. O çirkin halini görünce Allah'ımız kalplere nazar buyuruyor. Dışımıza nazar etmiyor Cenabı hak. Böyle yardımcı olur onlar. Daha tarif edemeyeceğimiz neler neler. Efendimiz hazretleri Ankara'da kır başına gelirler.
Orada bir tanesinin bir tanesine derler ki bu da bir neşe olsun diye söylüyorum. Siz de velilere muhabbetli bir kimsesiniz, bir hak dostu geldi, görüşür müsünüz? Ben diyor içeri girdim hemen Allah demeye başladım diyor. Çünkü diyor beni her gün okutan birisi vardı diyor bilemiyordum her gün geliyor beni okutuyor Yakın bir komşumuz anlattı bize ruhu şad olsun vefat etti. Böyle bizi çekti dedi ki sana bir şey diyeceğim. Beni dedi ruhen ve manen gelerek okutan hacasan efendimizdir. Onların hizmetleri bitmez. Bunu Tahir hocamızla beraber konuşuyorlar. İşte bir mürşid-i kamilin evladına halis bir evladına ama tam yapışmış. Bağlandım, üst ağzıma gidemem gayri diyen kime emanet edilmişse ona dikkat ediyorlar tabi. Zaten bu silsilede de öyle geçiyor Adap Risalesi'nde.
İşte diyelim ki Bayezid Bistami Hazretleri şu kimseye diyor işte Ebu'l Hasan Harakani hazretlerine emanet etti diye böyle Hadis-i Şeriflerdeki gibi Hadis-i Şeriflerdeki raviler gibi geliyorlar. Bunlar ispatlı, kendilerini Allah'ımızın kitabına riayetle Mevlamıza kendilerini ispat ettirmişler Cenabı Hak kulum buyuruyor. Habibi'nin sünneti seniyyesine uyarak sallallahu teala aleyhi ve sellem Nebi Ekrem efendimiz Ömer Ubun'l Farıl, geçen hatırlayamamıştım ismini. Uyanırken ya Rasulallah diye uyanıyor ve diyor ki ben Mısır'ın falan mahallesindenim Ya Rasulallah hayır benim evladımsın diye buyuruyor. Sünnet-i seniyyesine riayetle öyle olur. Külli takiyyin ali Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem. Her muttaki Resulullah'ın elinden, Ona manen evlat oluyor. Üstatlarımızın hedefleri ile edeplenirsek onlar ne der bize? Evladım der. Şimdi biz okurken, tabii bu işim de mevcut.
Teneffüste öğretmenler odası olur. Orada toplanırlar. Öğretmenlerden bir tanesi böyle not defterini açıyor. Diyor ki benim diyor dikkatimi çekiyor, bir yavru var Mustafa diye bir yavru var. Bu diyor hem edepli kurallara dikkat ediyor, arkadaşlarıyla geçimi de güzel, notları da yüksek diyor. Oradan hemen hadis hocası bende de öyle diyor. Tefsir hocası bende de diyor. Diğer derslerden hocaları bende de diyor. Şimdi biz rabıtamıza iyi dikkat edersek, evrad ve ezkarımıza gayret gösterirsek, hele şu günlerde edebi ilahi ile edeplenir. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın yolunu, ehlullahın izini takip edecek olursak sıddıkı azam nedir? Ya Rasulallah, bu ümmetin gerçekten riayetkar. Ondan sonra kalkar bir Muhammed Baki hazretleri de dir. Bir tahal Hakkari, haliri hepsi dediler ki bizim yanımızda da çok kıymetli riayetiyle, dikkati ile öyle ki haramlardan kaçınıyor. Şüpheleri terk ediyor.
Helallerde bile dikkatli diyorlar. Helallerde bile dikkatli. Sesinin tonuna bile dikkat ediyor. Gözünün bakışına biz israf anlatırken illa yemede içmede değil gözümüzün boş yere bakması da israftır. Her hareketimiz riayetiyle hiç şüphesiz böyle oluyorlar. Şimdi mükafatı çok sabır bir kere bela ve musibetlere karşı. Ne şikayet var ne sızlanma var. Rabbimden geldi diyor. Nefsini de kötülüklerden alıkoyuyor. Rabbim diyor. Bir hak dostu var. Bütün dertlerle dolu. Dermiş ki Allah'ım beni bu dertten kurtarma zamanın da kutuplarından ol. Ol. Derdi bela saltanatın iki cihana vermezem diyor büyüklerimiz. Derdi bela saltanatın iki cihana vermezem o bela ve musibetin altında öyle bir nura erişiyor ki ondan dolayı söylüyor. Daha ve sabrun ala niyah çok mühim. Hepimizin hemen hemen evlerinin önünde bir arabayı geçmeye başladı. Gerçekten nimetlerin içerisindeyiz.
Bu nimetlerin içerisinde olmak bizi taatlere yönlendirmeli. Ama nefsani hallere gitmemeliyiz, azdırmamalı. Evet, şükretmek, isyana gitmemek ve kibir içerisinde bulunmamaktır. Nedir? İbadet ve saatte sabır. Allah'ımızın emirlerini koruma ve onu bir an yapıp sonra terk etmek delil her zaman. Çünkü azamet-i ilahiyeyi düşünen bir kimse yanlış yapan mümkün değil zaten. Ve sabrun aletta ve sabrun alelma asi günah ve ihsan işlememe hesabı en önemlisi bu. Kendisini nefsani bütün kötülüklerden koruyup muhafaza ediyor ve fevgat sabır. Sabrın üstünde ne vardır? E teslimi. Yani böyle çırpınma, bilmem filan, hataya gitme, itiraz gibi her şeyi tamamen terk ediyor. Kötülükleri terk ediyor. Hem dışta hem işte teslimiyetin üzerinde ne vardır? Allah'ın hükmüne razı oluyor. Oluyor. Nefsi Allah'ımızdan gelenlere içinde bir huzur var ondan geldi diyor. Ve ona muhabbet meydana geliyor. Hiç şüphesiz.
Sükut hakkında sükut hakkında daha ziyade kardeşlerimize söylüyoruz aman ha diyoruz aman ha üstatlarımızın eserlerine dikkat edelim, riayet edelim. Onlar bize en güzel şekilde hakikati göstermeye gayret ediyorlar. En güzel şekilde bu Osman Şevket yardım edici diye Ankara'da bir vaiz vardı. Bu on iki yaşında ilme başlamış evleri bütün kitaplarla dolu. Sami sultanımız buyurmuş ki Osman adap visalesi oku. Elbette bir hikmeti var. Boşuna söylemez onlar. Allah'ın Rasulü Necm suresinde Essail billah ve ma yantibu anil hava inhu ve illa vahlül yuhha O risalet ölçüsü içerisinde nübüvvet ölçüsü içerisinde, velayet ölçüsü içerisinde de onlar boş kelam etmezler. Zaten konuşmasa bile yeter. Gelirlerde de Hacahsen efendimiz konuşmasın, biz karşısında oturalım yeter diyorlardı. Susmak çok önemli. Sükürt etmek, boş konuşmamak, sükuttan istifade etmektir.
Buradan sükut hakkında buraya geçmeden önce sadece bir maddesini söylemek istiyorum. Sükürttan istifade etmektir. Talibi hakikat hakikate talip olan kimse zaruret olmaksızın konuşmamalıdır. Sadece bir cümlesini ifade ettim. Sükürt çok önemli. Ehlullah'ın Cenab-ı Hakk'a kavuşmada onlara en güzel yoldan birisi nedir? Sükürttür. Onların halleri bu. Ayet-i celleler var Esselamü. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin buyuruyor. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. Esselamle. Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yok buyuruluyor. Ancak nedir birbirlerine hayır tavsiyede bulunmak maruf deyince bütün hayırlar demektir o. Hani Kuran-ı Kerim'de öyle bir özellik var ki sadece bir yönüyle ele almaz her şeyiyle ve bitmez o. Bu maruf deyince güzellik bitmez ve sadaka ile buyuruyor. Sükut demektir. Somtun bu lugavi anlamı sukut manasındadır. Kuran-ı Kerim'de bir yerde geçer.
Araf suresinde yüz doksan üçüncü Ayet celîlede. Cafer-i Sadık rahmetullahi hazretleri sükut hakkında, Şiyarul muhakkebin hakikat ehlinin özelliğidir diyor. İnsan bazı haller kendisine tecrübeli oluyor ve unutamıyor da. Bunlardan bir tanesi Kayseri'ye Biz daha okuldayız iki kişi geldi. Bunlardan bir tanesi konuşuyor güzel konuşur. İkincisi böyle onun manevi bir hali var. Bunu Bandırma Ali Efendi anlatmıştı. Cehennemin diyor gördüm diyor kapısına durmuş girdirmem ben Allah'ın kullarını diyecek bir güzellik var. Onu da tabii cezayı hak edin. Allah hepimizi bağışlasın kolay değil korusun Cenabı hak. Böyle bir kabrin yanından neden geçerken düşüneceğimiz de bu olmalı. Acaba yanından geçiyoruz ama bu içeridekiler ne yapıyor içindekiler ne durumda?
Biri konuşuyor bir diğeri sükut halde o Bandırma Ali Efendi'nin de rahmetullah aleyh dediği gibi emin olun hep yönler ona çevrildi bir oturuş var birkaç kimseyi hiç unutamam birisi bu Ankara'da Mustafa Erbil Bey Sami efendimizin halifelerinden kendisi bir kanser rahatsızlığı da oldu. Hanım demiş ki efendi bir güzel banyo yaptıralım üzerine değişelim iki gün sonra yapayım hanım diyor iki gün sonra Rabbimize kavuş üstadımız onu ziyaret etti ziyaret için bir kimseyi gönderdi. Bak Mustafa diyor Hacı Hasan Efendi yaşı itibariyle üstadımız ondan küçük eğer diyor onu ayağıma getirirsen yakayı kurtaramazsın ahirette diyor. Üstadımızın yanında öyle bir oturuş var. Süput. Vefatında Ankara'da Hacı Bayram Camii'nde mevlit okunuyor. Üstadımız davet etmişler. Tabii gönül dostu.
Sami Efendimiz Yeşilli Sarı içmecesine gelecek fakat gelenler şeri bir mazeret tabi muhakkak onlar izinsiz de yapamazlar o vazifeleri. Gelmeyince Mustafa Erbil bey o ağlamaya başlıyor efendimiz gelmedi diye. Onunla diyor üstadımız bir şiir yazmışlar bunu eski çok kıymetli ihvanları okurlardı hayran kalırdı. Biri bu devel de İbrahim Tuna diye asker hoca denilen hayran kalırdı okurken böyle gönül içten okuyor. Erbilinle teselli eyledin bizi diyor ama böyle bir kimse efendimiz onun mevlidinde bulunuyor. Nihat Bulut çok güzel bülbül diye bir kaside okurdu. İşte nazlı nazlı, ötme bülbül derken üstadımız bundan etkileniyor. İşte derdime bir dert desen katma bülbül deyince zaten dertli Çünkü onlar manevi çok görevler yapıyorlar vazifeler yapıyorlar. Üstadımızın ithalinde bu Ürgüp'ün Taşkın Paşa, Damsa'da derler orada bir Ali Efendi vardı soy ismi Özcan diye hiç telefon telgrafı yok.
Gece kalkmış yavrum diyor etrafındakilere arşın direklerinden birisi gitti diyor. Üstadımızı söylüyor. Mevtul Alim kemevtil alem demek budur. Onların ahirete göçmesi alemin ölümü demek. Siz şöyle kabul edin geçen de bu misali verdik zaten. Yani yemeğin içerisindeki tuz diyelim ki bir tatlı bir kadayıf. O kadayıfin nesidir bize? Şirasıdır. Cemiyetin ağız tadı ve lezzetidir. Derdin kalmaz tasan kalmaz huzurunda ilahi aşkın artar muhabbetin artar gayri ihtiyari insanda tazim duygusu meydana gelir. Efendimiz ellerini yüzüne akıyor öyle bir ağladı diyorlar. Çok kıymetli bir dost burada neyi anlatıyoruz biz O sükut halinde olan kimselerin vermiş olduğu neşeyi anlatıyoruz. O zat konuşuyor Kayseri'de tabii biz Allah'ımızın kelamına saygı duyarız ama o sükut halinde onun o dudağındaki tebessüm o bakışın insanlar hep yok konuşan diye de ona çevirdi.
Bir bu zat ismini söyle derseniz ismi Mustafa Dursun Bey. İzmir'de Sami efendimizin vazifelilerinden. Sami Efendimiz hazretleri ciddi efendi diye cinni hulefa dan bir zatı anlatıyor işte Yahyalı'ya geldiğimizde Hasan Efendi'nin babası Mustafa Efendi'yi ziyaret etmiştik orada geldi deyince hemen araya giriyor efendim sadece Yahyalı'da mı görüştünüz başka yerde görüşmediniz mi deyince sükut buyurmuş söylememişler. Söylen mi? Tabii bu çok uzun gider çünkü gavsi secalleyn mürşitlerimizden bir kısmı hem insandan hem de cinlerdir. Bir gün zamanın çok sıkıntılı olduğu bir devir. Aslında hiçbir sıkıntı yok. Sıkıntı meydana getiriyorlar. Sıkıntı diye bir şey yok. Neden? Bazı dünyevi istifadelerden dolayı yoksa sıkıntıymış neymiş hiçbirisi yok. Biz samanlık deriz, böyle hayvanların yiyeceklerinin verildiği yer. Taşları neleri simsiyah olur.
Üstadımız ben gündüz bile otururdum taşları gümüş haklı gibi olurdu diye. Neden öyle oluyor? Mesela biz olmuyoruz da hep gezecek yeri arıyoruz dağlara bir gitsek sular şöyle akıyor ondan sonra çayır çemen diyoruz. Onlar niye demiyor? Onlar gönüllerini cennet etmiş de bunun için. Onların gönüllerinde öyle bir hayat var ki tarih mümkün değil. Gönüllerindeki ilahi zevk. İçlerini ıslah etmiş, irşad etmiş. Yani dışarıya gerek yok. İçinde onlara on sekiz bin alemin cenneti açılmış. Niçin? İşte bir tanesi dağda bulunurmuş de demişler yalnız ne yapıyorsun ne yalnızlığı. Ben, beni zikredenle beraberim, ben Rabb'umlayım diyor. Orda bir baygınlık hali geçirmişler zikirde, gelen haber gönderiyor diyor ki Cüddiye efendi hazretleri otuz üç müridiyle iştirak ettiler evladım bu baygınlık hali ondan geliyor biraz zikrullahı katil edin diyor. Mustafa Dursun Aksoy.
Gönül ehli insanlar, konuşmasına gerek yok. Gördüğümde inanın şu balın bir sızma hali olur. Şimdi kavandan çıkarırız balı bal petekleri olur. Onu böyle bir kaba böyle sızdırırlar, sızdırırlar onun gibi. Niye konuşsun sanki. Sami efendimizin torunlarının düğünüydü. Inanın sohbet ettiği o salona penceresine ihvan böyle kuşlar gibi kondu böyle kuşlar gibi orada üstadımız üzülmüşler ne olur efendimizin şöyle büyük bir yere hastalarda ihvan canını verecek efendisini görmek için diye. Nasıl görmek istemesin? Erenköy'de herhalde bir sohbet buyurdular. Ayağımın biri dizimin yerdeydi birini koyamadım o kadar kalabalıktı.
Sohbete iştirak buyurdular ama mübarek ellerini kaldırarak Esselamu aleyküm Esselamu aleyküm bir huzur veriyor bir selamı oturdu hiç konuşmasına gerek yok konuşmaz zaten sükut hali bile yetiyor zaten konumuzdu ayrıldılar selamlayarak üstadımız kapıya durdu bir dakika dedi herhalde böyle bir manevi tecelli mi oldu ne olduysa cemaat seste yükselince hep kulak kesildiler zamanın kutbul aktabının elini saygıyla öpenlere ateş haramdır dedi ama hep bir karıştı şuna benzetiyorum la taşbive la temsildirler böyle balıklar suyun içerisinde bulunur böyle yem atıldı mı böyle bir karışa verirler la teşbih diyorum İhvan böyle aşk deryasında bir çalgı alanı verdiler. Kim bu kim bu diye Hacı Hasan Efendi. Sükut oturuyor konuştuğu da yok ama gönüllere neler indiriyor neler indiriyor.
Miraç hadisesinde bin bir kelam mı kıldı Cenabı hak o bir anda zuhur etti ve sonra efendimizin miracı her zamandır her zaman Miraç içerisindedir. Nasıl izah edeceksin bunu ne ayet ne hadis ayeti de var hadis-i şerif de var. İmamallahi vaktin benim Allah ile bir vaktim var buyuruyor. O Cenabı Haktan bir an bir ayrı değil. Mümkün mü? Efendim biz vaktin geçtiğini biliyorum Sunt sükut manasınadır. Kuran-ı Kerim'de Araf suresi yüz doksan üçüncü Ayet celle de. Cafer-i Sadık kalpte sure şiaarul muhakkı gim hakikat ehillerinin huyudur, ahlakıdır, değeridir, kıymetidir.
Dünya ve ahiretin rahatıdır dünya ve ahiret rahatlığının huzurunun anahtarıdır ve fihiru da Allah'ın rızası vardır ve böyle sükut eden kimsenin günah işlemeyeceği için hesabı kolay geçer daha ve maahu azlül heva ve riyada tünnefs nefsinin irşad ve ıslahına sebep olur nefsani arzulardan kurtulur ve ve ibadetin tat ve lezzetini alır ve zeva lu gasvetil kalp kalbinin katılığı gider. Vel merrua, lilvar. Böyle bir kişilik efendilik böyle saygı duyulacak bir hale gelir. Üstadımızın evlatlarında biz hafız müsaade verdik. Böyle bahçedeyiz o zaman rahatsız dedi. Böyle geliyor emin olun gelirken belli oluyor gelirken onun o manevi vakarı bir hibe hali besbelli oluyor buraya askeriyeden bir zat gelmiş ta ellili yıl mıdır nedir belki daha eski olabilir yanındaki oturanlara yanında belediye reislerini var Emniyet amirleri şu gelen kim diyor. Bu kimse diyor bin kişiyle tartılsa bu alır gelir.
Meğer Şeyh Mustafa dedemin evlatlarından biri. Kılavuz hafız. Sükut hali, boş konuşmamak, hep hayrı konuşmak. Lisenul hilm yumuşak huyluluğun dilidir buyurmuşlar. Daha bizim gibi insanların süpürtü suntul avam billisenim dilinin konuşmaması ariflerinki gönüllerinin, gönüllerin süputu ne demek aldığı feyiz manevi varidat doğuş tecelliyatı ilahi Muhabbet ehillerinin nedir? Bütün gönüllerinden artık onlarda böyle bir düşünce olmaz. Yalnız Ashabı Güzin'den Sa'd ibn-i Muaz radiyallahu anh eğer diyor cennet hatırıma gelir dünya hatırıma gelirse namazı kaza ederim Cennet hatırıma gelirse secde-i sehiv inşallah yanlış söylemeyiz. O değilse bile bu Saadet Muaz diye hatırlıyorum. Biz diyor sehiv secdesi yapardık. Kim dilini ve kalbini muhafaza ederse ve harellehu sır ve tecellellehu Rabb'ıyla adeta dilleşmeye başlar.
Eğer dili sükut eden kalbi sükut etmezse dil ve kalbi sükut etmezse o zaman kene memleketun iliş şeytan Allah korusun ve musahharatul leh şeytanın makarası olmaya başlar. Allah korusun Allah'ım yanımıza bile yaklaştır bunu. Esad ehli Hazretleri benim ihvanımın semtinden bile geçmez diyorlar ki efendim çok aldananlar var onlar rabıtası olmayan değişik insanlardır anlaşılsın artık. Süputu iki şekilde ele almışlardır. Bir umumi sübut bu dilin korunmasıdır. Gıybetten ve yalandan dili korumak. Has insanlarınki nedir? Allah'ımızın azamet-i ilahiyesi beliriyor. Huzurdadır bunlar ne diyeyim Rabbimizin huzurunda olan kimselerdir. Böyle valide Sultan Sami efendimizin zevce-i muhteremeleri böyle gelenler olurmuş. Tabii kendileri de bulunduğu için böyle yabancı kimse değil kendilerinden işaret edermiş.
Aman ha gelmeyin dille değil elle gelmeyin babanız büyük bir huzurun içerisinde şu an diye o her zaman huzurun içerisindedir. Hak karşısında sükut etmek bu kimse dilsiz şeytandır diye Ebu Aliyyed Tekk hazretleri de ifade buyurmuştur. İbni Arabi Hazretleri kalpte Sallallahu resulü El-Hikme fissum. Hikmet sükut nedir nurdur. Konuştuğu gönle huzur verir dilinden çıkan söz kalbimizin içine giren bir kesratisum tekulul heybe İmamı Ali radiyallahu anh ismini zikretmek insana bambaşka huzur verir. Bu peygamberlerimiz olsun bunların yanında Ashabı güzün olsun veliler olsun huzur verir sükutun çokluğu insanda manevi bir vakar, hasır olur. El hikmete Fisun demiştir Muhyiddin Arabi Hazretleri daha da uzun uzun uzun ifade edilmiş. Mesela gönül aleminin daha ötesinin de huzuru. Sükut hali. Şimdi dil değil kalp değil kalbin de ötesi. Ne geçmiş ne de gelecek. O andaki hal.
Şimdi nasıl izah edeceğiz bunu? Tabii böyle deyip geçmekle olmaz. Esad Elbili Hazretleri'ne buyuruyor ki sultanım efendim tecelliyata mazhar oldunuz mu üç defa diyor birisi şu halimdir diyor o hutbiyet hali o konuşsa da zaten huzurun içerisinde kavuşmuş artık gelişmiş Cenabı hak yollar