Sabır ve İbadet Üzerine Derin Düşünme ve… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Sabır ve İbadet Üzerine Derin Düşünme ve Tefekkür
Sabır ve İbadet Üzerine Derin Düşünme ve Tefekkür kaydında Çok güzel bir eser çıkarmışlar, düşünce hakkında, yani bunun Arapça karşılığı düşüncenin tefekkür. Kardeşimizin sabah namazından sonra okunuyor tabi Haşr suresinin son üç ayeti, üç defa Euzu billahi semi ala alimineşşeytanirracim diyerek yetmiş bin melek buyruluyor, onu akşama kadar muhafaza eder biiznillahi teala. Onun bir üstündeki…
Çok güzel bir eser çıkarmışlar, düşünce hakkında, yani bunun Arapça karşılığı düşüncenin tefekkür. Kardeşimizin sabah namazından sonra okunuyor tabi Haşr suresinin son üç ayeti, üç defa Euzu billahi semi ala alimineşşeytanirracim diyerek yetmiş bin melek buyruluyor, onu akşama kadar muhafaza eder biiznillahi teala. Onun bir üstündeki Ayet-i celilede derin düşünme ve tefekkür dediğimiz bu. Rabbi Zülcelal'imiz eğer Kuran Azimüşşan'ı biz bir dağın başına indirseydik, Kuran Azimüşşan'ın azametinden dolayı paramparça olurdu. Şimdi büyüklerimiz çok kelam etmemişler. Bize bir öğüt ve nasihat olarak bu Ayet-i Celile yeter. Kuran-ı Azimüşşan bir dağın başına indirilse, dağın aklı yok, fikri yok, ondan sonra bir iradesi yok, bir düşünce yok. Böyle olduğu halde paramparça olurdu buyuruyor.
Zaten son kısmında da Rabbi Zülcelal'imiz bunu bizim ibret almamız, ders çıkarmamız için bir misal veriyor, dağın üzerine indirilince paramparça oluyor. Siz ise buyuruyor, dağ sizin hizmetinize verilmiş zaten. Allah'ımız semavat ve arz, onu insanoğlunun hizmetine vermiş. Siz neden Kuran-ı Azimüşşan'dan etkilenmiyorsunuz, dinmek isteniyor. O zaman bizim hassas olmamız gerekiyor. Bir kimse anlatıldı, ne kadar çok çalışıyorsa bağda bahçede, şimdiki gibi imkanlar yok. Çırpını çırpısını, daha sonra çakılını, taşını, toprağını, şu elleriyle kaldırırmış. Hiç diken batmazmış eline Sonra bakıyoruz, bir Allah korusun, ameliyata giriliyor, sıhhat ve afiyet etsin. Cenab-ı Hak müminlere, adamı kıtır kıtır kesiyorlar, hiç duymuyor. Bu gözün açık doluyor, gözün açık da uyuşturuyor. Sen görüyorsun onu, ekranda görüyorsun, hiç duymuyor.
Eğer bizi Allah'ımız muhafaza buyursun, şeytan, nefis, dünya, şeytan sıfatları, sıfatlı insanlar narkozlarsa ve bizim kalbimizle nasırlaştırırsa hiç duymayız. Hep anlatılanlardan bahsediyoruz, Efendimiz Hazretlerinin evlatları, bunlar bir köyde bir araya geliyorlar, orada mübarek bir insan var, onun başında toplanırlarmış, haydi girelim, öyle aham şaham bir ev değil, saray değil, bir şey değil, toprak bir ev, ama orada huzur duyuyorlar. Biz diyorlar, daha zikrullah'a oturmadan önce bir halka teşkil ediliyor. Dışarıdan diyor, sesler duyardık. Yine bir kardeşimiz, biz diyor, silsile-i şerifeyi okumadan, gözyaşlarıyla kalkarız diyor. Artık bunlarda nasırlaşma yok, narkozlanma da yok, çok hassas. Bunu Rabbimiz Kitab-ı Kerim'in de esamna Nur Suresi'nde, otuz beşinci ayet-i celiline, bu ayet-i cellenin tefsirini kıymetli bir hocamız yaptı, aylarca tükenemedi.
İslam'la Allahü nuruç semavatin vel ard dedi ama mümkün değil. Şimdi Nur hakkında da hususi bir eser var, Nur hakkında. Şuradan hareket edelim biz, aleyhisselatu vesselam Efendimiz buyuruyorlar ki ben Allah'ın nurundan halkıydım, kamil müminler de benim nurumdan. Şimdi biz bunu nasıl kirletebiliriz? Diyelim ki çok güzel bir yemek, yemeğin içerisine kaz dökülür mü? Onun gibi işte. Bizi nur olarak halk eden Mevla, teşekkülümüz nur. Buna isyan gazı, günah gazı, büyük günah, küçük günah, döküldüğü zaman ne olur? Mesela kalp, insanın vücudu bize, kendimize hizmet ediyor. Kalbi Cenab-ı Hak özellikle kalp hakkında adap Risalesini mutlaka okuyalım. O Abdülkalil Aklice olur, o Sufiye onu okumayın, saygı duyarız ama o eskilerini okursak görürüz, gönül hakkında kalp hakkında çok ayet celle var.
Sabır ve İbadet Üzerine Derin Düşünme ve Tefekkür ne anlatıyor?
Sabır ve İbadet Üzerine Derin Düşünme ve Tefekkür kaydında Çok güzel bir eser çıkarmışlar, düşünce hakkında, yani bunun Arapça karşılığı düşüncenin tefekkür. Kardeşimizin sabah namazından sonra okunuyor tabi Haşr suresinin son üç ayeti, üç defa Euzu billahi semi ala alimineşşeytanirracim diyerek yetmiş bin melek buyruluyor, onu akşama kadar muhafaza eder biiznillahi teala. Onun bir üstündeki…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzura erer ve sonra Hadis-i Şerifler var, Hadis-i Kudsi'ler var, beni ne yer aldı, ne sema aldı, kamil müminin kalbi aldı diye. Allah'ımızın muhabbetinin doğacağı bir yere de başka düşünceleri koymamak. Bak bunu çokça soruyoruz, hepimiz dertliyiz. Diyoruz ki biz bundan bir türlü kurtulamıyoruz. Bu kalbimizi duyuyoruz, okuyoruz, o dinlediğimiz anda biraz olsun şöyle bir silkelenir gibi de oluyoruz. Şöyle bir ıslah olalım diyoruz ama az sonra iş değişir. Bu bizim artık söylenecek hiçbir şey yok, söylenecek söz düşüneceğiz, tefekkür edeceğiz. Yine üstadımızın evlatlarından diyor ki sırf bana vermiş olduğu öğüt diyor, birinci kitap olurdu diyor. Birinci sırf bana yaptığı öğüt diyor. Zaten Kuran-ı Azimüşşan, öğüt olarak geçiyor. Kuran-ı Azimüşşan'ın bir ismi zikir. Zikir hani hatırlama manasına, bunu kendimizi böyle hassas dinleyeceğiz.
Nur suresindeki şu esanı Dokunmasan da yanacaktı buyuruyor Cenab-ı Hak, dokunmasan da. Şimdi öyle ki, mesela Rabbımızı zikredeceğiz. Daha zikre başlamadan önce o zikrullahın gönülde tesiri olacak. Bu demek Tevhidin, imanın, ibadetin ve taatin, daha günlerden evvel. Mesela bir yerde biz bir araya geleceğiz, sohbet edeceğiz, derken onun heyecanını yaşamak. Bunu daha biz izah etmiş değiliz. Öyle bir hazır vaziyette ki, hazır vaziyette, bir kimseye diyorlar ki sen nereye gideceksin? Ben diyor, ben diyor, mübarek bir insanı söylüyorum ha, orada bulunacağım. Derken, yolum nereden geçecek diyorlar. O, çok sevdiği hak dostunun ismini, hatırlarken cezbeye geliyor. Daha onun yanına varma ne yok, hatırladığı zaman. O ne için heyecan veriyor? Çünkü, aleyhisselatu vesselam Efendimiz ve Cenabı Hak'ın sevgisini gönüllere aktardığı için, özellik bu.
Bak buraya gelirken tazim ile duruluyor, güzel Fakat bizim tazimimiz Rabbımıza. Rabbımıza olan tazimimizden dolayı biz saygı duyuyoruzuz. Hani bir insanın gözü, kulağı, ne bileyim vücudu, endamı, şeddi, şemaili değil ki, mühim olan içindeki nurdur. Biz diyelim ki bir yere gidiyoruz, çok sevdiğimiz bir kimse, ama vardığımız yerdeki ev altundan yapılmış adeta. Eğer kişinin sevdiği orada yoksa, gözüne hiç görünmez. Ya ben bu saray için gelmedim, benim bu konağa gelmem, buradaki gönlümün irşadına vesile olacak, çünkü çok seviyor çünkü. Bir cami bende Hazretleri, onu görmek için geldim diyor. Yoksa ben ne yapacağım diyor. Allah'ımızın bize vermiş olduğu değer Allah bizim şekil ve şemaillerimize değil, amellerimize değil, kalbimize nazar buyuruyor. Kalpteki Allah'ımızın iman nuru, Habibi'nin muhabbet nuru, hep buraya bakıyor Cenab-ı Hak. Mesela ibadet, taat, Allah'ımız ibadete bakmıyor.
Allah'ımızın ibadetteki niyetimize bakıyor Cenabı Hak. Yoksa bu, ibadetsiz olun anlamına değil. Demek ki her şeyde bir değer var. Mesela, bir işin ehli olan madenci diyelim Ondan sonra çok kıymetli eşya diyelim altın diyelim, gümüş diyelim, yakut diyelim, zümrüt diyelim, bunun asıl özelliğidir. Onun gerçek altın olup olmadığıdır. Bak görüyorsunuz, duyuyorsunuz, altın diye satıyor, fakat altın değil. Sonra, neye satılıyor o hiç, değeri yok, değersiz bir şekilde gidiyor. O zaman biz, Allah'ımız neye değer veriyorsa, bak bunu muhafaza edelim, Allah'ımız neye değer veriyorsa, biz ona değer vereceğiz. Bunun üstüne konuşacak hiçbir şey yok. Fakat bir konu almıştık, işleyelim diye. Bu konuya bakıyorum, Allah'ımızın emir buyurduğu her şey, tarifi mümkün olmayan bir güzelliktedir, Her şey İşte şu konu değil de bir diğeri diyemeyiz. Hepsi bizim kemalimiz için Cenab-ı Hak ifade buyurmuş.
Çünkü bunu Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri şu şekilde izah buyuruyor İnsanın zahiri, Kuran'ın zahiridir, daha ne olacak yani. O zaman biz azalarımızı isyanda kullanmayacağız. Bakın, ne kadar güzel izah ediyor. İnsanın batını da Kuran-ı Azimüşşan'ın batınıdır. Allah'ımız bu değeri veriyor. Kuran'ı bizim irşadımız için, İslam'ımız için veriyor. Bakın Kuran kimi irşat ediyor. Bak bize, ben sizi tesir ediyorum, bize değeri Kuran'ı azimüşşan tesir etmiyor. Arifani ilahi bize yol gösteriyor. Her taraftan destekleniyor. İşte bak şöyle olun, şöyle olun, fakat biz olamıyoruz, neden olamıyoruz es-selam Kuran-ı Azimüşşan muttaki olan kimseler için hidayet kaynağıdır. Bunun Türkçesini demeye gerek, tamam. Türkçesini diye diye diye diye beş paralık ediyoruz kendimizi, bu okuduğum ayetleri demiyorum, katiyen.
Onun için diyorum ki kendimizi beş paralık itmemizin sebebi, işte Rabbimizin değer verdiklerine değer vermek. Bakın, kimsenin beğenmediği, zaten kıymetli olan da onlardır. Elbisesi böyle paramparça, ondan sonra saç, şaka birbirine karışmış, Hadis-i Şerif'te de Cenab-ı Hakk'a el kaldırsa, yalvarsa Cenab-ı Hak reddetmiyor. Birkaç Hadis-i Şerif var o hususta, onları buyuruluyor, insanlar kapısına almaz, yani değer vermez. Bir kamyonun arkasında bir yazı gördüm, bu bile bize yeter. Bir kamyon bu. Kömür mü taşır, odun mu taşır, maden mi taşır, elma mı taşır, patates mi taşır, ne taşırsa taşırsın. Yazdığı şu, değer zengine ve güzele. İşte insanın Allah korusun kalbimiz nasırlaşırsa ve sonra nefis ve şeytan bizi uyuşturursa dünyanın geçici süsleri, sonu nedamet olan bu değerler, işte değer verilen kıymet, verilen ne olur zenginse hop ayağa kalkulur.
Bunun yanında güzelse, ona daha çok itibar edilir. Halbuki Allah'ımızın değer verdiği nedir, o değerlerden birisi sabırdır, onu bu. Şimdi Rabbimiz neyi emir buyurmuşsa, o bizim şu şekilde girmek istiyorum ve bu girişte de bitsin diyorum. Şimdi bizim kafamızda şu var, çünkü kafa, ilahi bir kafa olmazsa böyle düşünür. Çünkü biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz. Biz şeytana ait değiliz ama bize müşteri oluyor o şeytan. Es-Samame. A'raf yüz yirmi bir Bize Rabbimiz müşteri. Ama şeytan ben de müşteriyim diyor. Nasıl müşteri? Şimdi bir mal alacaksa insan, en güzelini alır. Öyle değersizin almaz. Şeytan bizim en değerli olan kalbimize hortumuna diyor. Bak, buraya ortak olduğu zaman başkasına gerek yok. Şimdi Azerbaycan, Ermenistan, orada öyle bir değer var ki, öyle bir kıymet var ki, zaten sıkıntı oradan doğuruyor. Oraya yaklaştırmamaya çalışıyor, değer var çünkü orada.
Eğer Afrika'yı sömürüyorsa, adamın kendi hakkında yok, hukuku da yok orada, kendi memleketi. Şimdi aç dediğimiz, yoksul dediğimiz kimseler ne aç ne de yoksul. Ama en kıymetli madenlerine ne yapmış, çökmüş. Çünkü onun değer yargısı yok. Onun uyduğu bir kural yok. Fakat bizim hayırlı insanlarımız ne diyor? Biz oraya girip de orayı istidat edecek değiliz, elde edecek değiliz diyor. Bunu iman söyletiyor, bunu İslam söyletiyor. Bunu Kuran-ı Azimüşşan'a bağlılık söylüyor. Biz onların hakkını korumak istiyoruz diyor, ama bir zalim bunu demiyor. Onun en kıymetli varlığını sömürerek, oranın halkını da işçi gibi, küre gibi kullanır. İşte bu değerlere bir sarılsa, biz tarikattayız dediğimiz halde sarıldığımız yok. Bize düşen nedir? Birbirilerimizi uyandırmak. Yahu sen evvel besliyidin, bunu diyenimiz yok. Telefonla aramayla olmaz. Bizzat meşgul olmak, bakın size bu sefer.
Bu Sami Efendimizin kıymetli bir evladı, hatta mübarek cism-i saadetinin yıkanmasını bile ona tevdi buyuruyor, çok kıymetli olacak ki ona tevdi buyuruyor. O bize şunu anlattı, böyle diyor, tarikatta olanların halkasını görüyorum, Ya diyor, bir kimse daha ders aldı, o yok. Bak, bundan ders çıkaracağız hepimiz. Şimdi hepsinden çıkaracağız. Şimdi biz konuşmuyoruz ki burada, konuşan Kuran-ı Kerim, Hadis-i Şerif Mürşidimiz ne güzel söylemiş, oradan gelir söz bizdedir, arada tercümandır bu. Bu kut, bu cihan olmaz da kim olur? Şu değere bakın, şu anlayışa bak. Allah'ımız içine nur vermiş. O nur dilinde ledüniyet olarak zuhur etmiş. Gözünde ibret olarak, baktığında Allah'ımızın nurlarının tecelli edeceği güç ve kuvveti vermiş Mevla Celle Celalü, bunu söylüyor. Bunlar, bu anlattığım kimse üst lazımımızla bir araya gelen kimseler, bir kimse daha var. Bunlar özel olarak bir araya geliyor.
Böyle sen gel, sen gel, siz de gel, öyle değil. O ruen garibini, diyor ki bir kardeşimiz ders almıştı diyor, onu halka da göremedim. Sonra diyor, vardım dükkanına diyor, hiç, üç, aldırış etmiyor. İkinci bir daha vardı, onda da diyor sandalyeye bir yere diyor. Gelmişsin, işte bir de iki ay ısmarla diyor ama besbelli kalbi soğuk diyor. Zaten öyle bir kimsenin yanına varamazsınız. Ne kadar iltifat ederse etsin, yüzünün bir tebessümü yeter insana. Bir yere varmıştık da, bak adamın evinde hiçbir şey yok. Dedi ki bir soğuk suyumu da mı içmeniz dedi. Bize bütün dünyaları önümüze getirelim. Her türlü ikramı yapanı hatırlamıyoruz ama onun dedi ki bir soğuk suyumuzdan içmeniz dedi. Bunu unutamıyorum. Adam bir köydü, bir kardeşimiz, amcamız, ruhu şad olsun. Bak bu ne yüz istiyorum Biz büyüklerimizi güldüremiyoruz ki gülsün. İçine sızıları girdire girdire Hasan Hocamız ne büyük bir insandı.
Dedi ki, emin ol dedi bize anlattı, efendimin hastalığı neyi yok dedi bize. Hep dedi, onu hasta eden biziz dedi. Şimdi o diyor, algı hissetmiyor, sonra istihareye yattım. Ya Rabbi bu nasıl düzelir dedim diyor. Eğer istiğfara riayet edersin, rabıtaya da dikkat ederse kurtulur. Elhamdülillah böyle demişler. Bir de şu var, Allah korusun, öyle olmak çok tehlike Amelin hapt olması, amelin kabul olunmaması. Bakın günler yaklaşır, duaların, amellerin kabul olmama zamanı gelir diye insan titriyor. Kehanet mi yapıyorsun? Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, ahir zaman nebisi, sallallahu aleyhi ve sellem, o ahir zaman nebisi olduğu için diyorlar ki Kıyamet geldi. Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem gelişiyle bile Kıyamet yaklaştı diyorlar. Allah'ımız da Kuran-ı Kerim'de öyle buyuruyor.
Şimdi ne yapacağız, bu ömür rüzgarı başımızda iserken, böyle bir hale düşmezken, şu nefeslerimizi boşa sarmadan, hayatın kıymetini bileceğiz beş şey. Beş şeyden önce kıymetini bilin, buyuruyor ya Aleyhisselam özel Efendimiz. Sonra diyor, vardın boğazıma atıldı diyor. Tövbeler ve istiğfarlar et, bak bir kişi içinde zor. Bak buraya geçse yüzüne bakmaz çoğu insanlar, çoğu insan bakmaz, değer de vermez zaten. Çünkü değer yargısı değişik. Şimdi Nasireddin Hocamız, rahmetullahi, af buyurun merkep bir türlü samanı yemiyor, Gözüne yeşil bir gözlük takmış. Takınca onu yonca zannediyor, ekin zannediyor, yemeye başlıyor. Bu göz, bu göz, Olur sömürür, Allah'ımız nur vermiş. Mesela idare vardı, mum vardı, çıra deriz gaz lambası, bunların aydınlatacağı yer ne kadar olabilir ki Ama, bu elektrik de çok büyük bir alanı aydınlatıyor. Yıldızı, Ay'ı, Güneş'i tarif edilmez.
Eğer o marifetullah nuru tecelli edecek olursa, Allah'ımıza üns, dost olma nuru tecelli edecek olursa, Allah'ımıza kurbiyet yakınlık nuru tecelli ederse, onun Rabb'ımızın izniyle görmeyeceği bir şey yok. Kardeşimizin okuduğu Kuran-ı Kerim'deki Ayet-i Celile'nin esrarında görür ve düşünür, der ki bir dağın başına Kuran-ı Azimüşşan indirilse, o dağ paramparça oluyor. Neden benim kalbim bundan etkilenmiyor? Şimdi bunları elde itmedikçe, anlatılanlar inşallah faydalı olur. Sabır, es-Sabr Şimdi sabır öyle ki diyor, nimete de kavuşsa, nimete de uğrasa. Nikmet ne? Sıkıntıya da düşse, onun kalbinde hiçbir değişidi ki Diyor ki veren de o, alan da o diyor. Çok böyle intihara kalkanlar var. Bu da sıkıntı, bu da başıma gelecekti. Ve hicranü'l-halk fi cen bil hakkı şedidün ve seyruminen nefsi ilallah teala sabun şedidün.
Fünni ibadadi gaddesallahu sırrı sultanımız buyuruyorlar ki biz dünyadan ahirete doğru yürüyoruz ama onlara yürüyüş çok kolay, çok tatlı. Nedir bu Esselamü? Hem dünya işleri rahat oluyor. Bunlar tevhide öyle bir odaklanmış. Tevhid artık onlarda nazarı bir şekil değil. Dili ile okudu, la ilahe illallah olarak değil, gönülle okuyor, ruhuyla okuyor. Böyle canıyla okuyor. Böyle olduğu zaman diyor, onun ahiret işi de had dünyevi işi de büyük bir huzurun içerisindedir ve sonra Böyle halk ile şununla, bununla, şunun kızıydı, geliniydi, şu hayatı böyleymiş, bilmem ne Başkalarının doldurmasıyla, hiç aslı aras olmayan sözlerden meşgul ola ola mürşid-i kamilimizden de mahrum olduk. Rabbimizin nurundandı. Niye? Çünkü, Bakara, yüz otuz üç Bizi, bizi ilgilendirmeyen meselelerle uğraşa uğraşa bu hale geliyor. Ya, bizim asıl sarılacağımız yer var. Size bir şey söyledim, layık olmayarak söyledim.
Kıymetli bir insan, işte elbisesi, peymür dedik, saç çakar birbirine karışmış, derdi ki kovayı alıyorsunuz, madeni paralara tutuyorsunuz, Yahu şu kovayı alın, gönül kovanızı, altın ve gümüş, Allah'ın dostlarına muhabbet, Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem'e sevk, Cenab-ı Hakk'a aşk, o değerlere tutun diyordu bizim. Şimdi nefsani halden Rabbi Zülcelal'imize dönüş, Sabun şedidun, gerçekten zordur diyor. Ve sabrumaallahi teala eşhedtü fesit-ü ilani sabır, tecerruul-il mirara min gayrı tabiisin Zoru, sıkıntısı, belayı, meşakkati bal gibi yutup, hiç diyor şeklinde, şemailinde değişme yok. Çünkü Rabbimdendır diyor. Biraz önceki kısmında da Allah ile diyor olmak, bunun en şiddetlisidir.
Şimdi Rabbimiz bizi andığından hiç şüphemiz yok, her zaman kuluyla beraber es-Sami, yüz yirmi sekiz Siz nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir, böyle Ama bunu gönül olarak yaşamamız Çünkü murakebenin tabirinde ne var Gönülün onu hissedebilmesidir. Sehil bin Abdullah Ettüsteri Hazretleri tefsirinde bu şekilde izah ediyor. Gönül bilecek, o yakınlığı hissedecek. Yoksa biz bilmiyor değiliz. Allah'ımız her an kulunu gözetlemektedir. Bak, Misal Suresi'ndeki birinci ayet içinde, İslamiyet. Allah'ımız her an bizi gözetlemektedir. İşte bunlarda yoğunlaşacağız. O zaman bize bir tat gelecek, bir lezzet gelecek. Yoksa ne huzurumuz kalır, böyle evrad çekeriz, tat almayız, namaz kılarız, zif yok! Yani, Tarikatı Aliye aynı zamanda bir zevktir, bir şevktir, bir aşktır. İnşallah vazifelerimize dikkat ederiz, zaten büyüklerimizin eserleri çok güzel, Sami efendimiz hazretlerinin çok güzel.
Şimdi biz yüksek perdeler mi dem vuruyoruz, onu da bilemiyorum. En azından mürşid-i kamilimizin zahiri ve batıni şifa tarifi, onu o kucakini yeter. Nasıl izah etmiş bir dörtlüğün içerisinde Ayet-i Celilenin anlamını giydirmiş. Bir Hadis-i Şerifi giydirmiş bir dörtlüğün içinde gelmeyene gider. Ne diye, düşelim de başlıyor. Vermeyene verir, Maklubu didargi. Kötülüğe iyilik gerek, vermiş, çok güzel izah etmiş. Ama bir düşünmek gerekiyor efendim. Sabırdan sorulmuş da bu şekilde anlatmışlar Sabır, bu sabrın dereceleri var, sabır ama çok sabır Bunu şöyle icra edebiliriz Şimdi biz, dil olarak, vücut olarak, şekil olarak sabırlı olduğumuzu ifade ederiz ama onların gönlünde bir budulbu var. Sabır gönüllerinde onların, ondan dolayı Rabbımızdan diyorlar. Misaller uzatır: Sıkıntı geldiği zaman, bu da mı olacaktı, bu da mı başıma gelecekti, bilmem filan.
Şimdi, buraya eğer şu kasaba olmasa neleri anlatırım. Çünkü bir şey hemen beyne gelir diye söylemiyorum, şunu mu kast etti diye. Çünkü dillerimiz acayip geçti. Gözlerimiz, gönüllerimiz, çoğu insan bu sözlerle kendimizi mahvediyoruz. Duydum, gördün mü, yok, güldüm, bu. Böyle bela ve musibette edebini muhafaza ediyor, dilini muhafaza ediyor, gönlünü muhafaza ediyor, hal ve davranışını muhafaza ediyor. Dünyanın azı çoğu tatlısı, acısı, evveli sonu, her şeyi nedir? Bir imtihanımız içindir. Biz dinleniyoruz şu anda. Bu direnmede acaba başarılı olacak mıyız, olmayacak mıyız, dileniyoruz biz. El-Fukaha ve Ehllü Hadis, Minbadi edeil ferrail Şimdi, İslam hukukçuları ve Hadis-i Şerif'te gerçekten hem usul olarak hem de ilim olarak ileri olan kimselerimiz bize sabrı şu şekilde anlatılıyor. Buyurdular ki Edeü'l-ferrail bir kere farz olan vazifelerimizi, mesela hac farzdır, yapacağız, lütfuyla.
Bize ne yasaklanmışsa ondan da kaçacağız. Bak dedik ya, Allah'ımızın emrettiği bizim hem dünya işimize hem uhrevi işimize faydalıdır. Şu cemiyete demek istiyordum acizane, boğulacak olursak içinde, oğlum şimdiden başlarsan bitiremezsin, bir de böyle dediler. Yaşlanınca acaba yaş oraya varacak mı? Tabii kafa ilahi kafa, efendimizin görüşünde bir kafa, sallallahu aleyhi ve sellem, evliyaullahın sadat-ı kiramın düşüncesinde olması hep böyle oluyor. Çünkü bakış açısı değişik. İnşaallah bakışımız Kitabı Kerim'e göre olur. Efendimiz ölçüsünü verdi sallallahu aleyhi ve sellem, Kuran ve sünnettir diye. Kuran ve sünnettir deyip de onun altında nefsani bir hale Cenab-ı Hak'a gizlesin. Ve boş sözlerden kurtulmak ve katr ü külli alakatin böyle bizim gönlümüzü meşgul edip, Cenab-ı Hakk'ın muhabbetine mani olacak, ne varsa onu kaldırmak. İşte misal vermezsen olmuyor ki, mecnunel Aşık var.
Bu bir rüya görüyor Allah'ımızın aşığı. Hatta cemaat kendisini dinlememiş de Tezkiretü'l-Evliya'da geçiyor, cemaat bu delidir diye onu dinlememiş, asıl iş onlarda ama işte görüş değişir. O da demiş ki Cemaat gitti bizi dinlemiyor. Ey caminin kandilleri, siz gelin demiş. O zaman kandiller olduğu gibi iştirak etmiş. Biz, Allah'ımızın emrine iştirak eder canı gönülden sarılırsak, bakın, Bisel Karani'nin develerini melekler otlatıyor, etrafını onlar sarıyor ve uzar. Rabbımıza muhabbetimiz olursa, o bizim her şeyimizi halleri. Çünkü yolu açıyor, okuduk Getirme Her şey kolaylaşıyor. Şimdi demek ki zorlaştıran biz oluyoruz, aslında önümüz açık. Rabbimiz bize Es'am-ül'den, Allahü yedru ile deris-selam davet ediyor hatta, gelin, huzura gelin. Burada, bunlardan kurtulmak buyurmuş. Daha başka var mı, ona bakıyorum.
Şimdi sabrı anlatırken buyuruyorlar ki: Bakara, yüz otuz üç Sabır hakkında buyuruyor, çok uzun ifadeleri var, konuları var. Bunun edepleri var, halleri var. El-gana, bir galili dunyan kesiria illa şu kadar olsun, bu kadar olsun demektense diyor, eline ne geçmişse ona razı olmak. Kendisine gereken ne ise onunla geçiniyor ama Allah'ımız vermiş, onu da yolunda sarf ediyor. Ne güzel, ne nimeti. Bu şekilde İsa buyurulmuştur. Bir de Essabru darbani Ahaduhuma darbun bedeni yun keteniun, ketehammülü'l meşşaki bil beden. Şimdi sabrı iki şekilde ele aldı. Birincisi buyuruyor, bedeni İbadet ve taati, bedeni, böyle vücudumuzla taatleri yerine getirmek yıpranır mı? Azelenir, yenilenir. Beden, sıhhat ve kuvvete erişir. Ibadetler ve taatler demiş. Bunun yanında sabır diyor, böyle hastalıklara sabır.
İnsanın şimdi nefsimizde ne var bizim nefis bol bol yemek ister, gezmek ister, yatmak ister, kendi rahatını düşünür. İşleniyor bunlardan kurtulabilmektir. Asıl lezzetin, huzurun, Rabbimizin emrinde ve gösterdiği yolda olduğunu bilip, zaten tadıldığı zaman, o zevkten tadıldığı zaman ayrılması da mümkün değildir onun. Şimdi midesini haramdan koruyor Haram, yemiyor. Namusunu da koruyor, o zaman buna iffettir, ver. Namusunu koruyan kimse demektir ki övülen bir sıfattır. Ve in kene ihtimali mekruhin, eğer zorluklara hatlanma hali olursa buna da aynen diğerinin bir değişik şekli sabır olarak nitelendirilir. Fa'alem. Ennessabra erbaku aksami aksami. Sabrın dört şekli vardır. Sabrun aletle ibadet ve taate sabır ve sabrun anil masiyeti, günah işlememeye sabır. Asıl bizi geliştiren de bu zaten, yapabilirsek. Ve sabrun alel mihen yani zorluklara, sıkıntılara katlanmak.
Acaba tam diyemedik mi ona bakıyorum. Sabrun aletle ibadet yapmaya sabır, günah işlememeye sabır ve sabrun fudulit dünya. Şimdi mesela Allah'ımız nimet bahşetmiş, şımarmaya başlamış kişi. Bu Kuran-ı Kerim'de geçer, Harun'un durumu. O nimete mazhar olunca çünkü hazinelerinin anahtarını büyük bir cemaat götürüyor. O kadar çok mal, azdı bu. Azdırmaması. Allah'ımız muhafaza buyursun. Ve sabrun alel mihhan, velime, sıkıntılara ve meşakkatlere katlanmaktır. İbadet ve taate sabır nasıl olur? Bak bu ehlullahın sözü, onun için çok kıymetli. İbadet ve taatteki sabır istikamettir diyorlar. Nasıl emrolunmuyorsa o şekilde hareket etmektir, takvadır, zühüdtür demiş. Ma miftahun niye diye bir konu var, yine sabır hakkında Velhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.