Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Üç ayları bereketlerle, nimetlerle dolu bir ay. Recebi Şerif'te hem Regaip gecesi hem de Miraç gecesi ile nimetlenen bir ay. Şaban-ı Şerif'in yarısı beraat gecesi diye ifade buyrulan mübarek bir gece. Ramazan-ı Şerif'te, Kadir Gecesi de elbette ki müstesna bir ikramıdır Cenabı Hakk'ın mümin kullarına. Şaban-ı Şerif'in on beşinci gecesi. Artık pazarı pazartesine bağlayan gece. Allahü zülcelal yeryüzünde bulunan kullarını kendisine dönen kullarını bağışlar. Tevbe eden, istiğfar eden kullarını mağfiret buyurur. Illa müşrik, ancak müşrikler müstesna. Dev meşahin Allah'ın kullarına sebepsiz nefsani arzular sebebiyle kin güdenler müstesna. Şirk hususu bu inkar değildir. Rabbi zülcelal imizin Halık yaratan olduğunu kabul ediyorlar. Ama Mevla'yı Zülcelalimizi hayatlarında yaşantılarında onun emirlerine, hükümlerine yer vermiyorlar.
Diyorlar ki o bizim yaratanımızdır. Fakat bizim nikah mevzumuz olsun, ticari münasebetlerimiz, aile hayatı, miras hukuku artık ne sayabilirseniz sayın, o gibi hususlarda söz sahibi değildir diyorlar. Biz istediğimiz gibi yaşarız, günün şartları budur. Eğer bu şartlara uymazsak biz ticarette de ziraatta de başarılı olamayız. Haksız kazanç yollarını helal görmek suretiyle ayrıyeten bir yanlışlığa, Rabbi Zülcelalimizin emrinin dışında bir emre, bir amire itaat edilmiş oluyor. Biz bunu şu şekilde düşünürsek daha güzel olur. Diyelim ki bir kazanç hususu elbette bir beşeriz, yiyeceğiz, içeceğiz, hayatımızı devam ettireceğiz, yiyeceğiz. Gezip dolaşacağız.
Fakat gezip dolaşırken, emri ilahiyeye teslim ile baktığımız her eşyadan ibret almak, geçmiş kavimlerden ders alıp, kendimize yön verme şekli olduğu gibi, bunun yanında Allah'ımızın razı olmadığı, tamamen soyunulmuş, ve kadın ayrımı olmayan mahallerde ise bulunmak ve bunu da hoş görmek elbette ki Rabbimizin sultasının dışında başka bir sultayı kabul etmek olur. Bunu siz bütün yaşantılarımıza kıyas edersiniz. Arz ettim ya, bir halk hukuk konusunda dahi öyle ki birileri Rabbi Zülcelalimizden çekinerek emrine itaatle, diyelim ki bir mahsulün bölüşümü bu kadar ayrıma gitmez ama hikmetini görmek suretiyle bir buğdayın dahi Cenabı Hak karnını yarık bir vaziyette ikiye bölündüğü zaman, biri bir tarafa, biri diğer tarafa ayrılacak tarzda halk etmiştir. Bu bize gösteriyor ki, hak ve hukuka riayet etmemiz gerekir.
Birileri bunu söylüyor ve emri ilahiye itaat edip, halıkımızın sultasına onun hükmü altına giriyor. Bir diğeri de gözünü aç, ne kapabilirsen deyip şu üç günlük dünya hayatında ahireti unutarak ne kadar çalar, ne kadar çırpar, ne kadar götürebilirse onunla mesrur olan kimse de Rabbimizin hükmünün dışında bir tavra girmek suretiyle itaatsizlik yapmış olur. O zaman şirk konusu ne kadar mühimmiş. Halıkımız Kehf suresinin son ayetinde, halde. Allahü zülcelal'e kulluğunuzda Celle Celalü hiçbir şeyi ortak koşmayın. İbadetimizde dediğimiz zaman diyelim ki cihad ediyoruz yolunda Mevla'nın, eğer bizi ne güzel bir yiğit, ne güzel bir cengaver desinler diye yaparsak bu şirki hafi olur. Şirki celiğ artık Rabbimizin dışında başka varlıkları ilah kabul etmek gibi. Şirki hafi ise taatlerimizdeki riyalardır, gösterişlerdir.