Merhabalar sevgili Nijerimiz. İhsan Mektebi programımızın bugün yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Bugünkü programımızda Musahabe serimizin üçüncü cildinde yer alan rüya konulu sohbeti sizlerle paylaşmaya çalışacağım inşallah. Allahutaala şöyle buyurmuştur. Şanıma kasem olsun ki Allahutaala Resulüne rüyasını sadık kılmıştır. Fahr-i Alem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hudeybiye seferine çıkmadan evvel Medine-i Münevvere'de ve Mücahit'den bir rivayete göre Hudeybiye mahallinde bulunurken rüyasında Beytullah'ı emniyet içinde ziyaret ettiğini görmüştü. Bu rüyasını Ashab-ı Kiram'ına haber verince sevinmişler ve birbirlerini tebrik etmişlerdi. Kasem olsun ki siz inşallah mescidi harama muhakkak gireceksiniz. Buna şüphe edilmesin. Bu muhakkaktır. Rüyanın Mahiyeti. Rüyalar İbn-i Mace'nin Avf bin Malik'ten rivayet ettiği bir hadisi şedife nazaran üç kısımdır.
Bir, insanları mahzun etmek için şeytan tarafından ilka edilen bazı korkunç rüyalardır. Yüksek bir yerden düşmek gibi. Böyle rüya görülünce Cenabı Hakk'a sığınmalı ve bunu başkalarına anlatmamalıdır. İki, insanın uyanıkken ehemmiyetle meşgul olduğu şeylere ait gördüğü rüyalardır. Bunlar da birer kuruntu veya inhirafı mizaç neticesi olduğundan esassız şeylerdir. Üç. Nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzü addolunan rüyalardır. Bunlar tarafı ilahiden birer beşaret veya inzar mahiyetinde olup bunları bir kısım melekler Ümmü'l Kitap'tan telakki ederek uyuyanların ruhlarına ilham ederler. Birinci ve ikinci kısım rüyalar birer rüyayı batıladır. Bunlara lisanı dinde hölum denir. Çoğulu ahlakdır. Bunlar karmakarışık şeyler olduğundan ağlam da denir. Adıgalt yaşı kurusuna karışmış ot demetleri demektir. Üçüncü kısım rüyalara ise rüyayı sadıka denilir.
Bu sadık rüyalar doğru sözlü, temiz yürekli, nezih itikatlı zatlara genellikle nasip olur ve bu halde bunlara rüyayı saliha da denilir. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine yirmi üç sene vahyi ilahi nazil olmuş ve bu vahyi semavi ilk altı ay zarfında bir hikmete mebni olarak rüyayı saliha suretiyle tecelli etmiştir. İşte bu itibarladır ki bu kabil rüyalar birer hakikate tercüman olarak ilmi nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzü sayılmıştır. Nitekim bir Hadis-i Şerif'te, rüyayı salihha nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür, buyrulmuştur. Rüyalar hukemaya göre şu iki kısma ayrılmıştır. Bir, afaki bir hadiseye delalet etmeyen kuvve-i hayaliyenin bir neticesi olan esassız rüyalardır. Bunlar ya insanın uyanıkken vuku bulan kuruntularından neşet eder veya insanın mizacındaki tahvilattan ileri gelir. Hastalık gibi.
Nitekim insan çok düşündüğü, çok arzuladığı bir dostunu daima rüyasında görür. Susuz bir hastada kendisini uykusunda çeşmeler, ırmaklar kenarında bulur. Bütün bu rüyalar hayalet ve evhamdan ibarettir. İki evvelde vuku bulmuş veya gelecekte vuku bulacak afaki bir hadiseye delalet eden rüyalardır ki o hadiseye bilahere yakaza halinde ittila husule gelir. Acaba insan kendisince henüz meçhul olan bir hadiseden öyle rüya vasıtasıyla nasıl haberdar olabilir? Bu mesele hakikat-ı insaniye ile alakadardır. İnsanın hakikati yalnız bu maddi cisimden yalnız şu beş hassadan ibaret değildir. İnsan asıl nefsi natıka denilen ulvi bir ruhtan ibarettir. Bu ruhun bütün su veri hadisatın mürtesen bulunduğu alemi melekuta manevi bir bağı irtibatı vardır. Ruh uyku halinde bedenle iştigalden azade kalınca bu melekut alemine teveccüh eder.