Ruhun Yakınlığı ve Manevi Dengenin Önemi kaydında Elhamdülillah memleketimizde Hasan hocamız rahmetullahi değildir. Alimler ki bu memleketin taşı ve toprağı veli kokuyor diye. İnşallah öyle devam eder. Bu sebeple, bu sebeple velilerin yaşadığı hakikat ehillerinin bulunduğu bir mekanda ancak bu konu işlenebilir. Bu da kur ve bürokratik. Kur yakınlık. Brot uzaklık. Acaba niye yakınlık?…
Ruhun Yakınlığı ve Manevi Dengenin Önemi ne anlatıyor?
Ruhun Yakınlığı ve Manevi Dengenin Önemi kaydında Elhamdülillah memleketimizde Hasan hocamız rahmetullahi değildir. Alimler ki bu memleketin taşı ve toprağı veli kokuyor diye. İnşallah öyle devam eder. Bu sebeple, bu sebeple velilerin yaşadığı hakikat ehillerinin bulunduğu bir mekanda ancak bu konu işlenebilir. Bu da kur ve bürokratik. Kur yakınlık. Brot uzaklık. Acaba niye yakınlık?…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Elhamdülillah memleketimizde Hasan hocamız rahmetullahi değildir. Alimler ki bu memleketin taşı ve toprağı veli kokuyor diye. İnşallah öyle devam eder. Bu sebeple, bu sebeple velilerin yaşadığı hakikat ehillerinin bulunduğu bir mekanda ancak bu konu işlenebilir. Bu da kur ve bürokratik. Kur yakınlık. Brot uzaklık. Acaba niye yakınlık? Şimdi burada yakınlığın, bedeni olanları var. Bedenliği yakınlık. Mesela evinize yakın olursunuz, akrabanıza yakın olursunuz, işinize yakın olursunuz vesaire. Bir de ruhun yakınlığı var. Asıl gereken de bu. Çünkü ruh Allah'ımızdan Celle Celalü bir nefha olduğu için, bir nefha olduğu için devamlı Rabbimize ait olanları ister. Mesela büyüklerimizden duyuyoruz ya diyorlar. Sana en güzel kızı nikah edelim deseler istemem. Sana en büyük araziyi versek, en büyük serveti bağışlasak istemem. Ne istiyorlar? Allah'ımızın rızasını istiyorlar.
Bu Adana'da çok varlıklı zenginlerden Nuri has. Zaten evlatları var bunların. Onlar da vefat etti. Çok yaşlı. Tarık eski. Bunlar Sami efendimiz hazretlerine sevgi duyan kimseler. O zengin olan zat demiş ki, böyle bir yardımda bulunalım efendi hazretlerine hizmet ediyor dinimize. Oldukça yekun teşkil eden bir meblağ zarf içinde göndermişler. Zarfın içini de açmamış zarfın ağzını da açmamış. Bir kalem almış eline. Teşekkür ederim. Ihtiyacım yoktur. İnşallah hiçbir yardım yapamıyoruz biz. Elhamdülillah onların dualarıyla birçok nimetlere mazhar olduk. Duyduğumuza göre yakını böyle inşaatlarla alakalı, ona çok güzel bir iş yeri plan çizdirelim. O plan vesilesiyle çokça yardımda bulunalım. Demişler şöyle bir projemiz var. Bunu yapabilir misiniz? O da efendi hazretlerine durumu arz eder. Allah'ımız Medine'e öyle bir gönül, öyle bir göz lütfetmiş ki, iiznillahi teala ileriyi keşfederler.
Buyururlar ki, buyururlar ki, o yaptıkları inşaatta bir bölümünü faiz yuvası yapacaklar. Haddi. Cenabı hak sana cami planları ne lütf etsindir. Onların gözleri dünyada yok. Neden yok? Şimdi bizim burada bir havuz var. Sekize sekiz, ona on. O kadar da değil zaten. Beşe beş gibi ne gibi? Şimdi bunu gören kimse ne diyor? Hiçbir yer bölünmemiş ama. Bunu bölmüşsün. Sadece gördüğü bu. Allah Allah, ne büyük bir mekan icra etmişler der. Çünkü bölünemiş film. Ama bu kimse denizi görse, okyanusu görse nedir? Buraya hile gelir mi? Fatih'e, Bendir denizi okyanusudürdüm. Bunun için Yunus Emre diyor ki, ballar balını buldum. Kovanın yağma olsun. Böyle bir canden bir zat olsa gerek, olmasa da yedilerden mübarek velilere hizmet eden bir kimseydi. Böyle bizim hanemizden, evimizin hanesinden de alıştığımız için bu konuşulurdu. İşte amca böyle bir intisabınız var mı deyince şunu dedi.
Ben dedi deryayı buldum. Damla ile ne işin var? Yani onlar bizzat işin kaynağına ilişmiş. Bizim için gerekli, mutlak gerekli. Ama onlar aynen Yunus Emre'nin dediği gibi kovanın yağma olsun, aslı ziyandan geçtim diyor. Dükkanım yağma olsun. Onlar gelişeceği yere girmiş. Şunu demek istiyorum. Gözümüzü her zaman böyle değersiz nesnelere dayamamamız gerekir. Hep ulvi olan değerlere kıymet vermemiz icapıyla kitabı Kerim bunu anlatır bize. Allah'ımızın kitabı. Niye derseniz, Siz Müminler oldukça siz en üstünsünüz buyuruyor. Bak hiç aşağıya düşüş yok ama şartla ifade ediliyor. Mesela müminler oldukça siz üstünsünüz. Hadis-i şeriflere bakıyoruz. Hadis-i şeriflerde de aleyhiler çok. O mesela Furkan suresinde müttakine imama diye geçer ya. De muttakilere imam, Cenabı Hak'tan korkan kimselere imam olarak tayin eder. Çok aleyh kelimeler fazla.
Bunun yanında hadisi şeriflerde de küllüküm rayin, hepiniz idarecisiniz. Bu çobansınız dendi mi önüne koyunu kuzuyu katmış, onları otlatıyor değil. Bu da güzel. Enbiyadan çobanlık yapmayanı yok hemen hemen. Bu da güzel. Bu tevazuğa işarettir, ayrı bir konu. İşte gönüllerimizin hep varlık sahibi olduğumuzu ifade etmemiz insanın yüzüne de baktırdık. Ama mütevazi, ben değil ki Sami Efendi hazretlerine o ilahi kutsal görev verilince, benim adım Sami ama başka Sami de olabilirdi. Şu ifadeye bak bakalım. Bak tabii kardeşimiz de belki duymuştur. Efendimiz hazretleri hadisallahu sırra eğer benim hatam gitseniz kapımın önünden geçmezsiniz diyordu. Geriden baktım yeşil türbe, içine girdim. Estağfurullah tövbe bu Rabbimizi bulmalarından ileri gelir. Azamet-i ilahiye gönüllerine düşmüş onları. Şeytan neden söylüyor? Adem aleyhisselamı beğenmiyor. Neden? Çünkü hakikati görüyor, kendini görüyor.
Kendinde fazilet, üstünlük görüyor. Onda. Şimdi biz burada demek ki vitesi geriye tapmayacağız. Devamlı ilerleyelim. Bu vitesi bize Allisinat vesselam Efendimiz zaten hadisi şerifinde beyan buluyor. İki gönül denk olan zarardadır. Ne demek bu? Daha bir ileriye, daha bir ileriye. Yani bir aldığımız nefes, ikinci aldığımız nefes ondan daha bir düştü. Bu dediğimiz nefes nedir bizim? Bu nefes Aynı zamanda müncezip tabirini kullanırlar. Gönüllü cenabıhakk'a çekilmiş bir değilmiş bunu yaşar aslında. Şimdi rabıta da durduğumuz gibi onun dışında da böyle meclis olarak hayırlı meclislerde bulunursak haydi bulamadık. Şu dünya kadar bize hayırlı bir meclis yoktur. Çünkü yeryüzü Kuaileb yiyen ardu mesciden ve tahura. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz yeryüzü bana mescit kılındı. Tahir ve Temiz mescit kılındı. Bunu bilse, bak hayatımızın her anı güzel geçecek. Bir nefese verilen mükafata bakalım.
O nefes neydi bakalım. Şimdi maden çıkaramıyor. Bakıyoruz. Kömür çıkaranlar da var. Kömür madenler de var. Kömür çıkar. Ondan sonra bakıyorsunuz, mesela altın çıkarıyor. Eğer mümkün olsa da Yakup'u ve zümrüt'ü çıkarırsa. Bu nereden çıkıyor? Geriden çıkıyor. Onların kalp mekanı Allah'ımızın nuruyla, çünkü kur hadisesi işleyebilirsek biiznillahi Teala, öyle bir Cenabıhakk'a yakınlık meydana getirmiş ki, hatta yakınlık yok. Nasıl yok? Bir sütü ele aldığımız zaman siz sütün içinde yağ var. Olmaz olur mu? Var. Fakat haydi bunu ayırt kese yağı da sütü birbirinden ayırmak mümkün değildir. O ona inkılap etmiş. İşte fenafillah makamı bu demek. Beka makamı onunla baki olmak demek. Artı gurb diye bir şey yok, yani yakınlık. Neden yok? Dedem Rahmetullah Ali Hazretleri gerçekten büyük bir insanmış. Büyükler sözlerinden de anlaşılıyor. Konuştuğu kelamdan anlaşılıyor.
Diyor ki üstazı için farkı yoktur secdein. Kalbimize eyle ilka feyzini sen mürşidin. Yani senin için diyor bir uzaklık, yakınlık yok. Hatta sorunsa, Esad Elbili Hazretleri'ne, kalpte Sallallahu Aleyhi Sırra, demişler ki efendim biz rabıta yapıyoruz. Yalnız sizi dizimizin dibine mi getirsek, nasıl etsek biz sizin dizinizin dibine mi varsak? Hayır hayır buyurmuş. Biz şarttan doğan bir güneş gibiyiz. Siz kalbinizi hazır bir hale getirirseniz derhal nur-u ilahi içine girer. Bu, bunlar için uzaklık yakınlık diye bir şey yok ki. Aslında öğüt için efendim Kuran-ı Kerim'i atsak da oradan bir çünkü Cenabı hakk'ın birçok nasihatleri de var Kuran-ı Kerim'de. Zaten Kuran-ı Kerim'in hesabına ya eyyuhen nas diye başlar ya, ey insanlar Kuran size mevaizıdır diye buyuruyor. İlla bunu biz Kuran-ı Azimüşşan'ı açıp da orada ayetlere bakacağız. Bununla değil.
Her şey şu alemde Cenabı hakk'ın ayetidir, her şey. Ayet nedir? Allah'ımızın esrarıdır, yüce kudretidir Cenabı hakk'ın. Zaten onun dışında bir şey yok. Hep onun halkıdır bu. Halk etmiştir. Semavat kadar bize büyük bir nasihat olamaz. Şu yeryüzü kadar nasihat olamaz. Yerden bu Kuran işte Kuran-ı Azimüşşan. Bir kitabı kerimimiz var, bir de kainat kitabı var. Bu kainat kitabını okursak anlayabiliriz. Kuran-ı Kerim'i açıyoruz. Bunu nasıl okuyorsak kainatı da öyle okuyacağız. Kainat nedir? Su, hava, ateş, toprak. Şu bastığımız toprak kadar bir ayet yok demeyin de Cenabı hakk'ın büyük ayetlerinden. Bak burada hayvandan başladı Cenabı Hak. Diveden başladı. Ondan sonra semanın yükseltilmesi, daha sonra dağlar ve yer. Semanın yükseltilmesi nedir? İşte ayet bu bize. Yedi kat sema, kürsinin yanında ne kadardır?
Firsiinin yanında şöyle bir tarla düşündüğümüz zaman o tarlanın ortasındaki şu yüzü işte. Bu kadar. Gibi hazin. Kürsi nedir? Kürsi de arşı azamın yanında bu kadar. Arşın ötesi var mı? Onu Allah gönüllerimize bildirsin. On sekiz bin alem. Yedi on sekiz bin alem insanın gönlünde. Bunun için buyruluyor ki Bir kendimizi keşfetsek, o zaman anlayacağız. İnsanda ne var? İnsanda olmayan Şimdi bunlar mevzuyu dağıtır. İnsanda şu var ashabın. Cenabı hak isimlerin hepsini Adem oğluna öğretmiştir. Çözebilirsek, verilmiş bize. Gösterilmiş bir kış gösterilmiş veya bir hazine gösterilmiş ama çok bitmeyen nimetlerle dolu bir hazine gösterilmiş. Elimize de anahtar verilmiş. Haydi aç. Bu hazineye gir. Oku kelime-i şehadeti iman hazinesine gir. Hakikaten okuyabilirsek bu dil ile okumakla olmuyor. İmanın tasdik olması gerekiyor. İman tasdik olursa imandaki verilen imana verilen değerler ortaya çıkıyor.
Bak hiç bunu bilmiyoruz. Bize eğer ehlullah söylemese hiçbir şey anlamayacağız yani onların sohbetlerini de dinlediğimizde. Böyle bazı duyduklarımızdan nakil. Yok. Canım anahtar elimizde niye açmıyor? Anahtarı tersine çevirecek olursam açılır mı? Anahtarı yerli gelince kullanacağız. Bak evraklarında bile var. İve ispat diye tarif veriyorlar. İlahiye en te matsudi, virılda te matsudi anahtarın dişleri evet. Bir dişi daha var ki en önemli olan odur. İmil okuma illa lila. Her içimizde hükmü Cenabı Hak'tan vermek. Efendim bunlar verilmiş bize de biz o hazine de gösterilmiş. O hazine de gösterilmiş. Ama biz anahtarı kullanmayı bilmezsek, o hazinenin bir suçu yok ki. Biz açmayı bilmiyoruz. Başta açmayı bileceğiz. Açmanın birinci yolu nedir? Tevbedir. İkinci yolu nedir? İbadettir. Üçüncü yolu nedir? Hamdı senadır. Dördüncü yolu nedir? Cihattır. Beşinci yolu nedir?
Allah'ımızın emrettiğini hem şahsimizde hem de insanlara yaşatabilmek nehyettiğinde o şekilde. Bir de koymuş olduğu sınırları aşmayacağız Allah'ımıza. Bu. Şimdi Allah'ımız sevdiği kullara, önemli bir iddia ver bu, sevdiği kullara işleri kolaylaştırır. Onların hem dünya işi kolaylaşır, hem de uhrevi işleri kolaylaşır. Allah kolaylaştırıyor. Hiç ummadık yerden Allah ona ihsan ediyor. Bu Hadis-i Şeriflerde de geçiyor zaten. Mesela kişi kişi buyuruyor, uhrevi halden dolayı manevi güzelliklerden dolayı dünya işlerini hacedemiyor. Böyle olan kimselere Cenabı Hak ey dünya, sana kul olanları kendine kul, köle, bana gerçekten kul olanlara da sen olan kul. Yani dünya onların avucunun içerisinde zerre kadar bir ihtiyacı yok onun. Anlatmıştık bir ara. Bu Kuddusü Veli Hazretleri böyle bağ bahçe işlerinde bulunur.
Demişler ki, ha efendimiz, oturun dergahta güzelce, bize tatlı tatlı sohbetler etse ne bağ bahçeden yorum bel kürekleriyle bilmem filanlarla bu mudur demişler. Öyle deyince artık nasıl tarif edersek, bel küreğini toprağa saplamış, arkaya doğru atmış. Bütün altunlar dökülüyor. Evladım bizim buna ihtiyacımız yok. Yalnız siz hatta farzı kifayedir. İnsanın rızkını helalinden temin etmesi farzı kifayedir. Biz diyor size yol gösteriyoruz. Mesela çokça duyduğumuz bir husustur. Abdurrahman bin Avv hazretleri ve diğer çok misaller var Buna ensardan olan kardeşi dünyevi ikramda bulunmak istedi. Hatta teehlül hususunda bile. Değil mi? Cenabı Hak ehlini de, iyalimi de malını da mülkünü de mübarek ilmi de sen bana alışveriş yapacağın bir pazarı göster. Burada bak biz hatırlıyorum biz ne Adana'da Hasan efendimizi de anlattık. Bunlar asaleten gelenler. Şimdi bazı duyuyorum tarikatlarda var.
Vekil diyorlar. Olur mu? Tabii o bölgeler bir bayi gibi. Manevi bir bayi. Orada mübarek yolunun halaka teşkilliğini yapıyor, evrak eseri, güzel. Böyle bir yetki var. Bir de asaleten geniş var. Var. Bizzat şahit olduğum iki kişidir. Birisi Adanalı Hasan Efendi, bir izle müstahazımızdır. Bunu defalarca söyledi. Ah diyorum olsaydım, Rasulullah'ın kalemi defteri var mı? Hey, su akillarımız bir çalışsaydı, akillar da ünül enbab gitti. Ondan sıkıntı olan dolu. Akıl var. Ama ünül enbab bu akıl delillerle görülüyor. Ülül elma gönülle görür. Onu mesela Esad Erbillah Hazretleri hemen dirleyin toparlayıp konuşmalarımı tekrar dinliyorum. Biri bir yerde kalıyor, biri bir yerde kalıyor, kalmasın. Kendisi biliyorsunuz İstanbul'a gelmiş. İstanbul'da ilk dergah açılması için Meşihat makamına müracaat etmiş. Demişler ki burada bir kelami dergahı var, münhal, hoş.
Yalnız bizim sizin bir gadil icat etnamenizin olması lazım. Bağdat'ta Abdülkadir Geylani efendimiz bizzat türbedarına emrediyor. Ben bu hayatta bulunmadığım için yazan ben yazacağına inanıyorum, o ayrı. O yazı nasıl olur? O yazı nurdan olur. Senin ve benim gördüğüm karalama değil o. Şimdi diyor ki ben hayatta vereyim, sen diyor yaz Esadi Elbili Hazretleri gelecek, tarif ediyor. Ona diyor icazetnamesini verirsin. Ve bir, Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam işaretinde doğru zaten. Bu Adana nasıl efendisi ve diyen. Şimdi şey hemen diyeyim Abdurrahman bin Av Hazretleri Radıyallahu Anh, ben diyor dünyaya meyletmediğinden kanaatim sebebiyle kumları diyor avcumu atsam altın olurdu diyor. Yani bizim çalışmamız lazım. Gayret göstermemiz lazım. Rızkımızı helal etmek için yorulmamız öyle günahlar var ki ne hac ne umre ne gazayla affolmaz ancak bu çalışmayla affolur diye hadis geliyor.
Ondan sonra o Hasan efendimizin ne oldu? O Hasan efendimiz şimdi bunlar hakkında bize konuşma düşmez. Bizim gibi insanlar kalkıp da siz mi, ben mi? Biz ağzına alacak onları, Allah bizi ıslah etsin, bir şehadet etsin müstesna kimseler, onların devresine girenler şimdi diyecek nasıl olacak diyeceksiniz. Efendim bura bizim içimizden alsın. Cenabı hak eşyayı onlara hatim kılar. Buyurür ya, ey dünya sana münhemik olan, sana çok aşık olan kimseleri kendine köle ver. Bak işin gücün var diye taat de yap. Diyor işi gücümü bitireyim diyor. Halbuki o dediği iş güç helal yoldan temin olsa hep ibadet zikri daim olur. Demek ki kaynaşımı çok iyi yapacağız. Gözlüğü özel takacağız. Gözlüğü özel takacağız. Şimdi Nasrettin Mücari rahmetullahi bakmış hayvanı samanı yemiyor. Hemen yeşil bir gözlük bulmuş, takmış, yedik. Onu ot zannetmiş. Öyle bir gözlük değil. Bizimki ilahi bir gözlük olacak.
Allah'ımızın lütfetmiş olduğu idrak gözlükleriyle anlaş. Kurt ve bulut. Bu ayet kelimeler var. İbni Ata'ya göre insanı Allah'a yakın olma kulbiyet mertebesine ulaştıran evliyanın edebidir. Şu sözü de tamamlayalım. Bir kitabı kerimimiz var. Bir de kainat kitabı var. Bu kainat kitabını diyoruz. İyi okuyalım. O bize söylemedik söz bırakmaz. Eğer kulaklarımızdaki tıkacı çıkartabilirsek o zaman o konuşur. Bize anlatır tek tek. Mesela gel bize konuşur. Der ki sen benim üzerimde böyle şımarık şımarık dolaşıyorsun ama bir gün benim bağrıma gireceksin. Sen insanlarla halka kuruyorsun, oturuyorsun, kalkmıyorsun. Benim bağrıma tek başına gireceksin. Konuşuyor aslında. Onların bakışları ibret olduğu için ondan ders alıyorlar. Dedik ya bak Cenabı Hak bize kevni olan ayetlerle çok misal veriyor. Mesela Kuran-ı Kerim'de olmayan bir ilim yok. Semadan anlatıyor Cenabı Hak. Hak.
Bu astronomi semadan bahsediyor. Daha çok hayvanlardan anlatıyor, bitkilerden anlatıyor. Bunlar hep ilim dalları. Mesela bir güneşin zikredilmesi tarifi mümkün olmayan bir ilimdir. Şimdi biliyorsunuz her şey hemen hemen enerjiye dayanıyor. Eskiden böyle demir, sanayi edindiği zaman demir, şimdi girin fabrikalara, tüm işçi de yok. Çok az, şu muharebeleri bile, bir odanın içerisinde yürütüyor, muharebeyi bile. Her şey şifreyle. Aslında Kuran-ı Kerim'e şöyle biraz daha yaklaşılabilse, gönül olarak yaklaşabilse Fatiha'daki anlam her şeyi çözer. Günümüzdeki teknolojide en ileri olmayı Allah'ımızın kitabı bize bildiriyor. Mesela bir Belkıs hadisesi, Nemil suresinde geçen Belkıs'ın o köşkünün gelmesi. Enerji bu. Bak rabıta yapıyoruz, rabıta büyük bir enerjidir. Nasıl enerji? Şimdi alıcı kuştan bahsedilir. Bu alıcı kuş semada gözüyle yerde dolaşan bir haşeratı uyuşturuyor, gözüyle hayvan.
Hayvan gözüyle yerdeki haşeratı uyuşturuyor, hareket edemiyor sağa sola. Ve onu alıyor. Evliya gözü bu mu? Şimdi işi iyi fark etmemiz gerekiyor. Mesela diyoruz ki şeytan anı vahitte bir anda doğudan batıya geçiyor. Canım evliya da geç. Senin o veli dediğin kim bir kere? Şeyi çok iyi inceleyelim. Risale suresi. Allah'ın salihleri kendisine dost ediniyor. Kendisinden nimet veriyor. Kendisinden nimet veriyor. Yani bu baktığımız zaman semavat ve arz Maide suresi diye hatırlıyorum, fiilin geçer. Semavat ve arz onun arasındaki her şey ise bir ders. Bak Enbiya Suresi'nde geçiyor. Cenabı Hak semavat ve arzı bir, iki, geçiyor. Cenabı hak semavat ve arzı bir iki şekilde geçer. Batık kelimesiyle de geçer. Boş yere yaratmadı. La idil olarak da geçer, oyuncak olarak yaratmadı. Mangalı aldı eline pikniğe, böyle değil o. Evet yine gidelim, yine gidelim, öyle değil.
İbret alarak, ders alarak, öğüt alarak. Bak yerel kaynaklar tükeniyor ve alırım vermeye başladı. Bu konuşuluyor. Diyeceğiz ki bizim gönül kaynaklarımız kuruduğu için bunlar oluyor. İslam'a innallahe la yuhayiruma bir kavmin hatta ayet-i celîle I ceminesiyle biz kendimizi değiştirmedik ki Allah bizi değiştirmez. Bak sular böyle değildi, sular çok azaldı. Neden? Önümüzdeki ilahi muhabbet azalırsa insanın hayatıyla şu kainat çok dengelidir. Biz dengemizi bozmasak, ondan sonra Allah'ımıza merbutiyetimiz böyle bağlılığımız Habibi'yle olan, velilerine olan sevgimiz çok güçlü olsa Cenabı hak biz demeden nutedecek, nuteli ihsan edeceğiz. Bunu hiç kendimize bulmuyoruz. Halbuki ayet celleler var. Bizim diyanet teşkilatı hutbelerde okutuyor bunu. Karada ve denizde meydana fesat sizin elinizle yapmış olduğunuz hatalardan buydu. Şu bir üstten bir ders alabilse elbette alanlar var bu değil mi?
Ders alsa mesela eve bize hapsetti. Yani insanın kendi içine de dönmesi gerekiyor. Ondan sonra ağızlarımız bağlandı. Ağzımızı bağlama diyorlar. Değişik sözlerle, bilmem planlarla, Allah. Allah'ımızın ve ta'nı ağırdır. Ondan biz Rabbamızın nimetlerine koşacağız. Şunu sadece söyleyin. İbni Ata'ya göre insanı Allah'a yakın olma kurbiyet mertebesine ulaştıran evliyanın edebidir. Şimdi ibadetler bizi bu Ebu Ali Et-Deftak Hazretleri var Hadisullahium Sırarı. İbadetler verir insanı cennete. İbadette edepse cemullaha Öyle bir hal oldu ki burada görmeden olur diye de korkmaz bayramda. Mesela namaz kılındıktan sonra hutbeye çıkıyor. Çıkılırdı, izhar.
Kaynak: Genel
Ruhun Yakınlığı ve Manevi Dengenin Önemi | Mihmandar