İbni Acibe Rahmetullah Ali Hazretleri burada cihadın en önemli yönünü haber veriyor. Şu şekilde düşünelim, gerçek mücahit hangi evsafta olacak şeklinde. Bir kısmı buyuruyorlar ki, öyle yemek saatim geldi ne diyerek tama başlamayın, acıkmadan yemeğe oturmayın. Zaten bu sıhhat olarak da çok önemli. Biz onların sözünden ziyade dinimizde ve büyüklerimizin ifadesinde geçen sözlere değer veririz hiç şüphesiz. Bunun üzerinde çok dururlardı. Biliyorsunuz Sami Efendi Hazretlerinin beş esası sıralarken birisi halelu'l batın, mideyi bir müddet aç bırakmak. Bugünlerde yine Abdullah Dehlevi hazretlerinin hayatı üzerinde duruyoruz. Hak razı olsun burada cihat kardeşimiz bize Kars'tan Selim'de görev yapıyordu. Bir eser gönderdi, sadatı kiram hazıratı hakkında. Onu incelerken şunu gördüm. Buyuruyor ki bizim aç kaldığımız gece Miraç gecemizdir, gerçekten öyle.
Çünkü onların uykuya daldığı zaman ruhlarının gündüz ne halde ise gece de o halde olur. İnsanın durumuna göre değişir o. Bundan dolayı hem ashabı güzün efendilerimiz, başta aleyhisselatu vesselam efendimiz derken bunda bir mana var. Arifani ilahi de birbirlerine bu soruyu sorarlar. Acaba bu gece hangi tecelliye erdi? Allah'ımızın esma-i ilahiye tecellisi mi, sıfatlarının tecellisi mi, zati tecelli mi, hangisi diye bunu soruyorlar. Yoksa böyle rahat bir uyku şeklinde değil, uykuları ilahi alemle buluşma. Daha uyanıkken de durumları malum, bir gün diyor Bayezid Bistami Hazretleri, ben oturuyorum, otururken ruhum çıktı, Allah'a ısmarladık ya Bayezid dedi diyor. Yalnız şunu bilirsiniz, bir hayatımıza canlılık veren ruh var, o çıktığı zaman hayatta biter.
Bir de Es'ahilbillah ve nefaktu fihi mirruhu Cenabı hakk'ın kendi ruhundan ruh üflemesi vardır ki akıl doğru da zekada onda hilafet de onda emanet de onda tecelli de onda varidat da onda cezabatı ilahide onda, her türlü ikramunda aslında insanın ruhu, ruhu ilahi değerlerle bunun sonu yok, nihayeti yok, bedeni ise kainatla alakalıdır. Şöyle diyelim bedenimiz kainatın bir hülasası, ruhumuz ise ilahi aleme açılan bir penceredir. Bir hadis kutsiyle bunu güçlendirmemiz lazım. Cenabı hak buyuruyor. Benim has kullarım vardır, onların kalplerinden bana bir pencere açılır. Nasıl ki semada yıldız, ay, güneş yeri aydınlatırsa onların kalplerindeki nur ise beni aydınlatır. Üstadımız Hacı Hasan Efendi hazretlerinin sohbetinde duymuştum, buyurdular ki bir gün Bayezid Bistami Hazretleri arşı azamı yerde görür.
Sorar ey arş, biz sana kalplerimizi açıyoruz, Nedir bu hal deyince, ya Bayezid Cenabı hakk'ın, öyle kulları vardır ki biz de onların gönüllerinden istifade ediyoruz. Bunun için bu mübarek yolda bir hocamızla karşılaşmıştım da, ah dedi, rabıta olmasa, rabıta olmasa bu yolun değeri ve kıymeti anlaşılmaz. Sütün kaymağı olur, sütün kaymağı, sütün yağı olur, rabıta-ı şerife ve murakabedir. O letaiflerdir. Bir ağacın meyvesi ise hiç şüphesiz rabıtadır ve murakabedir. O yine kardeşimizin bize hediye etmiş olduğu, sadatı kiram hazaratının eserlerinde gördüğü Muhammed Masum Hazretleri, Eszade Erbili Hazretleri ve bir kısım meşay-i izam rabıtaya çok önem veriyor, murakabeye çok önem veriyor. Kalplerinizi murakabeye alıştırınız diye. Burada Konya'dan olan kardeşlerimiz var, bileceklerdir.
Konya'da Ilgın biliyorsunuz, Ilgın doğudan geldim, orada malum, vaizlik görevimiz vardı, Geldiğimde büyüklerimizin bazen birden ifadeleri oluyor. Herhalde gönüllerine böyle bir ilham gelmeli ki bir doğuş olabilir, gözüme bakarak buyurdular ki oğlum yetişmek istiyor musun? Eğer yetişmek istiyorsan rabıta döneminde rabıtanı murakabe döneminde murakebeni bırakma. Büyüklerimiz sofraya oturduğu zaman inşallah mevzuyu kaybetmeyiz, biraz dağılır gibi olur. Sofraya oturduklarında kaşığı korken eğer ağzı açık bir şekilde bırakırlarsa bu kalplerinin arşı azama açıldığının ifadesi. Eğer yüzü koyun koyacak olurlarsa bu da secde işareti diye. Her şeyde bir mana, her şeyde bir esrar var. Biz bunu, bu inceliği dikkat edersek Ehlullah'ta görürüz. Anlatmakla bitiremem, bu uzun bir konu olur. Sami Efendi Hazretlerinin daha dört yaşındayken gördüm. O zamanki edebini gördüm.
Daha sonra hep müşahede ettim o edebine. Böyle yaşlı kimseler geliyordu. İnanın elini çekerken böyle birden çekmiyor. Diğer elinin üzerine koyuyor, estağfurullah diyor. Bunu kim yapar bilmiyorum. Elini birden çeker halbuki. O ise mübarek ellerini diğer elinin üzerine koyuyor, estağfurullah, yaşlılar geldiği zaman. Gençlere ise bu ikramı yapıyorlardı. Efendim şunu demek istiyorum, inşallah riayet ettiğimiz zaman bu rabıta hali çok önemli. Rabıta aslında murakabedir. Bunu bir biliriz Allah'ın izniyle. Çünkü bir yavru annesinden sütle hayatını devam ettiriyor ama on yaşında da herhalde süt emmiyor. Ne yapıyor? Diğer yiyeceklerle hayatını devam ettiriyor. Bir hatıramı unutamıyorum, o da bizim Tombak diye bir yerimiz var. Böyle kardeşimizin güzel bir havaıydı, bugünlerde böyle ova ta Kayseri'ye kadar neredeyse görünecek gibi Erciyes görünüyor. Her taraf yemyeşil.
Orada bir elektrik direği var. Yalnız ağaçtan ağaçtan bir direk bir leylek yuva kurmuş yavruları var. Biz orada otururken ona odaklandık, bakıyoruz, gidiyor leylek, diğer yerlerden yiyecekler getirip ağzı ile yavrulara veriyor. Biz o anda rikkate geldik. Allah'ım dedik, bir leylek, bir hayvan yavrularına bu şefkati gösteriyor, bu merhameti gösteriyor. Ne olur senin imgin rahmetinden müstefid olan kullardan olsak biliyorsunuz yağmur her yere yağmıyor. Ancak yeşillik olursa deniz olursa sular olursa inşallah günümüzde gönlümüzde füyuzat-ı ilahiye suları kalbimizde Zikrullah'ın meyveleri, zikrullah'ın Abdülkadir Geylani Hazretlerinin kalpte Sallallahu buyurduğu gibi evrad ve ezkar almanızdan sebep gönlünüze dikilen ilahi fidanlardır. Dikkat edin meyve versin diyor. Burada bize rabıta döneminde isen rabıtana, murakabe döneminde isen murakabeye buyurdu.
Orada gördüğüm değil de ağızlarını yiyecek getiriyor yavruların. Bir tanesi böyle uçmaya başladı. Kanatlandı uçtu. O da rızkını temin edecek bir hale geldiğini anladı. Rabıta buna benziyor. İlk anda biz direkt istifade edemiyoruz. Şimdi kardeşimiz burada çekimin daha kuvvetli olması için bir güç kaynağı isteniyor. Güç kaynağı maddede olduğu gibi manada da önemli. Bizim Fatiha suresinde zaten bunu görüyoruz. Biz bir besmeleyi çekişimizde görüyoruz. Bu güç kaynağı işte kuvvetli olacak. Bulunduğumuz yer itibariyle böyle internette meşgul olanlar az olduğu için bu hat verilmemiş, onunla güçlendirilecek. Rabıta sanki buna benziyor. Bir güç kaynağı gibi eğer asıl kaynağı asıl kaynağı takılacak olursa her zaman devam edecektir. Bu belli bir zaman için devam eder ama öyle bir nur ki yalnız rabıta yapılan kimse bizzat aleyhisselatu vesselam Efendimizin emrettiği kimse olacak.
Evet efendim, şimdi biz dediği gibi üstadımızın murakabe ise murakebemize, rabıta ise rabıtamıza bu manevi bir istifadedir, kalbi bir sohbettir. Yani sohbet dindiği zaman illa dille yapılan sohbet değildir. Asıl sohbet Muhammed Bahaüddin Hazretleri buyuruyor ki, sükutumuzdan istifade etmeyen konuşmamızdan istifade edemez, gönüldendir asıl. Eğer bilirseniz bizim Kayseri'de müftü vardı, hatta rahle eğitimi görmüş müderris bir zattı İbrahim Çelik diye. Bu mürşid-i kamilimize geldi. Gerçekten mürşitlerimizde acayip akillarımızın yetmeyeceği güzellikler var. Örneğin Bu mevsimlerden biraz daha ileri güzüne doğru, böyle eylül ekime doğru, pekmezlerin, böyle bağların kaynadığı zaman ondan anlatıyordu Üstad-ı Sacasın Efendi, Pekmezlerin hazırlandığından Müftü Efendi dedi ki efendim ben o pekmezi istemiyorum Der demez buyurdu ki İbrahim Efendi o konuşurken halloldu. Halbuki konuştuğu başka mevzu.
Bak o anda kalbine giriyor, gönlüne giriyor, kalbine ikramlarda bulunuyor, asıl ikram bu. İstifade edebilirsek inanın hep bayezid bistami diyoruz, emsali de öyledir. Eğer teveccühatına mazhar olursak, bakın Hacı Hasan Efendi KaddeSallallahu Sırrı üstadımız bir akşam namazını Sami efendi hazretlerinin arkasında kılıyor. Kılarken öyle bir hal yaşadım ki diyor ömrüme yeterdi o zevk, o manevi tat ve rükua vardığında arkamdakileri de affet ya Rabbi sesini biz diyor duyuyorduk, gönlümüze geliyordu secdeye kapandığımız zaman kalkamayacak gibi bir hal vardı ama Allahu ekber deyince kalkıyorduk. Sonra iki tane minder atıyor dizlerini dizlerine dayıyor. Çünkü iki kişiler öyle bir hal yaşadık ki diyor. Bir mürşid-i kamilin teveccühü böyle olur da Resulullah'ın teveccühü nasıl olur demeye başladık diyor.
Sonra Cenabı Hakk'ın tecellileri ve onun müşahedesi efendim Ashab-ı Sohbet'den bir defasında üstadımız birden ayağa kalktı. Buyurdu ki siz biliyor musunuz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kabri nasıldır diye. Merdivenlerle buyurdu, aşağıya iniliyor, yeşil bir seccadenin üzerinde ümmetine teveccüh halinde buyurdu. İnşallah bundan mahrum olmayız, Cenabı hak mahrum etmesin. Konya'ya üstadımızın bir araya bir araya gelişinde yaşlıca da bizzat çok hoşuna gidiyor. Diyor ki oradaki görevli olan kimseye ben bunu çok sevdim, efendim onu biz size haber verelim. Şunu anlatıyor, oturduğu zaman rabıtasına, murakabesine aleyhisselatu vesselam Efendimiz teşrif buyuruyor. İnşallah Cenabı hak bizi de mahrum buyurmasın bu nimetlerden. Biz hemen konu bir uzundu ve bu kısa diye almıştım. La tequl illa indel faka acıkmayınca yemeyin buyruluyor.
Abdullah Dehlevi Hazretlerinin aşçılıkla irdikleri nimet bunun yanında ve la tetekelle maindel Ancak zaruret, mutlak konuşmak gerekiyorsa konuşun bir daha olacak. Ve la teneme illa indelu galebe çaldığı çaldığı zaman yine aynı eserde gördüm Hace Ubeydullah-i Ahrar Hazretleri çok zengin. Bir tarlasında, sadece bir tarlasında üç bin işçi çalışıyor, kendi hayatı zühdi bir hayat, seccadenin üzerinde oturuyor, uyku galebe çaldığı zaman sağ tarafa şöyle bir devriliyor, bu kadar. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Elhamdülillahi Rabbil alemin, El Fatiha.