Bu elimizdeki eser belki defalarca ifade ettik. El hadaikul verdiye çok güzel bir eser. Ehlullahın hallerinden bahsediyor, hayatlarından anlatıyor sözlerinden. Bir de ehlullah'ın hayatından insan okuyacak olursak kalbi ölmez diye büyüklerimizden duyardım. Onların aman hayatından okuyun diye. Burada bir arkadaştı. Tezkilatü'l Evliya, iki cilt. Okumuş. Dedi ki ben okudum, bitirdim. Yalnız şunu anladım dedi. Onlar bir ayrı, biz bir ayrı dedi. Onlar bir ayrı, biz bir ayrı değiliz. Biz gelişigüzel annemizden, babamızdan, hocamızdan, okuldan, derslerden öğrendiğimiz şekil üzere gidiyoruz. Onlar nasıl gidiyor? Onlar ise kalplerindeki perdeleri kaldırmışlar. Nefsin arzu ve istekleri yok. Biz bir Kıbrıs seferiydi. Oraya gitmeden önce bu Mersin'in erdemli var. Erdemde oturuyoruz. Otururken birden elektrik söndü. Yanımda da büyüklerden bir zatın evladı vardı. O karanlıkta bir söz söyledi.
Dedi ki büyüklerimiz dedi nefis diye bir problemi yok dedi. Hani nefsin arzusudur, isteğidir, şöyle yiyelim, şöyle içelim, şöyle giyelim, şöyle gezelim, bu hiç arzuları bunda hiç yoktur dedi. Onlar ruhun kemalindedir dedi. Zaten biz Allah'ımızın huzuruna bu şeklimizle varmayacağız. Ruhumuzla varacağız. Onun için ruhumuzu besleyeceğiz. Şunu çok düşünürüm. Ana karnında çocuk göbek bağı vasıtasıyla gelişimini sağlıyor. Tarikatı Aliye'de üstad zarımız bize rabıta öğretiyor. Eğer bu rabıta ile belli yerleri geçebilirsek o zaman direkt arşı azama kalbinizi açın diyorlar. Kalbi arşı azam tarif edilmez. Yedi kat sema ve yedi kat arz, kürsinin yanında şöyle bir tarlanın ortasındaki küçük bir halka gibi bir yüzük gibi. Kürsi de arşı azamın yanında öyle. Direkleri mahlukatın adedince, her direğin arasında bin senelik yol deniyor, akıl ne yetmez? Anca Sübhanallah diyebiliriz.
Şimdi biz burada tarikatı Aliye'de rabıta vasıtasıyla rabıta ettiğimiz bizzat peygamberimizin emrettiği ama Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kalp bağıyla ondan istifade edeceğiz. Ne olur istifade ettiğimizde? Ayağımız Allah'ın yolunda yürümeyi düşünür her zaman. Sohbet arar, zikir arar, fakir arar, yoksul arar, ihtiyaç içerisinde olan arar, onları gözetlemeye başlar. Eli de hayırlı olur. Bir de eğer bağımız arşı azamla alakalı olacak olursa onu tarif edemezsiniz. Ne olur tarif edemediğimiz nedir? Yasin-i Şerif'te değil Rahman suresinde Cenabı Hak onlara cennet ihsan buyuruyor. Allah'ın azamet-i ilahiyesinden böyle ona tazimle tazimle bulunacak olursa izahı öyle kolay değil Ayet Cellenin. Allah'ımıza büyük bir huşu içerisinde tazim içerisinde olursa onlara iki cennet. Dünyadaki cennet nedir? İşte o arşı ağzıma açtığı kalbiyle o gönül bağı vasıtasıyla Rabbımızdan tecelliyatı ilahiye.
Onun tarifi yok. Bir erişebilsek bin senelik saate bedeldir o. İşte bizim asıl üzüldüğümüz nokta bu. Neden diyoruz biz buna ulaşamıyoruz. Şuna benziyor, bizim halimiz eskiden çerçi derlerdi. Böyle sırtlarında heybe, böyle kırık leblebi, har bilmem filan iğne iplik bunun gibi bir şeyler satarlar. Sonra biz dükkan diyelim, bir bakkal diyelim, zor temin eder ihtiyacını ama büyük bir marketler olacak olursa kafur derler buna, büyük merkezler olacak olursa onun kazancını hesap edemezsiniz siz. Bir yer görmüştüm emin olun yetişmeleri mümkün değil, yetişemiyorlar. Bir onun kazancına bakın, bir de bakkalın kazancına. Ölçülemeyecek şekilde Allah'ımızdan bir nimet içerisinde. Mesela namazı kıldık. Biz eda etmenin ecir ve mükafatı farzı yerine getirmeye çalıştık. Onlarda ne oldu? Haşyet oldu.
Bir secdeye varışında Allah'ımıza yakınlığı temin ettiği için tarif edilemez onun mükafatı ve rabbimiz veriyor zaten. Melekler bile yazamıyorum. Büyüklerimizin kelamlarından nasıl tarif edeyim ki? Ve kene radiyallahu anh yekul ialemil ulemai billah dedi mi Allah'tan ilim alan kimse demek bu. Rabbımızdan alıyor ilmi. Nasıl alıyor? Neyle alıyor? Gönlüyle alıyor ve rabbımızın vereceği ilim azameti ilahiyesine göre tarifi de yok. Bunun için büyüklerimizden duyardım bizzat işittim. Böyle salonumuz var. Gelen cemaat orada dinlerlerdi üstadımızı. Böyle oturdular kıbleye karşı böyle pencereye bakıyor ama dalgın bir vaziyette gördüm. Manevi bir dalgınlık şeklinde. Kendi kendine konuşuyor. Diyor ki ilmimi gizliyorum. Şimdi açacak olsam diyor kimse anlamaz onu. O ilimden anlamaz. Bir gün Abdülkadir Geylani hazretleri vaazü nasihatte bulunuyor. Oğulları da ilim ehliymiş.
Kendisi de ilim ehli tabii, Abdülkadir Geylani efendimiz. Yalnız babasının bazı menkıbeler anlatmasını gönlü pek razı olmuyor. Diyor ki babam müsaade etse de şöyle bir unutsam ayetlerden, hadislerden, fukahanın ifadelerinden bunu da Abdülkadir Geylani efendimiz çok iyi biliyor. Biiznna etahana evladım diyor yarın bir işim olacak cemaate konuşur musunuz? Estağfurullah diyor ama içinden seviniyor. Sabaha kadar kitapları deviriyor, döküyor. Döküyor, Saçıyor bakıyor. Bir alim görmüştüm ulemadan bizzat Ankara'dan. Emin olun kitaplar bir una bakıyor bir diğerine bakıyor. Yayılmış vaziyette böyle. Kürseye çıkıyor. Her zaman ağlayan cemaat böyle duvara dayanmış, uyuyorlar. Ayet okuyor, hadisi şerif okuyor. Sonra Abdülkadir Geylani efendimiz geliyorlar. Ondan sonraki bir günde muhterem cemaat ineğimiz kaybolmuştu. Onu bulmak için dağlara çıktım deyince cemaat hüngür hüngür ağlıyor.
Onlara diyor o ineğe diyor ot bulmak için gittim diyor. Cemaatin gönlüne öyle bir duygu hasıl oluyor ki ineği arayan bir Abdülkadir Geylani nasıl bir şefkat ve merhamet sahibiymiş, yarın bizi de mahşerde arayıp bulup da şefaat etmez mi Rabbamızın izniyle deyip bu duygularla ağlamaya başlıyor. Sonra evladı diyor Sonra evladı diyor ki baba diyor o ot ilminden isterim diyor. Yani onunla Allah'ımızın sana lütfetmiş olduğu ilimden isterim diyor. İşte onlardaki ilim bu. Eşhedühu hubbellillah Allah'ımıza olan sevgileri tarif edilmez. Ellezine amenu eşhedühu hubbellillah Cenabı Hakk'a olan sevgileri her şeyden fazladır onlar. Ve talimenli ehli la ilahe illallah Tevhid ehline de saygı duyarlar. Sizin için en çok korktuğum buyuruyor. En çok korktuğum sizin için. Itibaul heve ve tulul emel.
Böyle nefsinizin arzusuna uymanız ve tulul emel uzun endişeler şöyle yapacağım böyle diyeceğim siz nefsinizin arzusuna uyarsanız o sizi helaka götürür. Ve emmetulü l emel uzun endişeler ise feyhensil ahıra size uhrevi amellerinizi hatırlatmaz. Onu hiç düşünmezsiniz. Mesela şimdi insanlarımız yanına varsak otursak hep böyle başka meselelerden konuşuyorlar dünyevi. Evet bu konuşulur geçilir ama sonu ilahi kelamlar olur bunu konuşan hiç kimse yok gibi görünüyor. Hep dünya mesela bugün diyelim ki Azerbaycan Ermenistan bunu konuşurken İ'lau Kelimetillah konuşulmuyor Tevhidin yüceltilmesi hususunda bir konuşma yok. Yahu gayemiz bu olsun diyenimiz yok ama konuşuluyor ama bu duygularla şehadet arzusuyla İslam'ın hakimiyeti düşüncesiyle konuşulsa sözde boşa gitmeyecek gattalak tu gase la sen buyurmuş ki ben dünyayı üç talakla boşadım ummuroka gasir çünkü ömrünüz öyle uzun değil.
Aleyhüssalatü vesselam Efendimiz altmış ile yetmiş buyuruyor. Yetmişi geçen azdır. Hadis-i şerifte bu şekilde. Ve meclis süke hakirun oturduğunuz kalktığınızda ne olduğu belirsiz kimseler hiçbir cüzümün konacağını yok ki. Yine eskiden şunu görürdüm. Belki oradan buradan söz edilirdi ama en sonunda derlerdi ki eğer hafızsa hafız kardeşimiz bir Kuran-ı Kerim'i o kadar kalkalım. Şimdi bu da yok, derlerdi bunu. İşte İmam Efendi bir Kuran-ı Kerim okuyun kalkalım. Şuna da çok hayret ederdim. Böyle Hacı Hasan Efendi işte bu dini vazifelerini yapıyor. Bize gerek yok gibi düşünceler kafada hazır oluyordu. Bu çok yanlış. Çünkü Allah'ımız emri ilahi bildirirken sadece bilen kimselere şöyle maruf kişilere değil hepimize hitap ediyor. Hepimiz görevliyiz, hepimiz vazifeliyiz. Cehaletten ileri gelen hallerdir.
Meclisiniz ise böyle değersiz diyemem kimseye ama fiil olarak yaşantı olarak hiç hoş olmayan kelamlar. Bu Kırşehir'de böyle üstadımıza gelen bir hoca vardı. O bize şunu anlattı. Ben dedi güzel haller yaşıyordum ama hoca kendisi ilim ehli. Bir tane dedi kimse geldi. Bana dedi dünyadan öyle bir kelamlar etti. İki gül oldu kendimi toparlayamıyorum hala dedi. Öyle bir söz oynar dedi. Hiç dedi böyle ahirete ait bir şey değil dedi. Dünyevi ondan bir kelam bundan bir kelam duymuş etmiş benim dedi kalbim allak bullak oldu düzelemiyorum bir türlü dedi. Bak şu hastalık, görüyorsunuz bir temasla mesela çantasına el değmiş. Çantasına el değmesi ile hastalığı kapmış. Yani bu bizi uyandıracak. Acaba gönüllerimizdeki kötü duygu ve haller ahlak çok böyle gönüllü olarak görüşmek suretiyle bize ne kadar aks ediyor bunu düşünemiyoruz. Bu da ruhen bizim kaybımız ve hata uhekesi run. Hatanız ise pek çoktur.
Eşhedü'l-lamal ite'l-hakk min nefs ve zikrullah duayı alakülli hal ve muvasatul ihvanı minelmal. Böyle malda mülkte olsun kardeşlerini ile ortak bir bölüşüm bunda birine fazla verip diğerine vermemek gibi yapmamak ve zikrullahi aleyh külli hal. Herhalde zikir. Şimdi bunu da çok iyi anlamamız lazım. O zaman adamın işi gücü var onu terk edecek. Çekilecek bir tarafa Allah diyecek bu değil işte. İmam Rabbani hazretleri rızkını helalinden temin için çalışması zikirdir buyuruyor. Mesela aleyhissalatü vesselam efendimizin öyle günahlar var ki ne hac ne umre ne gaza ile bağışlanmaz ama rızkını helalinden temin etmek için yorulursa Allah'ımız bağışlar diye buyuruyor.
Allah'ımızın lütfettiği nimetten insanlara da bahşetmek ilim lütfeder İrfan lütfeder vesair biz ona yakınlığı temin edip de rızasını bulacak olsak ashabimneh velesefe yuhtike rabbüke fetarda habibim Allah sana verecek sen de razı olacaksın buyurdu neler ihsan etmez ki Cenabı hak sevdiği kullarını Çünkü sevdiği zaman gören gözü içten kulağı kavralayan yeni, üreyen ayağı olurum buyuruyor. Allah'ımız böyle Davut Aleyhisselam'a vahiyler pek çok. Allah'ımız Davut Aleyhisselam'a vahiy ediyor. Bu Musa Aleyhisselam'a olan vahiylerden birisi. Ya Musa buyuruyor. Ben insanları talep ediyorum ama insanlar beni talep etmiyor. Ben istiyorum. Kullarımı istiyorum ama kullarım başka sevdalarda geziyorlar. Hani biz Rabbimize kuluz. Ne yaparsak yapalım hangi iş olursa olsun onu sağlam düzgün böyle hilesiz hut'ası yaptığımız zaman bunlar ibadet ve taat. Başka bir çıkış yolumuz yok bizim Rabb'ımız yok ki.
Ondan geldik ona gireceğiz. Cenabı hak yolunda cümlemizi daim ve kaim eylesin derken bir hususu daha beyan etmek istiyorum. Allah korusun min alameti sukdille alel abd. Kul üzerine Allah'ın vereceği cezadan şükür şey buyuruyor. Salasetün min alameti süktilahi ala alelabd. Kul üzerine Allah'ın üç vereceği ceza. Kesretü'l gafle gafleti çoğaltmak. Mesela ibadet yapmıyor gaflette diyelim. İbadette de gaflet var. Mesela namaz kılarken buyuruyor ki sanki son namazınız gibi kılın. Vel istihzau bin nes, insanlarla alay etmek. Çoğumuzun hali bu. Bakıyorum böyle bir alay ile neydi ifadeler? Amellerimizi mahvediyor. Velgibe ve gıybettir buyuruyor. Keyfe tarîk ilallah. Allah'a yol nasıl bulunur? In eraddeli ibadete fa'leyke bir siyem melgiyem. Eğer ibadet istiyorsan sana gereken oruçtur. Namazdır. Allah'ın dışında her şeyi terk et ona kavuşursun. Çoluğun var, çocuğum var, evim var, barkın var.
Çoluğumuza çocuğumuza İslam'ın edebini öğretmek Resulullah'ın bir ümmeti diye ona iltifatta bulunmak sallallahu aleyhi ve sellem. Evde ailenin rızkımızı böyle ibadet ve taatle yapması yiyeceğimizi, içeceğimizi bunları öğütlemek abdestle yapmasını ifade etmek daha sonra yavrularımızın yetişmesinde onun da gayret ve çabaya düşmesini bunların da huzurlu bir hayat geçirmesini sohbetlerle zikirlerle ama sohbet ve zikri yaptıktan sonra boş söz ve lav yok. Onları da hayırlı yollara sevk edebilmektir. Ve neyse illeel mesecid ve mescitlerde taatle meşgul olmak. Cüneyd Gatta Sallallahü Hazretleri'ne denilmiş ki evsini bana vasiyet et. Fekal buyurmuş. La teshabil eşrar böyle şerli kendisini bilmez insanlarla arkadaş olmak. Vela teştehil anillah bir mücadelesetil yahyar. Hayırlı insanlarla oturmak suretiyle Allah'tan da gafil olma Celle Celalühü. Hayırlı insanlarla oturur.
Hiç konuşmasa dahi senin içine bir tatlılık gelir. Bir huzur gelir. Unutamadığım bir hal var. Bu Kayseri'de cami kebirin bazen oradaki imam kardeşlerime soruyorum. Şimdi değil bu oranın Sami Efendimizin hulefasından Hadi Şaban Efendi Kavafoğlu vardı. Onun İhvanlarından namazdan önce o minberin sağ tarafında dururlardı. Nasıl olduysa biz de sağ tarafı tercih ederiz. İçlerini oturdum. Öyle bir halleri var ki kimisi rabıtada kimisi Zikrullah'ta kimisi murakabede hepsi gönlünü Cenabıhakk'a açmış ibadet içerisinde onların arasında bulunmak bile insanı bambaşka hale götürüyor. Mis gibi kokan bir toprak diyorlar ki sen neden böyle mis gibi kokuyorsun? Gül ile hem dem oldum diyor. Elhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha.