Bir salik eğer Cenabı Hak'tan istifadeye kadir olursa şimdi hepimiz bir faydalanmak istiyoruz. Elhamdülillah biliyoruz ki bu dünya geçici, geçecek. Geçiyordu zaten. Buraya oturduğumuz andan itibaren geçti zaten. Bir söz söylerler. Her gelen yakındır. Şimdi biz doğduğumuz yere mi yaklaşıyoruz yoksa kabre doğru mu yaklaşıyoruz? Durağımız ora. Bak doğduğumuz yerden uzaklaşıyoruz. Her saniye, her dakika, her saat, her gün uzaklaşıyoruz kabre yaklaşıyoruz. Bunu biliyoruz biz. Bunu bilince diyoruz ki biz kendi kendimize tabii insanların tefekkürü de vardır, düşünür. Bir çocuk diyoruz ana karnında üç tane zarın içerisinde o zarı bırakıp dünyaya geliyor. Yani orada hapsolmuyor. Buraya doğmak için zaten orada azalarını teşekkül ettiriyor. Biz de diyoruz ki tefekkürümüzde biz buradan ahirete doğacağız. Ama o zarı ne yapacağız? İşte zarı kabre bırakıyoruz.
Ondan sonra ruhumuzla, ruhumuzu ne kadar beslemişsek ibadetle, taatle ruh gıdasını almışsa o şekilde Rabbimizin huzuruna varıyoruz. Bunu düşünen insan tembellik yapmaz zaten. Der ki ebedi bir aleme gireceğiz. Ruhumla orada olacağım cismimle değil. O zaman ruhumu güçlendireyim diyecek. Ruhun gücü de malum. Bir salih Cenabı Hak'tan istifadeye kadir olursa burada evrad ve ezkar üzerinde durulmuş, alınan evrad ve ezkar bu ilk aldığımız derste rabıta dönemine haber veriyor. Rabıtaası var. Rabıta yapıyor. Yapıyor. Ama böyle bir, öyle bir hale gelmiş ki letaiflerini geçmiş, zikri kül bütün vücudu da zikretmiş, zikri sultani dediğimiz bir nur-u ilahiyeye gark olmuş, nefü ispat kelime-i tevhidi de rahat okuyabiliyor nefes almadan. Bir huzur içerisinde. Ondan sonra, ondan sonra rabıta yapmada zorlanıyor. Yapamıyor.
Ve kalbinde de tarifi mümkün olmayan bir genişlik hasıl olunca rabıtayı terk etmesi vacip olur. Çünkü artık üniversiteye kaydolmuş, okulu belli olmuş, orada okuyor. O öğrencinin kalkıp da ilkokula gitmesi ne kadar acayip olur, buna döner. Bu takdirde rabıta ile iştigal terakkiden tenezzüldür. Yani daha ileri bir yol açılmış ona. Bu yol açılmışken ben yine rabıta edeceğim derse zaten yapamaz. Bu terakki yükselmeden tenezzüle doğru gider. Hicap mertebesini tercih etmek olur. Bu ise Cenabı Hak'tan iraz, ayrılmak demektir. Bunu şu şekilde de izah ederler. Muhammed Bahaüddin Hazretlerinin huzurunda oldu bu hal. Böyle kendisine itaatkar bir evladı rabıta halinde iken bir gayb hali oldu, kendinden geçme hali oldu. Bunu hisseden, bilen Muhammed Bahaüddin Hazretleri buyurdu ki bizi bırak Allah'a dön dedi. Bizi bırak.
Yani bizim vasıtamızla rabıta sayesinde Cenabı Hak'tan istifade halini bırak direkt istifade et dedi. Şimdi biz bu cereyanı alırken trafodan alıyoruz. Trafo işte o memleketin ihtiyacına göre cereyanı veriyor. Artık trafo değil de asıl cereyan nereden geliyorsa, nerede üretiliyorsa, hırpanlı gibi, Keban gibi direkt oradan alıyor. Mürşid-i kamil ortadan çekiliyor. Çünkü mürşidi Kamil'in görevi yuvadaki yavru kuşların geçimini temin etmesi için etraftan getirdiği ağzındaki yiyecekler de onu beslemeleri gibi. Beslemesi gibi. Sonra kuş kanatlanır uçmaya başlarsa artık anasının getirmiş olduğu rızıklarla iktifa etme halinden kurtulmuş olur. Aynen bunun gibi. Bunu deyip duralım mı? Her zaman söyleniyor. Diyelim anasından süt emen bir yavrunun diğer yiyecekleri yemeği kabiliyeti olunca ananın onu sütten kesmese gibi artık bunu bileceğiz. İdrak edilir Allah'ın izniyle.