Ruhun Gelişimi ve Ahiret Aleminin Özeti | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Ruhun Gelişimi ve Ahiret Aleminin Özeti
Ruhun Gelişimi ve Ahiret Aleminin Özeti kaydında Rabbi Zülcelal'imiz kainatı halk buyurdu ve saygılar. Kün emri ile p yekün büyüklerimiz öyle buyururlardı. Kehf, nun'a değmeden yani çok kısa bir zamanda Cenabı Hak her şeyi düzene koydu. Ta ilk günden kıyamete kadar olacak işler. Her şey. Artık bundan anlaşılması lazım. Burada Ehlullah'ın çok güzel ifadeleri var. Ondan başlamak…
Rabbi Zülcelal'imiz kainatı halk buyurdu ve saygılar. Kün emri ile p yekün büyüklerimiz öyle buyururlardı. Kehf, nun'a değmeden yani çok kısa bir zamanda Cenabı Hak her şeyi düzene koydu. Ta ilk günden kıyamete kadar olacak işler. Her şey. Artık bundan anlaşılması lazım. Burada Ehlullah'ın çok güzel ifadeleri var. Ondan başlamak istiyorum. Ceset olarak bu maddi alemin bir özeti durumundadır insan ceset itibariyle. O da şu, insanın bedeninin yapısı su, hava, ateş, toprak. Dört tane unsur. Rahatsızlığın sebepleri de bu. Bursu, hava, ateş, toprak bunların dozajı çok önemli. Eğer bunların dozajında değişmeler meydana gelirse, mesela kanser anlatılır Cenabı Hak muhafaza buyursun, insanın hücrelerindeki bozukluklardan meydana gelir. Maddi olan yapımız bu. Bununla biz küçük bir modeli bu alemin, insandaki ruh da gaybi ve ahiret aleminin küçük bir modelidir. Demek ki cismimiz ne?
Mesela cismimizde su diyoruz. Şu kainatta da sular var, ırmaklar var, denizler var. Hava diyoruz, ak nefes alıyoruz. Hava mevcut. Olmazsa hayat biter. Ateş diyoruz, insanda mevcut. Bak sıcaklık var. Öldüğü zaman insan buz gibi oluyor. E güneşiyle her taraf biiznillahi Teala ısınıyor. Toprak derseniz vücuttaki elementlerle topraktaki elementler aynı karakter, aynı özellikte. Ruh yönü ile de asıl önemli olan bu, ahiret aleminin bir özeti aynı zamanda bir modelidir. Şimdi biz Rabbimizin huzuruna neyle varacağız? Rabbimizin huzuruna şu cismimizle varmayacağız. Biz ruhumuzla varacağız. Onun için ruhumuzu geliştirmek. En önemli olan bu. Bunu nasıl izah edebiliriz biz? Esselamü. Kuran-ı Azimüşşan'da Rabbimiz Bakara suresinde buyuruyor. Azıkların en hayırlısı, en hayırlısı takvadır buyuruyor. Azıkların en hayırlısı takvadır diye buyruluyor, desem ne. Ve tezevvedu azıklandınız.
Yani azığınızı alınız. Şimdi sefere çıkacak insan ne yapıyor? Bu bilhassa uzun olacak olursa bazı istirahat yerleri oluyor. Nereler diyelim? Şifalı sular oluyor. On beş gün kalacak. Bazılarından duyuyoruz, bir sene diyor biz hazırlık yaparız o on beş gün için için. Öbür alem artık onun sınırı yok. Ona ne kadar hazırlanmamız gerekir bunu tefekkür ederiz. Bu hususta hemen mevzuya dönmek şartıyla Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın Ebu Zer radıyallahu anha bir tavsiyesi var. Hepimiz için önemli. Bunlar bizim hayatımızda böyle basamak noktaları, hedef noktaları. Bunları biz gözümüzün önüne alacağız. Pek çok biliyorsunuz Kuran-ı Azimüşşan altı bin altı yüz altmış altı ayeti ilahiye e Hadis-i Muhammediye var. Bunların içerisinde bizim çok dikkat kesileceğimiz hususlar da var. Onlardan birisi ruh Hadis-i Şerif. Bir umuma hitabı var. Umum.
Bütün Ashab-ı Güzeyne, bütün ümmeti Muhammed'e hitap buyuruyor. Bir de müze. Mesela yağmura, bittakillah, yağmura, Allah'tan kork diye buyuruyor. Bu özel olan nasihatleri de umum için, hepimiz için. Ashabı Güzin çok müstesna. Efendimiz aleyhisselatu vesselam'ın huzurunda bulununca, o huzurda bulunmanın berekatı ile akilları çok müstesna oluyor. Aklen çok müstesna. Fikir olarak da öyle, irade olarak da öyle, duygular olarak da öyle, her yönüyle gelişiyorlar. Efendimiz aleyhissalatü vesselamın nuru berekatıyla. Onun için sordukları sorular da müstesna. Onların sormuş olduğu sorular da müstesna. Akıl, tabii aklı vahyin önüne geçirmemek şartıyla. Bu çok mühim. Şimdi aklı kim yarattı? Her şeyi yaratan Rabbimiz aklı da yarattı. Mesela tefsirlerden Kadı Beydavi var, Fahreddin Razi Hazretlerinin, Tefsir-ül Kebir. Hep Mu'tezili görüşlere cevap vereceğim diye ciltler pek çoğalmıştır.
Ruhun Gelişimi ve Ahiret Aleminin Özeti ne anlatıyor?
Ruhun Gelişimi ve Ahiret Aleminin Özeti kaydında Rabbi Zülcelal'imiz kainatı halk buyurdu ve saygılar. Kün emri ile p yekün büyüklerimiz öyle buyururlardı. Kehf, nun'a değmeden yani çok kısa bir zamanda Cenabı Hak her şeyi düzene koydu. Ta ilk günden kıyamete kadar olacak işler. Her şey. Artık bundan anlaşılması lazım. Burada Ehlullah'ın çok güzel ifadeleri var. Ondan başlamak…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 20 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Çünkü devrinde her şey akilla diyor. Aklı yaratan kim? Allah Celle Celalühü. Akıl vahyin ötesinde olamaz, mümkün değil. Bu usta Mevlana'mız akıl merkebi çöktü buyurur. Yani günümüzdeki en önemli konulardan birisi bu. Bunda yoğunlaşacak. Diyoruz ki devrimiz ilmi ve fikri bir cihattır. Tesbihimize ne kadar önem veriyorsa bu noktalara da önem verip çalışacağız biz. Eğer görüştüğünüz arkadaş grupları varsa sıkıntılar belli. Cenabı hak dünyayı yarattı, sonra insanlara terk etti gitti diyor. Bunun üzerinde yoğunlaşıldığı zaman asıl evrak ve ezkar asıl müritlik bu noktadadır. Biz çalışacağız. Belki biz bilmeyebiliriz ama sohbet halkamız içerisinde şöyle yeteneği olan kimseler var, bu konuları öğreneceğiz. Günümüzdeki en önemli hususlar. Şimdi soracak ne diyeceğiz? Akıl diyecek, buna ne cevap vereceğiz biz? Çalışacağız, bütün eserlerimizde mevcut bu, itikat kitaplarında mevcut.
Vesair ulema-i ikramımızın bir yanları var, bunlarda yoğunlaşacağız. Asıl mücadele bu. Ham Softa ve Yobaz diye Necip Fazıl'ın rahmetullahi çok güzel konferansları vardı. İşte bu noktalara temas ederdi. Bir Saidin Nursi Hazretleri'nin, haddesallahu Sırra, devrimiz meslekle meşgul olma zamanı değildir. Mesela diyor, bir sözü daha var, tarikat devri değil diyor. Burada tarikatı inkar kat iyen söylemiyor. Beyan etmek istediği bir husus var. Diyor ki evet, tarikat-ı aliyede bulunalım ama bize asıl önemli olan bu tarikat-ı aliyede de günümüzün konuları diyor iman meselesini ele alıyor. Mesela Essadi Elbili Hazretleri iki kişinin konuşmasına şahit olmuş. Konuşmaları konuşmaları düzgün değil. İtikadi yanlışlıklarını görmüş. Derhal önümüzde Kenzül İrfan bin bir Hadis-i Şerif'e hazırlayıvermiş. Bakıyorum, bin bir Hadis-i Şerif.
Bunu üstadımızın evlatlarından birisi askerde nöbetteyken ezberife vermiş. Çok kısa Hadis-i Şerifler. Bunlarda yoğun nesil, devrimiz bu. Şimdi Mutezile görüşte aklı öne alıyor. Halbuki vahiy öndedir. Aklı da yaratan Cenabı haktır. Vahiy. Vahiy, mühim olan. Vahiy ön plana almamız gerekiyor bizim. Efendimiz aleyhissalatu vesselam, Ebu Zer radıyallahu anh'a ya Eba Zer cedddi dis sefine. Ey Eba Zer, Gemini yenile. Çünkü deniz derindir. Tabii bunu düşüneceğiz biz, yemini yenile demek insanın itikadını, imanımı ne yapacak? Kelime-i tevhidle imanımızı tehdit edeceğiz. Ondan sonra ibadetle, taatle ruhumuza güç vereceğiz. Deniz çok derindir. Deniz derindir demek günümüzde bir kabir var. Sonra defterlerimizi alma, sağdan mı soldan mı, mizan var, sırat var, mahşer var. Şu dünyada da hepsi var.
İlla biz ölüm var, haber var, sırat var derken dünyada bunların hepsi yine dünyada mevcut ve hodizet asıl değinmek istediğimiz nokta buydu. Azığını al ve Hudizet kamilen. Öyle bir azık al kimsenin azığın takva olsun, azığın ihlasla ve ihsan ölçüleri içerisinde bir azık olsun. Çünkü sefer çok uzundur, bitmez ve tükenmez. Sonsuz tabii. Ve hıfzifil hamht günahlarını aman hafiflet. Çünkü yol çok yokuştur, tehlikeler var. Esat Erbili Hazretleri bunu divanında da zikreder, Korkusu çok rahı unutma buyuruyor. Korkusu çok rahı. Yani ahiret yolculuğundaki o geçiş yerleri var. Mesela sıratta dokuz tane kantara. Namazdan soruyor imandan başta diğer taatlerden. Eğer Allah'ımız korusun veremezsek büyük bir tehlike. Aman ha, taatlerinizi ihlasla yapın ki Rabbi Zülcelal'imiz bölmektedir. Azıklanınız, azıklarınızı alınız. Azığın hayırlısı nedir? Takva.
Ne kadar güzel özetlenmiş, verilmiş Rabbimize hamdetmemiz gerekiyor, şükretmemiz. Hani Mevlamız bize sonsuz hamdolsun ki Aleyhissalatü Vesselam Efendimize mucize olarak Kuran-ı Kerim. Bazı oluyor insanın yaşantısında engebeli durumlar oluyor. İnişli çıkışlı bir hayat var şimdi. Bazen çok neşeli, bazen çok kederli, hepsinde Allah'ımızın kitabı. Bir hoca kardeşimiz dedi, Kuran-ı Kerim'le yoğunlaşmıyoruz dedi. Çok güzel söyledin, her şey içinde mevcut. İnşallah kardeşlerimiz okuyoruz dese, mesela biz okuruz, meal olarak da okuruz, tefsirlere bakarız dese rahatlayacağız. Bazı bahçıvanlar olur. Bizim burada mesela dediler ki, haydi kardeşim bir ekine doğru gidelim bir bakalım. Mesela mevsim itibariyle bazı yerlerde yağmurun Allah'ımıza karşı bunu ifade etmekte güçleniriz, bizim hayatımızla alakalı. Yağışlardaki mevsim farklılığından dolayı mesela kendine tutmamış diyor.
Emek vermiş, gidiyor tarlasına, ekinler ise Başak tutmamışsa gelişmemişse çok mahzun bir şekilde geliyor. Peygamberan-ı zan öyle. Ümmetindeki ümmetindeki o gevşeklik halleri, Meşşaizam efendilerimizin, Meşşaizam efendilerimizin, mesela evlatlarındaki gayretsizlik onları çok mahzun eder. Bundan üstadımızın şiirlerine bakarsanız gayretli bir salik göremez oldum diyor. Gayretli bir salik tam teslim olmuş. Teslimiyetinde tam. Böyle yarım teslimiyetle olmaz. Tam olacak. Çünkü bizim üstatlarımızın icazeti bizzat fakrı kainat efendimiz'de sallallahu teala aleyhi ve sellem. Bir kısmına uyarız, bir kısmına uymayız, bu Kuran-ı Kerim'de geçer ama neticesi çok acıdır. Tabii onlara malumdur bu bilirler kimin ne şekilde olduğunu. Kainatı bir ağaç olarak düşünürsek meyve ve neticesi insandır. Çünkü ağaçtan gaye nedir?
Herhalde sadece onu bir dikmek için bahçemizde bulunsun diye hazırlanmaz meyvesinden istifade etmek ister insan. Bir fidanın dikilmesi nedir? Meyvesinden faydalanmaktır. Şu kainat, şu kainat gaye ve maksadı nedir? Onu bir ağaca benzetiyor. Meyvesi ise insandır. Kainat insanoğluna kulluk görevini yerine getirmesi için hürmettedir. Cenabı hak kainat ağacını insan için ekmiş, insanı da ibadeti ve kulluğu için yaratmıştır. İnsanı aynı zamanda muhatap kabul etmiştir. Bu çok önemli, bir değer vermektir bu. İnsanı muhatap kabul etmesi ona vermiş olduğu değerden ileri gelir. Muhatap alınmanın şükrü elbette bir teşekkürü olacak. O nedir? Rabbamızın emrine riayet nehrinden kaçınmaktır. Mesela Mesela bu Ayet-i cellede insana verilen değer hiçbir mahlukta hiçbir mahluk da yok. Bunu sadece biz sıralayabiliriz kısaca ama izahına girmek çok zaman alır.
Bu Ayet cellede biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik. Ama onlar bunu yüklenmek istemediler. Bak, cesametine rağmen dağlar yüceliğine rağmen çekinmiyor ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir. Neden insan çok cahil ve zalim dersek sebebi şu, Allah'ımız bu kadar değer vermiş. Hilafet sırrını vermiş. Esmai ilahiyenin külliyisini öğretmiş. Daha neler neler mesela salladım ve nefaktu fihi min ruh, ruhumdan üfledim diye buyuruyor. Bu hayvandaki canlılık değil. Bu ruhta her nimet var. Hilafetin sırrı da var, emanet de var, akıl da var, irade de var, anlayış da var, öğüt almak da var, ders almak da var. Hepsi mevcut. Onun içerisinde. Şimdi bu nimete karşı Cenabıhakk'a kulluğun yerine getirilmemesi nedir? Kişinin kendisine zulmetmesidir. Valumen cehula buyuruyor. Bu bilgisizlik.
Bu arada devreye giren nedir? Bu arada devreye girecek olan muhakemedir. Bu arada devreye giren muhakemedir. Şimdi biz düşüneceğiz, düşüneceğiz. Diyeceğiz ki Allah'ımız bize bu kadar değer verdi, biz bu değere karşılık ibadetimizde, taatimizde gaflete düşemeyiz diyeceğiz. Emanet ilk bakışta insandan daha büyük, güçlü ve dayanıklı gibi görülen, göklerin ve yerin dağların taşıyamayacağı kadar ağır ve önemlidir. Bunu biz nerede görürüz? Haşr Suresi'nin son ayetlerinde. Mesela Bir dağ olduğu halde güçlü ve kuvvetli olmasına rağmen dağlar dağlar Rabbi Zülcelal'imizin Ayet-i Celilelere bildirildiği üzere biz bu Kuran'ı bir dağın üzerine indirseydik, herhalde sen onu Allah korkusundan başını eğmiş çatlamış görüldün. Bu misaller yok mu? İşte biz onları insanlar için yapıyoruz. Gerek ki tefekkür ederler. Bir dağın başına inse azamet-i ilahiyeden dolayı dağ paramparça olurdu.
Ama okuduğumuz Kuran'la sizde buyuracağı bir değişiklik olmuyor. Bir tanesi Aleyhisselatu Vesselam Efendimize halini arz ediyor. Diyor ya Resulallah ben bir gecede Kuran-ı Azimüşşan'ı hatmettim. Nebi Ekrem Efendimiz buyurmuşlar, gözyaşı nerede? Yani insan şuursuz ve cahil olmamalı. Kimliğinin kabiliyetinin ve yüklendiği emanetin farkında olmalıdır. Kimliğimiz insandır. Allah bizi insan olarak etmiş. İslam'dır, artık tarikat-ı Aliye hususunda siz karar verin. Ne kadar biz bu yola muvafık bir yaşantıdayız? Bu konulardaki bilgisizlik büyük bir cehalettir. Taşıdığı emanetin hakkını yerine getirmeye de gayret etmelidir. Onun hakkını yerine getirmemek büyük bir zulümdür. Efendimizin hadisi şerifte de buyuruyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hud suresi ve emsali beni yaşlandırdı diye. Diyorlar ya Resulallah Hud suresinde enbiyanın başına gelen hadiseler var. Hayır buyuruyor.
Orada esrarı, fesakin kema mirte, emrolunduğun gibi dosdoğru hareket et. Cenabı hakk'ın yine Kuran-ı Kerim'de Hicr Suresi yirmi dokuzuncu ayeti celilede Ruhumdan can üflediğim zaman. Tabii ifadeler Türkçenin biraz dil bakımından zayıf olması hasebiyle zorlanılıyor, mana tam bir demiyor. Derhal onun önünde secdeye kapanın, saygıyla ona boyun eğin. Cenabı hakk'ın ruhumdan buyurarak insan ruhunu kendi zatına, yani bizatihi gerçek olan yegane varlığa izafe etmesini dikkate alarak insanın insan olmasını sağlayan asıl ve hakiki varlığının bedeni değil, ruhi olduğunu kabul etmek gerekir. Şimdi ruhta kemal olursa Mevlana'mızın bu hususta bir sözü var. Demiri ayineleştirmek diye bir ifadede bulunuyor. Hani demiri hassas bir hale getirmek, hassas bir hale getirmek, kıymetini arttırmak. Siz buyuruyor şu cisminizi letaiflerle hassas bir hale getirin. Çünkü vücutta mevcut olan çok önemli noktalardır.
Ve sonra yine Rabbimizin ayet-i celiliyle, Bakara Suresi otuzuncu ayet-i celilelerine ifade buyruluyor. Bunları biz verirken asıl düşündüğümüz bir husus var. Cenabı hak insanı yaratıyor, aynı zamanda onunla münasebet kuracak yerleri de lütfediyor. Mesela gönül, beni ne yer aldı ne sema aldı, Kamil müminin. Halbi aldı buyuruyor. Bak Cenabı hakk'ın her an burada Hace Ubeydullahi Ahrar Hazretleri'nin hayatında çok güzel bilgiler var. İnşallah hata olmaz. Üstatlarımızdan biri. Buyuruyorlar ki Cenabı hak günde üç yüz altmış defa tecellide bulunur. Üç yüz altmış defa tecellide bulunur. O tecelli nurdur. İnsanın kalbi tarif edilmez, yaşayan kimselerimiz bilir, beden de değişir. Üç yüz altmış tecelli varken biz bunun gün içerisinde kaçından haberdar oluyoruz? Kaçından haberdar oluyoruz? Hiç haberdar oluyor muyuz? İnşallah. Dualarınızda Cenabı hak bizlere de ihsan buyursun.
O tecelli olduğu zaman vücut adeta ortadan kalkar. Vücudun yok zannedersin. Öyle bir nur zuhur eder ki yillarca yapılan taatten çok üstün bir hal, hasıl Demek Cenabı hak insanda alaka kuracak merkezler lütfediyor kalbe. Sonra Gaf suresinde geçer essemle ve nahnu, akrabu ileyhim min havlill veriyd. Biz kulumuza şah damarından daha yakınız. Bunu çok değişik şekillerde izah buyururlar. Bir tanesi de bir telefon gibidirler. Alıcı verici. Ha, en güzel tarif bu. Alıcı ve verici. Verici her zaman hazır. Şimdi alıcıda, sıkıntı bizlerde. Bu çokça misal veriyoruz, diyorlar da bazen telefonlarımız çekmeyi veriyor. Diyoruz ki biz işte Toros dağlarının arasından geçiyoruz, o dağlar bizim vericiyle alakamızı kesiyor. Aynen bunun gibi işte bizim nefsimizin arzu ve istekleri. Nefsaniyetten en önemli noktalardan birisini diyeceğim, bunu yazacaksınız, yazacağız. Emretmiyorum sadece duanızı almak için.
Nefsaniyetten kurtulmadıkça biz adım atamayız. Nefis, mutmainne haline gelmedikçe mümkün değil. Nefsin tasallutu altında bulundukça adım attığımı zannetmeyelim. Suretabi amel, suretabi ama ruh bizde galip olursa o zaman insan Cenabı hakk'ın gören gözü, içten kulağı, kavralayan eli yürüyen ayağı olurun. Bu meydana gelir. Biz bunun derdine düşeceğiz. Hiç şunun bunun değil, bu derde düşersek şu bana şöyle etti, bu bana böyle etti, şurada şöyle oluyor, burada böyle oluyor, şu şunu dedi, bu bunu dedi dedemin dediği gibi kıylukal kalpten geçmeyen derviş mi olur? Geylukal dedikoduda bundan tamamen uzak, ben nasıl olacak da ruhumu şu vücutta hakim kılacağım diyeceğiz? Çünkü Cenabı hakk'ın bizzat münasebet kuracağı yerler var. Ne demek Rabbımızla bir münasebet kurabilmek? Şimdi erişemediğimiz için buna biz, erişemediğimiz için bilemiyoruz. Ama erişenler şunu söylüyorlar.
Diyorlar ki bir an Cenabı Hak'tan gafil olmak bize cehennem ateşinde yanmaktan daha sıkıntılı diyorlar. Hani Rabbimiz da nasıl bir münasebet? Mesela Cafer-i Sadık, Cafer-i Sadık Gaddesallahu Sırra büstazımız. Ben diyor Kuran-ı Kerim'de bazı meseleler olur. Onları diyor çözemem. Çözemediğimde, çözemediğimde derhal diyor derhal Rabbi Zülcelal'imize dönerim, dönerim ve halimi arz ederim diyor. Mevlamız da nur şeklinde o çözemediği meseleyi gönlüme indirir diyor. Buraya bir kimse gelmiş, aydınlı şeyhtirler kendisine. Bu Hızır Aleyhisselam'la da çok alakalı. Hızır Aleyhisselam diyor ki, Mehmet Efendi seyri sucukta görmeniz gerekir. Böyle beş detayif alemi emirden kalp, ruh, sır, hafi akfa. Beşi de halk alemi, dördü su, hava, ateş, toprağı, bir de nefis on. Bu detayifleri kendisine bir yer gösterilir Adanalı, Hasan Efendi Hazretleri o gösterilir.
Fakat Hasan Efendi Hazretleri'nde velinin velilerde iki hal görülür. Birisi Cemal sıfatının tecelli ettiği kimseler, bir de Celal sıfatının. Celal sıfatı tecelli edenler de bir hiddet olur dinimizden. Bir gayret, bir çaba. O dini meselelerde çok şiddetlidirler. Bu cemal yönü galip olanlar da daha bir halim meselelim. Bu köylü kentli develerin peşinde bir türlü dediğini anlayamaz. Anlayamayınca da Efendi Hazretleri bazen hiddetlenir. Diyor ki efendim bana biraz hiddetli davranıyor, Yahya Ala Hasan Efendi'yi duyuyorum, o çok halim selimmiş, müsaade edersen oraya gideyim diyor. Üstadımıza geliyor. Bunu ne için anlatıyorum? Geliyor, üstadımızdan letaif derslerini görüyor. Bu kimse burada ders okutan Hasan hocamız Rahmetullah Ali bazen diyor meseleleri çıkaramazdık. Hemen diyor avcunun içine bakardı, Allah'ıma salli der. Hocam bu mesele şu şekilde, demek ki Rabbımızdan bir ilim alıyorlar.
Cafer I Sadık hadte sallallahü sırrı deyince bazı notlar almışım. Efendimiz Hazretlerinin çok güzel sözleri var tabii. Ve tacilehu ifade etmiş. Artık neyi kastediyorsa kendinin yapmış olduğu ameller olabilir. Gözünde hep küçük bölünüyor. İnsanların kusur ve hatalarını örtüyor. İbadetle taahhütte de tacili var diyelim mesela. İnşallah hata etmeyiz. Mübarek bir veli. Şimdi Cenabı Hakk'ın bizimle kurmuş olduğu ne var? Noktalar var kulunu. Her zaman Cenabı hak yad ediyor. Bunun uzun olduğu için aldığım notlar çok uzun bu konuda. Mesela beş vakit bizi Cenabı Hak ibadet ve taate ne yapıyor? Davet ediyor. Mevlamız bizi huzuruna davet ediyor günde beş vakit. Sonra bunun yanında nafile taatlerimiz var. İşte ömürde bir hac ile Rabbimiz davet ediyor. Zekatla vesaire pek çok almışız bunu, bitmez.
Hiçbir zaman unutmamamız gerektiğini Rabbimiz zaten kulunu her zaman Cenabı hakk'tan bunda ifadede zorlanıyorum, gözünün önünde diyeceğiz de denmez ya bu, Allah'ımızın her an huzurundayız. Şu Ayet-i celleye yeter. Ve huve makum ey ne makunküntüm. Siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir. Biz buna her zaman diyoruz, bu bizde zahiridir. Şu değişimi zahiridir. Yani kabukla meşgulüz, anlayacağımız o. Cenabı hak bizimle beraberdir derken biz daha kabuktayız. İşin özüne inmiş değiliz. İşin özüne nasıl ineceğiz? Şöyle ineceğiz. Rabbımızın bizimle her an beraber olduğunu kalp bilecek, gönül. O zaman zahirde kalır. Mesela yağmur yağar da toprağın tabanına inmez, yüzünde kalır. Buna benzer birçok misaller verilebilir. Daha Cenabı hakk'ın kuluyla münasebeti bir Allah'ın sevgili kulu yalnız yaşarmış. Demişler ki neden böyle yapayalnız duruyorsun, senin hiçbir arkadaşın yok mu?
Hayır demiş ben yalnız değilim. Rabbimiz ben beni zikredenle beraberim buydu bende bir yalnızlık diye bir şey yok diyor. Ne kadar etrafımız dolu olsa bile asıl yalnız biz. Nasıl biz bu garipliğe gidereceğiz? Mesela bizim bizzat görüştüğümüz kimseler var, layık değiliz ama onlar bizim ıslahımız için yol gösteriyorlar. Cenabı hak itaat etmeyi, sözlerini tutmayı nasip buyursun. Cenabı Risalet Penah Efendimiz'le sallallahu aleyhi ve sellem aramızda hiçbir perde yok dediler. Bunlar ne denir, ne edilir anca şunu diyebilirim kıyametin alametidir, azizler zelildir, zeliller de azizdir diyor kitaplarda. Sizi tenzih ederim tabii. Tabii. Sonra bütün kainat Cenabı Hak'la alakalı, bütün kainat. Biz çok misal veririz de bir değişik tarzını söyleyeyim. Bir gencin secdeye varış hali var. Secdeden de kalkmamış. Hatta çekinmişler, demişler ki acaba bu ruhunu mu teslim etti?
Zorla kaldırınca ağlayarak kalkmış. Ben demiş yerin ve Sema'nın konuştuğunu işitiyordum. Yer ben bu zalimleri artık tartamam. Sema da ben bunları gölgeleyemem. Çünkü yaratılış amacı var. Allah'ımıza kulluk görevini yerine getirmesi için mesela hilafet görevi verilmiş insana. Bu hilafet görevi Cenabıhak'ta vekil olma tarzını şu şekilde düşüneceğiz. Yoksa itikadi bir hata olur. Allah'ın adına hükümlerinin gerçekleşmesi için varız. Bizim işte efendim biz nasılız, biz ilerleyebiliyor muyuz, ne durumdayız? Buradan ölçeceğiz. Onun dini hususundaki gayret ve çabamız ne kadarsa bizim kıymet ve değerimiz o kadardır. Eshamle. Hiçbir varlık yoktur ki Cenabıhakk'ı zikretmez. Allah'ımız en çok Davut Aleyhisselam'a unutuyor buyuruyor. Bunun için de Rabbimiz Kuran Azimüşşan'da onlar lav, boş söz ve boş işlerden uzaktırlar buyuruyor. Yine Cenabı hak esrarı feiza ferautte zikrettiniz, yoruldunuz.
Yorgunluk olmaz da bizim gibi insanlar yorulur. Yoruldu diyelim, fen sap tekrar hayırlı bir iş ile meşgul ol diye buyuruluyor. Daha Cenabı hakk'ın bizimle kurmuş olduğu münasebet en önemli noktalardan birisi bu. Biz buna yaklaşmış değiliz. Allah'ımız bizden haberdar ama biz ondan ne kadar haberdarız, mühim olan o. Bunu konuşuyoruz biz burada. Bu nasıl olacak? Kalbimizin hissetmesi ile olacak. Azalarımızda o yolda olacak. Nasıl hissedeceğiz, biraz izah et derseniz, bu bize Enfal Suresi'nde Cenabı Hak buyuruyor Enfal Suresi'nde Suresi'nde tecelli etse bunlar bizle. O kimseler ki o kimseler ki gerçek müminler Allah anıldığı zaman Allah denildiği zaman celle celalühü, yürekleri ürperir. Bu oluyorsa içimize geçiyor demek. Mesela namaza durduk.
Namaza durduğumuzda kıyamında da rükuunda da secdesinde de gönlümüzün kıyamı, rüku ve secdesi, ruhumuzun da biz bedenen Allahu Ekber deyince ruhun da Allahu Ekber demezdir. Olur mu bu? Amenna a'sedlakla, mümkün. İşte iş burada. Biz yapıyoruz da mesela Arifani ilahi diyorlar ama diyorlar ki yaptık ama inbi ilahide makbul mü demelerinin sebebi bu. Bu. Yaptık diyorlar ama kabule karın oldu mu? Tesseri bu noktada. Cenabı hak zikrolunduğu zaman yürekleri ürperir. Kalpte bir heyecan, kalpte bir ilahi korku, ilahi bir muhabbet hasıl olacak. Bir yerde sossa yine yeter diyeceğim ama az ile yetinilmez çünkü Cenabı Hak'ta nimetin tamamı istenir. Allah-u Zülcelal'de nimetin tamamı istenir. Bu ilahi bir nimettir, kalbin hissetmesi. Mesela telefon açıyoruz, mesaj çekiyoruz, sohbete gel, gelmiyor. Bundan işte. Kalpte yok, kalbimizde yok. Gönülde bir sevgi yok, muhabbet yok.
Rabbimiz anıldığı zaman bir ürperti yok. Bu olsa sen aramadan o seni arar zaten, yok. Yine efendimizin şiirleri hatırıma geliyor. Kulak versen düşüne işte diyor detayiften balım yok. Diyor sen diyor onun döş alemini şöyle nasıl zikrediyor mu, detayifler desen diyor. Bir haber Ayet-i celileler okunduğu zaman imanlarını artırır. Onu hisseder o, derinden hissederim de. Olduğu zaman işte bu. Allah'ımızın her an bizimle beraber ama o beraberliğini gönlümüzün hissetmesi. Mesela beyin bunu hissetse ne olur? Beyin bunu hissetse hiç kötü bir düşünce onun semtinden de geçmez. Bunu çok zor duyarsınız Esadi Erbili Hazretleri, melun diyor şeytan benim ihvanımın semtinden geçmez. Ama şeytanın aldatmaları gönülde atılmıyor, yapmıyoruz. Diyelim ki elhamdülillah biz kötülüğü işlemiyoruz ama kötülükler kalbimizden de çıkmıyor. Çıkmıyor. Hala hayvani duygular, şehevvi arzular gönlümüzden bitmiyor.
Bu bitecek. Bunu buyuruyor, Esati El-Bida Hazretleri, semtinden bile geçmez demesi İhvanımın, gerçek olan evlatlarının, hava-ı dir derler buna, hiç bunlar onda belirmez, yaklaşamaz bile. Bugün bazı misaller veriyordu. Altun kaynak tutar mı teneke ile diye, onu konuşuyorduk. Mümkün değil. Eğer gönlümüz Allah'ımızın zikri ile yirmi dört ayar altın gibi nur gibi parlayacak olsa kibir ona katiyen ilişemez. Ona dünyanın arzusu isteği bitmez, on beş tane nefsin heva, arzu ve istekleri var. Hiçbirisi ona kaynak olamaz, mümkün değil. Şu mu? Semtinden de geçemez onu. Ebu Said Harraz diye bir zat ver bu melun'u görmüş, asasını kaldırınca diyor ki ben senin asandan neden korktuğum yok. Kalbindeki irfan nuru ben ondan korkuyorum diyor. Kalbindeki irfan nurundan korkuyorum diyor. Beni asandan neden korkar zannetmemesin benim asıl korktuğum senin kalbindeki onurdur diyor.
Şimdi biz nasıl ki arı ne yapıyor? Peteklere, peteklere çiçeklerden almış olduğu öz ile balı indiriyor. Biz istiğfarı okurken Allah'ımızın bağışlama vufran balını gönlümüze indirebilmek, asrılam. Tevhidi okuduğumuzda tevhidin, tevhidin Allah'ımızın orada bir olduğunu, her şeyde bir olduğunu, onun İhlas suresinde geçen esasların zuhurunun nurunun gönle inmesidir. Salatu Selam'da Efendimizle buluşmanın nuru sallallahu teala aleyhi ve sellem, Zikrullah'ta öyle murakabelerde öyle. Eğer bu nur, bu bal inerse o zaman bir değer icap eder, değer ifade eder misin? Yoksa bizim gibi kalırız. Allah'ımızın kuluyla münasebeti nedir? Eshabü'l-küruniye kürküm. Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Ve şükürulive la tekurun. Bana şükredin ama nimetlerime karşı nankörlük yapmayın. Mesela hilafet sıfatını de anlatmıştık ya biraz layık olunmeyerek.
Burada Rabbi Zülcelal'imizi andığımız zaman onun anışı nedir ve bunu hissediyor muyuz? Mühim olan bu. Bunda yoğunlaşacağız. Diyeceğiz ki Allah'ın Kuran Azimüşşan'da, Bakara Suresi yüz elli ikinci Ayet-i Celile'de beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Senin bizi zikrettiğini acaba hissedebiliyor muyum, edemiyor muyum? Edemiyorsak düşüneceğiz. Acaba nedir? Acabası şudur, kabımız delinmiş de ondandır. İçinde su tutmuyor, kap delik. Gönül kabımız mesela şehevi bir arzuyla baksak o gönül kabı deliniyor. Beynimizdeki düşünce bir hasetliktir, bir hıyanettir, Allah korusun, demek istemeyiz ama anlaşılsın diye delinecek olsa içinde su tutmaz o. Elimizde de öyle gözümüzde kulağımızda bütün azağımızda kalp havuzu eğer delinecek, yarılacak olursa içinde su tutmaz. İşte ben bu kadarı ibadet ediyorum da bir değişiklik olmuyor, bu bize çok geliyor.
Efendim diyor hiçbir tesir etmiyorum, ben zikre oturuyorum diyor. Zikirde ne de hiçbir haz, lezzet diye bir şey yok diyor. Mesela ağlayanlar olur, benim gözümden yaş çıkmaz, gönlümde bir nedame olmuyordu, tesir etmiyordu. Kab delik. Kabımızı sağlamlaştıracağız. Nasıl sağlamlaştıracağız? Bu nefsimizi tezkiye ile olacak. Nefsimizin irşad ve ıslahıyla mümkün olacak. Yoksa tutmaz. Ruhi gelişim de olmaz. Bak bunlar biiznillahi teala tek tek tek tek sıralandı. Bizim burada bir hasta vardı. Hiç tedavi olamaz. Hastalığı arttıkça artıyor, arttıkça artıyor. Bir gün vardım. Ben tedavi oldum senin ve tedavisini şöyle anlattı. Benim hastalığım dedi belli oldu. Hastalığım belli oldu, ben dedi iyi olurum. Çünkü tedavi ona göre ilaçlar verilecektir dedi. Şimdi bizim hastalıklar belli oldu. Ne yaparız? Biz Ehlullah'ın burada arz edilen hususlara dikkat edersek tedavi oluruz. İşte tedavi bu.
Evet, fevkuruni'yi bilcenen ama içten bir zikir, gönülden yana yana bir zikir. Belki ikamda olmayacaktır ama gayret göstere göstere göstere bu zuhur ölecektir. El korkun bin ni'meti şuhudu velayen, çok yüksek perdeden geliyor. Bunu biz şöyle algılayalım, imrenme cihetiyle. Çünkü yok bu bizde. O şuhud ne demek? Şuhud her an Rabbimizle bir o. Ona dünyaymış, dünyaymış, ahiretmiş hiç farkı yok. Şöyle bir semaya baksa gözünün yaşı durmaz onun. O semadaki Allah'ımızın esrarı gözüne görülmeye başlar. Ama içten yaparsak budur. Felcruni bil gulu gönülden zikredersek, el kurkum bikeşfil hucuk, Allah'ımız kendisiyle kul arasındaki perdeleri kaldırır. Eğer tevhid ve imanımızın hakikatine erişmek suretiyle yapabilirsek cennetlerde hatta cennetlerin üstünde nimetler bağış olunur. Felcuruni bir şükür eğer şükrün anlamı taattir zaten. Şükrün anlamı taattir. Eğer şükrünü de yaparsak el kurkum bil ziyade.
Allah'ımızın vermiş olduğu nimet, maddi nimetler var, manevi nimetler var. Şükrettiğimiz zaman o nimet ziyadeleşir. Fel kuruni ala vahrillah el kurkum fi baknia. Eğer biz şu dünya hayatında daha nefeslerimiz mevcut iken, şu hayat rüzgarı başımızda eserken Rabbımızı zikredersek Rabbımız da bizi celle celalühu habre girdiğimiz zaman hesabımızda bizi hatırlar. Bir de Rabbimizin itibar gitmediği kimseler var Kuran-ı Kerim'de. Rabbimiz değer vermiyor. Bu çok tehlike. Bu amelin hapt olunması demek, kabul olunması demek Allah'ımız onlara itibar etmiyor. Bu çok tehlike, Rabbimiz korusun. Siz dünyada zikrederseniz ektiğinizi yarın orada biçersiniz, buyruluyor. Eğer burada ibadetlerde bulunursak ezkurkun bil muvafakat, affıyla, mağfiretiyle bizi zikrediyor. Yani yuhiyehu hayaten hayaten tayyibe. Bu hayaten tayyibe şeyde geçer Nahl suresinde geçer.
Bu hayaten tayyibeyi belki basit ifadede bilirler, onlara her nefesinde değişik bir ruhi alemler zuhur eder bunda. Eğer diyor yalnız başına zikrediyor, bazen de toplu olarak zikrediyor, öyle zikrederse ben kendi nefsimde zikrederim onu yalnız başına zikrettiğinde. Topluluk içinde olursa o topluluktan daha hayırlı olan bir cemaat içerisinde melekler. Cenabı hak meleklere göstererek işte bak kan dökecek, fesat çıkaracak diyordunuz. Şimdi kullarım beni anıyor diye siz rahat olduğunuz zaman da şöyle her işiniz rahat, o rahatlık anında zikrederseniz el kurkum fihsildeti vel bela sıkıntılı zamanınızda da Cenabı hak sizi zikreder. Felkuruni bir teslimi varrola çok önemli hususlar. Teslim dediğimiz zaman İbrahim Aleyhisselam. Rıza dediğimiz zaman yine Allah'tan gelene gönül olarak razı olmak, her şeyimizde teslim olmak el kürküm bihüsnit tedbir ve lütufil gada.
Allah'ımız ona lütuf ve ihsanıyla veren güzel şekilde onun teslim olması ve razı olmasının neticesi ikramlarda bulunur. Bunun meyvelerini artık tadar, teslimiyet ve rıza meyvelerini tadar Allah'ımız. Bunların çünkü bir bedel ödeniyor. O bedel ödendiği zaman Allah'ımız öyle bir Rabbi Zülcelal ki öyle bir merhametli ki bir olan taatimize on misliyle ehlullah için de bunları yerine getiren hayırlı kullar için için de ölçülemeyecek şekilde ihsanda bulunur. Kim beni aşkla ve muhabbetle zikr eder anarsa. Ama içinde aşk var. Böyle muhabbet var, doyamıyor. Böyle bir hal doğruysa el kurkum billi sali vel hurbe, Allah'ımız kendisine yakınlaştırır ve vasıf kılma nimetiyle ki en büyük gayemizdir. Kim Allah'ımıza yönelerek onu yönelmek suretiyle anarsa Allah'ımız bağışlamakla, kim yalvarış ve yakarışla eğer beni anarsa el kurkum bilaka bende ikramımla. El kuruni bis sual, el kurkum bin neval.
Eğer benden talepte bulunursa ben ona nimetlerimi yağdırırım. Burada zikrin çeşitleri üzerinde durulmuş. Biz geçelim isterseniz kısaca söyleyeyim izah etmeden. Zikir üç şekildedir. Dilin zikri fakat sır, ve ve zikrrul gafili bu gafillerin zikredilir. Sadece dih oynuyor. Ve zikrrul lisan vel kalp, hem dil hem kalp, ve ve zikrrusa girin bu yol alan insanların. Bu yolda artık adım atıyor. Kalb ile gönülden zikilenler, muasır Rabbimize erişenlerin haldir. Evet, en kıymetli amellerdendir. Allah'ımıza kavuşturacak en kısa yollardan birisidir. Mesela bu zikirlerin misalleri verilmiş. Tesbihtir, hamdtir, la havle vela kuvvete illa billah demektir. Salatü selamdır, tehlildir, tekbirdir.
Felcrunni bit tezellül, kim çok mütevazi bir şekilde zikrederse, erkürkun bittefakdul, ben ona faziletlendirmekle böyle yıkık bir gönül, böyle övünme, iftihar yok da mahzuniyet içerisinde Allah'ımız ona lütuf ve ihsan ile, dil ile zikrederse Allah'ımız ona gönülden zikretme nimetini bağışlamak suretiyle, siz eğer kalbinizden Allah'ı zikrederseniz, size vereceğimi mutlak üzerimize hak olur, yerine getiririz. Fel kuruniye alel babi min haytul hidme, her yönden dinimize hizmet etmek suretiyle zikrederseniz, el kurbun bilice bir aladi satil kurbe, bir kemalin niame, nimetin kemaliyle ve onu kendime yakınlaştırmak suretiyle zikrederim. El kuruni bir tasfiyeti sır.
Kim gönül aleminin temizliği, onu temizlemek suretiyle zikrederse, tevfiyetil bir, ben ise ona iyilik yapmak suretiyle felturuni bil cehdi ve laane kim gayret ve çaba ile beni zikrederse, el turkum bilcudi vel at'a cömertliğimle, ikramımla hiçbir nedametin fayda vermediği günde ona yardım etmek suretiyle anarım. Eğer o beni bir vasfüsselame, selamet vasfı ile zikrederse. Benim korkumu taşıyarak zikrederse, Ayet celiler geliyor. Rabbi Zülcelal'imiz ona uhrevi ve ulvi Rabbimiz katındaki nimetlere karşı Allah'ımızın yanında olan değer verdiklerine değer verdirmek suretiyle anarım. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.